AÖF Soru Bankası

Görsel Tasarımda Yaratıcı Düşünme TeknikleriÜnite 7 Özeti

Fotoğraf ve Görüntü Tasarımında Yaratıcılık

GİT205U-GÖRSEL TASARIMDA YARATICI DÜŞÜNME TEKNİKLERİ

Ünite 7: Fotoğraf ve Görüntü Tasarımında Yaratıcılık

Giriş

Dijital teknolojinin günlük hayatın her alanına yayılan etkilerinden biri de fotoğrafın kullanımının ve işlevlerinin giderek artmış olmasıdır. Fotoğrafın diğer disiplinlere göre avantajları bu yaygınlığın artışını sağlarken, teknik ve görsel açıdan da gelişimini sürdürdüğü, anlatım aracı olarak birey ve topluluklar üzerinde etkisinin de giderek arttığı gözlemlenmektedir.

Bir sanat disiplini olmasının yanı sıra önemli bir görsel iletişim aracı olarak da bilinen fotoğrafın önemli niteliklerinden biri de yaratıcı bir düşünce ve uygulama ürünü olarak kabul edilmesidir.

Görsel İletişim, Fotoğraf ve Yaratıcılık

Yirminci yüzyılda iletişim ve telekomünikasyon alanındaki gelişmeler, kitle iletişimin altın çağı olarak da tanımlanmasını sağlamıştır. Fotoğraf, kitle iletişiminin önemli bir parçası olmanın yanı sıra günlük hayatta belge, anı ve kanıt gibi farklı amaçlarla da kullanılmıştır. Öte yan- dan fotoğrafı, sanatsal amaçlar doğrultusunda hem nesnel gerçeklikleri hem de öznel gerçeklikleri yansıtma ve dışavurum aracı olarak kullanan sanatçılar da bulunmaktadır. Gerek haber ve bilgi iletmede gerekse marka ve ürünlerin tanıtılmasında yaygın bir biçimde tercih edilmesiyle birlikte fotoğraf, görsel iletişimin önemli uygulama alanlarından biri hâline gelmiştir.

Fotoğrafın ortaya çıkarıldığı üretim süreci kabaca hazırlık/tasarım, çekim, çekim sonrası işlemler (post prodüksiyon), baskı ve sunum aşamalarından oluşmaktadır. Her bir süreç, nihai bir ürün olarak fotoğrafın teknik kalitesi kadar izleyicide yaratacağı etkinin seviyesini belirleyecek derecede önemlidir.

Fotoğraf, çoğaltılabilme (röprodüksiyon) özelliği nedeniyle “biricik”lik tanımlamasının dışında görülse de ona etkileyicilik gücünü verenin de asıl bu özelliği olduğu, çoğaltıldıkça daha geniş kitlelere ulaşabildikçe etkisini de arttırdığı söylenebilir. Fotoğrafın bir diğer kavramsal özelliği ise “eşsiz” olabilmesidir. Fotoğrafın üretim sürecindeki farklı değişkenlere yönelik yapılacak tercihler ona bu vasfı kazandırabilir.

Üretilen her bir fotoğraf öncelikle teknik özellikleri itibarıyla doğru ve başarılı olmalıdır. Netlik, kadraj, pozlama, aydınlatma, zamanlama, renk ve ton değerleri, baskısı vb. nitelikleri fotoğrafın ilk göze çarpan teknik özellikleridir ki aynı zamanda estetik düzeyini de belirlerler. Teknik özellikleri dışında fotoğrafın taşıdığı mesaj, verdiği bilgi, sıra dışılığı, şaşırtıcılığı, yenilikçiliği, eşsizliği, özgünlüğü, fotoğrafçının; bakış açısı, tarzı, yarattığı atmosfer, uyandırdığı duygu(lar) ve tüm bunların toplamını yansıtan “yaratıcı”lığıdır.

Yaratıcılık kavramı süreç olarak etkileşimsel bir yapıya sahiptir. Özne olarak yaratıcıya, öznenin ortaya çıkardığı nesneye ve bu nesneye yaratıcılık yargısı veren başka bir özneye (dinleyici, okuyucu, izleyici, kullanıcı…) ihtiyaç

bulunmaktadır. Yaratıcılık eylemi hem düşünsel hem de uygulama açısından sezgi, araştırma, imleme, tasarlama, biçimlendirme ve yansıtma işlemleriyle bir süreç içerisinde gerçekleşmektedir. Bu sürecin sonunda yaratıcı öznenin ortaya çıkardığı nesnenin de (fikir/eser/ürün) yeni, farklı, özgün, sıra dışı vb. nitelikler taşıması beklenmektedir.

Fotoğrafın Fikir Geliştirme Aşamasında Yaratıcılık

Görsel bir anlatı aracı olarak fotoğrafın izleyicisinde planlanan/istenen etkiyi yaratabilmesi içerik, biçim ve bağlam faktörlerinin diyalektik ilişkisine bağlı olarak değişmektedir. Bu ilişkinin seviyesi ve tutarlılığı fotoğrafın etki derecesini belirlemektedir. Fotoğrafın fikir anlamında iki farklı boyutu bulunur. Biri ele alınan içeriğin işlenip, yorumlanmasıyla izleyicilerine verdiği bilgi ve mesajlardır. Bir diğeri ise içeriğin biçime dönüştürülmesinde anlatı ögelerine yönelik tercihlerin fikir olarak değerlendirilmesidir. Fotoğrafçının hem ele aldığı içeriğin fikirsel ve felsefi boyutu, hem de imgeye dönüştürülme sürecinin yaratıcı fikirlerden oluşması ortaya çıkan ürün/eser olarak fotoğraf kadar fotoğrafçının da yaratıcılık düzeyinin göstergesi olarak kabul edilir.

Bir fotoğrafın oluşum süreci, fotoğrafçının çalışma tarzına, seçtiği konulara ya da fotoğrafın kullanılacağı yer ve bağlama göre farklılık gösterebilir. Bu süreç, hazırlık, çekim ve çekim sonrası işlemler olarak üç farklı aşamadan oluşmaktadır.

Sürecin ilk basamağı olarak hazırlık aşamasının da kendi içerisinde iki farklı yönü bulunmaktadır. İlk olarak fotoğrafçının çalışacağı konuya karar verme, konu hakkında bilgi toplama ve konuyu görsel olarak nasıl ele alıp yorumlayacağına karar verdiği tasarı aşamasıdır. İkinci olarak belki de daha kolay olanı ise teknik hazırlık sürecidir. Çekim sürecine yönelik koşulların sağlanması için kullanılacak ekipmana karar verilerek hazır hâle getirilmesi ve çalışılacak konuya göre gerekli organizasyonların yapılarak çekim ortamının/koşullarının hazırlanmasıdır.

Yaratıcı Özne Olarak Fotoğrafçı

Fotoğrafın üretim süreci içerisinde kullanılan teknik donanım ve yazılımlar önemli olsa da, yaratıcı sürecin en önemli değişkeni bunları kullanan birey olarak fotoğrafçıdır.

Fotoğraf çekme eylemi hem teknik bilgi gerektiren hem de hızlı karar alabilme, yaratıcı düşünme, iyi bir gözlemci olabilme, olay ve durumlara farklı yönlerden bakabilme, yorumlayabilme, neden-sonuç ilişkilerini kurabilme, duygu ve düşüncelerini ifade edebilme, empati yetisi güçlü, iletişime açık, bilgili, meraklı, araştırmacı, sorgulayıcı kişilik özelliklerine sahip bir birey olmayı gerektirir. Bu özellikler fotoğrafçının seçtiği konulara, ele alış biçimine, tarzına bağlı olarak ürettiği fotoğrafların estetik tarzı ve düşünsel derinliğine yansır. Bu nedenle “iyi” bir fotoğraf “teknik donanımla” değil “kişisel donanımla” çekilebilir.


Tüm anlatı türlerinde olduğu gibi görsel bir anlatı aracı olarak fotoğrafı tercih eden fotoğrafçıların da “yaratıcı”lık özellikleri ve düzeyleri hem çalışmalarına hem de çalışma biçimlerinde kendini gösterecektir. Yaratıcılık vasfı bazen bir fotoğrafın üretim sürecinden ortaya çıkabilecek sorunların çözümlenmesi noktasında işe yararken, öte yandan sonuç ürün/eser olarak fotoğrafın hem biçim hem de içeriğin ele alınmasında, sunulmasında ortaya çıkmaktadır. Yaratıcı kişilik niteliğini belirleyen iki temel özellik olarak “hayal gücü” ve “biçem” (tarz) kavramları öne çıkmaktadır.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden biri olarak görülen hayal gücü, zihinsel bir yetenek olarak kabul edilir. Hayal gücü, sanatsal değere sahip ürün/eserlerin ortaya çıkarılmasında ve yaratıcı niteliğin kazanılmasında en temel etkenlerden biridir. Yaratıcı çalışmalarda kişisel faktörlerden biri olarak görülen “biçem” ya da daha yaygın kullanımıyla “tarz/stil/üslup” kişiye ya da döneme özgü bir anlatım şekli olarak da değerlendirilmektedir. Biçem, yaratıcı bir sanatçının tüm eserlerinde bulunan ortak bir özellik olarak görülür. Bu özellikler sanatçıyı ve eserlerini tanıyanlar için imza niteliği taşımaktadır.

Yaratılan Bir Nesne Olarak Fotoğraf ve Anlam Yaratma

Fotoğraf günümüzün en önemli anlatım araçlarından biri hâline geldi. İster sanatsal bir amaçla isterse iletişim, belgeleme, kanıt vb. farklı amaçlar doğrultusunda üretilmiş olsun her bir fotoğraf izleyicisine mesaj ya da bilgiler iletebilir, duygular uyandırabilir. Algılanabilir bir nesne olarak fotoğrafta anlam, yapısal olarak içerik, biçim ve bağlam arasındaki ilişkilere ve özelliklerine göre değişkenlik gösterir. Anlam ve anlatı bu üç kavramın arasındaki diyalektik ilişkiye göre oluşturulur.

Her anlatının bir konusu ve içeriği vardır. İçerik, günlük hayattan, doğadan, içinde bulunulan çevreden gözlemler, deneyimler ya da esinlenmeler sonucunda dış dünyadan oluşturulabileceği gibi, yaratıcı öznenin hayal ve duygu dünyasına yönelik iç yansımalarından da oluşabilir.

Biçim ise anlatının türüne göre eser/yapıtın duyumsanabilir yapısal özellikleridir. Görsel iletişimde konunun renk, ton, ışık, gölge, kontrast, çizgi, doku, ritim, oran, ölçek, boyut, derinlik vb. ögelerle dile getirilmesidir. Fotoğrafta bunlara ek olarak netlik, alan derinliği gibi optik etkilerle birlikte, hareketli nesnelerin görsel etkisini belirleyen hareketi dondurma ya da hareket netsizliği gibi ögeler de biçimi belirler.

Anlamı oluşturan üçüncü temel öge de bağlamdır. “Görsel ya da sözel olarak bir hikâyenin nasıl anlatıldığı, zamana, kültüre ve izleyiciye bağlıdır. Bağlam, bir olay, beyan ya da fikrin arka planını oluşturan koşullar olarak tanımlanabilir.

Fotoğrafın Çekim Aşamasında Yaratıcılık

Görsel bir anlatı türü olarak fotoğrafın somut bir nesne olarak ortaya çıkması çekim aşamasında gerçekleşir. Fotoğrafçı önceden zihninde oluşturduğu fotoğraf imgesini, çekim esnasındaki kararlarıyla fotoğraf imgesine

dönüştürür. Fotoğrafın içeriğini, yansıtma kapasitesini, biçimsel yapısını ve görsel estetiğini de etkileyen bu tercihler aynı zamanda fotoğrafın “yaratıcı” bulunma niteliğini de belirler.

Çekim aşamasında her bir değişkene yönelik tercihler fotoğrafçının deneyimine, teknik bilgi düzeyine, çalışma tarzına, konuyu ele alış ve yaklaşım biçimine, çekim ortamının ve konunun öznel şartlarına göre farklılıklar gösterir. Çekim aşamasında fotoğrafçının yaratıcı performansını belirleyen üç temel anlatı ögesi bulunur. Bunlar ışık ve pozlama, kompozisyon oluşturma ve çekim teknikleridir.

Işık ve Pozlamanın Yaratıcı Kullanımı

Işık, görme duyusunun gerçekleşebilmesi kadar, fotoğraf imgesinin kaydedilebilmesi için de temel etkenlerdendir. Işık sadece kayıt için değil, aynı zamanda hem içeriğe ilişkin bilgi ve duyguların aktarılmasında hem de boyut, hacim, zaman, yön, kontrast gibi biçimi etkileyen ögelerle birlikte aynı zamanda görsel estetiğin düzeyine de etki eder. Bu nedenle ışık, fotoğrafın hem içerik hem de biçim açısından anlatı yapısını ve niteliklerini belirleyen en önemli ögelerden biridir.

Fotoğraf uzam içerisinde yer alan ve üç boyutlu olarak algıladığımız nesnelerin yansıttıkları ışığı kaydetme aracıdır. Ancak bu kayıt işlemi, gördüğümüz gerçekten farklı olarak iki boyuta indirgeyerek gerçekleşir. İki boyutlu bir görsel anlatı aracı olan fotoğrafa üçüncü boyut etkisinin kazandırılması temel kaygılardan biridir. Üçüncü boyut etkisinin yanı sıra biçim, form ve doku gibi fiziksel özelliklerinin vurgulanmasında ışığın yönü de önem kazanır.

Görsel algı açısından üçüncü boyut izleniminin oluşturulmasında en önemli ögelerden biri de ışıkla birlikte ortaya çıkan gölgedir. Gölgelerin anlatımı destekleyecek şekilde kontrolü, açıklık koyuluk değeri, yönü, boyutu gibi nitelikleri çerçeve içerisinde yer alan nesnelerin fiziksel özelliklerinin hacim, boyut ve derinlik olarak tanımlanmalarının yanı sıra zaman boyutunun da vurgulanmasında bir göstergeye dönüşebilir. Gölgelerin sertlik derecesi biçimsel olarak kontrastlık etkisini belirlerken, koyu gölgelerdeki detayların belirsizleşmesi ya da kaybolmasıyla gizem ve korku gibi duyusal etkiler de yaratılabilir.

Tıpkı gölge gibi, ışıkla birlikte ortaya çıkan renk olgusu da görsel iletişimde gerek biçim ve estetik etki düzeyinin belirlenmesinde, gerekse içeriğe ilişkin dikkat çekme ya da duyguları harekete geçirmede etkin bir faktör olarak kabul edilmektedir.

Çekim sürecinde var olan ışık koşullarında doğru zamanda doğru pozlama yapmak kimi zaman yeterli olabilirken, kimi zamansa ışık konuyu sadece görünür hâle getirir. Fotoğrafçı bu tür durumlarda zihninde tasarladığı imgeyi fotoğrafa dönüştürebilmek için var olan ışık koşullarına müdahale edebilir ya da ışık koşullarını tamamen kendi istediği şekilde yaratabilir. Yapılan bu müdahaleler “aydınlatma” olarak tanımlanır. Aydınlatma koşulları


önceden düşünülerek, planlanarak organize edilip uygulanırsa da buna aydınlatma tasarımı da denilmektedir. Aydınlatma tasarımı yapılırken, nesne-ışık etkileşimi ile birlikte, biçimi ortaya çıkaran hacim ve formun vurgulanması, izleyicinin ilgi ve algılarının yönlendirilmesi, duyuların ortaya çıkarılması amaçlanır.

Yaratıcı Kompozisyon Düzenlemeleri

Görsel bir anlatının temel yapısal ögesi olarak kompozisyon, fotoğraf terminolojisinde kadraj ya da çerçeve düzenlemesi olarak da ifade edilmektedir.

Anlam açısından kompozisyon ele alındığında, bir içeriği anlatma kaygısı taşıyan özne olarak fotoğrafçının içerik hakkındaki bilgisi, duygu ve düşünceleriyle birlikte teknik bilgi ve deneyimi tarzı ile birleşerek yorum ve ifadeye dönüşür. Fotoğrafçının görme biçimi ve kompozisyona ilişkin tercihleri anlamsal yapıyı belirler. Anlamı oluşturan ikinci temel öge ise fotoğrafın nesnesidir. Yaratıcı özne olarak fotoğrafçının tercihleriyle meydana gelen fotoğrafın teknik kalitesi, biçimsel yapı ve estetik düzeyi, içeriğinin belirginliği ve bağlam bilgisi ile birleşip nesne olarak fotoğrafın anlam yapısını oluşturur. Üçüncü olarak etkide bulunulmak istenen özne(ler) olarak izleyici(ler) de yaratıcı öznenin dile getirdiği içeriğe ilişkin mesaj, bilgi ya da aktarılmak istenen duyguyu çözümleyip yargıda bulunarak anlam oluşumunu sağlar.

Estetik düzey ve biçimi belirleyen yönü açısından kompozisyon ise tüm görsel sanat ve anlatım biçimleri için geçerli olan çizgi, şekil, doku, desen, form, hacim, perspektif, boyut, renk, ton, ritim, kontrast, uyum, oran gibi anlatım ögeleriyle birlikte fotoğrafın teknik ve yapısal sürecine özgü netlik-netsizlik ilişkisi, alan derinliği, keskinlik, gren, piksel, perspektif sıkışması ya da genişlemesi, kritik an, hareket netsizliği gibi ögeler ve bunların birbirleriyle kombinasyonları, biçimin belirleyici ögeleri olarak anlatının bir parçasına dönüşür.

Bu ögeler çerçeve içerisinde yer alan göstergelere ilişkin tanımlayıcı bilgi verme, ilgi ve dikkat çekme, vurgulama, duygu uyandırma, atmosfer oluşturma gibi amaçların gerçekleşmesinde işlevsel olarak kullanılırlar.

Fotoğrafçının ele aldığı konuya bağlı olarak özellikle çekim sürecindeki özel şartlar, ortam ve koşullar ile kompozisyon düzenlemelerine ilişkin iki farklı yaklaşım söz konusu olmaktadır. Bazı durumlarda fotoğrafçı elde etmek istediği fotoğraf için her türlü düzenleme yapma olanağı bulurken, bazı durumlarda da sınırlandırılmış koşul ve ortamlarda çekim yapmak zorunda kalabilir. Buna bağlı olarak aktif ve pasif düzenleme tanımları kullanılmaktadır.

Fotoğrafın anlam ve estetik yapısını oluşturan aşağıda sıralanan tercihler “aktif düzenleme” olarak kabul edilen kompozisyon düzenlemeleridir:

1. Kullanılacak objektifin odak uzaklığının (farklı optik etkiler göz önünde bulunarak) tercih edilmesi, 2. Konuyla aradaki mesafe,

3. Bakış açısı ve bakış yüksekliği, 4. Anlamı oluşturan ideal ‘kritik an’ın tespit edilerek uygun zamanlamanın belirlenmesi, 5. Görsel kayıt türü ya da formatının (siyah beyaz ya da renkli, pozitif ya da negatif, sayısal ya da kimyasal) seçimi, 6. Konunun anlam ve dramatik yapısına uygun ışık koşularının beklenmesi ya da yeniden oluşturulması, 7. Estetik kaygılarla çerçeve içerisinde bulunan nesnelerin yerlerine ve konumlarına yapılan değişiklikler ya da müdahaleler ile birlikte fotoğrafçının etkili çekim noktasını belirleme arayışı, 8. Modelli çekimlerde modeli verilmek istenen etkiye göre yönlendirme.

Konu karşısında kısıtlı bir özgürlüğü olan fotoğrafçının, var olan görünüme sadece gözlemci kimliği ve sınırlı teknik tercihleriyle yetinerek oluşturacağı kompozisyonlar “pasif düzenleme” olarak kabul edilmektedir.

Görsel anlatımda kompozisyonun önemli bir parçası mekândır. Olay ya da durumların gerçekleştiği yer, nesne ya da figürlerin konumu, büyüklükleri, kapladıkları alan, hacim ve derinlik etkisi gibi birçok faktör mekân bilgisiyle birlikte bağlam ve anlam kazanır. Mekân ayrıca fotoğrafın ana konusu olabilir.

Mekân dışında bir başka önemli anlatım ögesi de fon’dur. Fon ya da arka plan kompozisyonda sadeleştirme sağladığı gibi ilgiyi çoğunlukla ön planda tutan, figüre yönlendiren bir katkı sağlar. Fon gerçekçi bir mekân ya da stüdyoda oluşturulan bir dekor ve nesne olabileceği gibi düz bir renkte kumaş, karton, duvar vb. farklı maddelerden de oluşabilir.

Kompozisyon tercihlerinde belirleyici faktörlerden biri de “fotoğrafik görme” olarak ifade edilen görme biçimidir. Fotoğrafik görme hem fotoğrafçının kişisel özellikleri hem de fotoğrafın teknik ve yapısal özellikleriyle birleşen bir ifade biçimi olarak değerlendirilir.

Fotoğrafik görmeye kompozisyon açısından en çok etki eden değişken bakış açısıdır. Bakış açısı konu ile kamera arasındaki mesafe, yön, doğrultu ve yükseklik gibi fiziksel konumlanmaya göre oluşur. Farklı bir bakış açısı sıradan bir konuya ilginç bir yorum getirebilir ya da izleyicinin daha önce göremediği farklı bir yorumla görmesini sağlar.

Fotoğraf ister somut isterse soyut konu ve kavramlara ilişkin bir anlatı aracı olsun kompozisyona yönelik tüm tercihler hem yaratıcısının tercihlerine hem de bir anlatı dili olarak teknik ve kavramsal yapısına göre yaratıcılık ve özgünlük konusunda izleyici zihninde bir değer kazanmaktadır.

Çekim Teknikleri ve Yaratıcılık İlişkisi

Çekim sürecinde farklı teknik uygulamalar fotoğrafın teknik olarak yeterliliği kadar yaratıcılık boyutu açısından da önemlidir. Hangi teknik uygulamaların yapılacağına


ilişkin tercihler ele alınacak içeriğe, çekim ortam ve koşullarına bağlı olarak değişiklik gösterir.

Çekim sürecinde kompozisyona bağlı olarak öncelikle objektif ve odak uzaklığı tercihi yapılır. Bununla birlikte kullanılacak kameranın hem ışık koşullarına hem de konunun durağan ya da hareketli oluşuna göre ayarları yapılır. Pozlamaya etki eden diyafram ve enstantane değeri görüntüde iki farklı etkiyi de belirler. Diyafram değeri açık ve kısık olarak ifade edilen farklı değerler arasından biri tercih edildiğinde alan derinliğine de müdahale) edilmiş olunur. Diyafram değeri açıldıkça (ışık geçirgenliği arttıkça) alan derinliği azalırken, kısıldıkça net alan derinliği artar.

Fotoğrafı diğer görsel anlatım araçlarından ayıran en temel özelliklerinden biri de zamanı dondurma buna bağlı olarak da hareketli nesneleri sabitleyebilme özelliğidir. Bu tarz fotoğrafların çekimlerinde doğru zamanda deklanşöre basabilmek kadar doğru enstantane değerini tercih etmek de önemlidir. Enstantane değeri ya da örtücünün açılıp kapanma süresi, pozlama ile birlikte hareketli nesnelerin hareket vurgusunun yapılmasında önem kazanır. Enstantane değeri yükseltilerek gözün bile fark edemediği kadar hızlı hareketler sabitlenebilirken, bazen de uzun pozlama denilen düşük hızdaki enstantane değeri de harekete ilişkin farklı görsel etkiler yaratmaktadır.

Günümüzde dijital teknolojinin fotoğrafın tüm süreçlerinde yaygın bir biçimde kullanılması ve sağladığı olanaklar fotoğrafın üretim süreçlerini de dönüştürmüştür. Çekim sonrasında yapılacak ekleme, çıkarma, birleştirme, katmanlar oluşturma, boyut değiştirme, deforme etme gibi birçok farklı uygulama için uygulanacak çekim teknikleri de belirlenir.

Çekim Sonrası Süreçlerde Yaratıcılık

Fotoğrafın üretim süreçlerinde üçüncü temel basamak ise “görüntü işleme” olarak ifade edilmektedir. Bu aşamadaki tüm işlemler bilgisayar donanım ve yazılımları aracılığıyla gerçekleştirilir. Fotoğrafçının bu aşamada farklı yazılımları etkin bir biçimde kullanabilme yetisi, yazılımların sınırlılıklarının bilinmesi teknik olarak bu sürecin sorunsuz biçimde yürütülmesini sağlar. Bu süreçte özellikle reklam sektöründe rötuşçu (retoucher) olarak tanımlanan ve görüntü işleme alanında uzmanlaşmış kişiler de hizmet vermektedir.

Görüntü işleme uygulamaları sırasında yapılan işlemlerle fotoğrafın hem biçimsel ve görsel estetik açısından anlatımı etkili kılınır, hem de kullanılacağı ya da basılacağı mecraya uygun bir biçimde hazır hâle getirilir.

Fotoğrafta Görüntü İşleme Uygulamaları ve Yaratıcılık

Dijital kameraların çektiği fotoğraflar RAW (ham/işlenmemiş) olarak kabul edilmektedir. Görüntü işleme uygulamaları bu nedenle fotoğrafın üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası hâline gelerek temelde üç farklı amaca hizmet etmektedir. İlk olarak çekilen ham görüntülerin optimizasyonu sağlanarak kullanıma hazır hâle getirilme

işlemleridir. Görüntü işleme sürecindeki ikinci amaç ise, çekim esnasında önlenemeyen ya da gözden kaçan hataların rötuş işlemleriyle giderilmesidir. Üçüncü işlem türü olarak manipülasyon uygulamaları ise daha çok görsel anlatının içeriğine ve yaratıcılık boyutuna etki etmektedir. Görüntü işleme uygulamalarında nihai fotoğrafa ulaşana kadar oldukça fazla sayıda farklı işlemler ve kombinasyonları uygulanmaktadır.

Görsel ileti tasarımında ve yaratıcı bir etki için pratikte farklı manipülasyon uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Görüntü işleme yazılımları aracılığıyla fotoğrafın tamamında ya da seçilmiş bir bölgesinde, deformasyonlar oluşturma, simetrisini bozma, geometrik dönüşümler elde etme, farklı fotoğraflardan alınmış bölümleri bir araya getirip birleştirme ya da eksiltmelerle bu etkiler sağlanmaya çalışılmaktadır.

Fotoğrafın Kullanıldığı Bağlam ve Sergilenme Biçimi Açısından Yaratıcılık

Görsel iletişimde ve sanatta, anlamı oluşturan dördüncü temel yapı taşı bağlam’dır. Günümüzün en yaygın kullanılan görsel iletişim araçlarından biri olan fotoğrafın kullanıldığı bağlama göre anlam yapısı değişebilmektedir.

Fotoğrafın geleneksel olarak bir yüzey üzerine basılması giderek azalsa da hâlen devam ediyor. Ancak fotoğraflar günümüzde dijital medya olarak da ifade edilen internet ve sosyal medya aracılığıyla daha çok ekranlardan izlenmektedir. Dijital medya olarak da tanımlanan bu mecralarda yeni sergileme/paylaşma/izlenme biçimleri ve deneyimleri söz konusudur. Bu ortamın sağladığı olanaklar ağlar üzerinden daha geniş bir kitleye ulaşabilme imkânı tanırken, öte yandan da zaman ve mekân farklılıklarını da ortadan kaldırmaktadır.

Dijital medyanın getirdiği olanaklar ayrıca fotoğrafın diğer disiplinlerle bir arada kullanımını da sağlamaktadır. Geleneksel medya araçlarında basın ve reklam sektöründe metin ile birlikte kullanılabilen fotoğraf, dijital medyada bir çoklu ortam (multimedya) bileşeni olarak video, ses, metin grafik ve animasyon vb. diğer araçlarla birlikte kullanılabilmektedir. Diğer araçlarla birlikte kullanımı yeni bir anlatım tarzı ve olanakları sunmasının yanında anlatımın daha güçlü hâle getirilebilmesine de olanak sağlamaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında