AÖF Soru Bankası

Görsel İletişim ve KuramlarıÜnite 7 Özeti

Görsel İletişim ve Estetik

GİT301U-GÖRSEL İLETİŞİM VE KURAMLARI

Ünite 7: Görsel İletişim ve Estetik

Giriş

Görsel iletişim ve görsel tasarım kültürü çerçevesi üzerinden estetik olgusunu kavramak ve anlamlandırmak oldukça zorlu bir sürece denk gelir. Estetik kavramı, öncelikle felsefe alanının temel bir problematiğidir ve yüzyıllardır tartışılan, tanımlanmaya çalışılan bir alan olarak karşımızdadır. Günümüzde, kavramların yakınlaşması sürecinde; zanaat, sanat ve tasarım uygulamaları yeniden tanımlanmaya ve tartışılmaya açık bir konu olduğu için, estetik ve fonksiyon ilişkisi bağlamında görsel iletişim kültürünü oluşturan olguları ele almak ve incelikli olarak anlamak, elbette mutlak bir gereklilik arz eder.

Etimolojı̇ ve Köken Bağlamında Estetiğı̇ Anlamak

İmgeler ile yaratılan anlatının, başkaları tarafından görüldüğü anda dikkat çekmesi, beğenilmesi ve oluşan beğeninin ortak kabulü, insanoğlunun beklenti içinde olduğu aktarım alışkanlıklarından biridir. Bu doğrultuda sanat kavramının oluşması ve içindeki temel unsur olarak estetik niteliğin tanımlanması da yavaş ve derin bir şekilde beliren, zamanla da form değiştiren bir unsur olarak yüzyıllar boyu gelişimini sürdürmüştür. Estetik kavramı, sanatın nasıl oluştuğu, icra edildiği ve temelinde bu kavramların felsefesi ile yakından ilişkilidir. Bu doğrultuda köken ve kavrayış olarak unsuru öncelikle tanımak ve tanımlamak gerekliliği doğmaktadır.

Estetiğin Etimolojik Kökeni

Merriam Webster sözlüğü “güzel ve arzulanabilir olanın aranması, görüntüdeki tatmin” gibi karşılıklarla estetik kavramını tanımlar. Estetik: Doğal ve/veya insan eliyle yaratılan her türlü imge, olgu ve anlatıda güzel ve duyusal olarak tatmin edici olanın aranması; yaratı ile duyusal tatmin arasındaki ilişkinin öznesi olarak tanımlanabilir.

Estetik kelimesi, Antik Yunan’dan gelmektedir. Antik Yunan dilinde aisthētikós kelimesi, “algısal olan, duyusal olarak hassas, duyusal algıyı harekete geçiren” gibi anlamlar taşır. Bu anlam bütünü ise aisthánomai köküyle; “algılıyorum, hissediyorum, öğreniyorum” dönüşmektedir. Etimolojik yaklaşımlar doğrultusunda, estetik kavramından ilk bahseden kaynak, 1712 yılında Joseph Addison tarafından, “The Spectator” dergisinde yazılan bir seri makale olan “Hayalgücünün Zevkleri” olmuştur. Addison kaleme aldığı makale serisinde, estetik kavramını bahsi geçen açıklamalar bağlamında etimolojik kökenine uygun olarak tanımlar.

Estetik Nasıl Tanımlanabilir?

İmmanuel Kant, estetik kavramını etimolojik kökeninden alıp felsefe bağlamında ilk tartışan düşünürlerin başında gelir. Kant, estetiği “duyu bilimi ve algılar öğretisi olarak değerlendirirken kavramı, güzel ve hoş olanın algısı” şeklinde ifade eder.

Kavramı, yine 18. yüzyılda terim olarak ilk dile getiren ise 1735 yılında Alman filozof Alexander Gottlieb Baumgarten olmuştur. Baumgarten estetiği, duyusal bilgi

ve deneyimin bilimi olarak niteler. Estetik kavramını etimolojik olarak anlamaya ve etki unsuru olarak sınıflamaya çalışan her çabanın icrasında da görülebileceği gibi, kavramı sanat ve felsefeden bağımsız olarak okumak ve anlamak mümkün değildir. Tolstoy’a göre, sanatın gereksiz çabalardan ayrılarak, insanın ruhundan doğana hizmet etmesi ve sonsuz hayat idealine eriştirilmesi için çabalanması gerekmektedir.

Sanat Felsefesı̇ ve Estetik İlişkisi

Birinci başlık altında da değinildiği gibi sanat kavramı, sanat ve sanat eseri nedir gibi kadim temel sorulara yanıt aranan ve üzerinde çokça tartışılan hem icra ve fonksiyon hem estetik ve güzellik ile ilişki kuran bir yapıya sahiptir. Bu diyalektik durum, hâlihazırda kavram üzerinde birçok tanım ve tartışmayı da beraberinde getirir. Ancak bu başlık özelinde, tartışmaların yelpazesi sunulurken, sanat kavramının estetik ve güzellik ile bağlantısı ve birlikteliği üzerinde durulacaktır.

Aynı Soruyu Biz de Soralım: Sanat Nedir?

Tolstoy “teorik anlamda gerçek sanatın, eserin samimiyetinden, sanatın sanat olarak algılanmış olmasından, insana yararlı ve gerekli olmasından” kaynaklandığını dile getirir ve ekler; insanın güzeli anlatmak istediğini söyler: “İnsanın silahı güzelliktir. Verilen emek ancak, sanatın güzeli anlatabilmesi içindir. Sanatın özelliği, insana zevk vermesi, güzel görünmesi ve çok zengin ögelerle” işlenmesidir. Collingwood ise Sanatın İlkeleri eserinde, sanat nedir sorusuna sağlıklı bir yanıt verilebilmesi için estetik kuramının iki koşulundan bahseder: Birinci koşul olarak, sanat kelimesinden bahsettiğimizde neyi tanımladığımızı bilmemiz gerekliliğidir. Sanat kelimesinin yaygın ve kesin tanımı olmayan bir şekilde kullanılıyor olmasının, bu tanım konusu üzerinde durulması gerekliliğini ortaya koyduğunu söyler. İkinci koşul olarak ise, sanat kelimesinin tanımları arasında birine doğru ilerlemek ve o doğrultuda kelimeyi tanımlamak gerekliliğinden bahseder.

Elbette, estetik ve güzel olan icra ve/veya eser, bir yandan da kendi öznelliğinden çıkışlı bir etki olarak da düşünülebilir. Bu teklik, güzel olanın biricikliğinin, yani eşsizliğinin verdiği varlıksal haz ile de değerlendirilebilir. “Sanat Nedir?” sorusuna karşılık olarak gelen kavramlarda estetik, güzellik, duyguları temsil eden icra, doğal olan, mutlu eden, biricik olan gibi unsur ve yaklaşımları aramak ve bu yaklaşımları sergileyen icra ürününü de sanat eseri olarak ifade etmek, sorunun temel karşılığına uygun bir tanım gibi görünmektedir.

Estetikten Bahsederken Sanat Felsefesini mi Anlamak Gerekir?

Sanat felsefesi, insanoğlunun meydana getirdiği ve sanat eseri olarak tanımlanabilecek yapıları ele alan, sanatı ve sanat formlarını, kültür ve üretim ilişkilerini sorgulayan, sanatçının varlığını ve çevresi, üretim biçimleri ile olan etkileşimlerini inceleyen alan olarak tanımlanabilir. Alan, güzellik ve estetik kavramları üzerine kurulu olarak


görülebilir. Estetik kavramı çoğunlukla, sanat felsefesi kavramıyla eş değer olarak ele alınmıştır. Ancak, kavramları bu şekilde aynılaştırmak hatalı bir yaklaşımdır. Sanat felsefesi, sanat eserini estetik unsurlarıyla birlikte incelese de estetik kavramını temsil etmek yerine, kavramı oluşturan unsurları kullanarak esere karşı eleştirisini sunar.

Güzellik kavramını ve güzel sanatların yapısını ele alan sanat felsefesinde bu bağlamlar bütünüyle ortaya çıkar. Yanı sıra, yukarıdaki alıntıda da yer verildiği gibi, güzelliğin zıttı olan çirkinlikte de ve diğer zıt bileşenlerde de belirli bir estetik algısının olduğu ve/veya eleştirel olarak ele alınabileceği, güzellik unsuru kadar baskın olmasa da zaman zaman gündemde olmuştur. Danto’nun, ünlü Dadaist sanatçı Marcel Duchamp’ın yaklaşımından bahsi, bu noktada güzel bir örnek oluşturur: Danto, Duchamp’ın “kaçınılması gereken tehlike estetik zevktir” dediğini ve 1913 ile 1917 yılları arasında meydana getirdiği ünlü hazır- nesne eserlerdeki amacı, bir anlamda estetik kaygılardan muaf eserler oluşturmak olarak aktarır. Estetik, güzellikle çokça ilişkili bir haldedir, elbette ki zıtlığını, yani kendi diyalektiğini de içinde barındırarak. Danto’nun Duchamp’ın gerçekleştirdiği sanatçı duruşu gibi eylemler üzerinden yola çıkarak estetik ile kurduğu ilişki bağlamında, sanat felsefesi tanımı da daha farklı düzlemlerde genişleyebilme olanağı bulmaktadır.

Görsel Kültür Bağlamında Güzellik Kavramına Bakış

Felsefi Olarak Güzellik Kavramını Anlamak

Güzellik unsuru, sanat ve zevk kavramlarıyla birlikte, estetiği tanımlayan yapının başında gelmektedir (Sartwell, 2017). Güzellik unsurunun felsefi olarak tanımlanması Platon dönemine (MÖ 427-347) denk düşer. Platon’a göre güzellik, her zaman ve her yerde, mutlak olandır ve zaman- mekân tanımlarının dışındadır. Aristoteles’e göre ise (MÖ 384-MÖ 322) güzellik uyumla mümkündür ve Platon’un idea fikrine karşı olarak maddi yani nesne merkezlidir (Özden, 2002). Aristoteles’in güzellik yaklaşımına göre, bütünü oluşturan ögeler birlik içinde uyumluysa, o birliğin kurulduğu bütünü güzel olarak tanımlamak mümkündür. Güzellik kavramı iki temel felsefi görüşte varlık bulur. Bir taraf, doğayı taklit eden veya idealara dayalı olan, genel ve objektif bir kavram olarak ele alırken, diğer taraf kavramı nesnel ve gözlemcinin duygusal tepkisine göre değişken bir anlayış, görüş olarak kavrar. Kant (1724-1804) ise, güzellik kavramını bir estetik değer olarak iyi ve hoş olan ile yararlı olan şeklinde sınıflar. Böylelikle sanat icrası temelli güzellik kavramıyla doğaya ait olan güzelliği birbirinden ayırmış olur. Martin Heidegger ise, kavramı “varlığın aydınlanması, doğruluk” olarak tanımlar.

Fonksiyon Olarak Güzellik Kavramını Ele Almak

Fonksiyon bağlam olarak eser ve/veya nesnenin işlevsel olarak da neye denk geldiği ile alakalı bir unsurdur. Bir başka deyişle, sanat eseri veya tasarlanmış ürün, sadece estetik ögeler taşıyan bir icra neticesinden mi ibarettir

yoksa işlevsel olarak yerine getirdiği birtakım işe yararlık tanımları dahilinde de okunması mümkün müdür.

Shiner, Antik Yunan ve Roma uygarlıklarından bu yana, bugün sanat eseri olarak tanımlamaya meyilli olduğumuz estetik unsurların, daha ziyade toplumsal işlevleri yerine getiren ve işlevsel varlıkları ile algılanan icra veya yapılar olduğunu vurgular. Antik Yunan’dan günümüze gelirken, 18. yüzyıldaki zanaat ve güzel sanatlar kırılımına kadar, estetik ve güzellik unsurlarının işlevsel anlamları ön planda olmayı sürdürmüştür. Bugün salt zanaat olarak algılanan birçok icra biçimi, Orta Çağ Dönemi’nde, resim ve heykel kadar dikkat çekmektedir.

Sanat eserinin görsel kültür bağlamında fonksiyonundan bahsederken ele alınması gereken bir bakış açısı daha bulunmaktadır. İşlev sadece teknik olarak yerine gelen hazza dayalı çözüm değildir. Aynı zamanda icra edilen eserin, içinde bulunulan sosyoekonomik yapı, toplumsal hareketler, sanatçısının duruşu ve tavrı gibi bağlamlarda ilişkiye geçtiği ve esere has bir anlam yarattığı alan olarak da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım Marcel Duchamp’ın hazır-nesneler ile icra ettiği eserleri, estetik algısına karşı ifade ederken takındığı tavır ile rahatlıkla örneklenebilir. Günümüzde başta Banksy (www.banksy.co.uk) olmak üzere birçok sokak sanatçısı, dijital sanatçı vb. estetik, güzellik, fonksiyon ve felsefe bağlamlarında yeniden ve bağlamlar-arası düşünmemizi sağlayan sanatçı tavrı sergilemekte ve çok sayıda eser vermektedir. Banksy son dönemde, Şekil 9’da (Sayfa 161) görseli sunulan projesiyle çok fazla gündem olmuştur. Dünyaca ünlü sanat müzayede evi Sotheby’s de açık artırma ile satışa sunulan “Girl With Balloon” adlı eseri, daha önce 2006 yılında, Afganistan Savaşı esnasında bölgeye gidip icra ettiği duvar resimlerinden biridir ve savaş karşıtlığı bağlamında üstlendiği işlevsel kültürel anlam nedeniyle Banksy’nin en ünlü eserleri arasında bilinmektedir. Eserin 2018 tarihli sanatçı tarafından yeniden üretilen reprodüksiyon versiyonu, müzayede evindeki satış esnasında tam 1,4 milyon dolara alıcısına satıldığı anda, herkesin gözleri önünde kendi kendini yok eden otomatik bir mekanizmanın devreye girmesiyle, yarıya kadar kendi kendini şeritler halinde kesmiştir. Eser 2021 yılında aynı müzayede evinde ancak yenilenmiş yarısı şeritler halinde kesit formu ile bu kez 21,3 milyon dolara yeniden açık arttırma ile satılmıştır. Bu yeni değerleme ile gerçekleşen satış, bir sanatçının açık arttırma ile satılan eserine biçilen şimdiye kadarki en yüksek değer olarak, sanat tarihi literatüründe yeni bir kayıt daha açmıştır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında