HUK110U-BORÇLAR HUKUKU
Ünite 2: Sözleşmenin Geçerlilik Koşulları-İrade Sakatlıkları-Temsil
Sözleşmenin Geçerlilik Koşulları
Sözleşmenin kurulmuş olması da geçerli olduğu anlamına gelmez. Bunun için geçerlilik şartlarını da taşıması gerekir. Aksi takdirde sözleşme geçersiz olur.
Kesin Hükümsüzlük
Kamu düzenini ilgilendirecek önemdeki geçerlilik şartlarından bir veya birkaçı gerçekleşmediğinde kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımı devreye girer (TBK m. 27).
İptal Edilebilirlik
İptal edilebilirlik yaptırımı, kesin hükümsüzlüğün aksine kendiliğinden değil iptal hakkının geçerli bir şekilde kullanılması sonucunda sözleşmenin baştan itibaren hükümsüz hâle geleceğini ifade eder
Tamamlayıcı Unsurların Eksikliği
Sözleşmenin hüküm ifade etmesi iç sözleşmenin hükümsüzlüğüne neden olan sebeplerin bulunmaması her zaman yeterli olmaz. Bazı durumlarda birtakım tamamlayıcı olguların da gerçekleşmesi gerekir.
Kısmi Hükümsüzlük
Sözleşme hükümlerinden sadece bir kısmının hükümsüz olması kural olarak sözleşmenin diğer kısmının hükümsüz olmasına yol açmaz. “Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
Sürekli Sözleşmelerde Geçersizlik
Sürekli edimli sözleşmelerde borçlar ifa edilmeye başlanmışsa hükümsüzlük yaptırımının uygulanması adalete uygun olmayan sonuçlar doğurabilir. Geçersiz bir kira veya hizmet sözleşmesi birkaç ay uygulandıktan sonra hükümsüzlük anlaşılırsa böyle bir durum söz konusu olur.
Kesin Hükümsüzlük Durumları
Sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açan sebepler; ehliyetsizlik, hukuka aykırılık, kamu düzenine aykırılık, kişilik haklarına aykırılık, ahlaka aykırılık, başlangıçtaki objektif imkânsızlıktır.
Ehliyet
Gerçek kişilerde; ayırt etme gücü bulunmayan, yani makul şekilde hareket etme yetisinden yoksun bulunan kişi tam ehliyetsiz olduğundan (TMK m. 13), böyle bir kişinin yaptığı sözleşme kesin hükümsüzdür.
Tüzel kişilerde, işletme konusu gibi bir sınır olmadığından yaptığı tüm işlemler, ana sözleşmede yazılı işlere bakılmaksızın şirketi bağlar. Bununla birlikte üçüncü kişinin yapılan işlemin şirketin işletme konusu dışında olduğunu bildiği veya bilebileceği durumlarda bu işlemler şirketi bağlamaz.
Hukuka Aykırılık
Konusu emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür.
Kişilik Haklarına Aykırılık
Taraflardan birinin kişilik hakkını ihlal eden sözleşmeler, aslında ahlaka aykırı sözleşmelerin bir alt grubunu oluşturur. Kişilik hakkı genel olarak TMK m. 24 vd. hükümleriyle korunmuştur. Bu hükümler arasında TMK m. 23 özel bir önem taşır. Hükmün II. fıkrasında “Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.” denilmektedir. Hüküm sadece gerçek kişilerin değil, tüzel kişilerin de kişilik hakkını korumaktadır.
Ahlaka Aykırılık
Konusu veya amacı bakımından ahlaka aykırı olan sözleşme geçersiz olur. Bu anlamda ahlak, bir yandan hakkaniyetli ve âdil düşünen bir kimsenin ahlak anlayışını ölçü kabul eden toplumun genel ahlak anlayışını, diğer yandan hukuk düzeninin tamamında içkin olan etik ilkeler ve değer yargılarını ifade eder.
Başlangıçtaki Objektif İmkânsızlık
Kurulduğu sırada sözleşmenin konusunu oluşturan edimlerden birinin ifası objektif olarak imkânsız ise sözleşme kesin hükümsüz olur. Bu yaptırım, imkânsızlığın subjektif olması hâlinde uygulanmaz.
Şekil ve Şekle Aykırılığın Hukuksal Sonuçları
Sözleşmenin geçerliliği kural olarak hiçbir şekle bağlı değildir (TBK m. 12/I) ancak bir kanun hükmü ile şekil zorunluluğu getirilebilir. Kanun böyle bir şekil zorunluluğu öngörmüş olduğunda bu şekil kural olarak geçerlilik şeklidir. Bu şekle uyulmamasının hukuksal sonucu kesin hükümsüzlüktür (TBK m. 12/II). Şekilden kasıt, sözleşmeyi kuran irade açıklamalarının öngörülen şekilde yapılmasıdır.
Şeklin Türleri
Kullanılan araca göre yapılacak bir ayırımda ise adi yazılı şekil, nitelikli yazılı şekil ve resmi şekil olmak üzere üç tür şekilden söz edilebilir.
Yasal Şekil: Kanunla geçerlilik şekli öngörülmesindeki birincil amaç, sözleşme taraflarını aceleyle sözleşme kurmaktan korumak, böylece tarafları sözleşmeyle üstlenecekleri yükümlülükler konusunda uyarmaktır.
Resmi Şekil: Kanunen görevlendirilmiş resmi memur aracılığıyla ve kanunen belirlenmiş usullere göre gerçekleştirilen şekle resmi şekil denir. Noterler veya tapu sicil müdürleri bu şekilde görevlendirilmiş memurlardır.
Adi Yazılı Şekil: Sözleşmeyi kuran irade açıklamalarından biri veya ikisinin yazılı bir metne geçirilmesi ve altının açıklamada bulunan tarafından imzalanması şeklinde gerçekleştirilen şekle adi yazılı şekil denir.
Şekle Uymamanın Hukuksal Sonucu
Şekil kuralını ihlal eden sözleşme kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmuştur (m. 12/II). Kesin hükümsüzlük bir sürenin geçmesi ile düzelmeyeceği gibi sonradan verilecek onayla da ortadan kalkmaz.
Genel İşlem Koşullarının (GİK) Denetimi
Toplumsal yaşamdaki gelişmelerin bir ürünü olan genel işlem koşulu içeren sözleşmeler, klasik borçlar hukuku sözleşmelerinin geçerliliğine ilişkin kurallara tabi olduğu gibi karakteristik özelliklerinden doğan birtakım kurallara ve sınırlamalara da tabidir.
Genel İşlem Koşullarının Tanımı
GİK, taraflardan birinin, ileride yapacağı çok sayıda benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden tek taraflı olarak hazırlayarak karşı tarafa pazarlık şansı sunmaksızın imzaya zorladığı sözleşme hükümlerine verilen genel addır.
Genel İşlem Koşullarının Denetimi
Genel işlem koşullarının denetimi denilince bu konuyu üç ayrı başlık altında incelemek gerekir:
Yürürlük Denetimi
GİK içeren sözleşmede öncelikle yürürlük denetimi yapılır. Bu denetim bize, GİK’lerin sözleşme içeriğine dahil olup olmadığını gösterir. Yürürlük denetiminden geçmeyen GİK, sözleşme içeriğine dahil olmadığından, taraflar açısından bağlayıcılığı söz konusu olmaz.
Yorum Denetimi
Sözleşmede GİK kullanan taraf, karşı tarafı GİK kullandığı konusunda açıkça uyarmış ve kendisine GİK metninden haberdar olma imkânı tanınmış ise artık bunlar sözleşme içeriğine dahil olur yani taraflar arasında yürürlüğe girmiş sayılır. Bu kez GİK’leri yorum denetiminden geçirmemiz gerekir. Bu aşamada, GİK sayılan bir hükmün anlamı açık ve anlaşılır değilse ya da birden çok anlama gelebiliyorsa düzenleyen aleyhine yorum tercih edilir.
İçerik Denetimi
Bu aşamada, GİK’ler arasında dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı taraf aleyhine veya karşı tarafın durumunu ağırlaştıran hükümler bulunup bulunmadığı araştırılır.
İrade Açıklamasındaki Sakatlığın Sözleşmenin Geçerliliğine Etkisi
Sözleşmelerin geçerliliğini etkileyen sebeplerden biri kesin hükümsüzlük hâlleridir. Kesin hükümsüzlük halleri gibi irade sakatlığı halleri gibi sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurur.
İrade Açıklaması ile İç İrade Arasındaki Uyumsuzluk Durumları
İrade açıklamasının sakatlığı, ya iç irade ile bunun açıklanması (beyan) arasındaki uyumsuzluktan ya da bizzat iç iradenin sağlıklı bir şekilde oluşmamasından kaynaklanır. İç irade ile açıklama arasındaki uyuşmazlık istenmeyerek oluşmuşsa açıklamada yanılma (beyan hatası) (TBK m. 31) denilen durum söz konusudur.
Yanılma (Hata)
Taraflardan birinin iç iradesi ile irade açıklaması arasında uyumsuzluk olmasına karşın iki tarafın irade açıklamaları
arasında uyum bulunduğunda yanılma söz konusu olur. Aksi takdirde yani irade açıklamaları arasında uyumsuzluk bulunması durumunda sözleşme kurulmamıştır, yokluk söz konusudur. Yanılmada yanılan taraf ya istemediği hâlde iç iradesine uygun olmayan bir irade açıklamasında bulunmaktadır veya iç iradesi ile irade açıklaması arasında bir uyuşmazlık bulunmamakla birlikte iradesinin oluşumunda etken olan bir konuda yanılmaktadır.
Sözleşmenin Niteliğinde Yanılma: Sözleşmenin niteliğinde yanılma, TBK m. 31/I, b. 1 hükmünde Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa şeklinde ifade edilmiştir.
Konuda Yanılma: Sözleşmenin konusunda yanılma; satılan, kiralanan, ödünç verilen vb. şeyin ne olduğu konusunda yanılgıya düşülmesidir. Örneğin 10 kasa elma satın almak için sözleşme yaptığını düşünen alıcı aslında bu miktarda şeftali için açıklamada bulunursa konuda yanılmış olur.
Sözleşmenin Tarafında (Kişide) Yanılma: Taraflardan biri, sözleşme yapmak istediği kimseye değil de bir başka kimseye irade açıklamasında bulunmuşsa tarafta yanılmadan söz edilir.
Kimlikte Yanılma: Yanılmanın bu türünde sözleşmenin tarafında veya kişide değil, sözleşmenin konusunu ilgilendiren kişide hata yapılır.
Miktarda Yanılma (Nicelik Yanılması): Taraflardan biri sözleşmeyle üstlenmek istediği edimden nicelik olarak daha fazla bir edimi yüklenirse miktarda yanılma söz konusu olur. Örneğin, 10 ton malını 1.000.000 TL’ye satmak isteyen satıcı, kendisine 11 ton için verilen 1.000.000 TL’lik öneriyi kabul ettiğinde miktarda yanılmış olur.
Aracının Yanılması: Sözleşmenin haberci veya çevirmen gibi aracı kullanılarak yapılması halinde, aracı irade açıklamasını yanlış iletmiş olabilir. Kanun koyucu bu durumda da açıklamada yanılma hükümlerinin uygulanmasını öngörmüştür.
Davranışın İrade Açıklaması Sayılması ve Yanılma: Açıklama sayılan davranış, bir sözleşmeyi kuran öneri veya kabul olarak yorumlanabilir. Sonuçta muhatap bu davranışı açıklama saymakta güven teorisine göre haklı sayılırsa sözleşme kurulmuş olur ancak sözleşme açıklamada yanılma nedeniyle iptal edebilir.
Saikte Yanılma-Temel Yanılması: Tarafları sözleşme yapmaya yönelten çeşitli güdüler (saik/motif) bulunur. Bunlar sözleşmenin hukuki anlamda sebebini oluşturmaz ancak bu güdüler, sözleşmenin yapılmasına yönelik iradenin oluşmasında etkili olabilir. Evine bir hizmetçi alan ev sahibi, bu hizmetçinin belirli niteliklere sahip olduğunu düşünür.
İptal Hakkı ve Yanılanın Tazminat Yükümlülüğü: Esaslı yanılgıya düşen tarafa sözleşmeyi iptal hakkı tanınmıştır ancak bunun için yanılgıya düştüğünü anladığı andan
itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde diğer tarafa iptal beyanında bulunması gerekir.
Aldatma
Aldatma, bir kimsenin hukuki bir işlem yapmasını sağlamak için kasten yanıltılmasıdır. Dikkat edileceği gibi, aldatmada iç irade ile açıklama arasında bir uyumsuzluk bulunmaz. Aldatma, sözleşmenin yapılmasına yönelik iç iradenin oluşumuna, hukuka aykırı olarak karşı taraf veya bir üçüncü kişinin etkide bulunması sonucunda ortaya çıkar.
Korkutma
Korkutma, taraflardan birinde, sözleşmenin kurulmasına yönelik irade açıklamasında bulunmazsa kendisi veya yakınlarının başına kötü bir iş geleceği konusunda bir korku uyandırılmasıdır. Tehlike, kişilik hakları (hayat, vücut tamlığı, namus) veya malvarlığı haklarına yönelik olabilir. Kanun koyucu, korkutmayı sözleşmenin tarafı veya bir üçüncü kişinin yapması arasında bir fark gözetmemiştir.
Muvazaa
Sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açan sebeplerden biri de muvazaadır. Muvazaa sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açan sebeplerden farklı TBK m. 27’ de değil, TBK m. 19’da düzenlenmiştir ancak hukuki sonuçları bakımından bir fark yoktur.
Tanım ve Muvazaanın Farklı Türleri: Taraflar gerçekte hüküm doğurmasını istemedikleri bir sözleşmeyi üçüncü kişilere karşı yapmış gibi göstermiş veya böyle bir sözleşmenin arkasında başka bir sözleşmenin hükümlerini doğurmasını amaçlamışsa muvazaadan söz edilir. Tarafları muvazaalı işlem yapmaya yönlendiren çeşitli sebepler olabilir. En fazla karşılaşılan örneklerden biri; alacaklılardan mal kaçırmak isteyen borçlunun, taşınmazını bir üçüncü kişiye satmış gibi göstererek olası haciz işlemlerini önlemek istemesidir. Ancak muvazaalı işlemde çoğu kez bir de gizli işlem bulunur. Bu olasılıkta taraflar, muvazaa anlaşması ile görünürdeki işlemin hüküm ifade etmemesine ilaveten bunun arkasında gerçekte hüküm ifade etmesini arzu ettikleri bir başka işlemi gizler. Bu durumda nitelikli muvazaadan (mevsuf veya nispi muvazaa) söz edilir. Uygulamada muris muvazaası da denilen, saklı paylı mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla görünürdeki satış sözleşmesinin arkasında kayırılan mirasçıya yapılan bağışlamanın gizlendiği olgular bu türün en çok rastlanılan örneğini oluşturur.
Muvazaanın Hukuksal Sonucu: Muvazaanın her iki türünde de görünüşteki işlem tarafların gerçek iradesine uygun bulunmadığından her koşulda geçersizdir.
Muvazaanın İleri Sürülmesi: Muvazaalı işlem kesin hükümsüz olduğundan taraflar her zaman hükümsüzlüğü ileri sürebilir. Hükümsüzlük zamanın geçmesiyle düzelmez.
Muvazaa ve İnançlı İşlem: İnançlı işlemde inanan, sahibi olduğu bir hakkı (örneğin bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını) inanılana (mutemet) devreder. Devrin amacı; devralanın (inanılan/mutemet), devredilen hakkı aralarındaki anlaşmaya göre kullanmasıdır.
Aşırı Yararlanma (Gabin)
Taraflarından birinin zor durumda kalması veya deneyimsiz olması ya da düşüncesizliği karşı tarafın onu sömürmesine yol açabilir. Sömürme, edimler arasında açık bir oransızlık oluşturulması şeklinde ortaya çıkar.
Aşırı Yararlanmanın Objektif Unsuru: Aşırı yararlanmanın objektif unsuru, edimler arasında açık oransızlık bulunmasıdır. Edimler arasındaki her türlü dengesizlik veya eşitsizlik bu unsurun gerçekleşmesinde yeterli olmaz. Oransızlık açık olmalıdır.
Aşırı Yararlanmanın Subjektif Unsuru: Aşırı yararlanmanın subjektif unsuru; taraflardan birinde belirli bir zayıflık durumunun bulunması ve bu durumun, sömürülmesine yol açan sözleşmeyi kurmasının nedeni olmasıdır. Şu hâlde edimler arasındaki aşırı oransızlık (objektif unsur) gerçekleşse bile subjektif koşul gerçekleşmedikçe aşırı yararlanmadan söz edilemez.
• Zor durumda bulunma: Sözleşme taraflarından birinin sömürülmeye elverişli olma durumunu ifade eder. Bu durumda bulunan gerçek veya tüzel kişi, içinde bulunduğu zor durum nedeniyle aleyhine aşırı dengesizlik oluşturan edimi üstlenmekten kaçınamamaktadır. • Düşüncesizlik: İşlerin dikkatsizce, önünü arkasını hesaplamadan karar vererek yürüten kimse düşüncesizlikle hareket etmektedir. Bunun için kişinin patolojik bir durumda bulunması veya mizaç bozukluğunun olması gerekmez. Sözleşme ilişkisi kurulurken herhangi bir sebeple, düşüncesiz ve tasasız hareket ederek edimler arasında kendi aleyhine açık oransızlığa neden olan kimse düşüncesizlikle hareket etmektedir. • Deneyimsizlik: Sözleşmenin kurulduğu sırada sözleşmeyi doğru bir şekilde değerlendirecek, edimler arasındaki dengenin kendisi aleyhine bozulmasına neden olan sözleşme koşullarını idrak edebilecek bilgiye sahip olmama durumudur. • Sömürmenin Varlığı: Yukarıda açıklanan koşullar gerçekleşmiş olsa bile karşı taraf sömürme bilinciyle hareket etmedikçe aşırı yararlanmanın varlığı kabul edilmez. Yani sömüren, karşı tarafın zayıflığını bilmeli ve bundan bilinçli olarak yararlanmış olmalıdır.
Tüzel Kişilerin Aşırı Yararlanmaya Maruz Kalması: Tüzel kişiler de aşırı yararlanmaya maruz kalabilir ancak bu durumda düşüncesizlik ve tecrübesizlik tüzel kişinin organını oluşturan kimse veya kimselerin şahsında
aranacaktır. Zor durumda bulunma ise hem tüzel kişide hem de organ kişide söz konusu olabilir.
Aşırı Yararlanmanın Hukuksal Sonucu: Sömürülen tarafa, yukarıda açıklanan olguların gerçekleşmesi koşuluna bağlı olarak iki ayrı imkân tanınmıştır: 1) Dilerse sözleşmeyle bağlı olmadığını (iptal ettiğini) bildirerek ediminin iadesini veya ifa etmemişse borçtan kurtulmayı talep edebilir. Veya 2) Edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini (uyarlama) isteyebilir ancak bu taleplerden biri keyfi olarak değil durumun özelliğine göre belirlenir.
Temsil
TBK’nın 40-48. maddeleri arasında iradi temsil düzenlenmiştir. İradi temsil bir kimsenin işinin rızasıyla bir başkası için görülmesidir. İradi temsilin doğrudan temsil ve dolaylı temsil olmak üzere iki türü vardır.
Doğrudan Temsil
Fiil ehliyetine sahip herkes bir hukuki işlemi bizzat yapabilir ancak iş hayatının gerekleri, hukuki işlemin her zaman ilgilisi tarafından yapılmasına izin vermez. Bir kişi, çeşitli nedenlerle hukuki işlemi bizzat yapamayabilir. Bu durumda söz konusu hukuki işlemi kendi nam ve hesabına yapacak bir başkasının (temsilci) yardımından da yararlanabilir. Şu hâlde temsil, bir hukuki işlemin bir başkasının nam ve hesabına yapılmasıdır. T, temsilci sıfatını Ü’ye söz veya yazıyla bildirebileceği gibi böyle hareket ettiğini gösteren bir davranışla da bildirebilir. Bu bildirim yapılmadıkça işlem T ile Ü arasında kurulmuş olur ancak bunun iki istisnası bulunmaktadır: 1) Ü, kendisine bildirilmiş olmasa da T’nin TO adına hareket ettiğini durumdan çıkarıyorsa veya çıkarması gerekiyorsa doğrudan temsilin sonuçları yine de doğar. 2) T temsilci sıfatını bildirmese Ü de T’nin TO’yu temsil ettiğini durumdan çıkaramasa bile şayet Ü açısından işlemin tarafının T veya TO olması farksız ise bu takdirde de doğrudan temsilin sonuçları doğar.
Dolaylı Temsil
T, bu sıfatından söz etmeksizin Ü ile işlemi yaparsa; hukuki işlemin sonuçları T’nin üzerinde doğmuş olur ancak T, bu şekilde elde ettiği hakları ve üstlendiği borçları TO’ya naklettiğinde dolaylı veya vasıtalı temsilden söz edilir. Doğrudan temsilde hukuki işlem TO’nun nam ve hesabına yapılırken dolaylı temsilde hukuki işlem temsilcinin kendi namına fakat TO hesabına yapılmaktadır.
Temsil ile Vekâletin Farklı Olması
Temsil yetkisi (TY)’nin tek taraflı bir irade açıklaması ile verilmesine karşılık, vekâlet bir sözleşmedir. Temsilin, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin varlığı veya yokluğunu belirlemek açısından çoğu kez bir önemi bulunmaz. Temsil ancak başka olgularla birlikte sözleşme ilişkisinin varlığını gösterebilir. Sözleşme ilişkisinden söz edebilmek için temsilcinin aldığı yetkiyle bir işi temsilen görme borcu altına girmiş olması gerekir. Bunun için de
tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının varlığı şarttır.
Kural Olarak Şekil Şartının Bulunmayışı
TY’nin verilmesinde kural olarak belirli bir şekle uyulması gerekmez. TY, kanaat verici davranışla da verilebilir. Örneğin bir işin yönetimi kendisine bırakılan kimseye, bu iş için gerekli hukuki işlemleri yapma yetkisi verilmiş olur (TBK m. 504/II). Temsil yetkisi açık bir beyana değil de kanaat verici davranışa dayandırılıyorsa; bu takdirde üçüncü kişinin bu davranışa verdiği anlam korunur. Yani T ile yaptığı işlemin hukuki sonuçları TO üzerinde doğmuş olur.
Temsil Yetkisinin Kapsamı
İradi temsilin kaynağı hukuki işlemdir. Bu nedenle TY’nin kapsamı, söz konusu hukuki işleme yani yetkinin verildiği irade açıklamasına göre belirlenir. Bunun için irade açıklamasının yorumlanması gerekir. Yapılacak yorumda TY verenin gerçek arzusu önemlidir ancak onun iradesi güven teorisine göre belirlenir. Yani T’nin TO’nun açıklamasına güven teorisi çerçevesinde vereceği anlam esas alınır. TY üçüncü kişilere bildirilmişse yetkinin kapsamı bu bildirime göre belirlenir.
Temsil Yetkisinin Sona Ermesi
TY belirli bir süre için verilebileceği gibi süresiz de verilmiş olabilir. Nasıl verilmiş olursa olsun TY her zaman geri alınabilir. TO’nun bu yetkiden feragat etmesi geçerli olmaz.
Temsilcinin Kendisiyle Hukuki İşlem Yapması ve Çifte Temsil
Temsilcinin kendisi ile hukuki işlem yapabilmesi TO açısından tehlike oluşturur. Örneğin TO’nun taşınmazını bizzat T satın alırsa, satıcıyı temsil ederken onun çıkarlarını yeterince koruyamayacağı düşünülür. Bu nedenle TO’nun buna açıkça izin vermiş olması veya temsilcinin kendisiyle işlem yapmasının TO için hiçbir tehlike yaratmaması gerekir.
Yetkisiz Temsil
Temsil yetkisi bulunmayan bir kimsenin bir başkası (TO) adına hukuki işlem yapması yetkisiz temsildir. Yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem, bu işleme onay (icazet) vermesi hâlinde TO’yu bağlar. Onay verilinceye veya onay verilmeyeceği anlaşılıncaya kadar işlemin geçerliliği askıdadır (TBK m. 46).