AÖF Soru Bankası

Öğretim TasarımıÜnite 1 Özeti

Eğitimde Temel Kavramlar

GİT405U-ÖĞRETİM TASARIMI

Ünite 1: Eğitimde Temel Kavramlar

Giriş

Eğitimde 21. yüzyıl yetkinliklerinin geliştirilmesine odaklanılması, eleştirel düşünme, yaratıcılık sergileme ve dijital okuryazarlığa sahip olma becerilerinin artık yalnızca avantajlı değil vazgeçilmez olduğu çağdaş toplumun değişen gereksinimlerini yansıtmaktadır. Pellegrino ve Hilton’a (2012) göre, bu becerilerin hızla gelişen ve bilgi yoğun bir ortamda başarıya ulaşmak için gerekli olduğu giderek daha fazla kabul görmektedir. Eğitim programları, proje tabanlı öğrenme ve işbirliğine dayalı görevler gibi yaratıcı öğretim teknikleri aracılığıyla bu becerileri dahil ederek bu mevcut duruma uyum sağlamaktadır.

Temel Kavramlar

Öncelikle eğitim (education), öğretim (instruction), öğretme (teaching), yetiştirme (training) ve öğrenme ya da öğrenim (learning) kavramlarını inceleyelim. Bunlar, sık karşılaştığımız ve genellikle anlamlarına dikkat etmeden birbirleri yerine kullandığımız kavramlardır.

Eğitim kavramının büyük ölçüde yapılandırılmış öğrenme ile ilişkilendirildiğini belirtmiştik. Belirli öğrenme hedefleri doğrultusunda ve düzenlenmiş bir çevrede gerçekleştirilen planlı (yapılandırılmış) öğrenme etkinlikleri de eğitimdir. Ancak bu tür eğitim etkinlikleri için daha çok öğretim kavramını kullanıyoruz. Bir başka deyişle öğretim, belirli hedefler doğrultusunda ve düzenlenmiş bir çevrede (sınıf, çokluortam, video vb.) gerçekleştirilen planlı eğitim etkinlikleridir. Örneğin okulda gerçekleştirilen dersler, bireysel öğrenmeye yönelik çokluortam yazılımları, EbaTV türü eğitim kanallarında yayınlanan derslerine ilişkin programlar birer öğretim etkinlikleridir.

Eğitim ve öğretim kavramlarıyla birlikte sık kullanılan ve karıştırılan kavramlardan biri de yetiştirmedir. Yetiştirme kavramı Türkçede daha çok genç bir bireyin, bir başkası ya da bir kurum koruyuculuğunda bakılması, büyütülmesi, kendi ayakları üstünde kalabilecek hâle getirilmesi anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamda esirgeme kavramıyla da karıştırılmaktadır. Bu çalışmada ise yetiştirme kavramı İngilizce training kavramının karşılığı olarak kullanılmaktadır. Yetiştirme, genelde belirli bir meslek alanına ilişkin bilgi, beceri ve tutumların olası en kısa sürede katılımcıların kazanmasını ve en kısa sürede uygulamaya aktarmalarını hedefleyen eğitim etkinliğidir. Firmalardaki insan kaynakları geliştirme, akademik gelişim, hizmet içi eğitim, çıraklık eğitimleri gibi eğitim etkinlikleri aslında yetiştirme faaliyetleridir.

Öğretme kavramı da eğitim ve öğretimle birlikte kullanılan ve sıkça karıştırılan kavramlardandır. Bu çalışmada öğretme, bir bireyin kolaylaştırması ile gerçekleşen öğrenme etkinlikleri biçiminde ele alınmaktadır. Smith ve Ragan, öğretme kavramını canlı (o an öğrenciyle aynı yer ve zamanda bir arada olan) bir öğretene ya da rehbere dayandırmıştır. Bu çalışmada ise yüz yüze dışında teknoloji aracılığıyla da öğrenme sürecinin kolaylaştırılması öğretme kavramı ile ilişkilendirilmiştir.

Temel Yaklaşımlar

“İnsanlar yeni bilgi, beceri ve tutumları nasıl kazanır?” sorusu yıllar boyunca çeşitli yaklaşımlarla cevaplanmaya çalışılmıştır: Tarih boyunca birçok yaklaşım bu görülse de özellikle davranışçı (behaviourist), bilişçi (cognitivist), yapıcı (constructivist) ve bağlantıcı (connectivist) yaklaşımların daha ön planda olduğu görülmektedir. Bu yaklaşımlar birçok kaynakta kuram olarak da adlandırılmaktadır. Bu karmaşıklığı da ortadan kaldırmak ve bir önceki başlık altındaki kavramlarda olduğu gibi anlamlarda ortaklaşmak için felsefi bakış açısı (philosophical point of view), yaklaşım (approach), kuram (theory) ve model kavramları arasındaki farkları, ilişkileri incelemekte yarar vardır. Tabii bu inceleme eğitim bilim bağlamıyla sınırlıdır. Felsefi bakış açısı terimi genellikle felsefede bir bireyin ya da bir düşünce okulunun karşılaştığı olay, olgu, nesne ve canlılara ait görüşlerini ifade eder. Bu bakış açısı, dünyayı, toplumu, insan doğasını ve hatta genel olarak evreni anlamak için belirli temel ilkelere, inançlara ve yöntemlere dayanır. Birçok felsefe bakış açısı vardır. Ancak Şekil 1.2’de görülebileceği gibi iki temel bakış açısı eğitim alanında önemli bir etkiye sahiptir. Bunlar nesnelcilik (objectivism) ve yapılandırmacılıktır (constructivism). “Gerçek nedir?” ve “Eğitimin işlevi nedir?” sorularına bu iki bakış açısı farklı yaklaşmaktadır. Nesnelciliğe göre tek gerçek vardır ve bu gerçek insanın dışında, çevresindedir; eğitimin işlevi ise bu gerçeği insanın zihninde yer almasını sağlamaktır. Öte yanda yapılandırmacılık ise gerçeğin bireyden ayrı olamayacağını, bireyin içinde yer aldığını ve deneyimleriyle birlikte bu gerçeğin ortaya çıktığını vurgulayarak gerçeğin tek olmadığını, her bireyin kendi gerçeği olduğunu savunmaktadır. Yapılandırmacılık bakış açısına göre eğitim işlevi bireyin kendi gerçeğini ortaya çıkaracağı anlamlı deneyimlerle karşılaşmasını sağlamaktır.

Davranışçı Yaklaşım

Davranışçı yaklaşım insan davranışını, dış çevredeki uyarıcılara karşı organizmanın gösterdiği tepkiler biçiminde açıklamıştır. Zihinsel süreçlerin davranış üzerindeki etkisini önemsemeyen davranışçılığın gelişiminde Pavlov, Watson, Thurndike ve Skinner önemli katkılar sağlamışlardır. Özellikle Skinner’in öğrenme üzerindeki çalışmaları, eğitim iletişimi ve teknolojisi olmak üzere birçok toplumsal bilimde davranışçı yaklaşımın etkili olmasını sağlamıştır. Davranışçı yaklaşım, öğrenmeyi, yeni davranışın kazanılması olarak değerlendirmiştir. İnsanın öğrenme sürecini açıklayabilmek için de hayvanlar üzerinde deneysel çalışmalar yapılmış ve bunların doğrultusunda öğrenme-öğretme kuramları geliştirilmiştir. Bu kuramlarda “koşullanma” öğrenmenin gerçekleşmesindeki temel süreç olarak ele alınmıştır. Başka bir deyişle, davranışçı yaklaşım, öğrenmenin koşullanma yoluyla gerçekleştiğini savunmuş; koşullanmayı klasik ve edimsel olmak üzere iki biçimde ele almıştır.


Bilişçi Yaklaşım

Bilişçi yaklaşımın altında yatan temel düşünce, bilginin kazanılmasında ve kullanımında zihinde oluşan içsel süreçlerin etkili olduğu ve öğrenmenin zihinde oluşan bilgi miktarındaki değişimle ilişkili olduğu savına dayanmaktadır. Bilişçi yaklaşımın, geleneksel bilişçi, toplumsal bilişçi gibi farklı türleri olduğu alanyazında yer almaktadır (Bednar, Cunningham, Duffy & Perry, 1997; Stamper, 1992). Bu çalışmada daha çok genel bilişçi yaklaşım üzerinde durulmuştur. Bilişçiliğin kökeni, insanın yorumladığı dünya dışında gerçek bir dünyanın var olduğunu ileri süren nesnelci felsefe akımına dayanmaktadır. Bilişçilik yaklaşımı, gerçek dünyanın yalnızca “bir biçimde” algılanabileceğini ve tüm insanların bu biçimi kavramak için uğraş vermeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Bilişçiler, gerçek dünyanın nesnel olarak modelleştirilebileceğine inanmış ve öğrenmeyi, bu gerçek dünya modelinden gelen bilginin zihinde işlenerek modelin bir kopyasının zihinde oluşturulması biçiminde tanımlamışlardır. Buna bağlı olarak, bilişçilik, gerçek dünya modelinin, zihinde uygun biçimde oluşturulmasına yardımcı olacak olanakların sunulması ve daha sonra öğrencilerin zihinlerinde oluşturdukları modelin doğru olup olmadığının test edilmesi süreci olarak ele alınmıştır (Bednar, Cunningham, Duffy & Perry, 1997; Gredler, 1992).

Yapıcı Yaklaşım

Yapıcı yaklaşım, yapılandırmacı felsefeye dayanmakta ve bireyin kendi anlamları oluşturması üzerinde durmaktadır. Alanyazında oluşturmacı, yapısalcı, inşacı gibi farklı kavramlarla ifade edilmekte ve çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır. Bu yaklaşımın temelinde, bireylerin, gerçekçi (authentic) sorunları çözmek için çalışırken kendi bilgilerini etken olarak yapılandırmaları ve dış dünyadaki olgulara, olaylara, kavramlara, işlemlere, nesnelere ilişkin bireysel anlamlar oluşturmaları yer almaktadır (Duffy, Lowyck & Jonassen, 1993).

Wilson, Teslow ve Osman-Jouchoux (1995) yapıcılığın temelinde yatan düşünceleri şöyle sıralamışlardır:

• Zihin gerçektir ve zihinsel olayların incelenmesi gerekir. • Bilgi, bellek içindedir ve dinamiktir. • Anlam birey tarafından yapılandırılmıştır. • Yansıma/soyutlama uzman olmak için önemlidir. • Öğrenme, simgelerin yapılandırılmasını içerir. • Öğretme, anlamın yapılandırılması için tartışmaktır. • Düşünme ve algılama birbirinden ayrılamaz. • Sorun çözme, bilişci süreçlerin merkezindedir.

Bu felsefi düşünceler üzerine kurulan yapıcılığın, öğrenmeye ilişkin ortaya koyduğu ilkeleri Merrill (1991) şu biçimde özetlemiştir:

• Bilgi, deneyim sonucunda yapılandırılır. Öğrenme, öğrencinin kendi içsel bilgi simgesini oluşturduğu yapıcı bir süreçtir.

• Diğerleriyle paylaşılabilen bir gerçek yoktur ve öğrenme dünyanın bireysel yorumlanmasıdır. • Öğrenme, anlamın deneyimlerle geliştirildiği etkin bir süreçtir. • Öğrenme, farklı görüşlerin işbirliği ve bireysel yorumlarla oluşur. • Öğrenme, gerçekçi ortamlarda ortaya çıkmalıdır. • Test etme, ayrı bir etkinlik olarak değil, öğrenmenin bir parçası olmalıdır.

Cunningham (1991) yapıcılığın bu ilkeleriyle, bilişçiliğe göre daha bütüncül olduğunu ve mekanik bir yapı taşımadığını belirtmiştir. Bilişci yaklaşım, olguların, olayların, nesnelerin, kavramların, işlemlerin yer aldığı nesnel bir gerçek dünyanın -tek gerçeğin- varlığını savunmuş ve öğrenmeyi, deneyimler yoluyla bu nesnel gerçeğin insan zihninde oluşturulması olarak tanımlamıştır. Yapıcı yaklaşım ise, dış dünyanın varlığını kabul etmiş, ancak olgulara, olaylara, nesnelere, kavramlara, işlemlere ilişkin birden fazla anlamın, görüş açısının -gerçeğin- olabileceğini ileri sürmüştür (Jonassen, 1991a). Yapıcılık, öğrenmeyi, öğrencinin dış dünyadaki bilgiyi alıp zihnine aktarması olarak değil, dış dünya ile etkileşimine ve geçmiş deneyimlerine dayanarak kendi -bireysel- anlamlarını, yorumlarını oluşturması biçiminde açıklamıştır (Cunningham, 1991).

Bağlantıcı Yaklaşım

Bağlantıcı yaklaşım, birçoklarına göre hâlâ bir yaklaşım olup olmadığı tartışılsa da özellikle 2000’li yılların başından bugüne öğrenmeye yönelik dikkat çeken bir bakış açısı sunmaktadır. George Siemens ve Stephen Downes’un çalışmaları, özellikle dijital ve ağ bağlantılı öğrenme ortamları bağlamında bağlantıcılığın temel ilkelerinin tanımlanması ve şekillendirilmesinde çok önemli olmuştur. Siemens’e göre (2004) dijital çağda öğrenmeyi incelerken bireylerin içinde yer aldıkları ağlar temel alınmalıdır. Bilgi bu ağlarda ya da ağların aralarında dağıtıktır (Chatti, Jarke ve Quix, 2010).

Bağlantıcı yaklaşım, bilginin ağa bağlı ilişkilerden oluştuğunu ve öğrenmenin bu ağlarda gezinme yeteneği olduğunu ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, bilgi okuryazarlığına ayrı bir önem vermekte ve öğrencilerin kendi öğrenme ağları içinde bilgiyi gezinmelerine ve değerlendirmelerine yardımcı olmanın önemini vurgulamaktadır (Transue, 2013). Bağlantıcı yaklaşım, özellikle çevrimiçi öğrenme ortamlarına odaklanmaktadır.

Teknoloji ve Öğrenme

Teknolojinin öğrenme süreçlerindeki yeri ve önemini vurgulamadan önce yine kavramın anlamında ortak olmak gerekir. Teknoloji, Latince techne ve logy kelimelerinden oluşmuştur: “Techne” sanat, beceri, zanaat veya bir şeyin kazanıldığı yol, tarz ya da araçlar anlamındadır. Bir başka deyişle bir sorunu çözmek, bir görevi gerçekleştirmek, bir amaca erişmek için izlenen, bilgi ve beceriyi içeren uygulama anlamına gelmektedir. Öte yandan “…logy” ise bilim demektir. Bu bağlamda, teknoloji kavramının aslında


“uygulayımbilim” ya da “uygulama bilimi” şeklinde adlandırılması yanlış olmayacaktır.

En geniş anlamıyla teknoloji, bilimsel bilginin karşılaşılan sorunları çözmek ya da istenen amaçlara erişmek için işe koşulmasıdır. Özünde teknoloji, kuramsal bilgi ile uygulama arasındaki bir köprüdür ve soyut fikirleri somut, kullanılabilir yöntemlere, araçlara dönüştürür. Eğitim alanında teknoloji, öğretme ve öğrenme deneyimini geliştirmek için tasarlanmış çeşitli araçlar, platformlar ve dijital kaynaklar şeklinde algılanmaktadır. Bu kısmen doğru bir bakış açısıdır. Teknoloji araç, platform gibi elle tutulan uygulamaların yanı sıra öğrenmeye yönelik farklı sorunları çözmede yararlanılan yolları, yöntemleri ve stratejileri de kapsar. Bazı çalışmalarda bu durum somut ve soyut teknolojiler ya da “hard” ve “soft” teknolojiler şeklinde ifade edilmektedir. Örneğin, sanal gerçeklik gözlüğü bir somut ya da “hard” teknoloji iken sanal gerçeklik uygulamalarında kullanılan olay tabanlı öğrenme (case-based learning) bir soyut ya da “soft” teknoloji olarak adlandırılmaktadır.

Eğitim Uygulamaları

COVID-19 Küresel Salgınının eğitim alanındaki önemli etkilerinden birinin, alışılmışın dışındaki diğer öğretim uygulamalarına yönelik farkındalığın artmasıdır. Bir başka deyişle, küresel salgın öncesinde çok fazla karşılaşılmayan hibrit öğrenme (hybrid learning), hiper (üst düzeyde) esnek öğrenme (hyflex), harmanlanmış öğrenme (blended learning) gibi uygulamalar, daha sık görülmeye, eğitim bilim başta olmak üzere hemen her uzmanlık alanında daha fazla konuşulmaya başlanmıştır. Aslında bu uygulamaların büyük bölümü o ya da bu şekilde farklı bağlamlarda uzun süredir uygulanmaktaydı ancak COVID-19 Küresel Salgını bunların yüz yüze eğitime seçenek olabileceklerinin fark edilmesini sağlamıştır.

Bu uygulamalar aslında bir ucunda yüz yüze öğrenmenin diğer ucunda ise açık öğrenmenin yer aldığı bir tür spektruma yerleştirilebilir. Şekil 1.5 bu spektrumu yansıtmaktadır. Spektrumun sol tarafı daha çok, bir önceki başlık altında açımlanan “teknoloji destekli öğrenme”yi yansıtırken sağ tarafında kalan uygulamalar ise “teknoloji tabanlı öğrenme”ye örnektir. Bu bağlamda, bir önceki bölümde belirtildiği gibi teknolojinin eğitimde uygulanması konusunda çeşitli sınıflamalar mevcut olmasına karşın “teknoloji destekli öğrenme” ve “teknoloji tabanlı öğrenme” sınıflamasının günümüz eğitim uygulamalarını kapsayıcı biçimde yansıttığı ileri sürülebilir. Bu spektrumda ilk uygulama yüz yüze (face- toface) eğitimdir. Alanyazında sık sık örgün eğitim kavramı da bu uygulama için kullanılmaktadır. Ancak örgün eğitim, yapılandırılmış, bir başka deyişle belirli hedefler doğrultusunda, planlı ve düzenlenmiş bir çevrede gerçekleştirilen öğrenme süreçlerini ifade etmektedir. Bu anlamda, aslında uzaktan eğitim de bir örgün eğitimdir. Bu nedenle yüz yüze eğitim ya da öğrenme kavramlarının kullanılması daha uygundur. Yüz yüze öğrenme süreçlerinde de teknolojiden yararlanılabilir. Ancak bu

mevcut öğrenme sürecini desteklemek amacı taşımaktadır. Ders anlatımlarında elektronik sunumların kullanılması, sınav sonuçlarının çevrimiçi ortamlarda yayınlanması, öğrenci kayıtlarının elektronik ortamlarda gerçekleştirilmesi yüz yüze öğrenmeyi desteklemek amacıyla teknolojiden yararlanmaya örnek olarak verilebilir. Yüz yüze öğrenmenin bir sonraki aşaması teknolojiden daha fazla yararlanılarak öğrenme sürecinin zenginleştirilmesini içerir. Teknolojiyle güçlendirilmiş/zenginleştirilmiş öğrenme (technology enhanced/enriched learning) yüz yüze bir öğrenme sürecinde teknolojik altyapının kullanılarak öğrenme sürecinin zenginleştirilmesini ve güçlendirilmesini içerir. Bu tür uygulamalardan her dersin bir çevrimiçi ortamı hazırlanmakta ve genelde bir öğrenme yönetim sistemi (learning management system, LMS) kullanılmaktadır. Bütün ders kaynakları bu ortamdan paylaşılmakta, resmi iletişim ve duyurular buradan yapılmakta, bazı ders dışı öğrenme etkinlikleri bu ortamda gerçekleştirilmektedir. Hibrit öğrenme (hybrid learning) aslında internetin gelişmesiyle birlikte 2000’li yılların ortasından itibaren daha sık karşılaşılan bir uygulamadır. Önceleri hibrit sınıf (hybrid classroom) adıyla anılan bu uygulama özellikle Küresel Salgının sonlarına doğru çok sayıda kurum tarafından benimsenmiştir. Hibrit öğrenme ile harmanlanmış öğrenme çok sık karıştırılmakta ve hatta birbirleri yerine kullanılmaktadır. Hibrit öğrenme, eğitimci ve bazı öğrenciler sınıf içinde yüz yüze bir arada iken bazı öğrencilerin özellikle web konferans araçları yardımıyla sınıfa uzaktan katıldıkları uygulamadır. Burada öğrenme sürecinin harmanlanmasından söz edilemez. Sadece bazı öğrencilerin sınıf içindeki yüz yüze öğrenme sürecine uzaktan erişimlerini içerir. Ancak, bu noktada dikkat edilmesi gereken ayrıntı etkileşimle ya da eğitim ve bilgilendirme süreçlerindeki fark ile ilişkilidir. Stolovitch ve Keeps (2011) tarafından yazılan ve Türkçeye “Anlatmak Eğitim Değildir” (Telling ain’t Training) başlıklı kitapta da vurgulandığı gibi bir eğitimcinin dersi yüz yüze ortamda ya da Webinar (Web ortamında seminer) şeklinde anlatması bilgilendirmedir. İnsanlar bu süreçte öğrenebilir ama öğrenme her ortamda olur. Eğer öğrenme garanti altına alınmak isteniyorsa anlatmanın ötesine geçilmeli eğitmek amacı doğrultusunda öğrencilerin aktif katılımı ya da etkileşimi sağlanmalıdır. Etkileşim ise öğrencilerin hem eğitimciyle hem kendi aralarında hem de içerikle karşılıklı iletişim kurması anlamına gelmektedir.

Öğretim Tasarımı

Dersin odak noktasını oluşturan öğretim tasarımı kavramı özellikle 1970’li yıllarda filizlenmeye başlamıştır. Öğretim tasarımı en yalın anlamıyla insanın öğrenmesine yönelik karşılaşılan sorunlara, başta sistem, öğrenme-öğretme, iletişim, yönetim, mühendislik gibi farklı alanların ortaya koyduğu bilimsel bilgileri kullanarak etkili, verimli, çekici ve sürdürülebilir çözümler üretme süreci ve bilim dalıdır. Bu noktada “tasarımlamak” ile “tasarlamak” kavramlarına dikkat edilmesi gerekir. Birçok çalışmada doğru olmayan biçimde tasarlamak (draft) kavramı kullanılmaktadır.


Tasarlamak daha çok bir taslak, bir başka deyişle bir ortamları oluşturmayı amaçlayarak öğrenme yolculuğuna konseptin gerçekleştirilmesi için teknik özelliklerle ve sürecine odaklanıldığı, öğrenme deneyini tasarımında, detaylandırılması anlamına gelmektedir. Tasarım (design) öğrenenlerin duygusal ve bilişsel olarak ilgisini çekerek ise bir öğenin veya projenin görünümünü, hissini ve hem etkili hem de eğlenceli öğrenme deneyimleri sunmanın işlevselliğini kavramsallaştırmak ve planlamaktır. Tasarım amaçlandığı iddia edilmektedir. yaratıcılığa, estetiğe ve kullanıcı deneyimine odaklanırken, taslak hazırlama hassasiyete, teknik ayrıntılara ve standartlara uygunluğa odaklanır. Açımlanması gereken diğer kavramlar ise “etkililik”, “verimlilik”, “çekicilik” ve “sürdürülebilirlik” kavramlarıdır. Etkililik (effectiveness) bir öğrenme sürecinin hedeflenen çıktılara eriştirme düzeyidir. Ne kadar üst düzeyde bu çıktılara erişilirse o ölçüde etkili bir öğrenme süreci gerçekleştirilmiş anlamına gelir. Verimlilik (efficiency) ise en az maliyet, emek ve zaman harcanarak en üst düzeyde performans elde etmektir. Çekicilik (appealing) öğrenme sürecine bütün paydaşların motive biçimde katılımını ve bu motivasyonun sürecin sonuna kadar canlı kalmasını ifade eder. Son olarak sürdürülebilirlik (sustainability) ortaya konulan sürecin tek kullanımlık olmaması, benzer ya da farklı bağlamlarda tekrar tekrar geliştirilerek kullanılabilmesi anlamındadır. Herhangi bir öğretim tasarımının temel amacı etkili, verimli, çekici, sürdürülebilir öğrenme süreci sunmaktır.

Öğretim tasarımı kavramı ile sık karıştırılan ve yeni nesil uygulamalarmış gibi ortaya konulan iki kavram öğrenmenin tasarımı (learning design) ve öğrenme deneyimi tasarımıdır (learning experience design). Bu kavramların hepsinin öğrenme sürecinin geliştirilmesinde ortak hedefleri paylaştığı ancak yaklaşımları, metodolojileri ve odak alanları bakımından farklılık gösterdikleri iddia edilmektedir. Kuramsal açıdan öğretim tasarımının genellikle davranışçı ve bilişsel öğrenme yaklaşımlarına dayandığı ve bilginin öğrenci tarafından nasıl işlendiğine, korunduğuna ve hatırlandığına odaklanıldığı ifade edilmektedir. Öte yandan öğrenmenin tasarımının, aktif öğrenmeyi ve öğrenenler arasında işbirliğini teşvik eden yapıcı yaklaşımı ve sosyokültürel kuramlara yakın olduğu vurgulanmaktadır. Öğrenme deneyimleri tasarımının ise öğrenmenin duygusal ve deneyimsel yönlerine öncelik vererek kullanıcı deneyimi (UX) ve tasarım odaklı düşünme (design thinking) ilkelerinden yararlanıldığı belirtilmektedir. Tasarım süreci açısında ise öğretim tasarımında, öğretim materyalleri ve değerlendirme araçları oluşturmak için tipik olarak ADDIE (Analiz, Tasarım, Geliştirme, Uygulama, Değerlendirme) gibi sistematik süreçler izlendiği, öğrenmenin tasarımında, öğrenme etkinlikleri ve ortamları tasarımlamak için genellikle eğitimcilerin ve öğrencilerin işbirliğini içeren daha esnek, yinelemeli bir yaklaşım benimsendiği, öğrenme deneyimi tasarımında ise ilgi çekici ve sezgisel öğrenme deneyimleri oluşturmayı amaçlayan insan merkezli, öğrenenlerin ihtiyaçlarını, tercihlerini ve bağlamlarını anlamaya odaklanıldığı vurgulanmaktadır. Hedeflenen çıktılar bağlamında ise öğretim tasarımının belirli öğrenme hedeflerine ulaşmak için içeriği verimli bir şekilde sunmayı amaçladığı, öğrenmenin tasarımında, çeşitli öğrenme çıktılarını destekleyen etkili öğrenme

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında