AÖF Soru Bankası

Posthümanist Tasarım YaklaşımlarıÜnite 8 Soru-Cevap

Posthümanist Tasarım Yaklaşımları (GIT403U) soru-cevapları.

Olay örgüsü nedir?

Kurgu bir hikâyeyi oluşturan olaylar dizisine, olay örgüsü denir. Olay örgüsü, hikâyenin ilerleyişini yönlendiren anlatı akışını oluşturan kurguyu, yükselen aksiyonu, doruk noktasını, düşen aksiyonu ve çözümü içerir. Bir başka deyişle, olayların planı, tasarımı ve modelini oluşturur. Kurgusal bir olay örgüsü genellikle hikâyedeki eylemlere temel oluşturan çatışmalar içerir. Bazı kurgularda, ana olay örgüsünün yanı sıra “alt olay örgüsü” de bulunur. Alt olay örgüsü, ana olay örgüsünün farklı bir versiyonu ya da ana olay örgüsüyle tezat oluşturan ikincil olaylar dizisidir. Örnek: Ana ve alt olay örgülerine örnek olarak William Shakespeare’in (1564-1616) Hamlet (1600/01) adlı trajedisine bakılabilir. Hamlet’in ana hikâyesi Prens Hamlet’in, Hamlet’in babasını öldüren, annesiyle evlenen ve Danimarka tahtını gasp eden amcası Claudius’tan intikam almak istemesi etrafında döner. Bu intikam planı, Hamlet kendi göreviyle, ahlakıyla ve psikolojik çalkantıları ile mücadele ederken anlatıyı ileriye taşır. Alt olay örgüsü ise Polonius ve ailesinin karakterlerini içermektedir. Claudius’un danışmanı Polonius, Hamlet hakkında casusluk yapma planlarında kızı Ophelia ve oğlu Laertes’i kullanır. Bu alt olay örgüsü, özellikle Hamlet’in Ophelia ile romantik ilişkisi ve Polonius’un siyasi entrikaları, ana karakterlerin kararlarını etkilediğinde ana olay örgüsü ile iç içe geçer. Hamlet ve Claudius arasındaki çatışma, Ophelia’nın trajedisi, masumiyet, sadakat, siyasi ve kişisel yozlaşmanın yıkıcı etkisi temalarını öne çıkararak ana anlatıyı zenginleştirir.

Çatışma nedir?

Çatışma Yaratıcı kurgu ve hikâye anlatıcılığının temel özelliklerinden biri olan çatışma, karşıt güçler arasındaki mücadeleyi ifade eder. Çatışmalar, anlatıyı ileriye taşımak ve seyircinin ilgisini sürdürmek için merkezî bir öneme sahiptir. Yani, çatışma olay örgüsünün lokomotifidir. Karakterlerin aşması gereken zorlukları ve engelleri ortaya koyar, hikâyeyi dinamik ve ilgi çekici kılar. Karakterlerin çatışmalara nasıl tepki verdikleri, kişilikleri hakkında bilgi verir; çoğu zaman verdikleri tepkiler karakterlerin gelişmesine katkıda bulunur. Çatışmalar, hikâyelerdeki merak unsurlarını artırarak okurun veya seyircinin dikkatini artırır. Hikâyeyle ilgilenen kişiler, çatışmanın çözüme ulaşmasını istedikleri için sorular sorar, hikâyeye düşünsel olarak dahil olur. Böylelikle, kurgunun duygusal ve düşünsel derinliğinin arttığı görülür.

Yaratıcı kurgu nedir? 

Yaratıcı kurgu; gerçekte var olmayan dünyaları, durumları, karakterleri ve anlatıları canlandıran, yaygın olarak kısa öykü ve roman türlerini kapsayan hayal ürünü eserlerdir. Bu kurgusal eserlerde hikâye anlatıcılığı sanatı önemli rol oynamaktadır. Hikâye anlatıcılığı dendiğinde, öykünün ya da anlatının aktarılma ustalığı, hikâyedeki karakterlerin gelişimi ve metin içindeki sembolik unsurlar yoluyla öykülerin temalarının keşfi akla gelir. Yaratıcı kurgu Antik Çağ’dan günümüze gelişmekte olup temaları bakımından çeşitlilik göstermiştir. Bu noktada, yaratıcı kurgunun tarihsel gelişimine bakmak, günümüzde posthümanist tasarımlar içeren kurgusal türlerin çeşitliliğini ve kurgunun temel unsurlarının güncellenmesini anlamaya yardımcı olacaktır.

İnsanın Hikâye Anlatıcılığına İhtiyacı ne demektir?  Açıklayınız. 

Hikâye anlatımı insan kültürünün ve psikolojisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Antik çağlardan beri anlatılar dünyayı anlamlandırmak, ahlaki dersleri kodlamak ve kültürel değerlerle bilgileri aktarmak için kullanılmıştır. Hikâye anlatıcılığı bireyleri birbirine bağlamak, kültürü aktarmak ve ahlaki değerleri aşılamak için temel bir mekanizma görevi görür. Hikâye anlatıcılığı, deneyimleri, duyguları ve bilgiyi ilgi çekici ve akılda kalıcı bir şekilde aktarmanın bir yolu olarak insan doğasında derin köklere sahiptir. Hikâye anlatıcılığı, toplumların gelenekleri, tarihten aldıkları dersler ile davranışları ve toplumsal normları şekillendirebilecek kolektif bilgeliği aktarmalarını sağlayarak toplumsal kimliklerin oluşmasına yardımcı olur. Hikâyeler aracılığıyla hayata, ilişkilere ve dünyaya dair karmaşık fikirler basitleştirilip erişilebilir hâle getirilerek hem eğitim hem de eğlence olanakları sağlanır.

Sanatsal ifade nedir?

sanatsal ifade, insan deneyiminin, duygularının ve düşüncesinin karmaşıklıklarını sıradan günlük dili aşan bir biçimde keşfetme ve aktarma yönündeki köklü insan arzusunu ifade eder.

Hikâye anlatıcılığındaki sanatsal ifade nedir?

Hikâye anlatıcılığındaki sanatsal ifade, doğrudan tartışılması zor olabilecek temaların ve f ikirlerin araştırılmasına olanak tanır. Hassas veya tabu konuların araştırılması için güvenli bir alan sağlar. Aynı zamanda kişisel ve kolektif kimlik oluşumu için hayati bir araç olarak hizmet ederek, bireylerin ve toplulukların benzersiz bakış açılarını ve kültürel miraslarını ifade etmelerine olanak tanır. Dahası, sanat ve yaratıcı hikâye anlatıcılığı, insanların başkalarının deneyimlerini dolaylı olarak yaşamalarına olanak tanıyarak empatiyi doğurur ve böylece insanların dünyaya dair anlayışlarını genişletir. Bu yaratıcı katılım sayesinde hikâye anlatımı ve kurgudaki sanatsal ifade, psikolojik refah ve toplumsal uyum için gerekli olan bağlantı duygusunu, katarsis ve varoluşsal yansımayı teşvik eder.

Katarsis nedir?

Yunanca “arınma, temizlenme, ferahlama” anlamlarına gelen katharsis kelimesinden gelen katarsis kavramı, aslen Aristo’nun trajedi kuramından türetilen ve dramatik bir eserde seyircinin yaşadığı duygusal boşalmayı tanımlayan bir kavramdır. Katarsis, seyirci veya okurdaki güçlü veya bastırılmış duyguların serbest bırakılması ve böylece rahatlama sağlanması sürecini içerir. Edebiyat, drama veya başka herhangi bir sanatsal ifade bağlamında katarsis, bir eserin seyirci üzerinde yarattığı duygusal etkiyi ifade eder; bu genellikle seyircinin kendi duygu ve deneyimlerine ilişkin yenilenmiş bir anlayış veya ani bir aydınlanma veya netlik duygusuyla sonuçlanır. Bu deneyim, bireylerin duygularla dolaylı olarak yüzleşmesine olanak tanır. Bu yüzleşme, kurgusal anlatının sağladığı mesafe sayesinde güvenli bir şekilde gerçekleşir. Gerçek hayatta deneyimlense fazlasıyla gerilim, çatışma ve ağır duygulanımlara sebep olabilecek bu olaylar, kurgusal eserlerde okurun ya da seyircinin karşısına çıktığı zaman, hedef kitleye mesafeli bir duygusal yenilenme veya ağır duygulanımlardan arınma hissi verir. Bu sebeple katarsisin terapötik yani iyileştirici, tedavi edici olduğu düşünülmektedir.

