GİT308U-EĞİTİCİ İÇERİK TASARIMI
Ünite 7: Sorgulama Temelli İçerik Hazırlama
Giriş
Bireylerin eleştirel düşünme becerilerine sahip olarak bilgiyle etkileşim kurabilmeleri ve bu donanımla kamusal alanda var olabilmeleri için eğitim süreçlerinde sorgulama temelli içerik kullanımının önemli olduğu söylenebilir. Bu nedenle, bu bölümde sorgulama temelli içerik hazırlama; paradigma, pozitivizm ve post-pozitivizm; eleştirel pedagoji, içerik oluşturmada eleştirel pedagojiden yararlanma ve eleştirel düşünme becerisi; eleştirel düşünme aktarımına yönelik yaklaşımlar ve stratejiler konuları ele alınmaktadır.
Sorgulama Temelli İçerik Hazırlama
Bireylerin sosyal ve mesleki hayatlarında eleştirel düşünme becerisi sahibi olarak ve sorgulayarak var olmalarında eğitim sürecinde ve günlük yaşamda afiş, broşür, belgesel, film gibi mesajlar içeren ögelerde araştırma-sorgulamaya dayalı yaklaşımın etkin şekilde dahil edilmesi önemlidir. Bu sürecin verimli şekilde yürütülmesinde ise içeriğin sorgulama temelli olarak hazırlanması gereklidir. İçerikler, bireylerin belirlenen amaçlara ulaşmasında kullanılan araçlardır. İçeriğin düzenlenmesine yönelik bazı ilkeler ve yaklaşımlar bulunmaktadır. Bir etkinliğe ilişkin içeriğin belirlenmesi ve tasarlanmasına yönelik ilkeler aşağıdaki gibi özetlenebilir;
Geçerlik ve güvenirlik: “Geçerlik ilkesi”, içeriğin amaçlarla ve içeriğin kullanıcısı olan bireyle uyum içerisinde olmasını, “güvenirlik” ise içeriğin temelinin yani bilginin hem bilimsel gelişmelerle hem de kendi içinde tutarlı olmasına karşılık gelmektedir. Bilimsellik: Bu ilke içeriğin kapsamı içine aldığı bilgilerin bilimsel alan ve gelişmelerden elde edilerek oluşturulması gerektiğini belirtmektedir. Bireylerin ilgi ve ihtiyaçlarına yönelik olma: İçerik, alıcısının gelişimsel süreçlerle oluşan özellik ve ihtiyaçları dahilinde belirlenmelidir. Aktarılabilirlik ve uygunluk: İçeriğin hitap edilen kitlenin hazır bulunuşluk düzeyiyle ve gelişim süreciyle uyumlu olmasıdır. Toplumsal fayda: Bu ilke geliştirilen programlardaki içeriğin bireyin gelişim dönemleri, ilgi ve ihtiyaçları ile uyumlu olmasının yanında toplumsal beklentileri de karşılaması gerektiğini ifade etmektedir. Ekonomiklik: İçeriğin belirlenmesinde ve sürece alınmasında verimli olması amaçlanmalıdır. İçeriğin mantıksal yapısı: İçeriğin unsurlarının mantık göz önünde bulundurularak tasarlanmasıdır. İçeriğin psikolojik temeli: Küreselleşmeyle birlikte insanın kendisiyle, ötekilerle, çevresiyle ve dünyayla kurduğu ilişkilerin boyutu genişleyerek ve derinleşerek değişmektedir.
Sonuç olarak toplumu eğitme araçlarından en etkili olanlarından biri eğitimdir, insanın doğumundan ölümüne kadar her zaman her yerde devam eden bir süreçtir.
Araştırma-Sorgulamaya Dayalı Yaklaşım
Eleştirel pedagoji ve eleştirel düşünme bireylerin problemleri tespit etmesini, gerekçelere dayalı olarak yargılama ve değerlendirme yapmasını, karar vermesini ve
harekete geçmesini temel almaktadır. Yani toplumsal hayatta ulaşılan bilgi, beceri ve değerlerin işlenmesini ve bu doğrultuda bireysel ve toplumsal boyutta davranışsal ve tutumsal değişikliklerin gerçekleşmesini amaç edinmektedir. Eleştirel pedagoji, eleştirel düşünme becerisi ve araştırmaya-sorgulamaya dayalı süreç birbirleriyle yakından ilişki içindedir. Araştırmaya-sorgulamaya dayalı sürecin yapılandırmacı yaklaşımla birlikte ortaya çıktığı belirtilmektedir. Radikal, bilişsel ve sosyal olarak üç grupta değerlendirilen yapılandırmacı yaklaşım bilişsel, radikal ve sosyal öğrenenin önceki bilgi ve deneyimlerini kullanarak bilgiyi inşa etmesi gerektiğini savunmaktadır.
Araştırmaya-sorgulamaya dayalı süreç şu dört faaliyetin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır;
• Bilgi ve fikirlerin öğretenden bağımsız olarak öğrenen tarafından yapılandırılması, • Bireylerin etkin şekilde aktif olduğu etkinliklerin gerçekleştirilmesi, • Bilginin ve gerçekliğin sorgulanmasına yönelik yöntemlerin sürece dahil edilmesi, • Eğitici içeriğin ve bunun uygulamaya geçtiği sürecin öneminin vurgulanması.
Bununla birlikte, araştırmaya-sorgulamaya dayalı yaklaşımda Sadeh ve Zion tarafından belirtilen şu yöntemler kullanılmaktadır;
• Yapılandırılmış sorgulama: Alıcının daha pasif olduğu, öğretenin daha etkin olduğu bir sorgulama yöntemidir. • Rehberli sorgulama: Bir problem oluşturularak öğretenin rehberlik ettiği bir süreç gerçekleştirilir. • Açık uçlu sorgulama: Bu yöntemde birey yapılandırılmış sorgulama ve rehberli sorgulama yöntemine göre daha aktiftir.
Araştırma-sorgulamaya dayalı yaklaşım, bir problem durumu odağında bireyin süreçte daha etkin olduğu bir yaklaşım olmakla ve belirli yöntemlerle gerçekleştirilmekle birlikte bu sürecin nasıl etkin şekilde yürütüleceği, hangi aşamalardan geçilerek tamamlanacağı noktasında çeşitli uygulama modelleri geliştirilmiştir. Schanze ve Ploetzner; soru sorma ve bu sorularla yönlendirme, bir hipotez belirleme, araştırma yapma, ulaşılan verileri analiz etme ve bu analiz sonucunda yorum yapma, bir model oluşturma, sonuca ulaşma ve değerlendirme yapma, iletişim ve etkileşim, öngörü ve yordamada bulunma olarak belirlemişlerdir. Pedaste vd. ise beş temel yedi alt aşama belirlemişlerdir. Ana aşamaları yönlendirme yapma, kavramsallaştırma, soruşturma yaparak ilerleme, bir sonuca ulaşma, tartışmalar gerçekleştirme olarak belirlemişlerdir. Bruce ve Casey de beş aşamalı bir araştırma-sorgulamaya dayalı aktarımın uygulanmasına yönelik model geliştirmişlerdir. Bu modelin aşamaları şunlardır; içeriğin anlaşılmasına yönelik sorular sor, çeşitli ve farklı kaynakları kullanarak araştırmalar gerçekleştir, yaratıcı eylem ve etkinliklerle bulgu ve çıktılara ulaş, diğer kişilerle
çıktılar doğrultusunda gerekçelendirmelere başvurarak tartışmalar yap, süreçte nelerin nasıl yapıldığına ve nelere ulaşıldığına yönelik yansıtma yap. Lim’in beş aşamalı bir uygulama modelinde merak uyandıracak sorular sor, problemin çözümüne yönelik plan yapma, keşfet ve çözüm stratejilerini uygula, verileri anlamlandır ve bilgiler oluştur, süreci baştan sona sorgula ve yansıtma yap.
Sorgulama Temelli İçeriğin Düzenlenmesi
Bireylerin problemleri tanımlamasını, araştırma ve sorgulama yapmasını, analiz etmesini, değerlendirmesi ve yorum yapmasını, raporlandırıp bir sonuca ulaşmasını öngören araştırma-sorgulamaya dayalı sürecin temeli hitap edilen kitlenin pasif bir alıcı değil aktif olması gerektiğidir. Bundan dolayı, kullanılacak içeriğin de bireyin süreçte aktif olmasını sağlaması gerekmektedir. İçerik kişileri araştırmaya sevk eden ve sorular sorduran, kendi deneyimlerini değerlendirmeden geçirmelerine olanak tanıyan, kendilerinin ve diğerlerinin inanç, varsayım ve yargılarını sorgulamalarını sağlayan şekilde üretilmeli ve tasarlanmalıdır.
Sorgulama temelli içerik hazırlama yaklaşımı da içeriğin hitap edilen kitlenin ilgi, ihtiyaç ve gereksinimleri göz önüne alınarak bireyin sorularıyla şekillendiği, toplumsal sorunlarla bağlantılı olarak kişilerin sorgulayacakları problem durumları belirlenerek sürece dahil edildiği bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda hitap edilen kitle içeriğin anlatıldığı ve aktarıldığı bir pasif alıcı olarak görülmez, aksine bireyi problemleri tanımlamaya, sorgulamaya, analiz etmeye, yorumlamaya, çözüm önerileri geliştirmeye, sonuç raporu hazırlamaya, sunum yapmaya ve tartışmalar gerçekleştirmeye yönelterek açık uçlu ve parçaların eksik bir şekilde yapılandırıldığı içerikle kişilerin eleştirel düşünme becerisini geliştirmeyi amaçlar.
Sorgulama temelli içerik hazırlama bütünsel bir süreçtir. Bu doğrultuda sorgulama temelli içerik hazırlama aşamaları yukarıda bahsedilen ilişkisel bütünlük çerçevesinde aşağıda gösterilenleri kapsamalıdır;
• Hitap edilen kitleyi sorular sormaya ve araştırmaya sevk eden toplumsal bir problemin belirlenmesi, • Bireylerin sorular sorması yoluyla problemin tüm yönleriyle ve derinlikli bir şekilde tanımlanması, • Problemin çözülmesine yönelik öneriler geliştirmek amacıyla araştırmaların gerçekleştirilmesi, • Yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen verilerin analiz edilmesi ve yorumlanması, • Değerlendirme yapılarak anlamlandırmanın sağlanması, • Yansıtma yapılması ve sürecin tamamının raporlaştırılması, • Gerekçelendirmeler yaparak tartışmalar gerçekleştirilmesi.
Paradigma, Pozitivizm ve Post-Pozitivizm
Paradigma, insanların davranışlarına yön veren bilişsel mekanizmaların tümü şeklinde tanımlanabilir. Bilimsel gelişmeler ve ilerlemeler çeşitli paradigmaları ortaya çıkarmıştır. Bu paradigmaların bireylerin içinde yaşadıkları dünyayı anlamlandırmalarını şekillendirdiği söylenebilir. Pozitivizm ve post-pozitivizm de insanı anlama çabasına yön veren paradigmalardandır. 20. yüzyılda modernistlerin birçok alanda başlattıkları değişim, post-pozitivizmin modernizmin devamı olarak anlaşılmasına yol açmaktadır. Kavram hakkındaki bu belirsizliğin sebebi hem kavramın taşıdığı heterojenlik hem de kavramı tanımlamaya çalışan yazarların bu tanımlamayı kendi bakış açılarıyla yapmalarıdır. Jean-François Lyotard post-pozitivizmi “büyük anlatıların sona ermesi” olarak tanımlar, Sarup’a göre post-pozitivistler, Hegel’den Marx’a kadar büyük anlatılara ve evrensel felsefelerin tüm biçimlerine güvenmemektedirler. Lyotard’a göre post-pozitivizm, modernizmin solmuş büyük anlatıları içinde bir anlatı haline gelmiştir. Jurgen Habermas ise post-pozitivizmi ve Lyotard’ı eleştirerek; “özgürleştirici modern teorileri ve değerleri değersizleştirmeye girişen başka bir muhafazakâr ideoloji” olarak tanımlar. Habermas, post-pozitivizmin kendisine temel olarak aldığı özne, Nietzsche’nin us eleştirisi yaklaşımı ve güç kuramının modernizme dahil olduğunu, bundan dolayı postpozitivizmin aslında pozitivizmin devamı olduğunu ifade eder. Jameson ve Harvey post-pozitivizmi kapitalizm üzerinden ele alır ve bu doğrultuda postpozitivizmden de kapitalizmin bir aşaması olarak söz eder. Michel Foucault ve Jacques Derrida’ya göre pozitivizm kurallar ve şekillerle bireyi sürekli baskı altında tutan bir paradigmadır, post-pozitivizm ise işte bu baskı altındaki bireyin özgürleşme çabasına karşılık gelen bir başkaldırıdır. McHale, post-pozitivizm kavramının kendi başına bir problem teşkil ettiğini ve yapılan tanımlama çabalarının da eksik olduğunu aktarmaktadır.
Post-pozitivizmin temel özellikleri ve nitelikleri şöyle sıralanabilir;
• Bütünün parçalanması; • Kuralcılık ve şekilciliğin yerinden edilmesi; • Benliğin kavramsal derinliğinin yıkılması; • İroni; • Merkezsizleşme/merkeziyetsizleşme; • Zaman kavramına yönelik bakış açısı; • Büyük anlatıların işlevsiz bir hale getirilmesi.
Sonuç olarak, paradigma bireylerin yaşadıkları hayatı anlamlandırma biçimi olarak anlaşılabilir.
Bilgi-İktidar İlişkisi Üzerine
Bilgi, her zaman bütün etkileşimlerin içinde var olan otorite ilişkileriyle açıklanmaktadır. Söylem, belirli kurallara tabi olmayan, bilinçli bir şekilde kurulan, süreksiz ilişkiler, oluşumlar ve dönemler arası kopukluklarla var olan şeydir. Foucault bilgiyi içinde otoriteyi barındıran söylemin içinde oluşan bir şey olarak ele almıştır. Foucault, bilgi, söylem ve otoritenin bu kurulumundan hareketle özneyi de otorite ve
bilginin etkileşime girmesiyle kurulan ve inşa edilen şeklinde tanımlamıştır. Öznenin otorite ilişkileri içinde şekillenmesi Foucault’un belirli temel nitelik ve özellikleri taşıyan ve dolayısıyla birbirleriyle benzer olan otorite biçimlerinin nasıl farklı bilgi tip ve türlerini ürettikleri ve oluşturduklarını anlamlandırmaya çalışmasına yol açmıştır. Foucault’un bu çabaları onun otoritenin bilgiyi şekillendirdiğini ve oluşmasını sağladığını, bilginin belirli güç formları dahilinde kurularak belirlendiğini öne sürmesine yol açmıştır.
Hem Foucault hem de Deleuze ve Lyotard, post yapısal akımın ve post-pozitivizmin önde gelen düşünürleridir. Post-pozitivist anlayış, nesnel bir gerçekliğe dolayısıyla modern ve liberal önermenin insanı rasyonel olarak betimleyen bakışına karşı çıkarak, özne-nesne karşıtlığını tartışmanın dışında tutmuş ve insanı kendisini rasyonel bir varlık olarak algılayan ancak doğadaki tek irrasyonel varlık olan olarak konumlandırmıştır.
Gerçeklik ve Paradigma İlişkisi Üzerine
Pozitivizm ve post-pozitivizm gerçeği anlama ve anlamlandırma, gerçeğe ulaşma yolları ve insanın bu gerçeğin içinde ne şekilde yer aldığını tanımlamaları açısından birbirinden farklılaşmaktadır. Gerçeğin doğasını anlamak üzere insanoğlunun bu dünya var olduğundan beri sorduğu üç temel soru mevcuttur; dünya nasıl bir yerdir, biz dünyayı nasıl bilebiliriz, kendi amaçlarımıza ulaşmak için onu nasıl kontrol edebiliriz. Pozitivizm bu soruları cevaplamaya çalışırken kendisini konumlandırdığı yere bakıldığında gerçekliğin sadece deney ve gözlemler ile irdelenmesi gerektiği; tek, değişmez ve genellenebilir olduğu ve mantık süzgecinden geçirilmesi gerekliliği üzerine yapılandırılmış bir paradigma olarak karşımıza çıkmaktadır.
Post-pozitivist paradigmanın ortaya çıkmasına yol açan pozitivist paradigmanın eksik yanları şöyle sıralanabilir; bilimin ne olduğuna dair yetersiz bir kavramsallaştırmaya yol açmaktadır, teori-gerçek ilişkisinin önemli ve etkileşimli yönlerini yeterince ele alamamaktadır, pozitivizm, kendisinin giderek daha fazla yetersiz olduğu yargısına varılan deneyciliğe fazlasıyla bağımlıdır, hem itici hem de temelsiz bazı sonuçları vardır, yalnızca etik değil aynı zamanda geçerlilik çıkarımları da bulunan bir gerçek olan insan katılımcılarla onların insanlığını göz ardı eden araştırmalar üretmiştir, çeşitli alanlarda ortaya çıkan kavramsal/deneysel formülleştirmelerle başa çıkabilme konusunda yetersiz kalmıştır, sürdürülebilirliği giderek zorlaşan bazı varsayımlara dayanmaktadır.
Eğitim-Paradigma İlişkisi Üzerine
Pozitivizme ve post-pozitivizme dayalı şekilde dünyayı ve gerçeği anlama çabası eğitimin tanımını ve kapsamını da sorgulamayı beraberinde getirmiştir.
Pozitivizm sonrası bilimsel gelenek, bilgi ve eğitimin daha kapsayıcı, birey merkezli ve eleştirel düşünceyi teşvik eden bir yaklaşımı desteklemektedir. Bu süreçte, bilginin kişiye göre değişebileceği, aktarımın ezberden ziyade anlamayı ve
düşünmeyi teşvik etmesi gerektiği ve eğitimin sadece akademik gelişime değil, farklı zekâ türlerinin gelişimine de odaklanarak bireyin kişisel ve karakter gelişimini de kapsamasının önemi vurgulanmaktadır. Bu bağlamda eğitimi tanımlarken bazı bilimciler eğitimi öncelikle geleneksel ve modern eğitim anlayışı olarak iki farklı şekilde tanımlamaya çalışmışlardır. Durağan bilgilerden ziyade değişen şartlara göre yeni düşünce ve kavramları araştırarak üretkenliğini devam ettiren ve çeşitli bilimciler tarafından post-modern veya post-pozitivist eğitim anlayışı olarak isimlendirilen yaklaşım eğitimin amacının ve kapsamının yeniden tanımlanmasına neden olmuştur.
Eleştirel Pedagoji ve Eleştirel Düşünme Becerisi
Bilgi, genel anlamda öznenin gerçekliği yorumlama, anlamlandırma ve açıklama şekli olarak tanımlanabilir. Ancak bilimsel disiplinler söz konusu olduğunda bilgi kavramının fikirleri ve değerleri kapsadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, bilginin sosyal yapının içinde özne ve kurumlarla etkileşimli bir şekilde inşa edildiği ifade edilmektedir. Buna ek olarak, bilginin oluşum süreci bireysel ve kültürel etmenler tarafından şekillendirilmektedir.
Eleştirel Pedagoji
Eğitim ve okul sistemleriyle ilgili çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Bahsi geçen kuramsal ve teorik yaklaşımlar okul ve eğitim sisteminin işleyişi, kültürel, toplumsal ve ekonomik işlevlerini ele almaktadır. İktidar ve devlet tarafından sunulan eğitimin amaçlarında eğitim süreciyle bireylerin toplumsal kimlik ve kişilikle uyumlu olarak toplumsal alanda var olmasının hedeflendiğinin altı çizilmektedir. Durkeim eğitimi bireyin toplumsallaştırılması süreci olarak tanımlamaktadır. Bu tanım eğitimin sosyoloji ile olan bağını sistematik bir hale getirmektedir. İktidar, devlet ve toplum tarafından eğitim; bireylerin kendilerini gerçekleştirme süreci olarak değil, toplumsal devamlılık ve sürekliliğin sağlanmasının araçlarından biri olarak ele alınmaktadır. Bireylerin ortak amaçlar etrafında toplumsal sistem içerisinde var olması amaçlanmaktadır. Fransız sosyolog Bourdieu’ya göre okullar eğitim verilen insanların düşüncelerini düzenlemekte, onların zihinlerinde sınıflandırmalar ve şemalar oluşturmaktadır. O okulları, egemen toplumsal grupların kültürel sermayelerinin kabul edildiği buna karşın diğer grupların yok sayıldığı yerler olarak ifade etmektedir. Eğitimi siyasi bir olgu olarak gören Freire, mevcut eğitimi bankacı eğitim modeli ve problem çözücü eğitim modeli şeklinde ikiye ayırmaktadır. Bankacı eğitim modeli, anlatıcı bir özne ve dinleyen nesnelerin iletişim ve etkileşiminden meydana gelmektedir.
İçerik Oluşturmada Eleştirel Pedagojiden Yararlanma
Freire’e göre eleştirel pedagojinin ilk adımı bireylerin içinde ezildikleri yapının nasıl oluştuğunu ve bu yaşam tarzını nasıl kabullenerek devam ettirdiklerini ortaya çıkararak bu yapıyı dönüştürmeye yönelik adımlar atmalarıdır. İlk aşama kişilerin hem toplumdaki diğer bireylerle hem kurumlarla kurdukları ilişkileri
çözümlemelerini ve sorgulamaları gerekli kılmaktadır. Çünkü dönüştürülmesi amaçlanan yapının nasıl çalıştığı ve özneler üzerinde nasıl iktidar kurduğunun anlaşılması bireylerin özgürleşmesinde önemli görülmektedir. Eleştirel pedagojinin ikinci aşaması ise dönüştürülen yapının ezen- ezilen ikiliğini yeniden üretmesinin engellenmesidir. Freire’ye göre; insan tercihler yaparak ve tercihlerini yaşayarak kendi gelecek planlarını eyleyebilen konumundadır. Bu pozisyona sahip olmak, bireyin kendisini ve çevresini nasıl tanımladığını bilmeyi gerektirmektedir. Birey bu şekilde çevresindeki toplumsal hayatla ilişki içinde kendisinin parçalarını oluşturup bir dünya görüşüne sahip olur. İçerik oluştururken bireyin kendisini ve toplumsal çevresini sorgulaması, tanımlaması ve bu kaynaklardan yararlanarak içeriği hazırlaması ancak özgürleştirici bir pedagoji ile mümkün olacaktır.
Eleştirel Düşünme Becerisi
Düşünme, insanı doğada bulunan diğer varlıklardan ayıran en önemli insani niteliklerden birisidir. İnsan zihni, düşünmek, hissetmek ve istemek olmak üzere üç temel fonksiyona sahiptir. İnsanın kendisini, yaşadığı hayatı ve çevresini tanımlaması ve anlamlandırması süreci her şeyden önce dil ve düşünme ile gerçekleşmektedir. Düşünme, kişinin içinde yaşadığı koşulları anlamlandırmak ve gerçeğe ulaşmak amacıyla gerçekleştirdiği organize edilmiş sistematik bir zihinsel süreç olarak tanımlanabilir. Düşünme ve sorgulama bireyin bilişsel süreçlerinin tetiklenmesini, karşılaştığı problemleri tanımlamasını ve problem çözme becerilerinin gelişmesini sağlamaktadır.
Eleştirel düşünme, ulaşılan bilgi, düşünce ve iddiaların sorgulanıp, yorumlanması ve analiz edilerek kanıtlara dayalı bir şekilde sistematik olarak açıklanması şeklinde tanımlanabilir.
