Veliaht prensler veya hanedan mensupları, tahta Orta Asya: Yaşam ve Coğrafya yakınlığına göre imparatorluğun doğu ve batı yarısının
Tarihimizdeki ilk yönetim yapıları göçebe devletlerde başına atanıyordu. Hun toplumu bu iki kanada ayrılan görülmüş ve yaklaşık üç bin yıl önce yaşayan tarım toplam yirmi dört kavimden oluşmaktaydı. Devlet teşkilatı toplumlarının sınırlarında kayıtlara geçirilmiştir. toplumla özdeşleşmiş ve adeta sürekli seferde olan bir Eski Türklerin yaşam biçimlerine ve Orta Asya tarihi ordu görünümündeydi.
içindeki yerlerine tarım topluluklarıyla kurdukları Günümüze kadar ulaşan kral mezarlarından çıkarılan ilişkilerden ve yerleşik hayata geçildiğinde üretilen yazılı bronz kabartmalar, yeşim taşları, ipekli dokumalar, renkli kaynaklardan ulaşılmaktadır. kumaşlar, taşkın bir fantezi ve canlılıkla işledikleri geyik
Eski Türklerin geçim kaynağının temelini Göçebe ve koç figürleri Hun imparatorluğunda gelişmiş çobanlık oluşturmaktadır. Yasam biçimini de belirleyen zanaatçılığın en güzel göstergeleridir.
göçebe çobanlık, hayvanların evcilleştirilmesiyle beliren Gerek veraset sorunları gerek kavimlerin merkeze üretim ve yasam biçimidir. İklimsel koşulların isyanıyla parlak günlerinden uzaklaşan Hun’lar, Çin’in değişkenliği ve çayırlık alanların sınırlılığı, göçebeliğin müdahaleleri ile kısa sürede dağılma noktasına geldi. Bu hayat tarzını belirlemektedir. dağılmalar, devlet aklına ve veraset sistemine keskin Canlı hayvan ve hayvan ürünleri karşılığında Çinliler’ den prensipler getiren Fatih Kanunnamesi’ne değin, İslamiyet tarım ürünleri alan göçebeler, ticari bir döngüye dahil öncesi ve sonrası Türk devletlerinde pek çok defa olmaktadır. Orta Asya siyasi tarihinde meydana gelen yaşanacaktır.
savaşların bu dolaşımda meydana gelen aksaklıklar ya da Türklerin bir kez daha devletli toplum olarak sahneye anlaşmazlıklar sebebiyle cereyan ettiği görülmektedir. çıkması 500 yıl sonra Göktürklerle mümkün olmuştur.
Tarımsal üretimin sağlandığı topraklar dar noktalarda Varlıklarını kısa surede kabul ettiren bu yeni halk yoğunlaşırken, gelişen hayvansal üretim çok daha geniş kendilerini “Kök-Türk” yani “mavi-kutsal” olarak ifade topraklar üzerinde ancak yapılabilmektedir. Bu durum etmişler ve soylarının Hunlara dayandığına inanmışlardır. paylaşım mücadelesine ve savaşçı bir karaktere davetiye Soylarını efsanevi ögelerle anlatmayı seçen Göktürkler, çıkarmaktadır. Mücadele alanının genişliği, anlık hava kurucu ataların dişi bir kurt tarafından yetiştirilmesi değişimleri ve düşman baskınları nedeniyle bozkır söylencesine inanmış ve devlet sancağında kurt motifine toplulukları için at hayatin vazgeçilmez bir parçasıdır. yer vermişlerdir.
Benzer gerekçelerle çadır ve at arabaları konaklama Ötüken adı verilen nehirler ve ormanlarla çevrili kuzey biçimleri olmuştur. Moğolistan bölgesi, en başından itibaren imparatorluğun
Coğrafyaya hakim olan düzensizlik ortamı, aileleri esas merkezi olarak sivrilir.
kabilelere, kabileleri de boylara doğru sürüklemiştir. Otlak Devletin sınırlarını ve hazinesini büyüten Göktürkler, ve sürülerin korunması ihtiyacı kabileleri bir araya Afganistan platolarına yayılarak Sasaniler’e (İkinci Pers getirirken bu birliktelikler daha karlı ittifaklar sebebiyle İmparatorluğu da denen İran Devleti) komşu olurlar ve uzun soluklu yapıları engellemiş bu sebeple bozkır yönetimden edebiyata pek çok sahada onlardan üzerinde kalıcı devletler kurmak zorlaşmıştır. etkilenirler.
Türkler Tarih Sahnesinde İpek Yolu gelirlerinin paylaşımında yaşanan Türklerin tarih sahnesinde ilk defa ne zaman yer aldıkları anlaşmazlıklar nedeniyle Sasanilerle karşı karşıya gelen tartışmalı bir konu olmakla beraber Türkçenin M.Ö. 3000- Göktürkler, Bizanslılarla sağlam bir ittifak kurmuşlardır. 500 arasında konuşulduğu bilinmektedir. Bu tarihlerde Çin Göktürklerin üçüncü nesilden itibaren Doğu ve Batı kaynaklarında Türk topluluklarını işaret eden satırlara arasında Hunlardan aşina olduğumuz veraset sorunları rastlanmaktadır. yaşanacaktır. 650’lere gelindiğinde Çinli bürokratların akıllı manevraları, Göktürk imparatorluğunun sonunu İlk devlet örgütlenmesi, Çin istila hareketleriyle mücadele getirmiştir. eden Hunların lideri Mete tarafından, çevre boy ve klanları kendi liderliği altında toplayarak imparatorluğu İlteriş, 680-691 yılları arasında kendisine kağan unvanı ilan etmesiyle gerçekleşmiştir (M.Ö. 210-174). kazandırmış ve Türkleri bir kez daha Moğolistan’ın Kişiye/hanedana sadakat ekseninde bir araya gelen bu ilk hakimi kılacak olan ikinci Gök-Türk veya kitaplarda siyasi örgütlerin en önemli özelliği; yüksek bir disipline ve geçtiği ismiyle Kutluk İmparatorluğunu kurmuştur.
tamamen askeri bir yapıya sahip olmasıydı. Bir kere daha devletin sonunu getirecek veraset
Hun kağanı kendisini Çin imparatoru gibi “Göğün Oğlu” yasalarının işletildiği görülmektedir. Ülke içinde göçebe saymaktaydı. Bu etkili niteleme İslamiyet’e kadar Karlukların ve hemen ardından Türgeşlerin uzun soluklu, neredeyse tüm yöneticilerin başlıca referans noktası sert başkaldırıları Batı Gök-Türkleri hedeflerinden ve olacaktır. gücünden uzaklaştırır. Doğu’da ise tahta silik karakterli bir hükümdarın çıkması, çözülmeye yatkın kabile bağlarını tehdit eder. Sürekli olarak Oğuzlar, Karluklar ve
Çinlilerle mücadele içinde olan üçüncü Türk devletinin Aynı zamanda devletin olmazsa olmaz koşulları olan bu 734 yılında sonuna gelinmiştir ve 741’ de farklı ögelerin neler olduğuna bakalım. karakterleriyle tarih sahnesine çıkan diğer bir Türk İmparatorluğu’nun yani Uygurların kurulmasına yol İmparatorluk İdaresinin Yapı Taşları
açmıştır. İlkeler
Uygurlar, Moğolistan coğrafyasını Karluklar ile paylaşma Oksızlık (Bağımsızlık): Orhon Yazıtlarında geçen “Bey yoluna gitmişlerdir. Eski Türk devletlerinin mirasına sahip olmaya layık oğlun kul, hatun olmaya layık kızın cariye çıkan Uygur hükümdarları, taht merkezi olarak kendisine oldu” cümlesi, kaybedilen özgürlüğe yakılan ağıttır. Ötüken ormanlarını seçerek, Karlukları batının, kendilerini Göçebe-çoban toplumların en başat özelliği siyasi, de doğunun hükümdarı olarak göstermişlerdir. ekonomik veya iklim koşullarında zorda kalındığı takdirde yeni toprak/mekan arayışına girmeleri ama en nihayetinde Uygurlarda en önemli değişim inanç sisteminde kendisine manevra sahası açabilecek bir imkan görülmüştür. Uygurların, Çin toprakları üzerindeki yaratmasıydı. istilaları ve Uygur hükümdarlarının Çin kültürü ile kurdukları doğrudan ilişkiler, önce Maniheizm (Hz. İsa. Uluş (Ülke): Eski Türk imparatorluklarıyla ilgili olarak Zerdüşt ve Buda öğretilerini harmanlayan, Pers İran’ında kayıtlara düsen yaşanmışlıklardan hareketle dönem yaşayan Mani’nin geliştirdiği inanç sistemi) dininin araştırmacıları, ülke topraklarının hanedan ailesine değil, Türkler arasında yaygınlaşmasına daha sonra da resmi din devleti oluşturan tüm halka ait olduğu anlayışının geçerli olarak kabul edilmesine yol açmıştır. Yeni dinin devlet olduğunu ileri sürmektedirler. Devlet, hükümdarın teşkilatına etkisi, Mani rahiplerinin karar alma keyfince idare ettiği bir toprak parçası değil, milletin malı, mekanizmalarına dahil edilmeleriyle artmıştır. devletin temeli ve kağanların korumakla yükümlü oldukları değerli bir emanetti. Uygurları kendinden önceki Türk devletlerinden ayıran başat özelliği yerleşik hayata geçmiş olmalarıydı. Bu Kün (Halk): Eski Türk toplumu özellikle “statü” ve sayede Maveraünnehir Bölgesi’nde İranlılardan gördükleri “servet” kavramları ekseninde incelenmiştir. “Statü” yazıyı kendi dil yapılarına göre değiştirip “Uygur çerçevesinde konuya yaklaşan araştırmacılar, özellikle Alfabesi”ni geliştirmişlerdir. köle sınıfının bulunmadığı bilgisinden hareketle sınıflara ayrılan bir toplumsal yapının oluşmadığı, kişilerin ve bağlı 840’ta Uygurların Kırgızlar önünde başarısızlığa uğrayıp bulunduğu boy, budunların toplumdaki konumunun tarih sahnesinden çekilirken Türklerin devlet teşkilatı, tam devletin kuruluş sürecine yaptığı katkı kadar değerlendiği anlamıyla başkalaşmıştı. ileri sürülmüştür. Ayrıca Oğuzlar örneğinden hareketle “asil kan” veya “ayrıcalıklı soy” gibi anlayışların Devlet Teşkilatının Toplumsal Kökenleri olgunlaşmaması nedeniyle her boyun taht mücadelesine Türk devlet teşkilatının temeli “aile” (aul) ünitesine soyunabildiklerinin altı çizilmektedir. dayanmaktaydı. Çoban hayatı ve mirasla ilgili geleneklerin geniş aile tipinin oluşumunu ve buna bağlı bir Töre (Kanun): Eski Türklerin siyasal hayatında törenin toplumsal yapının oluşmasını engellediği görülmektedir. büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Töreler hem Toplumsal hiyerarşide ailelerin bir basamak üzerinde tecrübelerden/yaşanmışlıklardan hem beylerin/kağanların boylar bulunmaktaydı. uygulamalarından süzülerek yaygınlık kazanmış, mücadelenin hakim olduğu bir coğrafyaya düzen, nizam İmparatorluğa karakterini veren federatif yapılanmanın getirmiştir. Tahta oturan bir kağanın ilk icraatları arasında boylarda başladığı söylenebilir. Boyların bir araya töre yayınlamak veya mevcut töreleri düzenlemek gelmesiyle de toplumsal katmanın bir üst aşamasında gelmekteydi. bulunan ve daha karmaşık bir örgütlenme modeline işaret eden bodunlar meydana gelmektedir. Yöneticiler
Kut’lu Kağan: Tüm zamane devletlerinde olduğu gibi Eski Türkler devleti, “il” ve “el” kavramlarıyla Eski Türkler de tahtın hakanlarında, Tanrı ihsanı olduğunu karşılamıştır. Devlet yapılanması hedefini kıtalar ötesine düşünüyorlardı. Kağanlar, kullandıkları unvanlarda taşıyan bir örgütlenme olarak doğmuştur. Devletten özellikle buna dikkat çekmişlerdir. Eski Türk yoksun kalmayı, başa gelebilecek en büyük felaket olarak söylencelerine göre Tanrı, kutladığı kağanına tüm dünyayı görmüşlerdir. Bağımsızlıklarının ve siyasi vaat etmişti. Türk kağanı hem zaman hem mekan birlikteliklerinin önemine vurgu yapmışlardır. anlamında dünya hakimiyeti için gönderilmişti. Toplumsal tabanın alt sırasında yer alan bey seçimlerinde Kağan’ın bir diğer vasfı, güç sahibi olmasıydı. Tanrı ve karar alma sürecinde gördüğümüz göreli tarafından kendisine bahsedilen bu güç/ savaşçılık yetisi katılımcı/seçimli hava, tepeye doğru çıkıldıkça sayesinde kısa surede başarıya ulaşan hakanın bunun azalmaktaydı. Bu durum özellikle devletin temellerinin bir karşılığında tengrinin yolunda yürümesi, savaşçılığını bu kişi veya bir aile tarafından atıldığı dönemlerde en berrak uğurda kullanması beklenmekteydi. şekilde hissedilmekteydi. İlgili literatür Eski Türk imparatorluklarını özellikle dört açıdan tahlil etmektedir.
Paylaşmak, kağanın en önde gelen erdemlerinden sevdirmiş yöneticiler arasından tayin edilirdi. Tıpkı birisiydi. Orhun yazıtlarında Türk hükümdarının bu kağanlar gibi bulundukları konumun kendilerine tanrı özelliği çok açık şekilde ifade edilmektedir; “[A]ç milleti hediyesi olduğunu düşünüyorlardı. doyuruyor, çıplak milleti giydiriyor, fakir milleti zengin Yine ayni kaynaklarda meclise iştirak eden, “tigin”, yapıyor, az milleti çok kılıyordu.” “külçor”, “apa”, “erkin”, “tudun” ve “il-teber” gibi Eski Türkler, “Gök” kavramına manevi ve siyasal hayatta unvanlara rastlanmaktadır. Bunlar aynı zamanda devletin önem veriyordu. Örneğin kağan çadırının önüne dikilen önemli makamlarında bulunan ve kağanın sürekli yanında tuğ’un dokuz kollu olması, hem dokuz gezegeni hem de olan yetkililere, yani bir bakıma günümüz hükümet göğün dokuz kat olduğunu göstermekteydi. Dünyanın da üyelerine karşılık gelmekteydi. Hanedan üyelerince dokuz bölgeye ayrıldığına inanılıyor ve tümü üzerinde kullanılan üst makamlar verasetle çocuklarına kağanın hakkı olduğu iddia ediliyordu. Devlet devredilebiliyordu ancak aynı durum alt makamlar için teşkilatlarını da yine bu çerçevede ele alıp inşa etmişlerdir. söz konusu değildi.
Eski Türk imparatorluklarında hükümdarlar farklı Buyruk (Kağan’ın Yardımcıları-Bakanlar): Yönetici zamanlarda farklı unvanlar kullanmışlar ancak hiçbiri tabaka kendi içerisinde; (1) kağan, (2) buyruklar ve (3) “kağan” kadar kalıcı olmamıştır. beyler olarak ayrılmıştır. Buyruk, 6-9 kişiden oluşan bir kuruldur ve bir bakıma bugünkü bakanlar kurulu gibi Kağanın tanrı tarafından görevlendirilmiş olması, onun günün meselelerini ele alıp çözümler üretmeye çalışmıştır. yarı-tanrı gibi görünmesine yol açmamıştır, Araştırmacılar Çin kaynaklarından hareketle, başarısızlıklarının sonucu olarak görevden el yazışmalarında bu görevlilerin yürüttüğünü ileri çektirilebilirdi. sürmüşlerdir. Kuşkusuz bu süreçte en büyük rolü kurultay Her buyruk taşıdığı sorumluluğa göre, Buyruk-çor, Çi-si oynamaktaydı. Ancak yaşanan örneklerden bilindiği üzere, İlbeter gibi ayrı unvan almıştır. Buyruk’ların tam olarak kağanların taht sürelerinin başarılarına bağlı olduğu hangi görevler üstlendikleri ve yetkilerinin neleri görülmektedir. kapsadığı bilinmese de kağana karşı sorumlu oldukları ve Toy (Kurultay-Meclis): Eski Türk devletleri, birçok boy onun tarafından bu göreve getirildikleri tartışmasızdır. ve budunun bir araya gelmesiyle kurulan konfederasyon Hatun: Kağanın eşi, karar alma sürecinde en az kağan özellikli organizasyonlardı. Teşkilatın çıkarlar bileşkesini kadar söz sahibiydi. Kendilerine ait otağları ve buyruk’ları en açık şekilde gözler önüne seren unsur ise bir nevi bulunmaktaydı. Protokolde eşlerinin yanında yer alırlar, danışma/istişare kurulu şeklinde hizmet gören toy’lardı. diplomaside elçi gönderir ve kabul ederlerdi. Dönem kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla toy’un yılda üç defa olmak üzere toplanması, törenin gereğiydi. Tarihsel süreç içerisinde diplomasinin doğrudan içerisinde yer alan ya da bizatihi tahta geçen hatunlar görülmüştür. Kağan seçimi, politikaların gözden geçirilmesi ve Hatunların tıpkı kağanlar gibi bir tanrı inayeti taşıdığına belirlenen hedeflere göre yetki dağılımının inanılmaktaydı. Kağanların evliliklerini belirleyen unsur gerçekleştirilmesi hep bu mecliste ele alınan konular siyaset olduğu için kağan eşlerinin güçlü bodunlardan arasındaydı. Tıpkı kağanlar gibi beyler de başarılarına olmasına dikkat edilirdi. Yabancı hanedanlardan stratejik göre itibarları artıp azalmakta, dolayısıyla toy’larda amaçlarla gelinler alınmasına yine Bozkır kağanla olan mesafesi yakınlaşıp uzayabilmekteydi. imparatorluklarında başlanmıştır ancak taht veliahdının İlkbahar toy’una katılım şarttı ve aksi hali, devlete ihanetle Türk soyundan olmasına önem verilmiştir. birdi. Son toy, sonbaharda toplanır ve adeta devletin Tigin (Şehzade): Eski Türk devletlerinde tahta geçme maddi gücünün anlaşılması için insan ve hayvan sayımı usulünün bir sisteme oturtulmayışı, çoğu zaman hanedan yapılırdı. Toy, gerektiğinde ülke içinde anarşiye son ailesi dışındaki bodun beylerinin dahi kanlı mücadelelere vermek için de toplanabilirdi. soyunmasına yol açmıştır. Kuşkusuz sürecin gerilimini en Toyun siyasal karakteri kadar önemli bir diğer boyutu, fazla hissedenler veliahtlar, yani tiginler olmuştur. Bu yasa yapma yani töre koyma yetkisidir. Toy onayı ile durum, daha önce bahsettiğimiz gibi Fatih işlerlik kazanan kağan töreleri, devletin siyasi-toplumsal Kanunnamesi’ne kadar sürecek ve devletleri hızlı bir yapısını şekillendirmekteydi. çöküş sürecine sürükleyecek kanlı veraset savaşlarına neden olacaktır. Devletin kuruluş yasasının belirlendiği ilk toy, en büyük toy’du. Bu toy, gerek çok geniş katılımıyla gerek Tiginlerin idare sanatında tecrübe kazandıkları asıl mevki, hedeflerin tespit edilmesiyle gerekse de bodun ve boyların devletin sağ ve sol kolunda verilen “başbuğ”luk göreviydi. konumunun kararlaştırılmasıyla yukarıda belirtilen Görevlendirme ile beraber kendisine bir tümen de asker toy’lardan her anlamıyla ayrılmaktaydı. tahsis edilirdi. Veliaht olan tigine bazen devleti oluşturan boyların birinin kontrolünün de verildiği olurdu. Kağanın bulunmadığı dönemlerde toy, “aygucı” veya “üge” unvanlı danışmanın başkanlığında toplanırdı. Taşranın tümünü merkeze bağlayan ve yönler üzerinde Aygucı, yetenekleriyle sivrilmiş ve halka kendisini taksime tabi tutulan makamların sayısı, Asya Hunlarında
16, Göktürklerde 28’di. Kağandan sonra en büyük makam devletin sol kolunun idaresinden sorumlu “yabgu”luk makamıydı. Bu makam genellikle kağan kardeşlerine bahsedilmişti. Yabgu; kağana bağlı olmakla beraber, sol kolun idaresinde büyük bir serbestiye içerisindeydi.
Hunların devlet teşkilatında kağanın altında “dört köşe veya boynuz” ile “altı köşe veya boynuz” isimli üst düzey makamlar gelmekteydi. Dört ve altı rakamları, ana ve tali yönlere işaret etmekteydi. Bu makamlara öncelikle hanedan mensupları ve kurucu bodun başkan ile üyeleri tayin edilmekteydi. Ayrıca her birinin önde gelen bir boyun beyi olduğu tahmin edilen 24 komutan Hun ordusuna hükmetmekteydi.
Göktürkler ve Uygurlardaki devlet teşkilatı, birtakım küçük farklılıklarla Hunların devlet teşkilatıyla aynıydı.
Federasyon Ordusu
Ordu konusunu Eski Türkler bağlamında ele almanın en önemli tarafı, tıpkı devlet örgütünde görüldüğü gibi ordu teşkilatlanmasında da boyların merkezi bir öneme sahip olmasıdır. Bozkır imparatorluklarında ordu sadece egemen boy ve budunlardan oluşmaz, aynı zamanda güçle boyun eğdirilmiş boy ve kabilelerin silahlı güçlerinden destek alırdı. Ordunun en küçük çekirdeği, temeli Mete tarafından atılan onlu sisteme dayanmaktaydı. Ordu, aile, boy ve budun dilimlerine göre taksim edilmiştir. Buna göre bir boyun 1000, bodunun 10000 askerle sefere icabet etmesi beklenirdi. Hiyerarşinin sağ ve sol tepesinde kağan ve yabgu daha sonra sağ ve solda on birer askeri şef vardır.
Ordunun başkomutanı kağandı. Üst yönetimin kademelerini mümkün mertebe hanedan mensuplarına bırakan emir-komuta zinciri, aslında taşra sisteminin de iskeletini oluşturmaktaydı.
Göçebenin Töresi Kentlinin Kanunu
İdari yapının dayandığı temelleri göstermesi bakımından bir diğer inceleme nesnesi hukuktur. Töresini kaybetmiş bir toplum yok olmuş demekti.
Zorlu hayat koşulları toplumsal normları oldukça katılaştırmıştır. “Adalet mülkün temelidir” atasözünün Eski Türklerdeki karşılığı “il gider, töre kalır” idi. En açık şekilde Cengiz Han yasasında gördüğümüz üzere suçlar sert bir şekilde cezalandırılmış hatta ceza, suçlunun akrabalarına kadar genişletilmiştir. Cezaların hepsi bir töreye karşılık gelmekte ve kağandan itibaren boy beylerine kadar tüm yöneticiler törenin icrasından sorumlu tutulmaktaydı. Yargıda son merci kağandır. Son olarak belirtilmesi gereken konu, yönetici zümrenin bu cezalardan neredeyse muaf olduğu ya da ok hafif şekilde kendilerine tatbik edilmesiydi.
Yerleşik hayatla beraber, yani Uygurlarla beraber toplumsal ve ekonomik hayatın çeşitlenmesine koşut şekilde adalet işleri de günümüze yakın bir görünüme ulaşmıştı.