Rönesans nedir?

Rönesans, Orta Çağ’dan sonra Avrupa’nın kültürel, sanatsal, politik ve ekonomik “yeniden doğuşu”nun hararetli bir dönemiydi. Genel olarak 14. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar geçen dönem olarak tanımlanan bu dönem, klasik felsefenin, edebiyatın ve sanatın yeniden keşfedilmesine olanak sağladı. Hümanizme olan ilginin yenilenmesiyle karakterize edilen Rönesans, Orta Çağ’ın kilise egemenliğindeki feodal toplumundan bir ayrılışa işaret ederek, modern dünyanın bireysel ve deneysel kanıtlara vurgu yapmasının yolunu açtı.

Çerçeve anlatı nedir?

Çerçeve Anlatı Hikâye içinde hikâye olarak da bilinen bu anlatı yapısı, birbiri içine gömülü bir veya daha fazla anlatıyı çerçeveleyen bir ana anlatıyı kullanır. Bu yapı, ana hikâyeye farklı bakış açıları kazandırmak ya da farklı ama tematik olarak bağlantılı hikâyeleri yan yana getirmek için kullanılabilir. Bunun en bilindik iki örneği şunlardır: Birincisi, Prenses Şehrazad’ın Fars hükümdarı olan kocası Şah Şehriyar’a anlattığı hikâyelerden oluşan Binbir Gece Masalları; ikincisi, Canterbury’ye yapılan bir hac yolculuğu çerçevesinde farklı karakterlerin kendi hikâyelerini anlattığı Geoffrey Chaucer’ın (1340’lar-1400) Canterbury Hikâyeleri (1400) adlı eseridir.

Doğrusal anlatı yapısı ve doğrusal olmayan anlatı yapısı nedir_ 

Doğrusal Anlatı Yapısı Olayların kronolojik sırayla baştan başlayıp ortaya ve sona doğru sıralanarak anlatıldığı en basit anlatı yapısıdır. Bu geleneksel yaklaşımın takip edilmesi kolaydır ve olaylar arasında net bir neden-sonuç ilişkisinin korunmasına yardımcı olur. Pek çok roman, tiyatro oyunu, film ve dizi bu yapıyı kullanır. Doğrusal Olmayan Anlatı Yapısı Bu yapı, kronolojik hikâye anlatıcılığından farklıdır ve geri dönüşler, ileri atlamalar veya kopuk bir zaman akışı gibi teknikleri içerebilir. Doğrusal olmayan anlatılar, bilgiyi stratejik bir şekilde açığa çıkararak belirsizlik veya daha derin bir bağlam yaratabilir. Burada olay örgüsünün gizemini ve ilgi çekiciliğini artırmak için olayların sırasız bir şekilde gösterilmesi sağlanır. Quentin Tarantino’nun (1963-...) Ucuz Roman (1994) filmi, bu anlatı yapısına iyi bir örnektir.

Dairesel anlatı yapısı nedir?

Bu tür anlatı yapısında hikâye aynı noktada başlar ve aynı noktada biter, çoğu zaman olayların kökenine giden bir yolculuğu yansıtır. Bu yapı, kader temasını veya yaşamın belirli yönlerinin değişmeyen doğasını vurgulayabilir. Bu anlatı yapısının iyi bir örneği, Simba’nın yolculuğunun babasının yolculuğunu yansıttığı ve yolculuğuna başladığı yere dönüşü ile sonuçlanan Walt Disney yapımı Aslan Kral (1994) adlı animasyon filmidir.

Epizodik anlatı yapısı nedir?

Bu anlatı yapısında hikâye, her biri nispeten bağımsız olan ve ortak bir ortam veya karakterlerle birbirine bağlanan bir dizi bölüme ayrılmıştır. Bu yapı, genellikle geniş bir olay örgüsüne sahip dizilerde ve seri romanlarında yaygındır. Her bir bölüm ya da epizot, kendi olay örgüsüne sahip olabileceği gibi daha kapsayıcı bir ana olaya da bağlanabilir. En iyi örneklerinden biri, beş farklı yönetmenin her bir bölümün başında olduğu, Anlat İstanbul (2005) filmidir.

İnsanmerkezcilik nedir?

İnsanmerkezcilik (antroposantrizm), insanın evrendeki en önemli varlık olduğu inancıdır; dünyayı öncelikle insani değerler ve deneyimler açısından yorumlayan bakış açısıdır.

Kimlik nedir?

Kimlik, bir kişiyi veya grubu oluşturan nitelikler, inançlar, kişilik, görünüm ya da ifadeler demektir. Bunların yanı sıra kimlik, cinsiyet, milliyet, etnik köken, meslek, hobi ve inanç gibi unsurları da içerebilmektedir. “Ben kimim?” sorusuna verilen cevaptır.

Eyleyicilik nedir?

Eyleyicilik, bireylerin veya varlıkların bağımsız hareket etme, kendi özgür seçimlerini yapma ve başkalarını etkileyebilme kapasitesini ifade eder. Beşerî ve pozitif bilimlerdeki gibi çeşitli bağlamlarda ele alınan eyleyicilik, bir öznenin çevresini gözlemleyebilme, çevresiyle etkileşime girebilme ve çevresini etkileyebilme derecesini gösterir.

Melez Karakterler nedir?

Melez Karakterler Biyoteknoloji ve sibernetiğin ilerlemesi, insan ile makinenin ya da insan ile hayvanın birleşmesini araştıran yeni anlatı biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu melez kimlikler, insan olmanın ne anlama geldiğinin sınırlarına meydan okur. Biyolojik, teknolojik ve çevresel faktörlerin birleşimine bağlı olan daha akışkan ve parçalı bir benlik kavramını akla getirir. Örneğin, siborg karakterler, organik madde olan canlı bedenler ile teknolojik ürün olan makinelerin birleşip melez türler oluşturması olarak hikâyelerde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Melezlik, aynı zamanda insan ve insandışı arasında keskin bir ayrım olmadığını da gösterir; kurgulardaki bu tasarı da, posthümanizmin insan istisnacılığına karşı duruşunu destekleyen bir özelliktir.

Ahlaki ve etik içerikler nedir?

Ahlaki ve Etik İçerikler İnsanlığın teknoloji ile birlikte değişip dönüşüme uğraması, çağdaş yaratıcı kurgunun başlıca temaları arasındadır. İnsanın teknoloji ile birlikteliği, doğal çevreyi de yakından etkiler. Bu nedenle çağdaş kurgular, insan, teknoloji ve insandışı doğa arasında gelecekte olabilecek gelişmelere dair kaygıları, beklentileri, ahlaki ve etik soruları ele alırlar. Gelecekteki insandışı varlıkların yaşam hakları, bu varlıkların kendilerine, doğaya ve insanlığa ilişkin sorumlulukları ve sınırları, diğer varlıklarla arasındaki üstünlük hiyerarşisi dikkat çeken sorular arasındadır. İnsanlığın teknoloji ile olan evrimindeki kaygılar, Philip K. Dick’in (1928–1982) Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? (1968) kitabı ve Bıçak Sırtı (1982) adlı sinema uyarlamasında görülebilir. Bu eserler, androidler gibi yapay varlıkların insanlarla aynı haklara ve ahlaki değerlere sahip olup olmadıklarını gündeme getirmiştir. Margaret Atwood’un Antilop ve Flurya romanı genetiği değiştirilmiş insan ve hayvanların ne gibi sonuçlar doğurabileceğini, insan olan android yaratıcısının sorumluluğunu, bilimsel deneylerin sınırlarını irdeleyen bir eserdir. Benzer temalardaki eserler, teknolojik gelişmelerin tüm insanlar arasında eşit paylaşılma ihtimalini de düşünür. Yahut, robotlar ve yapay zekâlar, potansiyel olarak duygulanıma ulaştıklarında, robotların ve yapay zekâların ne tür etik sorumluluklar taşıyabileceğini araştırırlar. Böylesi yaratıcı kurgular, mevcut etik çerçevelerimizin yeniden değerlendirilmesini teşvik eder. Bu teşvik, teknoloji ilerlemeye ve günlük yaşamlarımıza daha fazla entegre olmaya devam ettikçe daha kapsayıcı yaşam, hak ve sorumluluk tanımlarını düşünmeye sevk eder.

Teknolojik ilerlemeler kavramını açıklayınız?

Teknolojik ilerlemeler, edebiyata erişimi genişleterek ve yeni anlatı ifade biçimlerine imkân vererek, yaratıcı kurgu ve hikâye anlatıcılığının yaygınlaşmasında ve çoğalmasında çok önemli bir rol oynamıştır. 15. yüzyılda matbaanın icadı, kitapların üretiminde ve dağıtımında devrim yaratarak edebiyatın daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamış ve kitap üretim maliyetlerini düşürmüştür. Erişimin ekonomik ve toplumsal yönden bu şekilde demokratikleşmesi, okuryazarlık oranındaki artışı teşvik etmiş, daha geniş bir okur kitlesinin oluşmasını sağlamıştır. Bu da yeni hikâyelere ve türlere olan talebi artırmıştır. Çağdaş dönemde ise dijital teknoloji, e-kitaplar, çevrim içi yayınlama platformları ve etkileşimli transmedya anlatıları ortaya çıkmıştır. Tüm bu yeni olanaklar, multimedya hikâye anlatma araçlarının ortaya çıkışı anlamına gelir ki bu dijitalleşme hikâye anlatıcılığını daha da dönüştürmüştür. Bu teknolojiler, yazarların küresel okurlara ve seyircilere anında ulaşmasını ve okurların yenilikçi tekno-dijital ortamlar sayesinde hikâyelerle etkileşim kurmasını sağlayarak, yaratıcı kurgunun kapsamını ve etkisini genişletmeye devam etmektedir.

İnsandışı nedir?

İnsandışı, insan ve dış kelimelerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir bileşik kelimedir. İnsandışı, insan ile eşit değerde tutulmayan hayvan, bitki, madde, mineral, mikrop gibi canlı ve cansız, hem gerçek hem de kurgu varlıkları kapsayan bir terimdir.

Siborg nedir?

Siborg, sibernetik organizma kavramını oluşturan kelimelerin ilk üçer harfinden oluşan bir kısaltmadır. Siborg, organik ve teknolojik bileşenlerden oluşan melez bir varlıktır. Donna Haraway, Siborg Manifestosu (1991) adlı eserinde, siborgu hem hayal gücünün hem maddesel gerçekliğin bir alaşımı olarak gördüğünü belirtir. Bu alaşım, yani melez varlık, robotik bir tasarım olarak düşünülürse, insanlığın hep arzuladığı insan bedenini ve aklını üst mertebelere çıkarabilecek bir araç olabilme potansiyeline sahiptir. Ancak, Haraway’in de belirttiği gibi böylesi robotik tasarımlar, insanlığa ait olmayan ya da insan çıkarlarına hizmet etmeyen bir etik ve sorumluluk duygusu geliştirerek yaratıcısı olan insana muhtemelen karşı çıkacaktır

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında