AÖF Soru Bankası

Posthümanist Tasarım YaklaşımlarıÜnite 1 Soru-Cevap

Posthümanist Tasarım Yaklaşımları (GIT403U) soru-cevapları.

"Dördüncü Sanayi Devrimi" ne demektir?

Bir başka deyişle Endüstri 4.0, yüksek teknolojiye sahip donanımlar, yazılım sistemleri ve biyolojik bedenlerden oluşan mevcut sistemlerin iç içe geçmiş hâlini ifade eder. Bu terim, bahsedilen iç içe olma hâlinin küresel değer zincirlerinin organizasyonunda yaratacağı devrim niteliğindeki gelişmeleri yansıtmak için 2011 yılında düzenlenen Almanya’daki Hannover Fuarı’nda türetilmiştir.

COVID-19 pandemisi, teknoloji ve doğal ortamlar arasındaki ilişkiyi nasıl etkilemiştir?

COVID-19 pandemisi ile insanların birbiriyle iletişim kurma yöntemleri dijital ortamlarda yoğunlaşmış eğitim öğretim ve çalışma hatta sosyalleşme faaliyetleri için cep telefonu, bilgisayar, sosyal medya, çeşitli küçük ev aletleri gibi tekno-araçlar hayatın vazgeçilmezi haline geldiler. Bu araçlar olmadan şu anda  hayatımızı idame ettirmek istemeyiz çünkü biliriz ki salgın gibi büyük veya küçük çaplı olaylar sırasında, dünyadan haber almak, birbirimizle iletişim ve yakınlık kurmak, gündelik hayatı devam ettirmek için bu teknolojilere sarıldık. Bu tekno-araçların yanı sıra, doğaya, doğal ortamlara da ihtiyaç duyduğumuz kanıtlanmıştır. Bu bağlamd insanlar, evlerinde kapalı kalmak, sadece kent hayatında barınmak, tamamıyla teknolojiyle iç içe olmakla yetinmek istemediği ortaya çıkmıştır. 

Posthüman kavramı ne demektir ?

Gelişim süreci, insanın icatlar yapması ve keşiflerde bulunması aracılığıyla hızlanır ve insanın varoluşunun ana ilkesi hâline gelir. Aydınlanma Çağı’ndan günümüze, matbaa, buharlı makineler, ampul, telefon, uçak, internet, telefon ve yapay zekâ gibi tekno-bilimsel buluşlar ve icatlarla bütünleşen insan yaşamı, görüldüğü üzere insanın kendi hayatta kalışı için ürettiği teknolojilerle iç içe geçmiş hâldedir. Bu da insanın hiç tek başına “insan” olmadığını, hep teknolojilerle birlikte “posthüman” olduğunu gösterir.Posthüman kavramı, posthümanizm, transhümanizm, yeni maddecilik, antihümanizm gibi kavramları bünyesinde barındıran bir şemsiye terimdir.
Posthüman kavramının en çok çekişmeye maruz kaldığı iki taraf ise posthümanizm ve transhümanizm akımlarıdır. Bu çekişmenin birinci sebebi, her
iki akımın da hemen hemen aynı zamanda, yani 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında ortaya çıkmasıdır. İkinci sebep ise her iki akım için de insan kavramı
durağan, değişmez özelliklere sahip bir varlık anlamına gelmez; aksine,
insan akışkan bir varlık olup sürekli dönüşümler geçirir ve kendisini her
dönüşümle yeniden tanımlar.

İnsanmerkezcilik veya antroposantrizm nedir?

İnsanların ve insan deneyiminin evrenin merkezinde olduğu ve diğer tüm varlıkların önemini veya değerini insanlara göre belirleyen bir dünya görüşüdür. Bu düşünce, insanın diğer canlılar ile doğadan üstün olduğu ve evrenin insan yaşamına hizmet etmek için var olduğu fikrine dayanır. İnsanmerkezci düşünce ayrıca, yalnızca insanların etik ve ahlaki değerlerinin evrensel geçerliliği
olduğunu ve bu değerlerin doğa ve hayvanlar dünyasına doğrudan uygulanabileceğini varsayar.

Hümanizm ve insanmerkezcilik  (antroposantrizm) kavramlarının arasındaki farklılıklar nelerdir?

Hümanizm, genelde insan deneyimini, değerlerini ve yeteneklerini vurgulayan felsefi ve etik bir duruştur. İnsanmerkezcilik (antroposantrizm) ise yalnızca insanların değerlerini ve deneyimlerini evrenin merkezine koyan ve genellikle diğer canlılar üzerinde insan haklarını üstün tutan bir görüştür. Hümanizm; eğitim, özgürlük, bireysel haklar ve bilimsel araştırma gibi konularda insan potansiyelini yüceltmeyi hedeflerken insanmerkezcilik insanın diğer varlıklardan ayrı ve üstün olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Bu iki düşünce, tarihsel olarak birbirine bağlı gelişmiş olsa da hümanizm insan potansiyelini kutlarken insanmerkezcilik çoğu zaman çevre ve diğer canlılar üzerinde insan
ihtiyaçlarını önceliklendirir.

“Eyleyicilik” kavramı ne demektir?

Bireyin kendi kararlarını bağımsız bir şekilde alabilme ve kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Bireyin kendi yaşamı üzerinde etkili olma kapasitesini ve seçimlerini yönetebilme gücünü ifade eder. Eyleyicilik, bir bireyin veya grubun, çevrelerindeki dünya üzerinde etki yaratabilme, kendi geleceklerini şekillendirme ve karar alma süreçlerine aktif olarak katılma yeteneğini vurgular. Bu, özgür irade, bağımsızlık ve kendini gerçekleştirme ile yakından ilişkilidir. Felsefi ve sosyolojik açıdan bakıldığında, kavram genellikle yapısal koşullar ve bireysel kapasiteler arasındaki etkileşimi tartışmada kullanılır. Bireylerin toplumsal yapılar ve normlar tarafından nasıl etkilendiği ancak buna rağmen kendi kişisel tercih ve eylemleriyle bu yapıları nasıl etkileyebileceği ve değiştirebileceği sorunsalı üzerinde durulur.

Bilişsel etoloji nedir?

Bilişsel etoloji, zihin ve zekânın işleyişini ele alan bilişsel bilim ile hayvan davranışlarını inceleyen
etolojinin bir araya gelerek oluşturduğu disiplinlerarası bir bilim alanıdır. Bilişsel etoloji, insan olmayan hayvanların bilişsel farkındalıklarını, zihinsel süreçlerini, bilişsel yeteneklerini inceler.

Transhümanizm kavramı ve hedefi nedir?

Transhümanizm, Aydınlanma Çağı’nda pekiştirilen insanın, rasyonellik temelli bilimler ve teknolojiler yoluyla sürekli ilerlemesi üzerine kuruludur. Transhümanizmdeki akıl ve insan odaklı ilerici tavır, Büyük Varlık Zinciri’ndeki türler arasında bulunan hiyerarşiye bağlı olup insanı biricik ve en değerli varlık olarak kabul eder. Transhümanizm, iki ana dayanağı olan bilim ve teknoloji aracılığıyla insan türünü iyileştirmeyi ve    güçlendirmeyi hedefler.

Posthümanizm ve transhümanizm arasındaki farklılıklar nelerdir?

Her iki kavramın da insanın geleceği ve teknolojinin rolü üzerine odaklanmasına rağmen temel farklılıklar içerir. Transhümanizm, teknoloji aracılığıyla insanın biyolojik sınırlarını aşarak sürekli iyileşme ve gelişme hedefler. İnsanı bir üstün varlık mertebesine çıkarma ve bedensel sınırlamalardan kurtarma idealleri üzerine kurulmuştur.Bu yaklaşım, rasyonellik temelli bilim ve teknolojilerle insanın hastalık ve yaşlanmadan bağımsız bir hâle gelmesini amaçlar ve nihai olarak sibernetik bir “üstün-insan” kavramını önerir. Öte yandan, posthümanizm, insanın sadece organik bir varlık olmadığını, aynı zamanda teknolojik ve bilgiye dayalı bir varlık olduğunu kabul eder. Posthümanizm, DNA gibi maddesel-bilgisel yapıların insan ve diğer canlılarla nasıl iç içe geçtiğini vurgulayarak insanın maddesel, bedensel ve bilgisel özelliklerinin birleştiği daha kapsamlı bir varlık anlayışını ortaya koyar. Dolayısıyla, posthümanizm, transhümanizmin teknolojiyle güçlenmiş idealize insan görüşünün aksine, insanın karmaşık, heterojen ve sürekli değişen bir varlık olduğunu vurgular. transhümanizm bağlamında posthüman çok farklı bir anlama sahiptir. Transhümanizmin ultra-insan veya süper-insan imgesi olarak gördüğü posthüman, herhangi bir ayrımcılığa ve türcülüğe karşı tavır göstermez; tekno-bilimleri insan türünü daha iyi ve kusursuz bir hâle getirmek için insanın doğrudan hizmetine sunar. Transhümanizme göre, insanın gezegendeki ulaşabileceği en son mertebe olan posthüman, insanın teknolojikleşmesi, makinelerle birleşmesi demektir.

Posthümanizmin başlıca öncelediği hususlar nelerdir?

Posthümanizmin başlıca öncelediği hususlar şunlardır:
1. Hümanizmin ve antroposantrizmin merkezindeki geleneksel insan tanımını eleştirmek,
2. İnsan olmayan varlıkların eyleyicilik becerilerini ve öznelliklerini tanımak,
3. İnsanmerkezciliği eleştirmek,
4. İnsan ve teknolojinin etkileşimlerini irdelemek,
5. Etik düşünceyi teşvik etmek,
6. Çeşitliliği ve çoğulluğu kucaklayıp kutlamak,
7. Alternatif ve sorumlu gelecekler tasarlamaktır.

Antroposen Çağı hangi dönemi içerir?

Yeryüzünün içinde bulunduğu mevcut dönem olan Holosen Devresi’nin özellikle on yedinci yüzyıl sonrasına denk gelen bölümüne verilen addır. Nobel ödüllü meteorolog ve atmosfer kimyageri Paul J. Crutzen ile ekolog Eugene F. Stoermer (2000), insan faaliyetlerinin yerküre ve atmosfer üzerinde büyük ve gittikçe artan etkileri nedeniyle bu dönemi Antroposen olarak tanımlar. İnsanın doğa üzerindeki olumsuz yükünü gösteren bu kavram, her ne kadar insanmerkezci olmamayı savunsa da insan anlamına gelen antropos kelimesini bünyesinde barındırdığı için eleştirilerin odağı olmuştur.

Posthümanizmin temel özellikleri nelerdir?

Francesca Ferrando’nun tanımıyla (2019) posthümanizmin üç temel özelliği vardır:
1. Dışlayıcılık yapmaz, yani kapsayıcıdır
2. İstisnacılık kabul etmez
3. Merkezileşmenin ötesindedir

Posthümanizmin alt türleri nelerdir?

Posthümanizm, kapsadığı çalışma alanları bakımından pek çok alt türe ayrılmaya uygun bir alandır. Bu nedenle pek çok kuramcı posthümanist
yaklaşımlarla gerçekleştirdiği alanlara uygun alt tür oluşturmuştur. Bu türlerin neredeyse hepsi hümanizm kavramını sorunsallaştırmaktadır. Yalnızca
teknolojiyi öncelleyen teknolojik posthümanizm ve spekülatif posthümanizm transhümanizme daha akındır. Bu alt türlerin en çok kabul gören beş tanesi şu şekildedir:

Teknolojik posthümanizm

Kültürel posthümanizm

Eleştirel posthümanizm

Felsefi posthümanizm

Spekülatif posthümanizm

Posthümanizmi ortaya çıkmasına neden olan koşullar nelerdir?

Posthümanizm pek çok farklı kavramsal incelemenin birikimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Başlıca aşağıdaki alanların ortak uzantısı olan posthümanist düşünce sistemi, bu alanların yeniden düzenlemesi ile büyümektedir.

Kartezyen İkilik

Antroposantrizm

Postmodern Yapısökümü

Feminizm

Postkolonyalizm

Ekoeleştiri

Kırınımsal Metodoloji

Yeni Maddecilik

Posthümanizmin Öncüsü Filozoflar ve Kuramcılar kimlerdir?

N. Katherine Hayles (1943):Amerikalı postmodern edebiyat eleştirmeni, kimyager, filolog.

Donna J. Haraway (1944–...): Amerikalı bilim tarihçisi ve feminist kuramcı.

Rosi Braidotti (1954–...): İtalyan asıllı çağdaş düşünür ve feminist kuramcı.

Karen Barad (1956–...): Amerikalı fizikçi ve feminist kuramcı.

Cary Wolfe (1959–...): Amerikalı filolog, posthümanist kuramcı.

Francesca Ferrando (1978–...): İtalyan çağdaş posthüman filozof, feminist kuramcı ve çok yönlü performansçı.

Pramod K. Nayar: Hindistan asıllı filolog, tarihçi, edebiyat eleştirmeni ve kuramcı.

Posthümanist tasarımın bakış açısı nasıldır?

Sanat ve tasarım dünyasında yeni bir paradigmaya işaret eder. Bu paradigma, insan ve insan olmayan aktörler arasındaki ilişkileri yeniden tanımlar ve bu aktörlerin karşılıklı bağımlılıklarını ve etkileşimlerini vurgular. Böylece, sadece estetik ve fonksiyonel değil, aynı zamanda etik ve felsefi boyutları da olan bir tasarım anlayışını teşvik eder. Bu, sanatçıların ve
tasarımcıların, insanın teknolojiyle ve çevreyle olan karmaşık ilişkilerini keşfetmelerine ve yansıtmalarına olanak tanır. Böylece dijital çağın getirdiği teknolojik ve çevresel dönüşümleri eleştirel bir bakış açısıyla ele alır.

"Sosyo-teknik sistemler" ile anlatılmak istenen nedir?

Günümüzde yaşanan hızlı teknolojik değişimlerin ve çevresel etkilerin tasarım süreçlerini nasıl etkilediğini vurgular. Teknolojinin ve çevrenin evrimleşmesi, tasarımcıları daha karmaşık olan sosyo-teknik sistemleri düşünmeye ve bu sistemlerin insan yaşamı üzerindeki etkilerini, tasarımlarında nasıl ele alacaklarını keşfetmeye teşvik eder. Sosyoteknik sistemler, toplum (sosyal yapılar, kültürel normlar, etkileşimler) ve teknik bileşenler (makineler, altyapı, teknolojik araçlar) arasındaki dinamik etkileşimleri ele alır. Forlano, bu sistemlerin karmaşıklığını ve tasarımcıların bu sistemleri anlamaları ve dahası, onlarla etkili bir şekilde çalışmaları gerektiğini vurgular. Tasarımcılar artık sadece estetik ve işlevsellikle ilgilenmek yerine, insanların teknolojiyle etkileşimleri ve çevresel etkileri de göz önünde bulundurarak tasarım yapmaları gerekliliğine dikkat çeker.

 Posthümanist yaklaşım görsel iletişim tasarımı nasıl etkilemiştir?

Görsel iletişim tasarımında posthümanist perspektifin benimsenmesiyle, tasarımın sınırlarının genişletilmesi ve yeni etkileşim biçimlerinin keşfedilmesi gerekliliği ortaya çıkar. Artık tasarımda, insanların yanı sıra yapay zekâ, nesnelerin interneti ve sürdürülebilir çevre tasarımları gibi faktörleri de dikkate almayı gerektirir. Bu, tasarımın insanlar, makineler ve çevre ile etkileşimde bulunan genişletilmiş bir ağ içinde yer almasını gerektirir. Böylece tasarımcıların, insan deneyiminin ötesine geçen ve biyolojik olmayan varlıklarla da bağlantılı olan çalışmalar yaratmalarına zemin hazırlar. Böylece fiziksel ve dijital dünyalar arasındaki sınırları aşan, birbirine daha derinden bağlı sistemler ve deneyimler yaratılabilir. Bu yaratım anlayışı; estetik ve fonksiyonellik ötesinde, etik ve çevresel düşünceleri de tasarımın merkezine almayı gerektirir. Tasarımcıların rolü, bu yeni karmaşıklıkları anlamak ve içselleştirmek ve bu anlayışı yenilikçi ve sürdürülebilir tasarımlar yoluyla ifade etmek olacaktır.

"Üçüncü sanayi devrimi" hangi gelişmeleri içerir?

1969 yılında elektronik devrimin (transistör ve mikroişlemci teknolojileri), bilgisayarların, internetin ve iletişim teknolojilerinin öne çıkması ile karakterize edilir. Bu dönem, üretim süreçlerinin otomasyonunun gerçekleştirilmesiyle tanımlanır. Üçüncü sanayi devrimiyle birlikte, dijitalleşme süreci hız kazanmış ve seri üretim modellerine ek olarak, daha esnek üretim yöntemleri de geliştirilmiştir. Bu dönem aynı zamanda bilgisayar veya dijital devrim olarak da adlandırılabilecek bir evredir.
Geleneksel kâğıt ve dosya tabanlı veri depolama sistemleri yerini bilgisayar ortamına bırakmıştır. Ulaşım ve iletişim teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler, kültürel etkilerin yerelden globale doğru genişlemesine katkı sağlamıştır.  20. yüzyılın son yirmi yıl içinde, kitle iletişim araçlarının yanı sıra, enerji kaynakları, tıbbi teknikler, üretim yöntemleri ve çeşitli teknolojik yeniliklerde atılımlar görülmüştür.

Yeni nesil tasarımcı nasıl olmalıdır?

Tasarım eğitiminde, yeni nesil tasarımcıların yalnızca teknik becerilerle değil, aynı zamanda insan sonrası durumun etik ve ekolojik karmaşıklıklarında gezinmek için gerekli eleştirel düşünceyle de donatıldığı pedagojik bir değişim gerektirmektedir. Dahası, tasarım başarısının ölçüldüğü kriterlerin yeniden değerlendirilmesini, kısa vadeli işlevsellik ve estetik çekicilik yerine uzun vadeli sürdürülebilirlik ve etik sorumluluğa öncelik verilmesini talep etmektedir. Tasarımcılar, insan olmayanlar ve teknoloji de dahil olmak üzere tüm paydaşların bakış açılarını göz önünde bulundurarak yalnızca işlevsel değil aynı zamanda sürdürülebilir ve çevreye saygılı mekânlar yaratmalıdırlar. Tasarımcılar, posthümanist teknikleri benimseyerek yalnızca insan merkezli bir yaklaşımdan uzaklaşıp ve ilgili tüm varlıkların ihtiyaçlarını ve refahını dikkate alan daha kapsayıcı ve etik bir tasarım sürecine doğru ilerlemelidirler. Sonuç olarak, bu iş birlikçi ve bütüncül yaklaşım, yapılı çevremizin karmaşık ve birbiriyle bağlantılı zorluklarını ele alan yenilikçi çözümlerin geliştirilmesine yol açabilir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında