AÖF Soru Bankası

Sürdürülebilir Grafik TasarımÜnite 2 Özeti

Görsel Sanatlarda Sürdürülebilirlik

GİT306U-SÜRDÜRÜLEBİLİR GRAFİK TASARIM

Ünite 2: Görsel Sanatlarda Sürdürülebilirlik

Giriş

18. yüzyılda İngiltere’de buhar makinesinin bulunmasıyla ortaya çıkan endüstri devrimi ve bu devrimin 1870’ten sonra Avrupa ve Amerika’ya yayılması insanlık tarihi süresince en önemli gelişmelerden biri olmuştur. Teknolojideki bu inanılmaz gelişmeler yeni sanayi kollarının açılmasına yol açmıştır. Dolayısıyla üretimde çok büyük artış sağlanmış, daha çok mekanik güce, daha fazla hammaddeye ihtiyaç duyulmuş, daha çok mal üretilmiş, daha çok satıcı oluşmuş, daha çok insan çalıştıran daha büyük firmalar oluşmuştur. Ürün arzındaki bu artış nedeniyle fiyatların düşmesi sistemin daha çok tüketici doğurmasını sağlamıştır. Bununla bağlantılı olarak global bir dünya oluşmasının yanında, özel mülkiyete yönelik, yüksek kâr elde etmeye dayalı bir sistem oluşmuştur.

Tüketicinin yanı sıra bu üretimi yapan fabrikaların hiç tükenmeyecekmiş gibi kullandığı doğal kaynaklar asıl yıkımı oluşturmaktadır. Sanayileşmenin getirdiği kirlilik ve küresel ısınma da daha uzun vadede doğayı yaşanılmaz hâle getirmektedir. Bu bağlamda artan nüfus ve buna bağlı olarak artan tüketim, azalan kaynaklarımız ve üretimin sınırlılığı “sürdürülebilirlik” kavramının her alanda daha yoğun biçimde kullanımını ortaya çıkarmıştır.

Sanat ve sürdürülebilirlik ilişkisi temelde çok eski dönemlere dayanan bir yaklaşımdır aslında. Eski Çin gravürleri, antik Mısır resimleri, Roma fresklerindeki manzaralar, Orta Çağ’a ait dinî eserlerde işlenen köy yaşamı, Rönesansla birlikte 15. ve 16. yüzyıllarda yaygınlaşan doğa resimleri, sürdürülebilirliğin varlığını kanıtlar niteliktedir. 20. yüzyılın ortalarına kadar sanat, sadece eserin konusu gereği çevreyle ve doğayla etkileşime girmiştir. Ancak sanayileşme ve endüstri devrimiyle birlikte doğadan uzaklaşılmaya başlanmış ve doğanın, doğal kaynakların ne kadar tüketildiğinin farkına varılmamış, kitlesel tüketimin neden olduğu ekolojik sorunları fark etmek çok zaman almıştır. Bu sorunlar sanat alanında farklı arayışlara neden olmuş ve çağdaş sanat akımları ortaya çıkmıştır. Modern anlamda ceza infaz kurumlarının ortaya çıkışı 16. yüzyılın sonlarıyla birlikte başlayan bir sürece tekabül ederken; Avrupa tarihindeki esaslı olaylar (Otuz Yıl Savaşı, Merkantalizm, Kalvanizm, Aydınlanma Dönemi, Rönesans vb.) cezaevlerinin ve hükümlü haklarının gelişiminde olumlu ya da olumsuz anlamda tesirde bulunmuştur.

Görsel Sanatlarda Sürdürülebilirlik Kavramı ve Temel Yaklaşımlar

Günümüz koşullarında yaşanan kontrolsüz kalkınma, doğal kaynakların aşırı kullanımı dolayısıyla iklim krizi ve ekolojik değişim gibi tüm bu koşullar ekonomiyi, endüstriyi, kültürü, sanatı her şeyi etkilemektedir. Bu bağlamda toplum olarak her alanda sürdürülebilir bir yaşam biçimini benimsememiz gerekir. Çözümün bir parçası olmak için görsel sanatlar alanında da sürdürülebilirlik adına yapılan ve hedeflenen çalışmalar vardır. Öncelikle sanat eğitimi dersleri, sanat eğitimi veren kurumlar,

müzeler ve galeriler, sanatçılar, kamu ve özel kuruluşlar “sürdürülebilirlik” konusuna dikkat çekmektedirler.

Sürdürülebilirlik kavramı doğrultusunda, atık ya da kullanılmayan nesnenin sanat objesine dönüşme sürecinde, eğitim kurumlarında ders kapsamında öğretilen ve uygulamalarının yapıldığı, temel yöntemler aşağıdaki gibi sıralanabilir.

• Kolaj • Dekolaj • Asamblaj • Akümülasyon • Montaj

Atık Nesnelerin Sanat Objesine Dönüşme Sürecinde, Ders Kapsamında Uygulanan Temel Yöntemler

Kolaj: Kelime olarak bir araya getirme birleştirme anlamına gelir. Bir resim tekniğidir. Elde var olan her türlü basılı, yazılı, çizili, resimsel malzemelerin bir yüzey üzerinde yeniden kurgulanmasıyla oluşturulur. Kolaj ve benzeri uygulama teknikleri yirminci yüzyıl öncesi kullanımına rağmen, 20. yüzyılın ilk yıllarında kübist ressamlar Georges Braque ve Pablo Picasso’nun çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Georges Braque ve Pablo Picasso, yapıştırılmış, renkli kâğıt parçalarından, gazete kağıdından, muşamba ve kumaştan oluşan işleri tanımlamak için Fransızca “yapıştırmak” anlamına gelen “coller” fiilinden “kolaj” terimini türetmiştir. Buldukları bu teknik “Kolaj tekniği” modern sanatta devrim niteliği taşımaktadır.

Dekolaj: “Sökülmek” anlamına gelen Fransızca bir kelimedir. Üst üste katmanlar hâlinde yerleştirilmiş afiş, resim ya da basılı kağıtların bazı bölümlerinin kesilip çıkarılmasıyla oluşturulur. Yapılışı kolajın tam aksine bir süreç içinde gerçekleştirildiği hâlde hem sanatsal anlatım hem de sonuç olarak kolajdan pek farklı değildir. Yeni gerçekçilik akımı tarafından ortaya atılmıştır. Alman sanatçı Wolf Vostell dekolaj tekniğinin önemli temsilcilerindendir. Wolf Vostell, “Ihr Kandidat” isimli dekolaj tekniği ile yaptığı çalışmasıyla politika ve tüketim dünyasına yeni ve kışkırtıcı bir bakış açısı getirerek hem tüketici hem de seçim kararlarını önemli ölçüde etkileyebilecek modern kitle iletişim araçlarının rolü hakkında eleştirel bir farkındalık yaratmak istemiştir.

Asamblaj: Asamblaj tekniği kolajın üç boyutlu hâlidir. Sanatçılar 20. yüzyılın başlarında bu tekniği keşfetmeye başlamışlardır. “Asamblaj” terimi ilk kez 1953’te Jean Dubuffet tarafından güzel sanatlar bağlamında kelebek kanatlarıyla oluşturduğu kendi eserini tanımlamak için kullanmıştır. Bir form oluşturacak biçimde kullanılmayan objelerin birleştirilerek heykele dönüştürülmesi anlamına gelir. 1961’e gelindiğinde Museum of Modern Art’ta açılan “Asamblaj Sanatı (Art of Assemblage)” sergisiyle birlikte terimin sanat dünyasındaki kullanımı yalnızca Dubuffet’in kelebek kanatları ve endüstriyel atık gibi “sanat dışı” materyaller kullandığı çalışmalarını değil, junk


heykelciğini ve Rouschenberg’in kombinlerini de kapsar hâle gelmiştir.

Akümülasyon: TDK sözlüğünde “Akümülasyon” birikim, tortulanma, yığılma ve toplanma olarak tanımlanmıştır. Atık malzemelerle sanat objesi oluşturmak için kullanılan tekniklerden birisidir. Atık objeler istiflenerek, asılarak, bantlanarak, birleştirilerek sanat eseri oluşturulur. Kolaj, dekolaj, montaj ve asamblaj gibi akümülasyon da modern sanat döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Fransız sanatçı Armand Pierre Fernandez akümülasyon tekniğini kullanan önemli bir sanatçıdır. Eserlerinde “Bugünün Arkeolojisi”ni oluşturmayı önerir. Toplumdaki kimlik kaybı ve toplumun bunu fark etmemesi, israfın korkunç boyutlarını akümülasyon tekniği ile eserlerinde aktarır.

Montaj: Atık nesnelerin doğrudan ya da dönüştürülerek üç boyutlu sanat objesi oluşturmak için kullanılmasıdır. Montaj yönteminde nesne, doğrudan yapıtın bulunduğu platformda bir öge olarak kullanılmaktadır. Eseri oluşturan öteki elemanlarla birlikte kullanılan atık nesne, eser içerisinde kimliğini kaybetmeden ya da eserin biçimine uygun olarak esere ait bir eleman olarak var olmaktadır.

Sanatçılar, içinde bulundukları çağın toplumsal, kültürel, sosyal ve politik durumlarını kendi düşünceleri doğrultusunda sanat eserlerine yansıtmışlardır. Bu doğrultuda her dönem malzeme ve fikir arayışına girmişlerdir. Kolaj, dekolaj, asamblaj, akümülasyon ve montaj teknikleri de çağın gerekliliği sonucu ortaya çıkmış ve sanat dünyasında yeni bir dönem açmıştır. Günümüzde de kullanılan bu sanat eseri oluşturma yöntemleri, bizleri hem şaşırtmaya hem de oluşan eseri özgün kılmaya devam etmektedir. Modern sanatla birlikte ortaya çıkan bu teknikler günümüz dünyasında “sürdürülebilirlik” ve atık nesnelerin hem fikir hem de gerçek obje olarak değerlendirilmesi açısından önemlidir.

Sanat ve Sürdürülebilirlik İlişkisi

Özellikle 20. yy’ın ikinci yarısında ortaya çıkan çevresel sanat uygulamalarından ekolojik sanat, land art, çevresel sanat gibi başlıklar, endüstrileşmenin getirdiği zararlara dikkat çekmek, bu konuda seslerini duyurmak isteyen sanatçıların eserlerini içeren sanat uygulamalarıdır. Hans Haacke ve Joseph Beuys projeleriyle ekolojik sanat anlayışının gelişimine katkıda bulunan ilk aktivist sanatçılardandır.

1960’larda doğal materyalleri ve süreçleri çalışmalarında kullanmaya başlayan Haacke, buzdan heykeller yapmış, su ve hava ile çeşitli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Haacke, izleyicinin dokunabileceği, değişken ve yaşayan, aynı zamanda çevresine, sıcaklık değişimlerine ve ışığa tepki veren sanat eserlerinin tasarlanması yönünde bir düşünce biçimi ile 1969’da New York’ta, Cornell Üniversitesi’nin “Yeryüzü Sanatı” sergisinde “Grass Grows” isimli çalışmasında, iç mekânda oluşturduğu toprak yığınında hiçbir kimyasal ilaç kullanmadan çimen yetiştirmiştir.

Alman sanatçı Joshep Beuys’un ise ekolojik sanatla ilgili olarak yaptığı önemli projelerden birisi “7000 Oak” (7000 Meşe) projesidir. Kassel’de gerçekleştirdiği proje zamanla büyümüş ve geliştirilmiş bir projedir. “Beuys’s Acorns” (Beuys’un Meşe Palamutları) isimli proje için öncü olmuştur. Projede insanların doğaya ağaç ve bitki ekosistemine daha bağlı olmasının gerekliliğini, özellikle kentsel bölgelerde doğa ile yakınlığın sürekliliğinin korunmasının gerektiğini vurgulamaktadır.

İlk aktivistlerle birlikte, çevre sanatı, 1950’ler ve 1960’larda çevre sorunlarının artması ile giderek daha popüler hâle geldi. Sanayileşme ve endüstri devrimi ile birlikte kitlesel tüketimin neden olduğu toplumsal ve ekolojik sorunların fark edilmesi zaman almıştır. 1960’ların sonundan itibaren erken dönem çevre dostu, ekolojik eserler giderek güçlenen çevreci hareketlerle artarak günümüze kadar gelmiştir. Çalışmaların altında yatan fikir günümüz tüketim toplumunu bilinçlendirmek ve doğaya yaklaşması gerektiğini hatırlatmak adına yapılan çalışmalardır.

Sürdürülebilir sanat uygulamaları;

• Erişilebilir uygun maliyetli malzemelerden yapıldığı için, • Siyasi ve sosyal meselelerin altını çizdiği için, • Yaratıcılığı desteklediği için, • Sosyal farkındalık yaratıp, çevre dostu yaklaşımın benimsenmesini sağladığı için, • Ekolojik dinamikler ve karşılaştığımız çevre sorunları hakkında toplumun bilgilendiren eserler olduğu için desteklenmeli, öğretilmeli ve sürdürülebilir olmalıdır.

Sürdürülebilir sanat, kullanılan malzemelere ve parçanın arkasındaki amaca bağlı olarak çeşitli biçimler alabilir.

Sürdürülebilir Sanatın En Belirgin Türleri

Land Art: Arazi sanatı, 1960’lı yılların sonlarında ABD’de gelişmiş ve 1970’li yıllarda Avrupa’ya yayılmıştır. Amerikalı heykel sanatçısı Robert Smithson tarafından ortaya konmuş, toprak, kayalar, taşlar, organik ortamlar, kütükler, dallar, yapraklar gibi doğal malzemeler ve beton, metal, asfalt veya mineral pigmentlerle oluşturulan sanattır. Heykeller manzaraya yerleştirilmez, manzara onların yaratılış aracıdır. “Sipiral Dalgakıran” sanatçının Utah’daki Büyük Tuz Gölü’nün kıyısına inşa ettiği en ünlü çalışmasıdır. Sanatın uygulama alanını genişletmek isteyen, galeri ve müzelerin dışında etkinlik gösteren arazi sanatı ekolojik bilinci destekler. Eserler genellikle açıkta, medeniyetten çok uzakta, doğal koşullarda değişime ve aşınmaya doğal sürecine bırakılarak tamamlanır. Arazi sanatı, teknolojik biçimciliğe karşı çıkarak doğanın gizemine yeniden dönüşü savunur. Eserler, fotoğraf ya da video kaydı ile belgelenirler. Uygulama yapılırken çalışmanın büyüklüğüne göre genel olarak hafriyat ekipmanı kullanmak gerekebilir.


Yenilenebilir enerji heykelleri: Yenilenebilir enerji heykelleri, çevre sanatında yeni bir gelişmedir. Sanatın, bilimin ve teknolojinin birlikte rol aldığı ekolojinin konusu olan meselelere yaratıcı olduğu kadar faydalı çözümler üreten ve kamusal alana katkıda bulunan estetik eserlerdir. Küresel iklim değişikliğiyle ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Belli kriterlere bağlı olarak, enerji üretimini destekleyen, tasarruf sağlayan ve estetik kaygı güdülerek yapılmış heykellerdir. En bilinenleri rüzgâr değirmenleridir. Rüzgâr değirmenleri, Rüzgârdan elektrik enerjisi üreten estetik heykellerdir.

Yeşil Sanat: Yeşil sanat, çevre dostu, toksik olmayan ve doğal malzemeler kullanma pratiğidir. Yapılan sanat türünün amacına bağlı olarak kullanılan malzemelerin gene doğal ortamlarda sergilenmesi şeklindedir. Bir tekstil sanatçısının doğal lifler kullanarak ürettiği ekolojik temalı eserlerin doğal ortamlarda sergilemesi yeşil sanata örnek olarak verilebilir. Mimar ve aynı zamanda dijital sanatın öncülerinden Naziha Mestaoui’nin “Virtual Forets” (Sanal Orman) ismini verdiği çalışma, orman görüntülerini dijital olarak şehir alanlarına yansıttığı bir projedir. Doğal dünyamızın yok edilmesinin ardındaki asıl gerçekleri ifade eden bu eserde, izleyiciler bir insanın kalp atışlarıyla ritim içinde büyüyen bu dijital ağaçlara akıllı telefonları aracılığıyla bağlanabilirler.

Biyo-Sanat: Biyo-Sanat, 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında ortaya çıkmıştır. Biyo-Sanat çalışan sanatçılar canlı madde ile çalışsalar da maddenin canlı veya canlı olarak kabul edilebileceği aşamalar konusunda etik, sosyal ve estetik tartışmalar vardır. Sanat eserleri laboratuvarlarda, galerilerde veya sanatçı stüdyolarında üretilirken, bazı sanatçılar canlı dokular, bakteriler, canlı organizmalar ve yaşam süreçlerinin sadece görsellerini kullanarak eserlerini üretirler.

Ekolojik Sanat: Ekolojik sanat, dünyanın yaşam biçimlerini, kaynaklarını ve ekolojisini korumayı, iyileştirmeyi, canlandırmayı amaçlayan bir sanat türüdür. Ekolojik sanat uygulayıcıları bunu, ekosistem ilkelerini, vahşi, kırsal ve kentsel yerler dâhil olmak üzere litosfer, atmosfer, biyosfer ve hidrosfer boyunca yaşayan türlere ve habitatlarına uygulayarak yaparlar. Ekolojik sanat, işlevsel ekolojik sistemlerin onarımının yanı sıra sosyal olarak ilgili, aktivist, topluluk temelli müdahaleleri içermesi bakımından çevresel sanattan farklı bir türdür. Ekolojik sanat, ekosistemlerin koşullarını etkilediği için politika, kültür, ekonomi, etik ve estetiği de ele alır. Ekolojik sanat pratisyenleri arasında restorasyon, iyileştirme ve halkı bilinçlendirme projelerinde sıklıkla iş birliği yapan sanatçılar, bilim adamları, filozoflar ve aktivistler bulunur.

Eko dizayn ilkeleri:

• Daha az çevresel etkiye sahip malzemeler kullanmak • Ürünlerin imalatında daha az malzeme kullanılmak • Üretim sürecinde daha az kaynak kullanmak

• Daha az kirlilik ve atık üretmek • Ürünlerin dağıtımının çevresel etkilerini azaltmak • Ürünlerin kullanım sırasında daha az atık ve kirliliğe neden olmasını sağlamak • Ürünlerin hizmet ömrünü sağlamak • Yeniden kullanımı ve geri dönüşümü kolaylaştırmak • Bertarafın çevresel etkisini azaltmak

Upcycling: “İleri dönüşüm”, yaratıcı yeniden kullanım olarak da bilinen ileri dönüşüm, yan ürünleri, atık malzemeleri, işe yaramaz veya istenmeyen ürünleri, sanatsal değer veya çevresel değer gibi önceki durumundan daha nitelikli olarak algılanan yeni malzemelere veya ürünlere dönüştürme sürecidir. Los Angles’taki “Watts Towers” kuleleri ileri dönüşümün en eski örneklerinden birisidir. Simon Rodia’nın hurda metal, cam, seramik ve çeşitli bulduğu objelerle 1921-1954 yılları arasında inşa ettiği 17 yapıdan oluşan bir mimari yapıdır. Günümüzde ileri dönüşüm sanatını kullanan çok sayıda sanatçı vardır.

Sürdürülebilir Yaklaşım ve Proje Örnekleri

TDK sözlüğünde, “Gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılayabilme olanaklarını tehlikeye sokmadan, şu anki neslin kendi ihtiyaçlarını karşılaması.” anlamına gelen “sürdürülebilirlik” birçok faktöre bağlı olarak tüm alanlarda yerini almış ve bu alanların disiplinler arası birlikteliklerine olanak tanımıştır. Kamu kuruluşları ve bazı özel firmalar özellikle günümüzde “sıfır atık” prensibi doğrultusunda tüm çalışma ortamlarını yeniden düzenlerken kendi bünyesinde dönüştüremediği atıklarını farklı endüstri alanlarında “disiplinler arası projeler” yaparak hem atıklarını değerlendirmekte hem de sosyal sorumluluk çalışması yaparak topluma farkındalık kazandırmaktadırlar. Firmaların dışında serbest sanatçılar da sürdürülebilir sanat anlayışları ile küresel çevre sorunlarını hem fikir hem de eserlerini oluşturdukları malzeme ile sanatsal platforma taşımaktadırlar.

Bir Proje Örneği

Samsung firmasının üretimde ve tasarımda sürdürülebilirlik kavramını benimseyerek başlattığı proje, yapılan projeler içinde örnek gösterilecek en önemlilerden birisidir. Firma karbon ayak izini azaltmak için televizyon kutularını çevre dostu olarak üretmiştir. Kutuların kolayca evcil hayvan evi, raf, sehpa gibi farklı bir kullanım eşyasına dönüştürülebilmesi için eşyaların nasıl yapılacağını gösteren kılavuzu da bir QR kodla kutunun üzerine yerleştirmiştir.

Samsung’un çevresel sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında ve ‘Doğaya Dönüş’ vizyonu doğrultusunda ileri dönüştürülebilir televizyon kutuları kullanılarak, altı tasarım stüdyosu ve ‘In-Between Tasarım Platformu’ küratörlüğünde geliştirdiği ‘Eco-Package’ projesi 2-30 Haziran 2022 tarihlerinde, Akaretler, Sıraevler’de sergilemiştir. Proje doğrultusunda Sanatçı İlke Beyaz, Samsung Eco-Package projesi kapsamında, Samsung televizyon kutularından elde ettiği 12 adet beşgen yüzeyi


dokuma tezgahlarından arta kalan ve tamamen doğal kök boyayla renklendirilmiş yünlerle birbirlerine dikerek, dodecahedron (12 yüzeyli) şeklinde aydınlatma tasarlamıştır. Beril Ateş, aynı proje kapsamında televizyon kutularını dönüştürerek, nesli tükenen balıklara işaret eden bir düzenleme yapmıştır.

Bianel ve Müze Örnekleri

Uluslararası bir kültür ağının oluşması ve sanatçıların yapıtları aracılığıyla topluma mesaj vermelerini sağlayan bir etkinlik olan bianeller de topluma farkındalık kazandırmak açısından önemlidir. 1987 yılından bu yana İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Bianeli de çağın konularını merkez alarak her yıl düzenlenmektedir. 2019 yılındaki 16. İstanbul Bianeli’nin konusu da “Yedinci Kıta”dır. Konu başlığı, çağın küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınından gelmektedir. “Yedinci Kıta” 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana gelmektedir. İnsan atıklarının okyanusun ortasında dünyaya yeni bir kıta kazandırdığı bu olay, 16. İstanbul Bienali için ekolojik sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, düşünür, antropolog ve çevreci ile birlikte araştırmak için bir çıkış noktası oluşturmuştur.

Sanatçı Simon Fujiwara’nın “Yedinci Kıta” için hazırladığı “Dünya Çok Küçük (Gecekondu)” eser, İstanbul yakınındaki bir lunapark düzeneği imalatçısının çöplerinde bulduğu, kısmen yıpranmış hâlde çok sayıda pop ikonu figüründen oluşturulmuştur. Fujiwara’nın minyatür şehri, fantezinin ve gerçeklerden kaçışın gündelik hayatımızın temel yapılarına nasıl sirayet ettiğine ve bu durumun küresel sistemin faydacılığını sıklıkla nasıl maskelediğine dikkat çekmektedir. Eser MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde sergilenmiştir.

Süreklilik ve kesintisizlik anlamına gelen sürdürülebilirlik kavramı; “Doğa ve toplum arasında oluşan ilişki ve etkileşimin, ekosistemlerin devamlılığının sağlanması amacıyla korunması ve geleceğe aktarılabilmesi” olarak tanımlanmaktadır. İnsan ve doğa ilişkisi ön plana çıkartılan müze tasarımında, sadece çevresel sürdürülebilirlik değil ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik de önemlidir. Çevrenin coğrafi özelliklerine uygun, çevresel değişkenleri göz önüne alarak tasarlanan müzeler, sürdürülebilir yapılar olarak ortaya çıkmaktadır. Yeşil bina projeleri olarak tasarlanan bu yapılar sürdürülebilirlik kriterlerini taşımaktadır. Dünyanın ilk sürdürülebilir müze projesi “Smithsonian Ulusal Afro-Amerikan Tarihi ve Kültürü Müzesi”dir. Tasarım ekibi, Smith Group JJR, David Adjaye, Philip Freelon veJ. Max Bond’dan oluşmaktadır. Ülkemizde ise Kaman-Kalehöyük Arkeoloji Müzesi sürdürülebilir müzelerin en iyi örneklerden birisidir.

Ülkemizin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak 2004 yılına kurulan İstanbul Modern’de sanat ve sürdürülebilirlik konusu ile ilgili sergiler, workshoplar ve çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. 2011 yılında açılan

“Kayıp Cennet” isimli sergi, çağdaş sanatçıların doğa, fauna, dünyayı son yıllarda etkileyen ekolojik değişimler, teknolojinin baskın hâle gediği yaşantımız ve bunun doğrultusunda insanın doğadan uzaklaşması ile ilgili eserleri toplumla buluşturmuştur.

İstanbul Modern’in ev sahipliği yaptığı diğer bir proje, 2016 yılında açılan ve sürdürülebilirlik fikri ve yaşam döngüsünü konu alan, doğa ve sürdürülebilirlik ile ilgili “Yok Olmadan” isimli sergidir. Sanatçıların yaşadığımız dünyayla ilgili farklı yaklaşımlarını yansıtacak biçimde sergideki yapıtların bazıları ekolojik meselelerin çözülmezliğine işaret ederken diğerleri ekosistemin korunmasına ve insan türünün onunla uyum içinde varlığını sürdürmesine yönelik öneriler getiren bir projedir.

Sanatçı Örnekleri

Sanatçılar sürdürülebilir sanat anlayışıyla eserlerini malzeme çeşitliliği ve özgün bakış açılarıyla sunarlar. Bu doğrultuda bireysel çalışma alanları da oluşturarak firmaların atıkları ile farklı sanatsal yaklaşımlar ve çözüm önerileri, görüşler üretirler. Gabriel Dishaw bu biçimde çalışan sanatçılar için iyi bir örnektir. Çalışmalarında “Upcycling- İleri dönüşüm” tekniğini kullanan Gabriel Dishaw, lise döneminden beri atık malzemeleri en yaratıcı biçimde kullanarak heykel yapan bir sanatçıdır. Kullanılamayacak durumda olan Louis Vuitton marka çanta ve valizleri kullanarak tematik Star Wars heykel serisini yaratmıştır.

İngiltere’nin genç kuşak sanatçılarından Sue Webster ve Tim Noble’nin birlikte yaptığı eserler ise oldukça ilginçtir. Sanatçı çift eserlerini her türlü atık, kullanılmayan malzemeler ve çöplerle oluşturup, ona ışıkla duvarda başka bir hayat verirler. Dolayısıyla eserleri, ilk bakışta basit çöp yığınlarından başka bir şey gibi görünmese de tek bir ışığın çöp yığını aydınlatması ve çöplerin duvara yansıyan ışık ve gölge kombinasyonuyla tamamen yeni bir sanat eseri ortaya çıkmaktadır.

Görülen bu örnekler, modern sanatçı ve tasarımcıların dünyamızın sürdürülebilir geleceği açısından önem taşıyan atık malzemelerin geri dönüşümü ile ilgili toplumsal farkındalığın artması için gerek bireysel gerekse de kamu ve özel kuruluşlarla iş birliği içine girdiğini ve sürdürülebilirlik konusunu desteklediğini göstermektedir.

Modern sanatın beraberinde gelişen teknikler, zaman içinde malzemenin türüne göre de “Yalos Sanatı, Junk Sanatı, Miks Media, Bricollage” gibi çok farklı isimlerde sınıflamalar yapılmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı adı altında her geçen gün yeni fikirler ve eserler yapılmakta ve bu çeşitlilik geniş kitlelere sanatçılar tarafından yayılmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında