AÖF Soru Bankası

Görsel İletişim ve KuramlarıÜnite 1 Özeti

Görsel İletişime (Kültürüne) Tarihsel Bakış I: Söz ve Yazı

GİT301U-GÖRSEL İLETİŞİM VE KURAMLARI

Ünite 1: Görsel İletişime (Kültürüne) Tarihsel Bakış I: Söz ve Yazı

Giriş

Bu bölümde öncelikle sözlü kültür ve sözlü iletişim konuları ele alınacaktır. Ardından bulunmasıyla birlikte insanlık tarihinde bir dönüm noktası olan yazının kültürel etkileri, yazılı iletişimin özellikleri irdelenecektir.

Bir Kültür Aktarım Aracı Olarak Söz

Sesin sözcüklere dönüşmesi insanlık tarihinin hiç kuşkusuz devrimsel nitelikteki ataklarından biridir. Söz ile birlikte insanlar yalnızca kendi aralarında anlaşabilmenin ilk önemli koşulunu sağlamakla kalmamış, aynı zamanda diğer canlılardan farklılaşmanın da ilk önemli adımlarından birini atmışlardır. Sesten sözcükler yaratılması bir yanıyla da insanların yaratıcılık yetilerinin en önemli somut yansıması olarak değerlendirilmelidir. Bağrış çağrış biçiminde çıkardıkları sesleri sistemli bir yapıya kavuşturmaları, insanların araç yapabilme, düşünsel ve yaratısal yetileriyle; içerisinde yaşamakta oldukları çevreyi değiştirerek kendi amaçları doğrultusunda yeniden organize edebilme yetilerinin de ilk önemli göstergesine ulaşmışlardır.

Sesin Söze Dönüşümü

Seslerden sözcükler üretmeleri, diğer yandan insanların, çevrelerindeki nesnelere, bitkilere, hayvanlara, diğer insanlara da ad verme pratiği geliştirmelerini sağlamıştır. İnsanın çevresindeki canlı, cansız her şeye ad vermesi, bir bakıma onları kendisinden ayırt etmesi, yani nesneleştirmesi anlamına da gelmektedir. Diğer yandan doğadaki varlıkları adlandırması, insanın doğaya egemenliğinin de önemli ilk evresi olarak nitelendirilmelidir. Bir sözün cisme bürünebilmesi için sese dönüşmesi ve duyulabilir düzeye ulaşması gerekmektedir. Bunun için akciğerlerden gelen hava, söz üreticisinin ağzında gerçekleşen birtakım işlemlerin ardından, alıcının kulağına ulaşmakta, orada bir kodaçımı işleminin ardından anlamlandırılarak imgelemine ulaşması gerekmektedir.

Söz Düşünceleri Anlamlandırır

Sözlü kültürün temeli sestir. Dolayısı ile sese ve konuşmaya dayalı bir kültür olduğu söylenebilir. Konuşma dilden ve düşünceden daha farklı bir eylemdir. Konuşma anlık gerçekleşir, zaman ve mekân birliği gerektirir. Aynı zamanda konuşma eylemi karşılıklılık gerektirir, yani aynı zamanda iki kişi olunmasını zorunlu kılar. Anlayış, yaratıcılık, esneklik ve empatiye dayalıdır, çağrışımlarla beslenir. Sözlü kültürde duygu ve düşünceler, söz üzerinden aktarılır ve söze bu kültürün dayanak noktası olarak işlev yüklenir. Sözlü kültürde atasözü, masal ve deyişler âdeta toplumların yazılı olmayan kanunları gibi işlev yüklenmekte, düşünceleri ve düzeni oluşturmaktadır.

Sözlü Kültürde Belleğin ve Bilgelerin Önemi

Sözlü kültürde bellek son derece önemlidir çünkü sadece hatırlanabilenler var olmakta, bellekten silinenler de varlıklarını yitirmektedir. Yazı, yaşananların yarınlara kalabilmesine, sabitlenmesine imkân tanırken, söz ancak kulaktan kulağa dolaşarak var olabilmeye çalışmaktadır.

Mitler, çoğu zaman sözlü kültürde toplumların hafızası işlevi görmektedir.

Sözün egemen olduğu toplumlarda, sözel gelenekler toplumu eşitleyen, değerin erdemde var olduğunu imleyen bir kollektif birlikteliği pekiştirmekte ve görece daha adil bir yurttaşlığı mümkün kılmaktadır. Sözlü kültürün baskın olduğu toplumlarda kabile şefleri, tebaasının karşılaştığı problemleri çözmek adına yazılı hukuk kuralları olmadığı için belleklerine başvurmuşlar ve buradan çeşitli geleneksel atasözü, masal ve deyiş gibi sözel kaynaklara başvurarak sorunlara çözüm aramışlardır. Adalet, bu toplumlarda bu sözel kaynaklara dayanılarak sağlanırdı. İlkel toplumlarda sözel gelenek toplumsal düzenin devamı adına önemli roller üstlenmektedir.

Sözlü kültürde gerçek, manipülasyon, mitler ve tarih stabil değildir. Hepsi birbirinin içine geçmiş gibidir. Bazı hikâyeler, kahramanlar farklı şekillerde tasvir edilebilirler. Dolayısıyla yazının bağlayıcılığını olmadığı bir ortamda yarına değişmeden kalabilmek kimsenin tekelinde değildir. Güncelliği yakalayamayan her kahraman bir söz yitiminin tehdidi altındadır.

Sözlü Kültür ve Sözlü İletişim

Sözün baskın olduğu kültüre sözlü kültür, söz üzerinden gerçekleşen iletişime de sözlü iletişim denilmektedir.

Sözlü İletişimin Gereklilikleri

Sözlü iletişimde sözün oluşabilmesi için, ses dalgasının seyahat edeceği havanın yanında, insanda ses yapabilecek (akciğerler, ses telleri, ağız ve dil vb.) ve sesi duyabilecek (kulak sistemi ve altıncı sinirin) sitemin olması gerekir. Söz iletişimin kendisi değildir; söz iletişim de değildir. Söz ilişkinin kurulması ve yürütülmesi için bir araçtır.

Sözlü Kültürün Özellikleri

Genel yapısı itibarıyla sözlü kültürde öne çıkan özellikleri İletişim Tarihi kitabında Baldini şöyle özetlemektedir (Baldini, 2000: 11-17):

• Sözlü kültürde kulak en önemli organdır: Duyular arasında bir ayrım yapmak ve işitmek ile dinlemek üzerine kurulu bir iletişim kültürü bugün için oldukça anlaşılmaz görünmektedir. • Sözel iletişim tümce yapısını üstün tutmaktadır: Sözün anlaşılırlığı ve akışı tümce yapılarının tamamlanmış bütüncül bir anlam sunmasıyla söz konusu olur. • Sözel iletişim aşırıya kaçar: Sözel iletişimde söylenenleri çeşitli amaçlar -bilgi yitimi ya da artık bilgiyi engellemek, sözün gücünü artırmak, anlatımı pekiştirmek gibi- doğrultusunda pek çok kez yinelemeyi gerektirir. • Sözel iletişim yarışma biçimini tercih eder: Sözel iletişimin kimi zaman atışma, kimi zaman aşağılama, kimi zaman ululama, kimi zaman tartışma gibi deneyimlerden oluşan kültürü, yarışma biçimini betimleyicidir. • Sözlü kültür tutucu ve gelenekseldir.


• Sözlü kültür taşkın ve katılımlıdır. • Sözlü kültür unutulmaya uygun yapıdadır. • Sözlü kültürde bireyler duruma göre davranırlar.

Birinci Sözlü Kültürde İletişim

Konuya ilişkin en yetkin kitaplardan birini yazan Walter J. Ong da yazının henüz bulunmadığı, insanların sadece söz üzerinden iletişim kurdukları dönemi birinci sözlü kültür olarak tanımlamaktadır. Ong, birinci sözlü kültürde kapalılığın, yani yıllara dayalı, uzun uğraşlar sonucunda elde edilen bilginin korunmasına yönelik güçlü bir enerjinin varlığından bahsetmektedir. Ong, ayrıca sözlü kültürün bireylerinin daha sosyal ve daha az kendine dönük olduğunun altını çizmektedir.

Bir Görsel İletişim Aracı Olarak Yazı

Sözlü kültür, yazının devreye girmesiyle birlikte yerini yazılı kültüre bırakmıştır. İnsanlar yazı yeteneklerinin gelişmesiyle birlikte, duygu ve düşüncelerini önceleri resimler sonraları da harflerle ifade etmişlerdir. Görsellik iletişime dahil olmuş ve kısa sürede kültür artık kulağın değil, gözün yörüngesinde işlemeye başlamıştır. Yazı sadece bir iletişim istemi getirmemiş, aynı zamanda insan düşüncesini ve toplumsallaşma çabasını önemli oranda değiştirmiştir. Yazının gelişimi uzun süren tarihî ve siyasi süreçlerin sonunda gerçekleşmiş ve toplumsal değişime önemli oranda etki yapmıştır.

Yazının Tarihî Gelişimi

Yazının tarihî gelişimine baktığımızda, ilk yazının İ Ö 3500’lerde Mezopotamya’da ve Sümerlerce kullanıldığına ilişkin kanıların daha güçlü olduğunu söylemek mümkündür. Daha sonra Mısırlılar (İ.Ö. 3000), Hintliler (İ.Ö.2400), Çinliler (İ.Ö. 1500), (Mayalar (İ.S. 50) ve Aztekler (İ.S. 1400) de kendi yazı yöntemlerini bulmuşlardır. Yazının gelişimi, insan iletişimini geliştirmiş ve sözü kalıcı hâle getirmiştir.

Matbaanın Bulunması ve Kültürel Etkileri

1453’te Gutenberg’in matbaayı bulmasıyla birlikte yazı kitleselleşmiş ve yazılı metinler daha ulaşılabilir hâle gelmiştir. Matbaanın ardından önce kitaplar, ardından ilk kitle iletişim araçları sayılabilecek çeşitli dergi ve gazetenin devreye girmesiyle birlikte Batı kültürü dönüşmeye, değişmeye başlamıştır.

Matbaa, zamanla düşünme ve anlatım biçimine hükmetmekten bir türlü vazgeçmeyen işitsel üstünlüğün yerine, yazının başlattığı ama tek başına yeterince destekleyemediği görsel üstünlüğü geçirmiştir.

Kültürün artık yazı ile biçimlendirilmesiyle birlikte insanlar geçmişi daha farklı sorgulamaya ve anlatıdaki çelişkileri fark etmeye başlamışlardır. Matbaa ile birlikte okuryazarlık yaygınlaşmış ve buna eşlik eden aydınlanma hareketleriyle insanlar daha kuşkucu ve büyük anlatılara karşı daha şüpheci bir tavrı benimsemişlerdir. Sözlü kültürün daha gelenekçi ve toplumun değer yargılarını sorgulamadan kabullenen bireyleri, yazı ile birlikte daha eleştirel bir tavır almışlardır.

Alfabetik yazının kullanılmasıyla birlikte, toplumda okuryazarlık oranı yükselmiş ve daha fazla insan yazılı kültüre temas etmiştir. Öte yandan, yazının bulunması, bürokratik sistemlerin kurulmasına hem dinsel hem de siyasi yapıların kurumsallaşmalarına yol açmıştır. Yazı, devletlerin ve dinî/ekonomik otoritelerin toplum nezdindeki güçlerini arttırmalarına ve mesajlarını daha etkin bir şekilde iletebilmelerine katkı sağlamıştır. Yazılı hukuk sistemi geleneklere dayalı hukuk düzenlemelerin yerel özelliklerinin ve farklılıklarının aşılmasında, toplumsal düzenin yazılı kurallara göre gerçekleştirilmesinde etkin olmuştur. Böylece, zaman içinde yazılı hukuk kurallarını yorumlayacak ve uygulayacak bir hukukçular grubu ortaya çıkmıştır.

Yazının Toplumsal Sonuçları

Ekonomik gereklerin, muhasebe tutma gereksiniminin bir sonucu olarak bulunan yazı sistemleri yaygınlaşıp yakınlaştıkça, özellikle alfabetik bir biçim aldıktan sonra, ekonomik yaşamın ve ticaretin canlanıp gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

Okumanın ve yazmanın yaygınlaşması kültürü ve algıyı kökten bir değişime uğratmıştır. Okuma ve yazma ile birlikte bireylerin soyutlama yetenekleri gelişmiş ve metnin ürettiği çağrışımlar düşünceye yön verir hâle gelmiştir. Yazının her defasında farklı okunabilme potansiyeli, her tekrarda değişebilen anlamlar insan beyninin kıvrımlarını zorlamış ve her defasında yeniden üretilen, daha soyut ve daha analitik bir dünyayı olanaklı kılmıştır.

Yazılı kültürle birlikte kulağın ezici üstünlüğü sona ermiş ve gözün daha etkin olduğu bir ortamın kapıları açılmıştır. Bu yeni kültür aynı zamanda görsel kültürün de ilk adımını oluşturmaktadır.

Yazılı Kültür ve Yazılı İletişim

Sözlü kültürde hikâye anlatıcılar, belli geleneklerle kültürün devamını sağlasa da daha bürokratik ve sistematik bir düzen için yazıya ihtiyaç duyulmuştur. Burada uçup giden söz değil, kalıcı sözlere ihtiyaç vardır ve bu gelişme dünyada yeni bir uygarlığın doğmasına neden olmuştur. Yazı ile birlikte idareciler taş, papirüs, kumaş gibi materyallere sözleri kazımışlar ve geçmişten çok daha farklı bir kültürün başlamasına olanak tanımışlardır. Yazı ile birlikte kültürün sürekliliği sadece sözel bellekte değil, kayıt altına alınan harflere emanet edilmiş ve gelenekler diğer kuşaklara hiç değişmeden aktarılabilir hâle gelmiştir.

Yazı Bilimsel Gelişimi Hızlandırmıştır

Yazı ile birlikte, bilginin doğası değişmiş, bu yolla bilim hızla kurumsallaşmaya başlamıştır. Matbaa okuryazarlığı da geliştirmiş ve geçmişte belli yörelerde sınırlı bir şekilde var olan okuryazarlık ilk kez bu denli popülerleşmiştir. Fonetik alfabe, insanları kulağın ve işitsel kültürün uzağına taşımış ve görsel bakışı hiç olmadığı kadar merkeze taşımıştır. Yazılı kültür, kulağın yıllar süren hegemonyasını sona erdirmiş ve göze dayalı yeni bir kültürün oluşmasına yol açmıştır.


Kapitalist Sistem Yazı ile Kurumsallaşmıştır

Yazılı kültürün gelişimi aynı zamanda siyasal ve kamusal kültürünün değişimini ve gelişimini beraberinde getirmiştir. Akıl çağı olarak adlandırılan 18. ve 19. yüzyılın ardında yazı ve onun getirdiği düşünme biçimleri yer almaktadır.

Yazı içinde bulunduğu kültürleri ve iletişim biçimlerini de değiştirmiştir. Yazı ile birlikte toplumların alışkanlıkları, gündelik yaşamı, iş yapış biçimleri, kısaca kültürleri değişime uğramış ve sözel kültürden çok daha farklı bir kültür hâkim olmuştur. Özellikle kapitalizmin gelişmesi ile birlikte bürokratik bir işletme yapısı toplumun tamamına yayılmış ve bu sistem yazı üzerinden kurulmuştur.

Yazı ile birlikte bilgiyi üreten ve yorumlayan kanaat önderlerinin, entelektüellerin de toplumsal konumu değişmiştir. Kitap ile başlayan kitlesel bilgi aktarım süreci, modern toplumlarda hızla yaygınlaşan başta gazete ve dergi olmak üzere kitle iletişim araçları ile bambaşka bir boyuta evrilmiştir.

Yazılı İletişimin Özellikleri

Sözlü kültürden yazılı kültüre geçildikçe artık tekrarlama, unutmama ve belleğe verilen önem azalmış, onun yerine sözü zapteden yazıya duyulan güven ön plana çıkmıştır. Bilgi, yazı ile birlikte gerçek koruyucusunu bulmuş ve nesillerden nesillere aynı şekilde aktarım olanağına kavuşmuştur.

Yazı, iletişimi sözel iletişimden farklılaştırmış ve kendi doğasına uygun yeni bir iletişim doğurmuştur. Bu bağlamda yazılı iletişimle sözlü iletişimi karşılaştırdığımızda şöyle farklılıklar görülmektedir:

1. Yazılı iletişim sözlü iletişime kıyasla daha geniş bir zamanda gerçekleşir. Dolayısıyla yazılı iletişimde taraflar daha fazla zamana sahiptir. Bu da anlık iletişim kazalarının yapılma olasılığını düşürmektedir. İletişim eyleminde taraflar mesajın üzerine düşünme, çalışma şansına sahiptirler. 2. Yazı, yazılı iletişimde belge niteliği taşır ve bu yüzden resmî iletişimler için vazgeçilmezdir. Yazı, taraflar için bağlayıcıdır ve tanık özelliğine sahiptir. 3. Kişisel sürtüşmeler yazılı iletişimde sözlü iletişime nazaran daha az olur. Yazılı iletişimin sözlü iletişime kıyasla daha resmî ve mesafeli bir doğası vardır. 4. Yazılı iletişim sözel iletişime kıyasla yanlış anlaşılmanın daha az olduğu bir iletişim türüdür. 5. Bilimsel platformlarda yazı, sözden çok daha fazla değerli bulunur ve anlam ihtiva eder. Dolayısıyla akademik değerlendirmelerde genellikle yazılı iletişim sözel iletişime tercih edilir. 6. Yazılı iletişimde mesaj alıcıya ulaşmadan önce kaynağın iletiyi düzenleme, değiştirme veya iptal etme şansı bulunmaktadır. Ancak sözel iletişim anlıktır ve aktarılan mesaj geri alınamaz.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında