AÖF Soru Bankası

Görsel İletişim ve KuramlarıÜnite 8 Soru-Cevap

Görsel İletişim ve Kuramları (GIT301U) soru-cevapları.

Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesi, hangi kavrama karşılık gelmektedir?

Simülasyon; Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesidir.

Simülasyon kuramının öncüsü Jean Baudrillard’a göre, simülakr ve simülasyon arasındaki fark nedir?

Baudrillard’a göre simülakr, “bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünüm”dür. (Baudrillard, 2014: 7). Simülakr, bir orijinale sahip olmayan kopyanın kopyalanmış hâli olarak tanımlanabilir. Burada bir gerçeklik temsili söz konusudur ancak bu temsili yapan nesnenin kendisi de gerçek değildir. Simülasyon ise gerçeğin yerini alan simgeleri, göstergeleri işaret eder. Simülasyon postmodern toplumların önemli bir ayırt edici özelliğidir ve imajlar aracılığı kurulan gerçekliği anlatır.

Baudrillard’a göre hipergerçeklik, simülakr ve simülasyon kavramları kapsamında nasıl değerlendirilmiştir?

Baudrillard tarafından kavramsallaştırılan bu kurama göre göstergeler göndergeleri yok etmiş ve kendi gerçekliğini topluma dayatmıştır. Simülasyon evreninde gerçek yok olmuştur ve bu imajlar dünyasında ona yeniden ulaşabilmek artık mümkün değildir. “Artık her türlü düşsel ve gerçek ayrımından mahrum bırakılmış, sadece aynı yörünge çevresinde dolaşan modeller vasıtasıyla farklılık simülasyonu üreten bir hipergerçeklikten söz edilebilir” (Baudrillard, 2014: 14). Simülasyon günümüz toplumlarında gerçeği refere eden bir modeldir ve tasarlanan imajlar o kadar baskındır ki, gerçeğin bu göstergeleri aşıp varlığını gösterebilmesi mümkün değildir. Baudrillard, simülasyonu bir yok oluş olarak tanımlamakta ve toplumsal aktörlerin de bu hiçliğe kendilerini uyumlandırdıklarını ifade etmektedir (Baudrillard, 2015: 36).

Simülasyonu gerçeğin ikamesi olarak tanımlarsak, simülakr da bu hipergerçekliği sağlayan modellerdir (Adanır, 2008, 43). Hipergerçekliğin bugünün tek gerçekliği olduğunu vurgulayan Baudrilliard, bu yapay deneyimin modern toplumları kuşattığının altını çizmektedir.

Madan Sarup’un kitaplarında bahsettiği, Baudrillard’ın simülasyon evrenine geçişte tanımladığı tarihi aşamalar nelerdir?

Madan Sarup, “Postyapısalcılık ve Postmodernizm” kitabında Baudrillard’ın simülasyon evrenine geçişte üç tarihi aşama olduğunu belirtir. Erken Modernlik Dönemi, Aydınlanma ile başlayıp, Sanayi Devrimi’nin başlangıcına kadar olan süreci kapsamaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitişi, simülasyon kavramını nasıl etkilemiştir?

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle başlayan postmodern dönemde üretimin yerini tüketim, gerçeklerin yerini de simülasyonlar almıştır. Postmodern dönem imgenin ve görselliğin etkisini artırdığı ve gerçeklerin yerini üretilmiş simülasyonların aldığı yeni bir dönemi işaret eder.

İmgenin gerçeği ikame ettiği hakikatin simülakrların kendisine dönüştüğü süreçten bahseden Baudriallard, bu sürecin hangi aşamalardan geçtiğini belirtmiştir?

Baudrillard’a göre, simülakrlar artık hakikatin yerini almış ve hakikat simülakrların kendisine dönüşmüştür. İmgenin gerçeği ikame ettiği bu süreci Baudrillard dört aşamalı bir süreç olarak tanımlamaktadır.

Birinci adımda imge, gerçeğin bir yansıması olarak konumlanmakta ve herhangi bir manipülatif anlam içermemektedir. İkinci aşamada imge gerçekliği değiştirmekte ve gizlemektedir. Burada olumsuz bir durum söz konusudur. Üçüncü aşama gerçekliğin yokluğunu gizleyen imge hâlidir ve bu aşamanın manipülatif bir doğası vardır. Son aşama ise, gerçekliğin hiçbir çeşidiyle ilişkisi olmayanı kendi kendisinin saf simülakrı olan imgedir. Bu aşama artık simülakr ve simülasyonun toplumun tamamına hakim olduğu ve imgeyi de kendi gerçekliğine bağlı kıldığı bir toplumsallığı işaret eder. Bu aşama artık simülasyon çağına girildiğinin bir göstergesi hâline gelmiştir” (Baudrillard, 2014: 28).

Baudrillard yaşadığımız hipergerçekliği hangi temsili evrene benzetmiştir?

Baudrillard, yaşadığımız hipergerçekliği bir Disneyland evrenine benzetmiştir. Bu dünya imajlar üzerinden tüketimin ve ilişkilerin gerçekleştiği bir panayır alanıdır ve simülasyonlar ve simülakrlar gerçeği ikame etmektedir.

Modern toplumlarda gereçekliğin yerini hipergerçekliğin aldığını vurgulayan Baudrillard, bunu Disneyland örneği üzerinden hangi iddialar kapsamında tartışmaktadır?

Disneyland’ın Amerika’nın bir minyatürü olduğunu iddia eden yazar, burada gösterinin gerçeğin yerini aldığını ve fantazyaların tatmininin kitleler tarafından öncelenerek gönüllü bir bilinç yitiminin deneyimlendiğini ileri sürmektedir. Amerika’yı da Disneyland gibi, devasa bir park, gösteri mekânı olarak tanımlayan Baudrillard, gerçeğin yitiminin ve simülasyonun hâkimiyetinin bu tematik park örneğinde kendini gösterdiğini vurgulamaktadır. Medya ve iletişim teknolojilerinde yaşanan değişimin gerçeğin yeniden üretiminde belirleyici olduğunun altını çizen Baudrillard, kitlelerin bu eğlence mekânında toplumsallıklarını yitirdiklerini ifade etmektedir.

Baudrillard’a göre, hakikatin sonunu getiren şey nedir?

Kitle iletişim araçları aracılığıyla bir göstergeye dönüşen gerçeklerin, halkın yabancılaşmasını hızlandırdığını iddia eden Baudrillard, medya aracılığıyla süregelen bu yabancılaştırmanın hakikatin sonunu getirdiğini vurgulamaktadır.

Baudrillard’a göre, modern toplumlardaki kitle iletişim araçlarının toplumsal düzendeki rolü nedir?

Modern toplumlarda kitle iletişim araçları, toplumsalı desteklememekte aksine toplumsallığı öldürmektedir. İktidar lehine bir simülasyon evreninin kurulmasına aracılık eden medya, yarattığı hipergerçek ortamla anlam üretimini tekeli altına almaktadır. Baudrillard yaşamla televizyonu birbirlerinden ayrılması imkânsız bir solüsyona benzemektedir. (Baudrillard, 2014: 56).” Baudrillard’a göre, postmodern bir kültürün oluşumunda medya son derece etkin bir rol oynamaktadır. Bu kültür, göstergelere imajlara dayanmaktadır ve gerçek yerine dolayımlanan simüle bir evrene hizmet etmektedir. Medya, modern toplumların âdeta simülasyon makinesi olarak işlev görmekte ve izleyicilerini de uyarmak yerine, uyuşturarak bir karabasanı beslemektedir.

Baudrillard’ın medyanın hipergerçekleri yaratmasının temel nedenini izleyici kitlelere yüklemesinin sebebi nedir?

Baudrillard medyanın hipergerçekleri yaratmasının temel nedenini izleyici kitlelere yüklemektedir çünkü, Baudrillard’a göre, kitleler şahane gösteriden, gerçekle uğraşma yerine oyalanmaktan, kaçıştan, eğlenceden başka bir şey istememektedir; kitleler anlam üretme yeteneğinden yoksundurlar ve anlam üretmek de istememektedirler.

Baudrillard, postmodern toplumlar ile medya arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlamaktadır?

Baudrillard, postmodern toplumlarda medyanın egemenliğinde hipergerçek bir ortam yaratıldığını ve bu ortamın olayların gerçeklerle ve tarihle olan ilişkisini kopararak âdeta tarihin sonunu ilan ettiğini vurgulamaktadır.

İmgenin, görüntünün ve tüketim hazzının çoğu zaman gerçeğin yerine geçtiği, tüketim toplumu olarak adlandırılan yeni dönem hangi tarihe dayanmaktadır?

70’li yıllarla birlikte Batı toplumları; kimi zaman postmodern, kimi zaman post fordist kimi zaman da tüketim toplumu olarak adlandırılan yeni bir döneme adım atmıştır. Bu yeni dönem hem görsel kültürün hem de tüketimin doruk noktasına ulaştığı bir deneyimi beraberinde getirmiştir. İmgenin, görüntünün ve tüketim hazzının çoğu zaman gerçeğin yerine geçtiği bu dönemi Baudrillard da simülasyon dönemi olarak tanımlamakta ve hipergerçeğin, gerçeğin yerini aldığını vurgulamaktadır.

Modern toplumlardaki tüketim iktidarı, nasıl bir kültür anlayışını ifade etmektedir?

Tüketimin iktidarı modern toplumlarda, görselliğin önderliğinde bir kültür hâline dönüşmekte ve görsel kültür artık tüketimden bağımsız düşünülemez hâle gelmektedir.

Postmodern kültürde “beden”, ne tür bir temsile dönüşmüştür?

Beden, postmodern kültürde âdeta yeniden keşfedilmiş ve ona yönelik dinamik çalışan pek çok sektörle birlikte (reklamcılık, spor, sanat, sağlık, güzellik, vs.) âdeta bir “kurtuluş (salut) nesnesine dönüşmüş, ahlaki ve ideolojik işlevde tam anlamıyla ruhun yerini almıştır (Baudrillard, 2016: 163)” Tüketim toplumunda bedenler, tam anlamıyla değişim değerinin mutlak hükümdarlığının göstermekte ve bedensel sunumlar sosyal statünün ayrılmaz bir parçası olarak işlev görmektedir. Çekici olmak, arzu uyandırma, diğerlerinden daha alımlı olmak modern insanların temel kaygısı hâline dönüşmüş ve bedenler âdeta bir tasarım nesnesine dönüşmüştür. İnsanlar bedenlerini, görüntülerini piyasa koşullarında kendilerine avantaj sağlasın diye tasarlamakta, görsellik, modern toplumlarda gücünü hızla arttırmaktadır.

Beden, postmodern toplumlarda neyi sembolize etmektedir?

Beden, postmodern toplumlarda âdeta bir statü sembolüdür ve bu sembolün mümkün olduğunca çekici kılınması adına insanlar bu alana ciddi yatırım yapmaktadır.

Baudrillard, hangi akımı postmodern kültürün gerçek sanatı olarak görmüş ve sanat tarihinde bir dönüm noktası olarak tanımlamıştır?

Baudrillard, Pop Art’ı postmodern kültürün gerçek sanatı olarak görmüş ve sanat tarihinde bir dönüm noktası olarak tanımlamıştır. Pop Art ile birlikte, sanat da simüle edilmiş ve simülakrlar geleneksel sanatsal ürünleri ikame eder hâle gelmiştir. Nesnelerin, klasik gösteren, gösterilen ilişkisi Pop Art ile birlikte değişmiş ve gösterge, gönderge karşısında büyük bir zafer kazanmıştır. Pop Art, sanatta geçmişin geçmişte kaldığını imleyen radikal bir dönüşümü simgeler ve çağdaş görsel kültürün genişleyen uzamını işaret eder.

Baudrillard’ın modern dünyanın en heyecan verici aktörlerinden biri olarak gördüğü, 21. yüzyıl görsel kültürünün en önemli temsilcilerinin başında gelen sanatçı kimdir?

Baudrillard, Andy Warhol’un sanatına eserlerinde sıklıkla yer vermiş ve onu modern dünyanın en heyecan verici aktörlerinden biri olarak görmüştür. Andy Warhol, pop-art akımının en önemli temsilcisidir. Warhol, çoğu zaman kelimelere ihtiyaç duymadan sadece imajlar üzerinden mesajını aktaran, 21. yüzyıl görsel kültürünün en önemli temsilcilerinin başında gelmektedir.

Andy Warhol’un filmlerinin hangi tarzı, Warhol’un egemen sinema kalıplarına meydan okuması ile ilişkilendirilmiştir?

Andy Warhol’un en önemli filmleri “Sleep” ve “Empire”dır. “Empire” filminde 8 saat boyunca Empire State Binası’nı çeken Warhol, egemen sinema kalıplarına meydan okumuş, aynı şekilde Sleep filminde de 6 saat boyunca uyuyan bir kişiyi filme çekerek bu tarzını devam ettirmiştir. Tüm üretimlerinde görsel kültürün bütün imkanlarından faydalanan Warhol, böylelikle farklı bir görsel tasarımla ortaya çıkmış ve kitlelerin ana akım ideoloji reddetmeleri yerine, onu alaya almalarını sağlamıştır. Standardize sinema filmleri çekmek yerine onları tersyüz eden filmler çekmeyi tercih eden Warhol, farklı tarzıyla, 21. yüzyıl Amerikan görsel kültürünün önemli bir aktörü olmuştur. Warhol bu filmleriyle popüler kültürün geleneksel formlarına ve yıldız sistemine karşı çıkan Warhol, bambaşka bir imgelemle görsel kültürü renklendirmiştir.

“Birgün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” mottosu ile tanınan Andy Warhol, bu sözü ile kitle kültüründeki hangi durumu eleştirmektedir?

Warhol, “Birgün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” derken medya dolayımının sıradan insanlara ün kazandırdığını vurgulamaktadır. Bir gün sıranın diğer vatandaşlara gelebileceğinin ifade eden Warhol, hem halk ile arasına mesafe koyan mevcut şöhretleri eleştirmekte hem de her Amerikan vatandaşın bir gün bu mertebeye ulaşabileceğini dile getirmektedir. Görsel kültürün illüzyonları nasıl sıradan kişileri şöhret mertebesine ulaştırabiliyorsa, pekâlâ bir çorba kutusu da uygun formda sunulursa bir sanat eseri olabilir. Dolayısıyla kitle kültürün statü ve illüzyonları çoğu zaman bir kandırmacadan ibarettir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında