Söz, bireysel duyguların toplumsallaşmasını sağlayarak kültürün etkin kaynaklarından biri hâline getirmiştir. Söz ile birlikte yüzyıllardır var olan dilsel gelenek, cisme bürünmüş ve kültürden kültüre aktarım sağlanmıştır. Dolayısı ile söz, var olan geleneği, birtakım teknik yeterliliklerle gün yüzüne çıkarmış ve kuşaktan kuşağa bir paylaşım imkânı sağlamıştır.
Görsel İletişim ve Kuramları — Ünite 1 Soru-Cevap
Görsel İletişim ve Kuramları (GIT301U) soru-cevapları.
Kültür ve iletişimin temeli olan sözün sağladığı olanaklar nedir?
Konuşma nedir?
Dilden ve düşünceden farklı bir eylem olan konuşma anlık gerçekleşir, zaman ve mekân birliğinin yanı sıra konuşma eylemi karşılıklılık gerektirir, yani aynı zamanda iki kişi olunmasını zorunlu kılar. Anlayış, yaratıcılık, esneklik ve empatiye dayalıdır, çağrışımlarla beslenir.
Sözün asli unsurları nelerdir?
Sözün asli unsurları; konuşma, dinleme, empati, karşılıklı anlayıştır.
Sözlü kültürün temel dayanağı nedir?
Sözlü kültürün temeli sestir. Dolayısı ile sese ve konuşmaya dayalı bir kültür olduğu söylenebilir.. Sözlü kültürde duygu ve düşünceler, söz üzerinden aktarılır ve söze bu kültürün dayanak noktası olarak işlev yüklenir. Dolayısıyla sözün asli unsurları; konuşma, dinleme, empati, karşılıklı anlayış bu kültürün de temelini oluşturmaktadır.
Sözün toplumsal bağlamda dolaşıma girmesini sağlayan öğeler nelerdir?
Söz, ses, kelimeler ve gramer yapısından oluşur. Ses fiziki bir performans gerektirir; kelimeler belli insan toplulukların anlamları üzerine uzlaştıkları kavramlardır; gramer ise kelimelerin nasıl sözcüklere dönüştürüleceğini yöneten kurallar dizgesidir. Söz oluşturucular, bu üç öge üzerinden sözü toplumsal bağlamda dolaşıma sokarlar ve alıcı ile verici benzer kültürlere sahipse söz üzerinden iletişim kurarlar. Anlam üzerinde uzlaşma sözlü iletişimin temelini oluştur. Kelimeler üzerinde, anlam üzerinde ve imalar üzerinde uzlaşı sağlıklı bir iletişimin ön koşuludur.
Sözlü kültür döneminde kültür aktarımını sağlayan insanların özelliği neydi ve nasıl adlandırılmışlardı?
Sözlü kültürden yazılı kültüre geçinceye değin tüm toplumsal ihtiyaçlarını ses üzerinden aktarmış ve söze dayalı bir atmosfer yaratmışlardır. Bu dönemde yazılı belgeler henüz olmadığı için, tüm gelenek, görenek ve deneyimler söz üzerinden aktarılmaktadır. Böylesi bir ortamda belleği güçlü olan insanlar bilge olarak kabullenilmiş ve bellek yaşamsal bir öneme sahip olmuştur. Bellek, sözlü kültürde kültürün aktarımına, kültürel mirasın devamına imkân sağlar.
Halk edebiyatı ve sözlü kültür ilişkisini nasıl açıklarsınız?
Halk edebiyatını oluşturan bilmece, atasözleri, deyişler sözlü kültürün ürünüdür ve toplumsal ilişkilerin çözümlenmesinde önemli roller yüklenmişlerdir. Sözlü kültürde atasözü, masal ve deyişler âdeta toplumların yazılı olmayan kanunları gibi işlev yüklenmekte, düşünceleri ve düzeni oluşturmaktadır.
Sözlü kültür nedir?
Sözün baskın olduğu kültüre sözlü kültür denilir. Sözlü kültürde, sözün tüm özellikleri kültürü etkiler, dolayısıyla daha geçici, unutmanın mümkün olduğu ve söylemlerin sabitlenmediği bir atmosfer söz konusudur. Bu ortam, aynı zamanda içinde yaşayan insanları ve onların davranış kalıplarını etkiler. Bu kültürde iletişim söz üzerinden şekillenir ve gündelik yaşam söz ekseninde biçimlenir. Sözlü kültür, insanların birbirleri arasında ve doğayla kurdukları etkileşimin söze dayalı olduğu bir kültürdür.
Sözlü iletişim nedir?
Söz üzerinden gerçekleşen iletişime sözlü iletişim denilmektedir. Söze dayalı bir iletişim, sözün yörüngesinde bir kültürün oluşmasını beraberinde getirmiş, dolayısıyla gündelik hayat, alışkanlıklar ve iktidar ilişkileri söz üzerinden gerçekleşmiştir. Gırtlak ve kulak toplumsal ilişkileri düzenlemekte ve sözcüklerin gücü, imkânı kişisel ilişkileri biçimlendirmektedir. İletişimin olması için belli bir yer ve zamanda, belli koşullarda ve bağlamda ilişkide bulunan insanın olması gerekir. Dolayısıyla, cümlenin iletişim olması canlı insanın canlı ilişkisini gerektirir. Sözlü iletişimde, teknolojik aracıların varlığına göre, yer ve zaman beraberliği ve farklılığı oluşur. İnsanlar arasında en yoğun ve yaygın olan sözlü iletişim bireylerin ayrı yer ve ayrı zamanda paylaştığı, teknolojik olarak aracılanmamış, yüz yüze iletişimdir. Bu iletişimde yerde yakınlık (uzaysal mesafe) ancak birbirlerini duyabilecek uzaklığa kadar gidebilir.
Söz nedir?
Sözlü iletişimde sözün oluşabilmesi için, ses dalgasının seyahat edeceği havanın yanında, insanda ses yapabilecek (akciğerler, ses telleri, ağız ve dil vb.) ve sesi duyabilecek (kulak sistemi ve altıncı sinirin) sitemin olması gerekir. Söz iletişimin kendisi değildir; söz iletişim de değildir. Söz ilişkinin kurulması ve yürütülmesi için bir araçtır. Sözle (emir vererek veya alarak, isteyerek, rica ederek, sertçe veya yumuşak bir şekilde ifade ederek, bağırarak) ilişki gerçekleştirilmesi için gerekli bildirim yapılır. Böylece söz denen araç, basit bir kelime veya kelimeler dizisinden öte, ilişkinin ve iletişimin doğasının bütünleşik bir parçası olur. Söz, aynı zamanda, alfabenin kullanıldığı dilin eklemlenerek belli bir ilişkiyi gerçekleştirmek için manipüle edilmesidir.
Baldini sözlü kültürün özelliklerini hangi kaynakta, nasıl özetlemiştir?
Baldini, sözlü kültürün özelliklerine İletişim Tarihi kitabında yer vermiştir. Bunlar;
- Sözlü kültürde kulak en önemli organdır: Duyular arasında bir ayrım yapmak ve işitmek ile dinlemek üzerine kurulu bir iletişim kültürü bugün için oldukça anlaşılmaz görünmektedir.
Ama yazı ve görüntü kültürü ile karşılaştırıldığında göze oranla kulağın ne denli önemli bir araç olduğu kolaylıkla anlaşılır.
- Sözel iletişim tümce yapısını üstün tutmaktadır: Sözün anlaşılırlığı ve akışı tümce yapılarının tamamlanmış bütüncül bir anlam sunmasıyla söz konusu olur. Görüntü ve yazı tutamağından destek almayan söz, kendi ötesine geçecek sapmalardan uzak biçimde yalnızca kendi ifadesine tutunmuştur.
- Sözel iletişim aşırıya kaçar: Sözel iletişimde söylenenleri çeşitli amaçlar -bilgi yitimi ya da artık bilgiyi engellemek, sözün gücünü artırmak, anlatımı pekiştirmek gibi- doğrultusunda pek çok kez yinelemeyi gerektirir. Bu da anlatımda aşırıya kaçmak anlamına gelir.
- Sözel iletişim yarışma biçimini tercih eder: Sözel iletişimin kimi zaman atışma, kimi zaman aşağılama, kimi zaman ululama, kimi zaman tartışma gibi deneyimlerden oluşan kültürü, yarışma biçimini betimleyicidir.
- Sözlü kültür tutucu ve gelenekseldir: Sözlü kültür yinelenmediği sürece unutulma riskine karşı yinelenerek korunma duygusunu diri tutmak zorundadır.
- Sözlü kültür taşkın ve katılımlıdır: Sözlü kültür bireyleri, daha sonra kayıtlara erişme olanağından yoksun olduklarından ister istemez daha dikkatli dinleyici ve heyecanlı katılımcılar olmak zorundadırlar.
- Sözlü kültür unutulmaya uygun yapıdadır: Sözlü kültürde şimdi geçmişe baskın çıkar ve geçmişin güncel olamayan ya da tedirgin eden bölümleri hemen unutulur, yalnız günlük deneyimler için gereken hatırlanır.
- Sözlü kültürde bireyler duruma göre davranırlar, henüz soyutlama yetenekleri gelişmemiştir ve toplumu düzenleyen genel yasalar söz konusu değildi.
Birinci sözlü kültür dönemi tanımlaması kime aittir? Birinci sözlü kültür döneminin özellikleri nelerdir?
Ong yazının henüz bulunmadığı, insanların sadece söz üzerinden iletişim kurdukları dönemi birinci sözlü kültür olarak tanımlamaktadır. Ong, birinci sözlü kültürün bol tekrara, ezbere dayalı olduğunu, isimlerin çeşitli sıfatlarla nitelendirildiğini, son derece gelenekçi olduğunu, sözü koruma adına yeniliklere karşı dirençli olduğunu, insan doğasını yansıttığını, güç ve mücadeleci yaşam tarzını övdüğünü belirtmektedir. Birinci sözlü kültürde bilge kişi ile sıradan halk arasında bir duygudaşlık ve eşitlik söz konusudur, toplumsal hiyerarşiler henüz netleşmemiştir ve katılımcılar arasında mesafe yoktur. Ong’a göre birinci sözlü kültürde ortam dengesi korunur, geçmiş, gelecek ve şimdi ahenkli bir şekilde beraber deneyimlenir. Ayrıca tanımlamalar ve ifadeler mümkün olabildiğinde soyut değil, gerçekte var olan ögeler üzerinden betimlenir. Bu kültürde insanların soyutlama yeteneği henüz yeteri kadar gelişmemiştir.
Yazının gelişimi ile elde edilen kazanımlar nedir?
Yazının gelişimi, insan iletişimini geliştirmiş ve sözü kalıcı hâle getirmiştir. Yazılı iletişimle birlikte söze dayalı iletişim sabit bir şekilde kuşaktan kuşağa aktarılır hâle gelmiş ve sözel iletişimin evrenselleşmesine imkân tanınmıştır. Yazı, toplumsal yaşama sistemi, kayıt altına alınmayı, sabitliği ve sürekliliği getirmiştir. Yazılı iletişim sayesinde uygarlıklar sistematikleşmiş ve yazının sağladığı imkânlar sayesinde toplumsal dinamikler harekete geçmiştir. Toplumsal eş güdüm, bireysel ve kurumsal yazışma imkânları, yazılı kurallar aracılığıyla geçmişten daha farklı bir atmosferin doğmasını beraberinde getirmiştir.
Sözlü kültürle yazılı kültür arasındaki farkı deneyle ortaya koyan bilim insanı kimdir? Yaptığı deneyin sonucunda okur yazar ve okur yazar olmayan katılımcıların sorulan sorulara cevapları ne olmuştur?
Aleksander Romanovich Luria, somuttan soyuta, işlevsellikten tanıma geçiş sürecini okuma yazma bilmeyen ve okuryazar katılımcılarla yapılan bir deneyde katılımcılara çekiç, testere, kütük ve el baltası resimleri gösterilip bu resimleri gruplar hâlinde düzenlemeleri istenmiştir. Okuryazar katılımcılar ısrarla kategorik olarak ayrım yaparken (üç alet ve bir hammadde); okuma yazma bilmeyenler resimlere duruma göre düşünerek yaklaşmayı seçmişlerdir. Katılımcılardan birinin yanıtıyla: “Hepsi bir. Testere kütüğü keser, balta ufak parçalara böler. Bunlardan birini ayırmam gerekirse, baltadan vazgeçerim; nasıl olsa testere kadar yararlı değil”. Aynı araştırmada en somut nesnelerin bile tanımlanması isteğine karşı gelindiği görülmüştür. Ağaç nedir? Açıklamaya çalışın” sorusuna verilen şöyle cevap vermiştir: “Ne gerek var ki? Herkes ağaç nedir bilir, benim söylememe hacet yok”.
Yazının kullanılması ve yaygınlaşmasının kişiler üzerindeki etkileri neler olmuştur?
Kişiler, kendi dünyalarını oluşturabilme ve kendilerini gündelik yaşamdan sıyırabilme yeteneğine okuma yazma bilerek, yazı aracılığı ile sahip olmuşlardır. Sözlü kültürün standart ve yorumlamaya imkân vermeyen doğası, yazı ile şekil değiştirmiş ve bireylerin dünyalarını yaşadıkları ortamla sınırlandırma zorunluluklarını sonlandırmıştır. Yazı daha açılımlı, daha analitik ve daha çizgisel bir zihne imkân sağlamış ve insanların toplumsal dizgedeki konumlarına daha eleştirel bakabilmelerine imkân sağlamıştır.
Yazının bilimsel gelişmeye etkileri neler olmuştur?
Yazı ile birlikte, bilginin doğası değişmiş, bilim hızla kurumsallaşmaya başlamıştır. Matbaa okuryazarlığı da geliştirmiş ve geçmişte belli yörelerde sınırlı bir şekilde var olan okuryazarlık matbaa ile birlikte yaygınlaşmıştır. Fonetik alfabe, görsel bakışı merkeze taşımıştır. Yazılı kültür, kulağın yıllar süren hegemonyasını sona erdirmiş ve göze dayalı yeni bir kültürün oluşmasına yol açmıştır. Yazılı kültürde algılama imkânları değişmiş ve insanlar artık daha soyut kavramlar üzerinden düşünebilmeye başlamışlardır. Yazının yinelenebilir doğası, insanlara kendi pencerelerinden bilgiyi yorumlama imkânı vermiş ve sözlü kültürün somut, yaşananlarla sınırlı doğasının genişlemesine yol açmıştır.
Yazının bulunması nelerin değişimine yol açmıştır?
Sözlü kültürde hikâye anlatıcıları, belli geleneklerle kültürün devamını sağlasa da daha bürokratik ve sistematik bir düzen için yazıya ihtiyaç
duyulmuştur. Burada uçup giden söz değil, kalıcı sözlere ihtiyaç vardır ve bu gelişme dünyada yeni bir uygarlığın doğmasına neden olmuştur. Yazı ile birlikte idareciler taş, papirüs, kumaş gibi materyallere sözleri kazımışlar ve geçmişten çok daha farklı bir kültürün başlamasına olanak tanımışlardır. Yazı ile birlikte kültürün sürekliliği sadece sözel bellekte değil, kayıt altına alınan harflere emanet edilmiş ve gelenekler diğer kuşaklara hiç değişmeden aktarılabilir hâle gelmiştir. Alfabeler sayesinde kaydedilen tüm olgular sabitlenmiş, tekrar tekrar okunabilmiş, böylelikle kültürün ritmik ve kulağa dayalı doğası büyük bir değişime uğramıştır. Yazı sayesinde mitler, efsaneler ve belleği güçlü bilgeler güç kaybına uğramış ve yeni toplumsal sınıflar ön plana çıkmıştır.
Sözlü kültürlerde öğrenme ve hafızaya kaydetme sürecinin uzun yıllar içinde edinilmesi ve bunun için büyük bir enerji yatırımının gerektiğini söyleyen Ong, bu durumu nasıl değerlendirmiştir?
Bunun sonucunda fikirsel denemelere ve yeniliklere karşı daha tutucu ve gelenekselci bir tavır ortaya çıkar: “Bilgi, güç bela elde edilir ve değerlidir; toplum, bunu koruyan ve eski günleri anlatabilen yaşlı ve bilge kadınlara ve erkeklere büyük hürmet gösterir”. Yazı ve sonrasında matbaa, bu kişileri önemsizleştirmiş, onların yerini ise maceraperest genç nesiller almıştır.
Toplumdaki kanaat önderlerinin toplumsal konumları hangi süreçte değişmiştir?
Yazı ile birlikte bilgiyi üreten ve yorumlayan kanaat önderlerinin, entelektüellerin de toplumsal konumu değişmiştir. Kitap ile başlayan kitlesel bilgi aktarım süreci, modern toplumlarda hızla yaygınlaşan başta gazete ve dergi olmak üzere kitle iletişim araçları ile bambaşka bir boyuta evrilmiştir. Gazeteler üzerinden entelektüeller okurlarıyla buluşmaya başlamış ve güncel konularla ilgili fikirlerini veya tefrika romanlar üzerinden son yazdığı eserlerin s.18 parçalarını takipçilerine ulaştırabilmiştir. Bu süreç aynı zamanda bilgi ve enformasyonun da kapitalist bir sistem içinde metalaşmasını da beraberinde getirmiş ve bu aktarım sürecinin özneleri olan yazarlar geçimlerini bu yolla kazanabilir hâle gelmişlerdir.
- Yazılı iletişimle sözlü iletişim arasında farklılıklar nelerdir?
- Yazılı iletişim sözlü iletişime kıyasla daha geniş bir zamanda gerçekleşir. Dolayısıyla yazılı iletişimde taraflar daha fazla zamana sahiptir. Bu da anlık iletişim kazalarının yapılma olasılığını düşürmektedir. İletişim eyleminde taraflar mesajın üzerine düşünme, çalışma şansına sahiptirler.
- Yazı, yazılı iletişimde belge niteliği taşır ve bu yüzden resmî iletişimler için vazgeçilmezdir. Yazı, taraflar için bağlayıcıdır ve tanık özelliğine sahiptir.
- Kişisel sürtüşmeler yazılı iletişimde sözlü iletişime nazaran daha az olur. Yazılı iletişimin sözlü iletişime kıyasla daha resmî ve mesafeli bir doğası vardır.
- Yazılı iletişim sözel iletişime kıyasla yanlış anlaşılmanın daha az olduğu bir iletişim türüdür.
- Bilimsel platformlarda yazı, sözden çok daha fazla değerli bulunur ve anlam ihtiva eder. Dolayısıyla akademik değerlendirmelerde genellikle yazılı iletişim sözel iletişime tercih edilir.
- Yazılı iletişimde mesaj alıcıya ulaşmadan önce kaynağın iletiyi düzenleme, değiştirme veya iptal etme şansı bulunmaktadır. Ancak sözel iletişim anlıktır ve aktarılan mesaj geri alınamaz.