Eleştirel Düşünme Öğretimine Yönelik Yaklaşımlar ve Stratejiler
Eleştirel düşünme ve becerileri konusunun odağında düşüncenin gelişim süreci ve evreleri bulunmaktadır. Bu nedenle düşünmenin evrelerini kısaca açıklamak gerekmektedir. Başlangıçta insan, düşüncenin bilincine varamadığı ve inançlarına körü körüne bağlandığı bir evrede bulunur. Ancak zamanla ve deneyimler aracılığıyla ki bu ruhsal aygıtının esnekliği ile de ilgilidir, düşünme şeklindeki çarpıklıklarla ve bunun sonucunda hayatında deneyimlediği sorunlarla yüzleşmeye başlar ve sağlıklı düşünme yeteneklerini keşfe başlar. Bu aşamada birey hayal kırıklığı, narsistik yaralanmalar ve isteksizlik gibi birtakım engelleyici sebeplere takılmadan yola devam ederse, çıraklık düzeyine ulaşır. Çıraklık düzeyinde, düşüncenin kontrolünü yavaş yavaş ele geçirdiğini ve şuurunun geliştiğini fark eder. Bu aşamada sağlıksız ve yetersiz inançlar daha rasyonel olanlarla değiştirilebilir ve o zaman bu aşama başarıyla tamamlanmış olur. Son aşamada, düşüncenin en yüksek seviyesine ulaşılır ki buna olgunlaşma düzeyi diyebiliriz.
Eleştirel Düşünme Aktarımına Yönelik Yaklaşımlar
Alanyazına göre, eleştirel düşünmenin öğretimine ilişkin dört temel yaklaşım vardır;
Konu Tabanlı Öğretim Yaklaşımı: Eleştirel düşünme prensiplerini eğitsel içerik öğretimiyle entegre eder.
İçerik Temelli Öğretim Yaklaşımı: İçerik ve eleştirel düşünmenin prensiplerini birleştirir, hitap edilen kitleye eğitsel içerik öğretilirken aynı zamanda eleştirel düşünmeye odaklandırır.
Beceri Temelli Öğretim Yaklaşımı: Eleştirel düşünme öğretimi içerikten bağımsız olarak temellendirir.
Karma Öğretim Yaklaşımı: Bu yaklaşım eleştirel düşünmenin genel ilkelerini ayrı bir eğitim aracılığıyla hitap edilen kitleye sunar.
Eleştirel Düşünme Stratejileri
Eleştirel düşünme stratejileri farklı bilimciler tarafından farklı şekillerde sınıflandırılsa da en yaygın sınıflandırma ve tanımlamalar şu şekildedir;
Eleştirel düşünme yeteneğini ortaya çıkarmayı amaçlayan belli başlı duyuşsal stratejiler şu şekilde açıklanabilir; bağımsız düşünme, tarafsız düşünmeyi gerçek hayat deneyimlerinde uygulama, düşüncelerin kaynağındaki duyguları ve inançları keşfetme, entelektüel mütevazilik ve yargılamayı erteleme, entelektüel iyiliği geliştirme, entelektüel yolda devam etme azmini geliştirme.
Bilişsel stratejiler ise makro yetenekler ve mikro beceriler olarak özetlenebilir;
Makro yetenekler; genellemelerden ve fazla yalınlaştırmadan kaçınma, yaşadıkları deneyimlerden öğrendiklerini diğer bir benzer deneyime transfer edebilme, otantik bir bakış açısı geliştirebilme, sorunları karmaşıklıktan çıkarıp netleştirme, bilgi kaynaklarının güvenirliğinden emin olma, derinlemesine sorgulamanın gerekliliği, çözüme odaklı olma, disiplinlerarası ilişkiler kurma, eleştirel dinleme.
Micro beceriler; Gerçek ile ideali karşılaştırma ve ayırt etme, Düşünmeyi düşünme, Benzerlikleri ve farklılıkları belirleme, Varsayımları değerlendirme, İlgili ve ilgili olmayan gerçekleri ayırt etme, akılcı çıkarımlarda bulunma, çelişkileri tespit etme, kanıtları ve iddia edilen gerçekleri ayırt edebilme.
Eleştirel düşünme becerileri hitap edilen kitleye kazandırılmaya çalışılırken en önemli unsurlardan birisi eğitici içeriktir. İçerik söz konusu olduğunda en önemli şart eleştirel düşünmenin içerikle bütünleşmesi gerekliliğidir. Çünkü düşünce becerilerinin aktarılması ile içerik bilgisinin yapılandırılmasına paralel ilerlemek zorundadır. Sorgulama temelli içerik tasarımında içeriğin ilk aşaması olan amacı belirlerken çelişkilerden uzak, gerçeğe yakın ve akılcı bir amaç oluşturulmasına yardımcı olacaktır.