AÖF Soru Bankası

Görsel İletişim ve KuramlarıÜnite 4 Özeti

Görsel İletişim ve Göstergebilim

GİT301U-GÖRSEL İLETİŞİM VE KURAMLARI

Ünite 4: Görsel İletişim ve Göstergebilim

Giriş

Göstergebilim, gözle görünen, aşikâr olan anlamın yanında metinlerin arkasında saklı bulunan derin anlamı; alt metinleri ortaya çıkaran ve analiz eden bir disiplindir. Anlamı her türlü metin üzerinden çözümleyen göstergebilim, iletişim ve sanatın tüm alanlarından üretimi ya da eseri ele alır ve kendisine konu eder. İletişimin öneminin, hayatımızda kapladığı yerin ve çeşitliliğinin giderek arttığı günümüzde elbette göstergebilimin de gerekliliği artmıştır. En kısa tanımıyla “göstergelerin bilimi” olarak açıklayabileceğimiz göstergebilim bize, maruz kaldığımız mesajları açıklar, göstergeleri analiz eder ve buna ek olarak anlamın nasıl oluşturulduğunu ortaya koyar.

Göstergebilim ve Önemi

Gösterge bir şeyi belirtmeye, işaret etmeye, belirtmeye yarayan araç ise göstergebilim “iletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgesinin yapısını, işleyişini inceleyen bilim”dir (TDK). O zaman demek ki iletişim kurmak için kullanılan her türlü araç göstergebilimin inceleme alanı içinde olabilir. İnsanların duygu ve düşüncelerini ifade etmek için kullandığı mimik ve jestler, günlük hayatta karşımıza çıkan trafik işaretleri, tabelalar, panolar, afişler, alfabeler, yazınsal eserler, filmler, reklamlar, tiyatro oyunları, müzik eserleri, mimari yapıtlar, heykeller, fotoğraflar gibi birçok örnek göstergebilimin evrenine dâhildir. Göstergebilim tüm bu türlerde kendi dışında bir şeye işaret eden göstergenin anlamını ve kullanım amacını, nasıl kullanıldığını ve anlamın nasıl oluşturulduğunu çözümler.

Gösterge

Pierce’in tanımına göre gösterge “bir şeyin yerini tutan, o şeyi üreten ya da niteleyen düşünce”dir. Bu bağlamda seslerin temsili olan harflerin, sözcüklerin yerine geçen her türlü işaret dilinin, işaret tabelalarının, tüm sanat eserlerinin birer gösterge olduğunu söyleyebiliriz. Pierce göstergeyi daha iyi tanımlamak için onu üç kategoride açıklamıştır:

1. Birincilik: Farklı bir şeye göndermede bulunmaksızın var olanlar. 2. İkincilik: Farklı bir şeyle ilişkisi olan ama üçüncü bir kendilikle ilişkisi olmayanlar. 3. Üçüncülük: İkinci kendilikle ilişki içerisinde olup birincisiyle ve birbiriyle ilişki içerisinde olabildiği kadar ilişki içerisinde olanlar (Merrell, 2000).

Göstergeler aynı zamanda görüntüsel gösterge (ikon), belirti ve sembol olmak üzere de üçe ayrılır. Görüntüsel gösterge diğer bir adıyla ikon, görüntüsel olarak nesnesine benzeyen göstergelerdir. Belirti, nesnesi ile görünmez bir zorunluluk ilişkisi içindedir. Sembol ise gösteren ile gösterilen arasında nedensel bir bağın bulunmadığı, genellikle uzlaşı ya da öğrenmişlik sonucu bir anlam taşıyan göstergedir.

Nitelikleri bakımından ise göstergeleri doğal göstergeler ve yapay göstergeler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Doğal göstergeler kendiliğinden doğada bulunan ve belirli bir sebep sonuç ilişkisi kurmamıza yarayan göstergelerdir. Yapay göstergelerse insanlar tarafından yaratılmış ve belirli bir temsil niteliği yüklenmiş göstergelerdir.

Gösteren ve Gösterilen

Gösteren bir şeyi işaret eden söz, tasarım, görüntü ya da biçimdir. Gösterilen ise içeriktir. Bu bağlamda aslında gösterilen hiçbir zaman fiziki bir varlık değil soyut bir anlamdır.

Düz Anlam ve Yan Anlam

Düz anlam ve yan anlam birleşerek anlam sürecini oluştururlar. Barthes düz anlamı göstergenin neyi temsil ettiği, yan anlamı ise nasıl temsil ettiği olarak açıklamıştır. Anlam yorumlayıcıdan bağımsız değildir. Anlamlama ise bir süreçtir. Bu süreç, gösteren ile gösterilen arasındaki bağdır ve bu bağ da insan zekâsı ile kurulur. İnsan zekâsı hem düz hem de yan anlamı anlamlandırmaya yönelik olarak çalışır. Düz anlam herkesin ilk bakışta gördüğü, doğrudan anlaşılan anlam iken yan anlam biraz daha yoğun bir zihinsel sürece ihtiyaç duyar. Mehmet Rıfat bu durumu dil üzerinden şöyle bir örnekle açıklamıştır: Örneğin herkes karanlık deyince ışığın zıddını, ışıksızlığı anlar. Bu herkes tarafından algılanan, doğrudan anlamıdır ve dolayısıyla düz anlamdır. Ancak karanlık aynı zamanda cehalet, olumsuzluk, korku, bunalma gibi anlamlar da taşıyabilir ve bu onun yan anlamıdır (Rıfat, 2014).

Göstergebilimin Tarihçesi

İnsanların iletişim kurarken şeylerin yerine geçen araçlar kullandığı fikri oldukça eskidir. Özellikle dil ve dilin işlevleri üzerine düşünen ilk çağ filozofları, dildeki kelimelerin şeyleri ifade ettiğini söylemişlerdir. Platon şeylerin isimlerinin anlamı üzerine düşünmüş, Aristoteles ise dildeki göstergelerin ne kadar önemli olduğu hakkında söylemlerde bulunmuştur (Rıfat, Göstergebilimin ABC’si, 2019). Bu bağlamda şeylerin yerine geçen sözcükler göstergebilimin de ilk konusunu oluşturmuştur, diyebiliriz. Daha sonra 13. Yüzyılda Skolastik Felsefeciler biçim ve içerik üzerine düşünmeye başlamıştır. Özellikle Bacon, dumanın ateşin göstergesi olması durumundan yola çıkarak ilk kez doğal göstergelere değinmiştir. Böylece gösterge kavramı ilk kez dilden bağımsız bir anlamda irdelenmiş dolayısıyla göstergeler doğal ve doğal olmayan olarak ikiye ayrılmıştır (Deely, 1990).

Göstergebilim ismi ilk kez İngiliz düşünür Locke tarafından “An Essay Concerning Human Understanding” isimli yazısında dile getirilmiştir. Bu yazıda Locke, semeiotike terimini yani semiyotik ya da tam Türkçe ismiyle göstergebilimi ilk kez kullanmıştır. Daha sonra göstergebilimin babası sayılan Ferdinand de Saussure, Yunanca gösterge anlamına gelen “semion” kelimesi ile bilim, kuram anlamına gelen “logie” kelimelerini birleştirerek semiyoloji terimini ortaya atmıştır. Göstergebilimi daha çok dilbilimi ile ilişkilendiren


Saussure, sınıflandırmalarını yine dilbilime göre yapmıştır. Aynı dönemde göstergebilimin bir diğer önde gelen ismi Charles Sanders Pierce de semiyotik kelimesi ile göstergebilimi tarif etmiştir.

Özellikle 1950’ler ve sonrasında büyük bir ivme kazanan göstergebilim Eco, Jakobson, Gremias gibi dilbilimcilerin de üzerine çalışması sonucu popülerleşmiş ve yaygınlaşmıştır. Bu dönemde, yeni ve daha detaylı bir şema ile anlam üzerine düşünen William Morris daha çok nasıl sorusuna odaklanmıştır. Bu bağlamda gösterge ile yorumlayıcı arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışmıştır. Morris göstergebilimi üç aşamada ele almıştır:

• Sözdizimsel boyut • Anlambilimsel boyut • Edinbilimsel boyut

Göstergebilim en başlarda her ne kadar sadece dilbilim üzerinden gelişmiş ve düşünülmüş olsa da 1960’lardan itibaren her türlü üretim ya da sanat eserinin çözümlemesi için kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle tüm anlatımını görüntüler yani nesnelerin en temel göstergeleri üzerine kurgulayan görsel iletişim alanı ile göstergebilimin ilişkisi gün geçtikçe daha da iç içe geçmiş, birbirinin vazgeçilmez parçaları hâline gelmiştir.

Kültür, Kod, Mit ve İmge

Bir göstergeyi doğru anlamlandırmak ancak onun kültürel kodlarını, imgelerini veya temsil ettiği mitleri bilmekle mümkün olur. Eğer yorumlayıcı bu ön bilgilere sahip değilse anlamlandırma süreci de eksik ya da hatalı olacaktır. Barthes coğrafya ve kültürün göstergeler üzerinde büyük etkisi olduğunu ifade etmiştir. Özellikle Göstergeler İmparatorluğu isimli kitabında Doğu ve Batı arasındaki kültürel kodlar ve algı farklılıkları üzerinde duran Barthes bunun göstergelerle ilişkisini irdelemiştir.

Kod

Fiske’nin “anlamlandırma sistemi” olarak nitelendirdiği kodlar mesajların iletilmesine olanak sağlayan bir göstergeler sistemidir. Bütün kodlar bir anlam taşırlar ve ortak kültürün birer ürünüdürler. Kodlar aynı zamanda sosyal ve iletişimle ilgili iletme görevlerini yerine getirirler. Kodlar sosyal kodlar, metinsel kodlar ve yorumlama kodları olmak üzere üçe ayrılır. Sosyal kodların en başında elbette dil gelir. Dilin dışında beden dili, jestler, mimikler, hâl ve tutumlar, ses tonu ve giyim kuşam da yine bu tür kodlara örnek olarak sayılabilir. Sosyal kodlar toplumdan topluma ve kültürden kültüre değişiklik gösterirler.

Her ne kadar jest ve mimikler de kültürler arası farklılık gösterebilmekte ise de mutluluk, hayal kırıklığı, şaşkınlık gibi birtakım ifadelerin evrensel olduğunu söylemek mümkündür. Ancak bazı kültürlerde bu ifadeler daha büyük ve abartılı olabilirken daha mesafeli ve soğukkanlı olmayı öğreten Batı kültüründe bu hareketler Doğu’ya oranla küçüktür. Vücut duruşları ve beden dili de sosyal kodların en önemlilerindendir.

Renkler özellikle görsel iletişimin en önemli kodlarındandır. Renkler duygular, ideolojiler, izlenimler, görüşler hakkında bilgiler verirler. Elbette renklerin taşıdığı anlamlar da kültürden kültüre değişebilir.

İmge

İmge bir kavramın, bir duygunun, bir düşüncenin ya da bir nesnenin zihindeki tasarımı, hayalidir (TDK, 2023). Bu sebepledir ki imgeler görsel iletişimin en güçlü unsurlarıdır. Bir sanat eserini gördüğümüzde, duyduğumuzda, hissettiğimizde onun bizde oluşturduğu zihinsel tasarı yani imge o sanat eserinin göstergesidir. Bu bağlamda sanat eserinde iletinin kendisi imgedir de diyebiliriz. İmgeler görsel temsillerdir. Görselliğin giderek hayatımızın her alanını kapladığı günümüzde imgelerin her an bizimle olduğunu söylememiz mümkün. İmgeler artık sözlü iletişimin önemini de azaltmıştır. Gün içinde gerek cep telefonlarından gerekse bir yere giderken gördüğümüz her türlü billboard, trafik işaret levhaları ya da reklam tabelalarından öğrenilmiş imgeler sürekli karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde giderek daha çok zaman geçirdiğimiz sosyal medya ise bizi âdeta imge bombardımanına tutar. Görsel imgelerin sözden ya da yazıdan çok daha kolay algılandığı ve hafızada daha uzun süre kaldığı ise bir gerçektir. İmgelem ise öğrenilmiş ve hafızada yer etmiş hâlihazırdaki imgelerden beynin yeni bir tasarım üretmesidir. Bu sebeple imgelerin ve imgelemin sanat eserinin özünü oluşturduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Elbette her zihin farklı bir tasarım sürecinden geçtiğinden imgelerin sanatsal yansımaları da farklılaşır.

Mit

“Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesi” (TDK, 2023) anlamına gelen mit görsel anlatımın vazgeçilmez bir unsurudur. Bugün farkında olarak ya da olmayarak öğrendiğimiz mitler gündelik hayatta her türlü alanda karşımıza çıkmakta ve bize bir takım iletilerin ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Mit sözcüğünden doğmuş olan mitoloji ve ona dair kodlar da özellikle sanat eserlerinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple görsel bir iletiyi çözümlemek çoğu zaman iyi bir mitoloji bilgisini de gerektirir. Genellikle eski çağlarda doğa olaylarını ya da yaratılışı açıklamak için üretilmiş mitler toplumların yaşayış biçimlerine, coğrafyaya, yaşanan tarihî olaylara ya da mücadele edilen yaşam koşullarına göre şekil alır. Bu sebeple kültürden kültüre değişiklik gösterir. Mitlerin temel dört işlevi vardır, bunlardan ilki yaratılışı ve doğaüstü olayları açıklamaktır. İkincisi mitlerin evrenin gizemlerine karşı imge oluşturmasıdır. Üçüncüsü ortak bir payda oluşturarak toplumsal birliği desteklemektir. Mitlerin dördüncü rolü ise aynı sanattakine benzer bir katharsis yaratarak bireye bir tatmin yaşatmaktır (Campbell, 2021). Mitlerdeki kahramanlarla özdeşleşen birey onun yolculuğundan ve geçirdiği serüvenden bir şeyler öğrenir ve kendi yaşamışçasına bir doyuma ulaşır. Mitler her ne kadar tek


tanrılı dinler ve bilim karşısında önemini ve yerini kaybetmiş gibi gözükse de özellikle görsel anlatımda ve sanatta hâlâ önemini korumaktadır.

Görsel İletişim Çözümlemelerinde Göstergebilim

Görsel iletişimin tüm eserleri/ürünleri metinsel bir okuma gerektirir. Çünkü bu çıktılar belirli bir tasarımla oluşturulmuştur ve bu tasarım, bir bütünün parçalarından meydana gelir. Bu parçalar tek tek farklı anlamlar taşımakla birlikte bir araya geldiklerinde farklı bir anlatıma hayat verirler. İşte bu bütünü ve onun iletmeye çalıştığı mesajları anlamlandırmak ancak söz konusu metinlerin doğru bir biçimde çözümlenmesi ile mümkündür. Görsel iletişim metinlerinin ne söylediğini, nasıl söylediğini analiz etmenin en etkili yöntemlerinden biri kuşkusuz göstergebilimsel çözümlemedir. Göstergebilim aynı zamanda bu metinlerin okuyucu/izleyici üstündeki etkilerini de analiz etmesi açısından ayrıca bir önem taşır.

İnsanoğlunun çok uzun zamandır gördüğü, deneyimlediği dünyayı anlamlandırmaya çalıştığını düşünürsek aslında etrafımızdaki göstergeleri okumaya farkında olmadan da olsa oldukça aşinayız. İlk zamanlarda doğal göstergeleri anlamlandırıp doğa olaylarını açıklamaya ve bu şekilde hayatta kalmaya çalışırken daha sonraları resim, mimari gibi çıktıları anlamaya yönelik bir çaba içine girilmiştir.

İlk yapay göstergelerden günümüze kadar geçen on binlerce yıllık yolculukta insan duygu, düşünce, hayal, deneyim ve düşüncelerini aktarmak için dili, yazıyı ve görsel iletişimi kullanarak birçok farklı türde eser üretmiştir.

Resim ve Göstergebilim

Resim sanatı insanoğlunun kendini dil dışında bir araçla ifade etme çabasının en eski yöntemlerindendir. On binlerce yıldır çizen kişinin; sanatçının gördüğü deneyimlediği dünyayı, duygularını, hayallerini çizgilerle, boyalarla aktaran resim sanatının göstergeler ile ilişkisi varlığı kadar eskidir. Duvara ya da farklı bir düzleme çizilen her bir görüntü bir şeyi temsil eder ve dolayısıyla bir şeyin yerine geçer, bir şeyi sembolize eder. Çizilen şeyler kadar kullanılan renkler, ışığın kullanımı ve perspektif de anlama etki eder. Tüm bunlar resimdeki sanatsal tasarımı meydana getirir. Sanatçının tüm bu tercihleri tek başlarına bir anlam ifade etmezken bunların bir araya getirilme biçimi de bir anlamı beraberinde getirir. Böylece sanatçı kendi göstergebilimini de oluşturmuş olur (Benveniste, 1995).

İlk zamanlarda belki sadece renkler üzerinden belirli anlamlar yüklenen resim sanatı zamanla görsel göstergelerin şöleni hâline gelmiştir. Öyle ki günümüzde çoğu zaman bir resmi okumak ancak içindeki gön- dermeleri, sembolleri anlayacak birçok bilgiye sahip olmakla mümkündür.

Fotoğraf ve Göstergebilim

Gerçekliğin yeniden üretim yöntemlerinden biri olan fotoğraf sadece bu yönüyle sanat tarihi açısından büyük

öneme sahiptir. Sadece bu özelliği ile bile doğal olarak bir göstergeye dönüşen her bir fotoğraf gerçekte var olan bir şeyin yerine geçer, onu temsil ve işaret eder. Elbette burada da aynı resimdeki gibi sanatçının bir tasarım süreci vardır ve süreç anlama etki eder. Fiske’nin görüntüsel göstergenin nesnesine benzerliği tanımı fotoğrafta tam karşılığını bulur. Bir görüntüsel gösterge olan fotoğraf nesnesini tam da kendisi gibi kayıt altına alır ve onu çoğaltır (Fiske J. , 1996).

Fotoğraf yaşanmış gerçek bir anı dondurmak, çoğaltmak ise o anın kompozisyon ögeleri, ışık, açı, gölge onun biçimini oluşturur. Aynı zamanda kullanılan objektiflerin, alan derinliğinin de fotografik tasarımda önemi büyüktür ve farklı seçimler farklı sonuçlar doğurur. Elbette fotoğrafın anlamını yorumlamak onun bir kültür ürünü olarak analizi ile mümkündür. Bu şekilde fotoğrafın alt metinleri okunabilir.

Grafik Tasarım ve Göstergebilim

En genel tanımıyla “biçim, desen veya çizgilerle gösterme” (TDK, 2023) olarak açıklayabileceğimiz grafik, tanımı itibarıyla bile bir gösteren konumundadır. Grafiğin konusuna giren her türlü tasarım görsel bir iletişim unsurudur ve hem düz hem de yan anlamlara sahiptir. Bu anlamlar belirli tasarımlarla iletilir ve bu tasarım unsurlarının her biri iletilen mesaja ve anlamlandırma sürecine katkıda bulunur. Özellikle 20. yüzyılla ve Sanayi Devrimi’nin etkisiyle birlikte gelişen baskı teknikleri grafik tasarımının da büyük ivme kazanmasına yol açmıştır. Önceleri sadece logo, afiş, kitap/dergi kapağı ve ilanlar gibi alanlarla sınırlı olan grafik tasarımı bugün dijital teknolojinin gelişmesi ile kapsamını genişletmiş, filmlerin jeneriklerinden video oyunlarına kadar çeşitli bir yelpazede çıktı vermeye başlamıştır. Özellikle cep telefonlarının, telefon uygulamalarının ve bilgisayar programlarının hayatımızdaki yeri arttıkça grafik tasarımı da kendi sınırlarını zorlamak zorunda kalmıştır.

Grafik tasarımında en yaratıcı alanlardan ikisi hiç şüphesiz afiş ve kitap tasarımlarıdır. Tasarımcılar özellikle resim sanatından ve sanat akımlarından etkilenmiş hatta bazı önemli ressamlar, sanat sanat içindir mottosuna karşı çıkarak afiş ya da kitap kapağı tasarımı da yapmışlardır. Bu süreçte özellikle kübizm, dadaizm, sürrealizm ve konstrüktivizm grafik tasarımını etkileyen başlıca akımlar olmuştur.

Grafik tasarımı göstergelerin sistemi olduğundan göstergebilimsel çözümlemeye en yatkın çıktıları üretir. Bu tasarımları doğru okumak ve anlamlandırmak ancak kullandığı simge ve sembol ve göndermeleri anlamak ile mümkündür. Aynı zamanda tasarımda kullanılan renkleri, gölge ile ışıkları ve elbette yazıları da bir bütünün anlamı tamamlayan parçaları olarak yorumlamak gerekir.

Sinema ve Göstergebilim

Göstergebilimin en temelde bir dil çözümleyici olmasından ve göstergebilimin temellerinin dil bilimciler tarafından oluşturulmasından kaynaklı olarak


çözümlenecek malzemede hep bir dil arayışına gidilmiştir. Bu yaklaşımla sinemanın da kendine has dil-dışı bir dili olduğunu söyleyen ilk düşünür Metz olmuştur. Metz doğal dilde, dilin en ufak parçası olan sözün yerini filmde çekimlerin aldığını ifade eder (Metz, 2012). Sinemanın dili elbette görüntülerdir ve görüntülerin birbiriyle ilişkisinden yeni anlamlar üretir. Bu anlamlar sinemaya özgü bir biçimde; kurguyla, sesle, müzikle, ışıkla, kamera açılarıyla, kamera hareketleriyle, renklerle, sembollerle ve tüm bunların hepsiyle birden oluşur ve tüm bunların bir arada oluşturduğu anlamı okumak zorlu bir süreçtir. Çünkü en basit ticari filmler bile yüzlerce göstergeyi birçok farklı anlamı taşımak için kullanır ve bu göstergelerin seyirci tarafından anlamlandırılma süreci birçok ön bilgiyi gerektirir. Örneğin izlediğiniz filmin içinde geçtiği kültürün özelliklerini bilmiyorsanız hikâyedeki birçok detayı kaçırmanız işten bile değildir.

Göstergebilim sinemada bu karmaşık dilin ve anlatımın ortaya çıkardığı anlamın nasıl oluştuğunu inceler. Bir filmin göstergebilimsel çözümlenmesi o filmin tüm görsel unsurlarının ve onların nasıl kullanıldığının incelenmesi ile mümkün olur. Bu unsurların bir araya geldikleri zaman oluşturdukları yeni anlamlar ve bunların nasıl oluştuğu da yine aynı yöntem ile analiz edilir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında