AÖF Soru Bankası

Görsel Tasarımda Yaratıcı Düşünme TeknikleriÜnite 4 Özeti

Görsel İletişim Tasarımda Yaratıcı Anlatı Üretimi

GİT205U-GÖRSEL TASARIMDA YARATICI DÜŞÜNME TEKNİKLERİ

Ünite 4: Görsel İletişim Tasarımda Yaratıcı Anlatı Üretimi

Giriş

Yaratıcılığı tartışmak ve hatta sınırlarını çizmek oldukça zordur. “Yaratıcılık doğuştan armağan edilmiş bir özellik mi yoksa toplumsal öznelerin geliştirebileceği bir olgu mu?” sorusu sürekli tartışılmaktadır. Bu çalışma ve şu an okumakta olduğunuz kitapta yaratıcılığın geliştirilebileceği fikrinden hareket edilmektedir. Şu an okuduğunuz bu bölüm ise her anlatıyı bir yaratım olarak kabul eder. Bir anlatının yaratıcı olup olmadığını belirlemek için ise formüller üretmek oldukça güçtür. Pek çok yaratıcı sanatçının da zamanında görmezden gelindiği düşünüldüğünde yaratıcı anlatı için formüller sunmanın problemli olduğu anlaşılacaktır. Nitekim formüller üretmek belki de yaratıcılık açısından en büyük sorun olarak da görülebilir. Okumakta olduğunuz bu metnin temel amacı yaratıcı anlatıyı tanımlamaktan ziyade onu özellikle görsel iletişim tasarımı alanında bir estetik mücadele aracı olarak konumlandırmaktır.

Anlatı Kavramı ve Anlatı Bileşenleri

Çoğu teorisyene göre anlatı bir sanattır veya sanat anlatı üzerinde ortaya çıkar. Ancak sanatla ilişkisi dışında anlatı tüm insanların yaşamlarının bir şekilde içindedir ve hem sanatçılar hem de sanatçı olmayanlar tarafından sürekli üretilir. Hayatın içinden bir günde, birçok kez sıradan insanlar da anlatılar üretir. İnsan için anlatı; kelimeleri bir araya getirmeye başladığı ve dil dünyasına girdiği ilk andan itibaren var olmaya başlar. Hemen hemen tüm insan söyleminde anlatının mevcudiyeti bulunmaktadır.

En genel anlamıyla bir olayın ya da olaylar dizisinin temsili olarak ifade edilen anlatı kavramı ile ilgili yapılan ilk tanımlamalar birbirlerine yakın ve destekler niteliktedir. Abbott’a göre anlatı; “hikâye (öykü) ve anlatı söyleminden oluşan olayların temsilidir, hikâye bir olay veya olaylar dizisidir ve anlatı söylemi, temsil edilen bu olaylardır.” Ünlü yazar Ricoeur ise anlatıyı nihai referansı zamansallık olan dil yapısı olarak tanımlar.

Anlatının bir iletişim ortamında nasıl oluşturulduğunu ve yansıtıldığını anlamayı kolaylaştıracak üç unsurdan söz edebiliriz. Birincisi, anlatılar insan ilişkilerinin merkezinde yer alır; dünyamızı şekillendirir ve davranışları sınırlar. İkincisi, politik aktörler anlatıları stratejik olarak kullanmaya çalışır. Üçüncüsü, iletişim ortamımız, anlatıların nasıl iletildiğini ve hangi etkilerle temel olarak iletişim kurduğunu belirler.

Günümüzde anlatıların en yaygın olarak insanlara ulaştığı mecra televizyonlar, internet ve sosyal medyadır. Bu medyalar aracılığı ile kültürel ve siyasal düzeyde etki göstermesi istenilen anlatılar sürekli olarak küresel bir ölçekte sunulmaktadır. Bu nedenle anlatıların günümüzde küresel boyutta bir etkiye sahip olduğu görülmektedir.

Anlatı ister kurgusal ister tarihsel, politik, finansal, psikolojik, sosyal veya bilimsel olsun, gerçek veya hayalî olayları ve nesneleri birbirleriyle ilişkili olarak anlamlı kılma çabasından kaynaklanan şey olarak

tanımlanmaktadır. Bir anlatı için iki ana unsurdan söz edebiliriz. Bunlardan ilki belirli bir anlatının malzemesini oluşturan olaylar, eylemler, karakterler ve nesnelerdir. İkincisi ise anlatının bu malzemesinin bir araya getirilişi yani anlatıyı oluşturan şekildir.

Bir anlatı üretmek başlı başına yaratıcı bir eylemdir. Gündelik hayatın içerisinde anlatılar ise birbirleri ile mücadele içindedir. Bir gün içinde gerek gündelik karşılaşmalar gerekse medya-sanat tarafından insanlara onlarca anlatı aktarılmaktadır. Fakat bu anlatılardan ne kadarının en azından dikkat çektiği düşünüldüğünde bunun oldukça az olduğunun farkına varmak çok zor değildir. Bu durumda mücadele içindeki anlatılardan bazıları diğerlerine göre daha fazla etki ve güce sahiptir denilebilir.

Öykü ve Söylem

İngilizce sözlüklerde eş anlamlı olarak sunulsa bile anlatı ve öykü (hikâye) arasında teknik bir ayrım bulunmaktadır. Anlatı-bilimciler arasında ortak bir görüşü temsil eden H. Porter Abbott, anlatı terimini öykü ve söylem kavramlarının birleşimi olarak görür ve iki bileşenini tanımlar. Buna göre öykü bir olay veya olaylar dizisidir ve anlatı söylemi ise çeşitli yollardan temsil edilen bu olaylardır. Bu görüşe göre anlatı, öykünün biçim kazanması nesneleşmesi iken öykü sanal bir biçimde anlatıdır.

Öykü ve söylem arasındaki ayrımın ortaya çıkardığı en önemli nokta, bir öyküyü asla doğrudan görmememizdir. Bunun yerine onu her zaman anlatı söylemi aracılığıyla alımlarız.

Olay

Bir anlatıyı, zaman ve mekânda meydana gelen sebep sonuç ilişkisi içindeki olaylar zinciri olarak düşünebiliriz. Tipik olarak, bir anlatı bir durumla başlar; bir neden ve sonuç modeline göre bir dizi değişiklik meydana gelir ve sonuç olarak anlatının sonlanmasına neden olan yeni bir durum ortaya çıkar.

Olay kavramının, anlatı-bilim üzerine yapılan son çalışmalarda önem kazandığı görülür. Olay, en genel anlamı ile anlatının kurucu özelliklerinden biri olan bir durum değişikliğini işaret eder. Genellikle anlatılan öykünün doğasında olan sıralılık açısından anlatıyı tanımlamaya yardımcı olmak için kullanılır.

Zaman

Zamansal ve mekânsal ilişkiler, anlatıları anlamamız için esastır ayrıca bir tarih ve yerin belirtilmesinin ötesindedir. Anlatılar zaman içinde ortaya çıkar ve belirli bir olay veya eylemin geçmişi, bugünü ve geleceği o eyleme ilişkin yorumumuzu etkilerken anlatı metinlerini dolduran karakterler etrafta hareket eder, yaşar ve farklı alanlar ve yerler deneyimler. Tüm bunlar alımlayıcının zihninde karmaşık dünyalar inşa etmesine izin verir. Bir anlatı ile alımlayıcının karşılaşması, kendi zamansal ve uzamsal yapılarına sahip alternatif bir dünyayla karşılaşması anlamına gelir. Bu yapıları yöneten kurallar, alımlayıcıların yaşadıkları fiziki dünyaya benzeyebilir ya da ondan farklı


bambaşka özellikler taşıyabilir. Bu nedenle zaman ve mekân anlatıdaki arka plan ögelerinden fazlasıdır.

Sanat tarihinde pek çok sanat eseri kurgusal veya tarihsel anlatılar olarak düşünülebilir. Bu bağlamda özellikle hareketsizve tek kareden oluşan resim, fotoğraf, heykel ve seramik gibi sanatların da birer anlatı içermesi durumunda zamanla güçlü bir ilişki hâlinde olduğu bilinir.

Anlatılar zaman içinde meydana gelen olaylarla ilgilidir. Anlatı zamanı, takvim zamanı ile aynı değildir. Anlatılan bir olayın zamanı ile anlatının zamanı örtüşmez.

Anlatılar için okuma-izleme zamanı ve olay örgüsü zamanı olarak iki tür zamandan söz edilebilir. Diğer bir ifade ile bu ayrım söylemin zamanı ve öykünün zamanı arasındaki ayrımdır. Söylemin zamanı örneğin bir filmin izleme süresidir. Öykü zamanı ise öykünün içinde geçen zamanı tanımlar.

Mekân

Mekân, özellikle zamanla karşılaştırıldığında, anlatının ihmal edilen boyutudur. Anlatı mekânı, hikâye karakterlerinin içinde hareket ettiği ve yaşadığı ortamdır. Anlatı mekânı pek çok özelliği ile karakterize edilmektedir. Mekânı koordinat, üst ve alt mekanlardan ayıran sınırlar, içerdiği nesneler, sağladığı yaşam koşulları ve bağlı olduğu zamansal boyuta göre sınıflandırmak mümkündür. Bu anlamda anlatı alanı, dost ya da düşman koşullarının yanı sıra, iklimsel ve atmosferik koşullar da dâhil olmak üzere örneğin manzaraları da içerir.

Anlatı mekânı, bir anlatıda tanımlanan bireysel nesnelerden hikâyenin gerçekleştiği kozmik düzene kadar uzanır ve bu durumda beş temel anlatı mekânı ortaya çıkar. Bunlar şöyledir:

1. Mekânsal Çerçeveler: Karakterlerin yakın çevresi ve görüş alanlarını tanımlar. 2. Genel Anlatı Mekânı: Olay örgüsü sırasında mekânsal çerçeveler değişse de anlatının tamamını kapsayan nispeten istikrarlı bir sosyo-tarihsel- coğrafi kategoridir. 3. Öykü Mekânı: Karakterlerin eylemleri ve düşünceleri tarafından eşlenen olay örgüsüyle ilgili mekândır. 4. Öykü Dünyası: Okuyucunun hayal gücü tarafından minimal ayrılma ilkesi temelinde tamamlanan öykü alanıdır. 5. Anlatı Evreni: Anlatı tarafından gerçek olarak sunulan dünya, inançlar, dilekler, korkular, spekülasyonlar, varsayımsal düşünme, rüyalar, fanteziler ve yaratıcı yaratımlar olarak karakterler tarafından inşa edilen tüm karşı-olgusal dünyalardır.

Anlatıcı

Anlatıları, anlatıcısı olanlar ve olmayanlar şeklinde iki kategoride düşünmek mümkündür. Anlatıcı kullanan anlatıların sayısı ise oldukça fazladır. Anlatı teorisyenlerinin anlaşmazlıklarına rağmen; eğer anlatıda bir anlatıcı varsa, anlatıcının güvenilirliği bir tartışma

yaratmaktadır. Çünkü anlatı teorilerinin birikimi ekseninde anlatı alanında hemen hemen herkesin anlatıcı konusunda hemfikir olacağı belki de tek nokta, anlatıcı ile yazarın farklı kişiler olduğu ve karıştırılmaması gerektiğidir. Anlatı bir inşadır. Bu inşa için yazarlar çeşitli amaçlar ekseninde gereksinim duydukları araçlar arasından seçimler yaparlar. Anlatıcı da bu araçlardan birisi olarak görülür

Anlatı Karakterleri

Anlatı karakteri hareket etme, davranma şekli ve yaptığı seçimler yoluyla ruhsal, ahlaki, sosyal ve pratik olarak geliştirilmiş varlıktır. Karakter kavramının en temel uzlaşılan anlamı bir anlatı aracısı olmasıdır. Karakter, genellikle insan veya insan benzeri, bir anlatı dünyasında metin veya medya temelli bir figürdür. Karakter terimi, gerçek dünyadaki bireyler olarak kişilerin aksine, çeşitli medya tarafından oluşturulan anlatı dünyalarındaki katılımcıları ifade etmek için kullanılır.

Bir anlatı aracı olarak karakterleri sınıflandırmak mümkündür. Buna göre en belirgin çeşitleri şu şekildedir:

1. Eylemci Olarak Karakter: Eylemci olarak karakter eylemi gerçekleştiren ve bir değişime neden olan anlatı aracıdır. 2. Rol Olarak Karakter: Rol olarak karakter, bireyden bağımsızdır. Toplumsal anlamda eylem ve uygunluk normları, beklentiler ve değerlerle birlikte standart, kalıplaşmış ve kodlanmış bir sosyal rol olan veya konum olarak tanımlanır. Klasik örnekler aristokratlar, kral, yargıç, savaşçı gibidir. 3. Birey veya Kişi Olarak Karakter: Birey veya kişi olarak karakter, içsel durumlar, zihinsel özellikler, kişilik özellikleri ve bu tür özelliklerin genel veya özel kompleksleri, yani bireysel kişilik modelleri veya kişilik tiplerini anlatmaktadır. 4. Anlatı Aracı Olarak Karakter: Anlatıda yer alan ve anlatıyı anlatan karakterdir

Anlatı karakterlerini düz ve yuvarlak karakterler olarak da sınıflandırmak mümkündür. Düz karakterlerin derinlikleri olamadığı ve komedi, hiciv ve melodramda sıklıkla karşılaşılan bu karakterlerin dar bir öngörülebilir davranışlar yelpazesiyle sınırlı oldukları ifade edilir. Yuvarlak karakterler ise farklı düzeylerde derinlik ve karmaşıklığa neden olan ve tek bir cümleyle özetlenemeyen boşluklu karakterlerdir.

Anlatı ve Bakış Açısı Modelleri

Bir anlatıda bakış açısının oynadığı kurucu rol hem olgusal (gerçek olaylarla ilgili) hem de kurgusal anlatım için geçerlidir. Temelde sonsuz sayıda öge ve özellikten oluşan gerçek bir olayı, sınırlı sayıda seçimden oluşturmak bir bakış açısına (açılarına) dayanmayı anlatır.

Bakış açısı konusunu 5 ana kategoride incelemek mümkündür:

1. Mekânsal bakış açısı 2. İdeolojik bakış açısı


3. Zamansal bakış açısı 4. Dil bilimsel bakış açısı 5. Algısal bakış açısı

Görsel İletişim Tasarımında Anlatı Ortamları ve Özellikleri

İnsanlık tarihinde karşılaşılan ilk anlatılar sözlü anlatılardır. Sözlü anlatılar bir dizi farklı öykü anlatımı türünü kapsayan bir terim olarak karşımıza çıkar. Sözlü anlatının temel türü, spontane yani kendiliğinden ve anlık yapılan konuşma anlatısıdır.

Sözlü anlatı geleneği zaman içinde resim ve heykel anlatılarına ve edebî anlatı türlerine olanak sağlayacak bir zemin hazırlar. Günümüzde yani görsel kültürün her alanda hâkimiyetini ilan ettiği bir çağda ise anlatı kavramı görsel iletişim tasarım alanı adına özel bir öneme sahip olmaya başlamıştır. Görsel medyada anlatı üretimi; televizyon, sinema, sosyal medya, oyun tasarımı, reklam ve grafik sanatlarda önemli bir merkezi role sahiptir.

Fotoğraf ve Anlatı

Fotoğraf izole edilmiş ya da diğer bir ifade ile dondurulmuş bir andır. Fotoğraf icadından bu yana hikâye anlatmak için kullanılmıştır. Bir fotoğrafın hikâye anlatmasını iki türlü düşünebiliriz. Bilinen bir hikâyenin ilgili görselleştirmesi olarak fotoğraf bunlardan ilkidir. Diğeri ise bilinmeyen bir hikâyenin sadece fotoğrafla anlatılmasıdır.

Sanat fotoğrafları dışında basın ve belgesel fotoğrafçılığının da hikâye anlatımı ile ilişkisi oldukça yüksektir. Basın fotoğrafçılığında tek bir karenin anlatılacak olan hikâyeyi kapsaması beklenir. Aynı şekilde belgesel fotoğrafçılığı da hikâye anlatan bir tür olarak karşımıza çıkar. Hem belgesel hem de basın fotoğrafları hikâyelerini alımlayıcı yorumlarına kapatmaya çalışır.

Fotoğraflardan üretilen ‘Time-Lapse’ uygulamaları da fotoğraf ve hikâye anlatıcılığı için son yıllarda sıkça kullanılan özel bir örnek olarak karşımıza çıkar. Bu uygulama sadece fotoğraflardan üretilen bir çeşit videodur.

Sinema Anlatısı

Sinema anlatısı zihinsel bir öge olan öykü ile bunun nesneleştirilmesini tanımlayan söylemden oluşur. Edebî anlatılardan farklı olarak sinema da söylem; görüntü düzenlemesi, montaj ve ses ögelerini barındırır.

Televizyon Anlatısı

Hareketli görüntülerle hikâye anlatma becerisine sahip olan televizyon, ayrıca montaj ve sahneleme gibi teknik avantajlara sahiptir. Televizyon ekranında gördüğümüz görüntüler bize gerçek insanları ve nesneleri gösterir, duyduğumuz sesler ise gerçek deneyimlerimizden, aşina olduğumuz bir dil ve konuşulan diyaloglarla alınır. Ancak tüm görünen gerçekliklerine rağmen, izlediğimiz televizyon anlatılarının; senaryo yazarları ve yönetmenler tarafından bir televizyon programı oluşturmak adına uygun malzemeleri ve bunların uygun miktarlarını öneren hikâye anlatımı “tariflerini” takip ederek ürettiklerini biliyoruz.

Gelişen teknolojik imkânlar televizyonlar adına daha kapsamlı görsel hikâye anlatımına izin vermiştir. Günümüzün televizyon dizilerinin görsel ve anlatısal yaratıcılıklarının, genellikle uzun metrajlı filmlerin izleyicilere sunduklarıyla eş ve bazen de onları aşar düzeyde olduğu düşünülmeye başlanmıştır. Birden fazla olay örgüsü içeren karmaşık televizyon dizileri izleyicileri ekranlarının başına tabiri caizse hapsetmektedir. Bugün televizyon dizilerinde bulunan hikâye anlatımı, yaratıcılık noktasında yeni doruklarına ulaşmıştır.

Sosyal Medya Anlatısı

Bloglar, wiki’ler, Facebook, Twitter, Instagram, Youtube, Vimeo, Tik Tok sosyal medyanın en popüler alanlarından bazılarıdır. Bunların her biri bilgisayar, tablet ve cep telefonları aracılığıyla takip edilebilen farklı anlatı uygulamalarıdır. Sıradan kullanıcılara yayıncı olma imkânı sunan sosyal medya yazı, fotoğraf, video ve podcastlerle anlatı üretme imkânı yaratmaktadır.

Sosyal medyada günlük yaşamdaki gerçek anlatım örneklerine pek çok uygulamada vurgu yapan “hikâyeler” (stories) teriminin, “anlatı” teriminin yerini aldığı görülür. Sosyal medya iletişimi bu hikâyeleri “küçük hikâye” kavramı ile açıklamıştır.

Video Oyun Tasarımı

Elektronik bir metnin anlatı olup olmadığı konusu tartışılagelmiştir. Genel olarak elektronik metinlerin ve özel olarak video oyunlarının etkileşimli yapısı, geleneksel anlatı anlayışının dayandığı öykü ve söylem arasındaki ayrımı yapmayı zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte, sadece en soyut oyunların anlatıların çekiciliğinden tamamen vazgeçtiği görülür. Diğer taraftan birçok oyunun anlatısal özlemleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta oyunların önceki anlatı deneyimlerinin duygusal kalıntılarını kullanmak istedikleri de bilinmektedir.

Oyunun hikâyesi, anlatı tasarımcısının sorumluluğundadır ancak projenin yaratıcı yönetmeni ve oyun tasarım lideri, genellikle, amaçlanan oyun deneyimini tamamlaması gereken hikâyenin genel yönünü belirler. Gerçek hikâye ayrıntıları, diğer oyun tasarımcılarının ve onu uygulamaya yardımcı olan ve kendi yaratıcı dokunuşlarını ekleyen senaryo yazarlarının yardımıyla, anlatı tasarımcısına bırakılır. Oyunlar için anlatı tasarımı, bir oyun geliştirme sürecinin en önemli parçasıdır ve anlatı tasarımcısı da oyun geliştirme ekibine gömülü bir yazar olarak karşımıza çıkar.

Reklam

Anlatısal reklamlar, ürünün satışını zamansal ve mekânsal olarak sınırlı bir hikâye çizgisi içinde yükseltmek isteği ile bağlantılıdır.

Günümüzde pek çok reklam uygulaması anlatıları yoğun olarak kullanmaktadır. Özellikle son yıllarda markalar dijital mecralarda viral olması planlanan anlatılarla yeni bir reklam türü de üretmişlerdir.


Grafik Sanatlarda Anlatı

Kurgusal veya kurgusal olmayan olayların resimli hikâye anlatımı yoluyla yorumlanması, eski illüstrasyon sanatının merkezinde yer alır. İllüstratörler sanatlarını hayal gücünü cezbetmek, eğlendirmek, eğitmek ve meşgul etmek için kullanırlar. Olaylar, karakterler ile mekân ve zaman, hikâyeyi görsel olarak iletmek için illüstratör tarafından tutarlı ve anlamlı bir çerçevede düzenlenir. Grafik tasarımcılar günümüzde; çizgi romanlar, çocuk kitapları, bilgisayar oyunları ve animasyon filmleri, reklamlar vb. anlatılar üretmektedir.

Grafik tasarım ve anlatı ilişkisinin kurulduğu alanları genel hatları ile şu şekilde tanımlayabiliriz: Haber görselleri ve infografikler, kitap kapağı tasarımı, çizgi romanlar, animasyonlar, video oyunları, bir hikâyesi olan reklam kampanyalarının grafik tasarım ürünleri. Tüm bu alanlar bir hikâyeyi farklı şekillerde iki boyutlu anlatma çabasını bize göstermektedir.

Yeni Teknolojiler ve Hikâye Anlatıcılığı

Anlatı ve duygu arasındaki ilişkiyi en temel düzeyde estetik yanılsama kavramı çerçevesinde düşünebiliriz. Estetik yanılsama birçok temsili metin, eser veya performansın alımı sırasında ortaya çıkan zihinsel bir durumdur. Bu temsiller kurgusal veya gerçek olabilir ve özellikle anlatıları içerir.

Bir anlatının duygu ile ilişkisi bağlamında günümüzde yeni hikâye anlatıcılığında oldukça çarpıcı ve yaratıcı örnekleri görmekteyiz. Teknolojik gelişmeler ekseninde etkileşimli (interaktif) anlatıların bu anlamda oldukça farklı bir şekilde hikâyelerini sundukları bilinmektedir. Etkileşimli anlatılar sayesinde izleyici hikâyede değişen derecelerde katılıma ve kontrole sahiptir. Üretim açısından anlatı içindeki etkileşim, gereksiz içerik, asla izlenemeyecek sahneler, asla okunamayacak bölümleri yaratabilir. Bu durumda özellikle anlatıların maliyetlerinin artacağı aşikârdır. Ancak etkileşimli anlatıların yeni ve yaratıcı bir hikâye anlatımı türü ortaya çıkarma potansiyeli oldukça heyecan vericidir. Bu anlatıları; seçime dayalı anlatılar, sanal ve artırılmış gerçeklik başlıkları altında incelemek mümkündür.

Seçime Dayalı Etkileşimli Anlatılar

Seçime dayalı anlatıların en çok bilinenleri elbette video oyunlarıdır. Video oyunları dışında ise sinema, televizyon, dijital platform ve sanat alanlarında da seçime dayalı anlatıların geliştirildiği görülmektedir.

Seçime dayalı etkileşimli anlatılarda izleyiciye anlatının kurgusuna müdahale olanağı sağlanmaktadır. Anlatı üreticisi olay örgüsünü alternatifli bir evren olarak tasarlar. Karakter eylemlerinden bazıları ile ilgili yapılan seçimler olay örgüsünde değişime neden olur. Bu değişim izleyicinin anlatıyı kontrol ettiğini düşünmesine neden olsa bile özünde anlatının kontrolü daima üreticidedir. Çünkü yapılacak tercihler her daim önceden belirlenmiştir. Sonuç olarak etkileşimli filmlerde izleyici yaratıcı konumda değildir.

Sanal ve Artırılmış Gerçeklik ile Üretilen Etkileşimli Anlatılar

Artırılmış gerçeklik, bilgisayar tarafından oluşturulan bilgileri onun üzerine bindirerek gerçek dünyayı zenginleştiren bir sistemdir. Sanal Gerçeklik (VR), sentetik veya sanal bir şekilde neredeyse gerçek ve/veya inanılır deneyimler sağlayan teknolojidir. Artırılmış Gerçeklik (AR), VR’nin bir varyasyonu olarak düşünülebilir.

Sanal gerçeklik uygulamaları ve artırılmış gerçeklik teknolojileri sadece sinema da değil reklam sektörü adına da kullanılabilecek özel bir anlatı unsuruna dönüşmüştür. Bu deneyimlerinde duygusal yoğunlukları ve gerçeklik hissini yükselttiği iddia edilmektedir.

Transmedya Hikâye Anlatıcılığı

Transmedya kavramı, en saf düzeyinde, çeşitli, farklı medyalar arasında tek bir hikâye deneyimini anlatır. Televizyon, kitaplar, dijital içerik, oyunlar, film ve canlı etkinlikler farklı medya sağlayıcıları arasında yer alır. Her bir sağlayıcının bu tek katlı deneyimin farklı bir bölümünü sunduğu görülür. Bu, bir hikâye anlatıcısının hikâyenin belirli parçalarını belirli medya sağlayıcılarına atamasını ve ardından bu parçaları duruma göre özelleştirmesini gerektirir.

Transmedya hikâye anlatımı, iyi hikâye anlatımının genel özelliklerini takip eder. Ancak transmedya hikâyesinde bütün, her zaman parçaların toplamından daha büyüktür. Her platformdaki her parçanın bir anlatı veya iletişim amacı olmalıdır. Bir transmedya hikâyesi hangi mesajın nerede, kim tarafından, ne zaman ve neden iletildiği ile ilgilidir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında