AÖF Soru Bankası
GİT406U · Ünite 5

Transmedya ve Kitle İletişimi

  • 20 soru-cevap
  • Tasarımda Sıralı Anlatım ve Öykülendirme
1

Kitle iletişimi nedir? Kitle iletişim araçları nelerdir? 

Kitle iletişimi, kamusal, hızlı ve geçici olarak tanımlanabilir. Halkın erişimine açık olduğu için kamu
saldır. Hızlıdır çünkü iletiler izleyicilerin anında ve kısa sürede aktarılması için hazırlanmıştır. Geçicidir
çünkü genellikle alındığı an tüketilmesi amaçlanmıştır. Bireyler arası ve kitleler arası iletilerin geniş kesimlere ulaştırılmasını sağlayan iletişim kanallarıdır. Geçmişten günümüze kadar yaygın olarak kullanılan kitle iletişim araçları; dil, posta, telgraf, telefon, faks, gazete, radyo, televizyon ve internettir.

2

Kitle iletişim araçları ve izleyicisinin temel özellikleri nelerdir?

  1. Kitle iletişiminin izleyici kitlesi görece geniştir. Sadece belirli bir gruba değil, yerel, bölgesel, ulusal, uluslararası topluluklara seslenmektedir.
  2. İzleyici kitlesi, farklı toplumsal kümelerden gelen ve çeşitli özelliklere sahip bireylerden oluşan benzersiz bir topluluktur.
  3. İzleyici kitlesi, kimliksiz bir topluluktur; yani izleyici kitlesinin üyeleri ve iletişimciler genellikle bir birlerini kişisel olarak tanımazlar.
  4. Kitle iletişimi kamusaldır, yani içeriği herkese açıktır.
  5. Kitle iletişim araçları kaynaktan uzakta bulunan, birbirlerinden de ayrı olarak konumlanmış çok sayıda insanla ilişki kurabilir.
  6. Kitle iletişimi karmaşık biçimsel anlamdaki kurumları gerektirir.
  7. İletişimciyle izleyici arasındaki ilişki izleyicinin şahsen tanımadığı profesyonel iletişimci rolündeki kişiler aracılığıyla kurulur.
  8. Kitle iletişiminde, iletişim süreci tek yönlüdür ve izleyici kitlesinin anında cevap verme olasılığı neredeyse yoktur. Böylelikle iletişim sisteminde gönderici ile alıcı arasında keskin bir kutuplaşma söz konusudur.
  9. Kitle iletişim araçlarının ürünleri hem fiziksel olarak hem de düşük maliyetleri sayesinde parasal açıdan halkın büyük bir kısmı için kolayca elde edilebilir.
3

Hipodermik İğne nedir?

Harold Laswell tarafından geliştirilmiştir. Kitle iletişim araçlarının yaydığı mesajlar karşısında izleyicilerin pasif, çaresiz, güçsüz konumda olduğundan hareketle bu mesajların adeta görünmez bir şırıngayla izleyicilere aktarıldığı ve onların üzerinde doğrudan, anında tutum ve davranış değişikliği oluşturduğuna yönelik bir metafordur. Hipodermik iğnenin, “derialtı iğne/şırınga”, “sihirli mermi”, “gümüş kurşun”, “taşıma kemeri” veya “uyarıcı-tepki teorisi” gibi isimlerle farklı şekilde kullanımları da mevcuttur.

4

Kitle iletişim araçlarının izleyiciler üzerine etkilerine ilişkin ilk geniş kapsamlı araştırma projesi nedir?

Kitle iletişim araçlarının izleyiciler üzerine etkilerine ilişkin ilk geniş kapsamlı araştırma projesi olan
“The Payne Fund Studies (Payne Fund Araştırmaları, 1930)” hipodermik iğne modeline olan desteği

artırmıştır. Araştırma kitle iletişim araçlarından özellikle sinemanın izleyiciler üzerindeki etkisine
odaklanmıştır. Güvenirliği sorgulanacak yöntemlerle gerçekleştirilen bu araştırma, halkın “sinemanın çocuklar üzerinde olumsuz ve tehlikeli etkiler içerdiği” inanışını destekler şekilde sonuçlar ortaya koymuşlardır

5

Kanaat önderleri ve iki aşamalı akış çalışması nasıl bir süreci kapsar?

1940’larda Lazarsfeld, Berelson ve Gaudet tarafından yapılan çalışmalarda, kitle iletişim araçlarından gelen mesajların doğrudan alıcılara değil, öncelikle kanaat önderleri adı verilen kişilere ulaştığını göstermiştir. Bu kişiler, mesajları kendi yorumlarıyla zenginleştirerek çevrelerindeki kişilere aktarır. Böylece, kitle iletişim araçları ile alıcı arasında bir köprü görevi görürler. Kanaat önderleri her yaştan, cinsiyetten ve sosyal statüden olabilir. Önemli olan, belirli konularda bilgiye sahip olması ve çevresinde etkili olmasıdır. Bu kişiler, mesajları sadece aktarmakla kalmaz, aynı zamanda kendi görüşlerini de katarak mesajların anlamını şekillendirirler. İki aşamalı akış modeli olarak adlandırılan bu süreçte, mesajlar öncelikle kanaat önderlerine ulaşır, ardından bu kişiler tarafından çevrelerine yayılır. Bu model, kitle iletişim araçlarının etkilerinin doğrudan ve tek yönlü olmadığını, sosyal etkileşimlerin de bu süreçte önemli bir rol oynadığını gösterir.

6

Kitle iletişiminde “yeniden güçlü etkiler dönemi” hangi yılda başlar ve önceki dönemlere göre nasıl farklılıklar görülür?

Kitle iletişim araçlarının izleyiciler üzerindeki dolaylı ve uzun vadeli etkilerinden hareketle bu dönem 1960 yılı sonrasında başlar.

Bu dönemde güçlü ve sınırlı etkiler dönemlerindeki gibi davranışçı ve ampirik yaklaşımların yerine eleştirel ve sosyolojik yaklaşımlar benimsenmiştir. Kitle iletişim araçları sadece mesaj ileten araçlar değil, aynı zamanda birer kurum olarak düşünülmüştür. Kitle iletişim araçları etkileşim içerisinde olduğu, sosyal ve siyasal sistemleri etkilemiş ve kendisi de bu sistemlerden etkilenmiştir. Kitle iletişim araçlarının etki alanını genişletmesi, birey ve toplum üzerindeki etkileri daha da belirgin hâle gelmiş ve bu etkiler, daha sistematik ve bilinçli bir kullanım sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu dönemde kitle iletişim araçlarının birey ve toplum üzerindeki etkilerine farklı açılardan bakan birtakım yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu yaklaşımların en önemlileri şunlardır: Bilgi Açığı, Suskunluk (Sessizlik) Sarmalı, Medya Bağımlılığı, Gündem Belirleme.

7

"Kullanımlar ve Doyumlar" yaklaşımı ilk olarak kim tarafından  ortaya konmuştur ve hangi varsayımlar üzerinden şekillenir?

Yaklaşımının kökleri, 1940’larda “Uygulamalı Toplumsal Araştırmalar Bürosunun” yaptığı araştırmalara dayanmaktadır. Yaklaşım, ilk olarak Elihu Katz tarafından 1959 yılında yayımlanan bir makalede ortaya konmuştur.

Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı şu varsayımlar üzerinden şekillenmektedir
1) İzleyici aktiftir. İzleyiciler kendi kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere medyayı kullanırlar ve edilgen bir konumda değillerdir. İstedikleri program içerikleri seçer ve kullanırlar.
2) İzleyiciler, kendi ihtiyaçlarına yönelik en iyi doyumu sağlayacak şekilde medyayı ve programları seçer
ler. Medya yapımcıları programların kullanım şekillerinin farkında olmayabilir ve farklı izleyiciler aynı
programa yönelik farklı gereksinimlerini gidermek için kullanabilirler.

3) Medya doyumun tek kaynağı olmadığı gibi tatile gitmek, spor yapmak ve dans etmek de medya gibi kullanılabilir. Dolayısıyla medya, diğer gereksinim kaynaklarıyla rekabet hâlindedir. Kitle iletişiminin hizmet etmiş olduğu ihtiyaçlar, insan ihtiyaçlarının sadece bir bölümünü oluşturur ve medya bu ihtiyaçları karşılarken eş düzeyde gideremez.
4) Bireyler belirli durumlarda kendi çıkarlarının ve güdülerinin farkındadırlar ya da farkında olmaları
sağlanabilir.

5) Medyanın kültürel önemi konusundaki değer yargıları göz ardı edilmek zorundadır.

8

McQuail ve Windahl ise Katz ve arkadaşlarının kullanımlar ve doyumlar yaklaşımıyla ilgili olarak öne sürdükleri formülü model akışı nasıldır? Neye göre yapılanmıştır?

Yukarıdaki akışta görüldüğü üzere bu model, izleyicilere yönelik belirli varsayımları içermekle birlikte belki de en önemlisi izleyicinin aktif bir rol üstlenmesi ve medya seçimlerini önceki deneyimlerine dayalı olarak yapılanır.

9

1970’li yıllar boyunca İngiliz Kültürel Çalışmalar (Birmingham Okulu) geleneğine liderlik eden Stuart Hall nasıl ve ne tür bir kodlama geliştirmiştir?

Kodlama/Kodaçımı (Encoding/Decoding)” makalesinde iletişim
süreçleri üzerine mevcut modelleri ve anlayışları bir araya getirmiştir. Hall bu çalışmasıyla, iletişim kodları içindeki aktif yorumun önemine dikkat çeken yeni bir model sunarak ve izleyici çalışmalarında önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur. Her bireyin farklı okumalar yapmasının mümkün oluşunu Hall, medya mesajı üreticisi (kodlayıcı) ile medya mesajlarını anlamlandıran izleyicinin (kodaçıcı) kurduğu “anlamlar arasında yanlış anlama olasılığını mümkün kılan simetri garantisi yoksunluğu”na dayandırır Bu modelde izleyiciler kitle iletişim araçlarından gönderilen iletiler karşısında üç tür okuma yapmaktadır: Bunlar; hegemonik (hâkim, baskın, egemen), müzakereci (tartışmacı) ve muhalif (karşıt) okumadır.

10

Stuart Hall’ün geliştirmiş olduğu kodlama/kodaçımı modelinde izleyiciler kitle iletişim araçlarından gönderilen iletiler karşısında kaç tür okuma yapmaktadır? İçerikleri nasıldır?

Hegemonik (hâkim, baskın, egemen), müzakereci (tartışmacı) ve muhalif (karşıt) ve olarak üç tip okuma yaparlar.

Hegemonik (hâkim, baskın, egemen) okuma: Metni oluşturanlar tarafından amaçlanmış ve hegomonik ideolojileri destekleyen bir okumadır. Okuyucu metinleri üretenlerin niyetleri ve amaçlarına paralel bir şekilde okuma yaparak profesyonellerin bakış açısına bağlı kalır.


Müzakereci (tartışmacı) okuma: Medya metinlerini oluşturanlar tarafından kodlanan amaçların izleyiciler tarafından bir kısmının kodlandığı amaçla, bir kısmının ise tartışmalı olarak okunmasıdır. Bu tür okuma, hegemonik okumanın bazı kısımlarını kabul eden ancak kendisinin gereksinimlerini ve algılarını yansıtan kimi uyarlamaları yapan
izleyiciler tarafından yapılır. Dolayısıyla müzakereci okuma kısmen hegemonik ve muhalif okumanın karışımıdır.


Muhalif (karşıt) okuma: Medya metinlerini üretenlerin kodladıkları amaçlara karşıt bir bakış açısıyla izleyiciler kod açımı yapmaktadır. İzleyiciler, bir söylemi hem düz hem de yan anlam olarak net bir biçimde anlar ancak zıt yönde bir kodaçımlama gerçekleştirir.

11

"Transmedya" kavramı, ilk olarak hangi tarihte kim tarafından kullanılmıştır?

Transmedya kavramı, ilk olarak Marsha Kinder tarafından 1991 yılında “Playing with Power in Movies, Television and Video Games: From Muppet Babies to Teenage Mutant Ninja Turtles” isimli kitabında kullanıl
mıştır. Kinder, kavramı “transmedya metindaşlık” olarak kullanmış ve “medyalararası durumun ticari süper sistemlerini” tanımlayarak birden fazla medya platformu üzerinden dağıtıma sokulan ilgili içeriklerden söz
etmektedir.

12

Transmedya ve transmedya hikayeciliği nedir?

Herhangi bir mesajın farklı medya ortamları veya formatları yoluyla bütünsel bir deneyim oluşturacak şekilde alıcıya iletilmesini ve alıcının bu deneyim içerisinde mesajla etkileşimde bulunmasını sağlamasını sağlayan bir stratejidir. Transmedya hikâyeciliği ise farklı medya ortamlarının kendisine özgü güçlü yönlerinden yararlanılarak bir hikâyenin, farklı medya formatlarında izleyici ya da okuyucuya sürükleyici ve çok yönlü bir deneyimi yaşatmak için aktarılmasıdır.

13

Transmedya ve kültür ilişkisini daha iyi kavrayabilmek için gerekli olan "Yakınsama kültürü" ne demektir?

Jenkins (2019: 19) yakınsama kültürünü şu şekilde açıklamaktadır: “Yakınsama ile içeriğin çeşitli medya platformları üzerinden akışını, çeşitli medya endüstrilerinin iş birliğini ve istedikleri türlü eğlence deneyimi anlayışıyla neredeyse her yere gidebilecek medya izleyicilerinin göçebe davranışını kastediyorum. Yakınlaşma, kimlerin konuştuğuna ve ne hakkında konuştuklarını sandıklarına bağlı olarak teknolojik, endüstriyel, kültürel ve sosyal değişiklikleri tanımlayabilen bir sözcük. Burada, yakınsamanın esasen aynı aygıtlarda muhtelif medya işlevlerini bir araya  getiren teknolojik bir süreç olarak anlaşılması gerektiği fikrine karşı çıkacağım. Yakınsama, bunun yerine, tüketicilerin yeni bilgiler aramaya ve dağınık medya içerikleri arasında bağlantılar kurmaya teşvik edilmesiyle kültürel bir değişimi temsil eder.”  Yakınsama kültüründe eskiden sadece tüketici konumunda olan bireyler şimdi bu ortamlarda aktif katılım sağlayarak hem üretici hem de tüketici
konumundadır. Bu nedenden dolayı kullanıcıların sorumlulukları da artmakla birlikte herhangi bir hikâyede sadece katılım sağlamalarının yanı sıra artık bu hikâyelerin düzenlenmesinde de aktif olarak yer
almaktadırlar. 

14

Jenkins’e göre yakınsama süreci kaç katmanlıdır ? Bu katmanların tanımları nelerdir?

Teknolojik, ekonomik, sosyal ve organik, küresel ve kültürel süreçleri de içine alacak şekilde beş katmanlı bir yapıdadır.

Teknolojik Yakınsama: Ağ tabanlı olarak üretilen kelimeler, görüntüler ve sesler dijital bilgiye dönüştürüldüğünde aralarındaki potansiyel ilişkiler genişler ve farklı platformlar arasındaki akışları sağlanır. geleneksel kitle iletişim araçları olan televizyon, sinema ve radyonun bilgi sayar ve telekomünikasyon gibi sayısal teknolojilerle birlikte kullanılması bir teknolojik yakınsama örneğidir. 

Ekonomik yakınsama: Genel anlamda eğlence sektöründe oluşan dikey ve yatay birleşmeleri kapsamaktadır. AOL Time Warner ve Disney gibi büyük şirketlerin müzikten internete, oyunlardan kitaplara, televizyondan sinemaya, tekstilden emlağa kadar birçok sektörde varlık göstermesi ve bunun sonucunda kültürel üretimin “sinerji” etrafında yeniden yapılanmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla bu durum Pokémon, Harry Potter, Lord Of The Rings, Tomb Raider, Star Wars gibi markalı ürünlerin markaların birden fazla medya platformunda kullanılmasıyla açıklanabilir.

Sosyal veya organik yakınsama:Yeni medya kullanıcılarının bu ortamlarda gezinmelerini ve sosyal etkileşim kazanmalarını veya üretmelerini ifade etmektedir. Bu durum kullanıcıların aynı anda birden fazla formlarını kullanabilme yetileriyle ilişkidir. Örnek olarak, bir lise öğrencisinin televizyonda beyzbol izlerken bir müzik setinde tekno müzikler dinlemesi, kâğıda herhangi bir şeyler çizmesi ve arkadaşlarına e-posta göndermesi ile yani kullanıcıların çoklu yetenek kullanımlarıyla açıklanabilir.

Kültürel yakınsama: Endüstrilerin, tüketicilerin ve çeşitli medya teknolojilerinin kesiştikleri noktada yeni yaratıcılık biçimlerinin kendisini göstermesi olarak tanımlanabilir. Medya yakınsaması, sıradan bireylere özelleştirme, not etme, arşivleme ve içeriği tekrar dolaşıma sokabileceği araçlar vererek yeni bir katılımcı halk kültürü yaratmaktadır. Birçok şirket düşük maliyetli içerik üretmek ve tüketici sadakatini artırmak
için bu kültürü kullanmaktadır. Bu durum süreçte medya üreticisi ile tüketicisi arasındaki sınırın da bulanıklaşmasına neden olmaktadır.

Global yakınsama: Yani küresel yakınsama, üretilen medya metinlerinin küresel olarak dolaşımı ve bunun sonucunda ortaya çıkan melez bir medya ekolojisini ifade eder. Örneğin, dünya müziğinin veya Asya sinemasının küresel dolaşımı Hollywood sinemasında yeni biçimler oluşturmaktadır.

15

Katılımcı kültür, tarihsel süreç içerisinde günümüzdeki anlamına kavuşuncaya kadar kaç aşamadan geçmiştir tarihleri nelerdir?

Katılımcı kültür, tarihsel süreç içerisinde günümüzdeki anlamına kavuşuncaya kadar dört aşamadan geçmiştir.

Bu aşamalar şunlardır:

Birinci Aşama: Ortaya Çıkış (1985- 1993),

İkinci Aşama: Web’e Uyanmak (1994-1998),

Üçüncü Aşama: Tek Tıkla Yayın (1999-2004),

Dördüncü Aşama: Her Yerde Bağlantılı Olma (2005-2011).

16

Katılımcı kültür nedir ve özellikleri nelerdir?

Katılımcı kültür, etkileşimlerimiz yoluyla çeşitlilik ve demokrasi değerlerini kapsayan, kolektif ya da bireysel bir şekilde karar verme yeteneğine sahip olduğumuzu ve çok çeşitli form ve uygulamalarla kendimizi ifade etme kapasitesine sahip olmamız gerektiğini varsayan bir kültürdür.

Jenkins ve arkadaşları (2009: 5-6) katılımcı kültürün özelliklerini şu şekilde açıklamaktadır:
• Sivil ve sanatsal katılımın önünde nispeten daha az engele rastlanır.
• Yaratıcılık ve yaratıcılığı başkalarıyla paylaşmak için güçlü bir destek vardır.
• En tecrübelilerin bilgilerini yeni başlayanlara aktardığı bir tür gayri resmî rehberlikler söz konusudur.
• Üyeler kendi katkılarının bir anlamı olduğuna inanır.
• Üyeler başka birileriyle bir derece sosyal ilişki içerisinde hisseder (En azından kendi oluşturdukları şeylere yönelik başkalarının ne düşündüğünü merak eder).

17

Katılımcı kültür biçimleri nelerdir?

Katılımcı kültür biçimleri; üyelikler, ifadeler, iş birlikçi problem çözme ve dolaşımlar olmak üzere dört farklı şekildedir.
1. Üyelikler: Friendster, Facebook, MySpace, mesaj panoları veya oyun klanları gibi çeşitli medya biçimleri etrafından toplanmış çevrim içi topluluklardaki resmî ve gayri resmî üyelikleri ifade etmektedir.
2. İfadeler: Hayran videoları, kurguları, karakterleri ve yayınlar gibi internet yoluyla yeni yaratıcı formlar üretmek katılımcı kültürün ifade şeklini oluşturmaktadır.
3. İş birliğine dayalı problem çözme: Wikipedia, alternatif gerçeklik oyunları gibi platformlarda bireyler, resmî ve gayri resmî ekipler
hâlinde görevleri tamamlamak ve yeni bilgiler geliştirmek için birlikte çalışmaktadırlar.
4. Dolaşımlar: Podcast veya blog gibi etkinlikler aracılığıyla medya ve bilgi akışının şekillendirilmesini içermektedir.

18

Trans medya ortamında izleyicinin rolü nedir?

Transmedya ortamlarında üretilen içerikler, izleyicilerin bu hikâye anlatım sürecine katılmasını, katkıda bulunmasını, hikâyeyi deneyimleyerek sahiplenmesini ve hikâyeyi derinlemesine anlamlandırmasına yardımcı olmaktadır. Geçmişten günümüze kadar çeşitli aşamalardan geçen izleyici tutum ve davranışları medya yakınsamanın getirdiği ekonomik, teknolojik ve kültürel süreçlerle ilişkili olarak ortaya çıkan transmedya hikâye anlatıcılığıyla birlikte artık pasif izleyicilikten aktif izleyiciliğe doğru evrilmiştir. Transmedya ortamlarında aktif olarak konumlanan bu izleyiciler, artık kendi istekleri doğrultusunda üretilen transmedya içeriklerini farklı ortamlarda deneyimleyebilmekle birlikte izleyiciler kendilerine sunulan bu içeriklerlede yetinmemektedirler. Çünkü yeni izleyiciler, kendilerine sunulan içeriklerden ziyade o içerikleri ürete bileceği hatta yönetebileceği bir ortam içerisine dahil olmuşlardır. Transmedya anlatılarında izleyiciler,
aktif olarak katılım sağlamakla birlikte kurgusal evreni birlikte şekillendiren yaratıcı konumundadırlar. Bu durum hem izleyicilerin hikâyeye daha bağlı olmasını sağlamakta hem de anlatının sürdürülebilirliğini desteklemektedir.

Transmedya içerikleri, iki yönlü bağlantıya sahip platformlar dahil olmak üzere çeşitli platformlar üzerinden birey/lere ulaştığı ve onlarla etkileşim
kurduğu durumlarda transmedya yönetimi giderek daha fazla kitlelerle bağlantı kurarak bu ilişkileri sürdürülebilir kılmakla ilişkili duruma
gelmektedir. Günümüzde transmedya ortamlarında da, izleyici talepleri çok kararsız ve giderek daha parçalı hâle gelmiştir. İzleyiciler, medya
içeriklerini kendileri kontrol etme, bazı medya hizmetleri için içerik yaratımına katılmaya veya içerik yaratımını etkilemeye çalışma ve bu içerikleri ya da hizmetleri ücretsiz olarak edinmeyi beklemektedirler.

19

"Üreten tüketici" kavramı nedir?

Dijital ortamlarda hem içerik üreten hem de tüketen kullanıcıları ifade etmek için kullanılan kavramdır. 1980 yılında Alvin Toffler, “Third Wave” isimli eserinde insanlık tarihini ekonomik ve toplumsal yapılar çerçevesinde farklı özellikler gösteren üç döneme ayırır. Birinci Dalga olarak nitelendirdiği dönemde tarımın bulunması;
İkinci Dalga olarak nitelendirdiği dönemde Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi ve son olarak Üçüncü Dalga olarak nitelendirdiği
dönemde ise bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte meydana gelen yeni üretim ve tüketim anlayışı ve bunun sonucunda şekillenen yaşam tarzlarını karakterize eder. Buradan hareketle dijital ortamlarda kullanıcıların hem üreten hem de tüketen olmasını ifade eden “üreten tüketici” kavramı da Üçüncü Dalga olarak nitelendirilen dönemin
yükselişiyle ortaya çıkan yeni tip bireyleri anlatır

20

 Transmedya hikâyeciliğinin markalaşmada tüketiciye yönelik strateji aşamaları nelerdir?

İlk olarak, transmedya hikâyeciliği üreticilerin, tüketicilerin her düzeyde beynini meşgul eden net ve akılda kalıcı bir mesaj göndermelerini sağlayacaktır.

İkincil olarak, üreticilere çeşitli ulaşım noktalarıyla farklı tüketici segmentlerine ulaşmak ve katılımlarını ya da etkileşimlerini sağlamak için farklı medya kanallarını kullandırtacaktır.

Üçüncüsü ise tüketici katılımının gücünden fayda sağlayarak karşılıklı birbirini destekleyen kanallar oluşturmaya izin verecektir.

Ünite 5 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç