AÖF Soru Bankası

Sanatta Eleştirel DüşünceÜnite 6 Özeti

Heykelde Eleştirel Düşünce

GİT203U-SANATTA ELEŞTİREL DÜŞÜNCE

Ünite 6: Heykelde Eleştirel Düşünce

Giriş

Heykel sanatı tarih boyunca gelişmiş bir sanat dalıdır. Plastik sanatların da önemli bir estetik gerçekliğidir. Tarih boyunca insanlar türlü nedenlerle heykel yapmışlar ve heykeli kendi varoluşlarının temeline yerleştirmişlerdir.

Temel olarak bakıldığında heykelin bizzat kendisi eleştirel bir boyut taşımaktadır. Özellikle çok tanrılı dönem içinde meydana getirilen heykeller, giderek tarihin değişik dönemlerinde oluşturulan heykellerden bazıları, bazı sanat akımları ve görüşlere göre meydana getirilen heykeller bu eleştirel düşünceyi bünyesinde taşımaktadırlar.

Heykelin Geçmişini Anlamak

Heykel sanatının geçmişi çok eskilere kadar uzanmaktadır. Özellikle Mağara Dönemi dediğimiz ve hem heykelin ve hem de resmin türlü amaçlarla yapıldığı, daha çok da büyü ritüeli ile gerçekleştirildiği zamanlarda heykel farklı malzemeler kullanılarak yapılmıştır. Bu malzemeler içinde; mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, maden vb. gibi birçok malzeme vardır.

Geçmiş zaman dilimindeki inançsal farklılıklar, farklı heykellerin yapılmasını doğurmuştur. Ama genel olarak bu heykellerde amaçlanan ve kabilenin veya toplumun ritüeli, yani tapınma biçimlerini onaylayıp, yücelten tanrı anlayışlarının, güç ve kutsallık biçimleri ve inanışlarının güçlü bir şekilde ortaya konulması amaçlanmıştır.

İlk Çağ Kültüründe Ana Tanrıça İnancı

İlk Çağ kültürlerinde, toprağa bağlı yaşam biçiminin gereği olarak şekillenen ve bir anlamda verimi arttırmak düşünce ve inancıyla yoğrularak oluşturulan ve sanata, heykele taşınan algı biçimi; Magna Mater (Ana Tanrıça) inancı olarak kendisini konumlandırmış ve dünyanın değişik yerlerinde bu inanç ve kültür doğrultusunda farklı malzeme ve farklı biçimlerde, ama çoğu kadın formunun değişik olarak yorumlanmasıyla ortaya çıkan heykeller yapılmıştır.

Uygarlıkların gelişmesiyle birlikte heykelcilik fikri ve eleştirel düşünce, ona paralel olarak da gelişen tanrılar hiyerarşisi ve sayısı alabildiğine gelişmiş ve âdeta her konu, alan ve doğa gücünün arkasında bir tanrı veya tanrıça olduğu inancı, onları heykellerle simgeleştirebilecekleri düşüncesi, dahası, tanrılar arası mücadele ve savaşta, heykellerle simgelenen tanrılara egemenliğin, gücü de ele geçirebilecekleri inancını pekiştirmiş; bu da sayısız tanrı heykellerinin özellikle Antik uygarlıklarda alabildiğine çoğalmasına sebep olmuştur.

Antik Mısır Heykel Sanatı ve Eleştirel Düşünce

Antik dünya savaşlar ve çok tanrılı bir kültürün dünyası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dünyanın sayısız tanrısı vardır ve her bir tanrı da farklı bir heykel anlatımıyla tanımını ve işlevini geliştirir.

Akraba tanrılar ve onların heykelleri olduğu kadar, düşman tanrılar ve doğal olarak onları simgeleyen heykeller de yapılmıştır. Öyle ki malzemeler bile gerek tanrı tanrıça heykellerinde, gerekse de yönetici heykellerinde

değişmektedir. Firavun’un heykeli en mükemmel malzemeden ve en büyük oranlarda, âdeta tanrılara layık boyut ve gösterişte yapılırken, bir memurun kısaca Firavun kral dışında kalan kişilerin heykelleri daha basit malzemeden ve daha küçük ebatlarda yapılmışlardır.

Güneş Tanrısı Ra’nın heykeli, görkemi ve egemen gücü simgelediği için devasa boyutlarda yapılırken, Kedi tanrı, Basted’in heykeli küçük boyutlarda ve kediyle simgelenen veya stilize edilen bir tarz, teknik ve malzemeden meydana gelmiştir. Antik Mısır bu tanrılar ve tanrıçalar, insanlar ve hiyerarşiler arası ilişkileri çok iyi gözetmiş. Öyle ki malzeme seçimi ve boyut oluşturma konusunda da bunlara titizlikle riayet etmiştir.

Başta yaşayanlar dünyasında en önemli figür Firavun’dur. Mısır’ın en güçlü ve sonsuz kralı olarak düşünülen bu eril lider, hem malzeme ve hem de boyut olarak diğer heykellerden daha gösterişli ve devasadır. Mısır tanrı ve tanrıça hiyerarşisinde güneş tanrısı Ra, büyü ve gizemin tanrısı Amon ve ana tanrıça İsis tepe noktalarda yer almışlardır.

Mısırlılar doğa olaylarının tanrı ve tanrıçaların çatışmaları sonucunda olduğunu düşündükleri için, tanrı ve tanrıçalarını da genelde insan formunda heykelleştiriyorlar, onlara adadıkları tapınaklarda, ritüellerle onları yatıştırmak için adaklar adıyor ve ayinler gerçekleştiriyorlardı.

Tanrı ve tanrıçaların eleştirelliği aslında onların sonsuz bilgiye sahip olamayışlarından kaynaklanmaktadır. Tanrıların arasında en akıllısı olarak görülen İsis bile mutlak bilgi ve kudret sahibi olamamaktadır. Sınırlı güç ve tanrısallıkları onları eleştirel arayışlara, yok edici uğraş ve mücadelelere sürüklemiştir.

Antik Yunan Heykelinde Eleştirel Düşünce

Yunan heykelinin hem kendi içinde bir eleştirel tutumu ve gelişimi vardır, hem de diğer uygarlıkların heykel sanatına karşı bir tutum alışı, tavrı söz konusudur. İlk dönem Yunan heykeli daha Antik Mısır heykelinin işlenmemiş biçimine yakın ve hatta onun estetiğinin gerisinde bir hamlıkta ger- çekleşirken, daha sonraki Klasik ve Helenistik Dönem Yunan heykelinde ideal olanın, insan vücudunun yüceltilmesi esasına göre bir heykel anlayışının benimsendiğini gözlemliyoruz.

Antik Mısır’daki monoton süreklilik Yunan heykelinde yoktur. Yunan heykelindeki Antik Çağ, Klasik Çağ ve Helenistik Çağ heykel gerçekliği ve estetiği birbirinden farklılıklar arz eder. Elbet Yunan heykeli de Antik Mısır Heykeli gibi mitolojik özellikleri ağır basan bir heykel gerçekliği olarak karşımızda durmaktadır.

Yunan çok tanrılı kültürü de bütün Antik dünyanın mitolojileri gibi tanrılar kültürü ve hiyerarşisi üzerine konumlanır, giderek tanrı ve tanrıçaların birbirleriyle giriştikleri mücadeleleri, heykel sanatına da yansımış ve oluşturulan heykellerin birçoğu aynı zamanda eleştiri, yargı ve savaş gerçekliğini yansıtmayı gizil veya açık hedeflemişlerdir.


Yunan mitolojisinde eleştirel tutum en başında başlamış ve bunlar da heykel sanatında somutluk kazanmıştır. Olimpos Dağı’nda oturan Tanrılar ve Titanlar arasındaki savaş, her şeyin belirleyicisi bir konum almaktadır ve tüm bunlar da heykel sanatı içinde form kazanmakta, onların taşıdığı anlam ve hikâyeler boyutuyla topluma ve nesilden nesile aktarılmaktadır.

Yunan mitolojisinde ve bu mitolojiye göre konum alıp, oluşturulan heykeller de göstermektedir ki, tanrılardan üç erkek kardeş dünyayı paylaşmışlardır. Zeus gökyüzünü almış, Poseidon’a denizler düşmüş, yeraltı da Hades’e kalmıştır. Yunan tanrıları arasında da gizli açık bir savaş vardır. Bu eleştirel, çoğu zaman da yıkıcı tutum, sanata, heykel sanatına yansıdığı zaman da estetik ve görsellik an- lamında karşılığını bulmuştur.

Yunan mitolojisinde bazı tanrılar zaten başlı başına bir eleştiri ve savaş varlığı olarak yer alır ve heykel sanatında da konumlanır. Bunlardan Ares, savaş tanrısı olarak simgelenir. Hades yeraltı dünyasının hükümranı olarak karşımıza çıkar. Keza, Athena, bilgelik ve savaş tanrıçasıdır. Hoseidon ise, sürekli ve devingen bir gerçeklik olarak denizlerin mutlak hakim tanrısı olarak karşımıza çıkar ve heykel sanatının tüm estetiğinde görsel varlık kazanır.

Roma Heykel Sanatı ve Eleştirel Kimlik

Roma heykelinin baştan beri Yunan heykel sanatına bağlı olduğunu, bir tür onun taklidi üzerine şekillendiğini belirtmek gerekmektedir. Beden formundan ziyade yüz formu, Roma heykel sanatının nirengi noktasını oluşturmuştur.

Yine Yunan ve kendinden önceki kültür ve uygarlıklar gibi çok tanrılı bir mitolojik dünyaya sahip olan Roma’da gerek anıtsal yapıların içinde var ettiği heykel formunda, gerekse de yine yüzü belirgin bir karakter olarak oluşturduğu anlatımlarında eleştirel ve yargısal kimliğini muhafaza etmiş ve göstermiştir.

Zaferle döndükleri savaşlar neticesinde ortaya koydukları anıtlar üstünde gerçekleştirdikleri üç boyutlu anlatım olanakları içinde güç, kudret ve eleştirel zekânın yansıması olan estetiği bütün boyutları ve ihtişamıyla da Roma ortaya koymuş ve bunu ölümsüz kılmaya, bir tür güç gösterisine çevirmeye çalışmıştır. Bu tutumunu da imparatorluğunun yayıldığı bütün alanlarda ve coğrafyalarda göstermiştir.

Roma tanrılarından bazıları eleştirel düşüncenin ve yargı gücünü temsil etmenin simgesi olarak karşımızda durmaktadır. Heykel formunda oluşturulan bu tanrı ve tanrıçalar kültü, romanın kültürel ve sanatsal geleneğini temsil etmektedir.

Rönesans Heykel Sanatında Eleştirel Düşünce

Rönesans döneminde heykel mimariden bağımsızlığını ilan etmiş ve meydanlarda, saraylarda, köşklerde sergilenmeye başlamıştır. İnsan tanımının düşünsel ve felsefi araştırmalarla yeniden konumlandırdığı bu yeniden doğuş

çağında heykel git gide daha bağımsız ve özgür bir kimlik olarak kendisini tanımlamaya başlamıştır.

Rönesans’ı bir anlamda yeniden tanımlayan ve heykelde kendini var eden olgulardan biri, eski Yunan’da olduğu gibi anatomik araştırma ve incelemelerin bir yenilik ve tavır olarak yeniden ortaya çıkması olgusudur. Rönesans’ın heykel dehaları kabul edilen; Lorenzo Ghiberti, Donatello ve Michelangelo’nun heykel anlayışlarına bakıldığında birbirinden farklı ifade ve estetik anlayışlara sahip oldukları görülecektir.

Modern Heykel Sanatının Oluşumu ve Eleştiri Mantığı

Rönesans hümanizm tohumlarını serpmişti. Merkezini insanla niteleyen ve dünyayı insancıl perspektifte görmeye çalışan Rönesans ruhu, sadece sanat alanındaki bireyleşme ve boyunduruklardan kurtulma çabası olarak karşımıza çıkmaz; aynı zamanda bilimsel, teknolojik, kültürel ve düşünsel çabaların da daha yetkin düzeyde araştırılmasının ve geliştirilmesinin zeminini hazırlar.

19. yüzyıl aynı zamanda çağdaş bir düşünce ikliminin de gelişmesine zemin hazırlamıştır. Öyle ki o dönem içinde Rodin gibi, Michelangelo’nun izinden giden, ama onu aşarak kendi özgün kimliğini geliştiren bağımsız heykeltıraşlar da doğmuş, onlara yine başkaları da eklenerek, çağdaş dünya içinde heykelin bağımsızlığını ve eleştirel mantığını yüceltmeye başlamışlardır. Gerek Rodin, gerek Alberto Giacometti, yine dünyaca ün kazanmış heykeltıraş Henry Moore heykel sanatının çağdaş bileşeni ve eleştirel kimliği ve özgünlüğü içinde tartışmasız öncü kimlikler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Heykel sanatını da yaratıcı özgünlüğe ve eleştirel bütünlüğe entelektüel çabaları sonucu ulaşmış olan Rodin, iyi bir araştırmacı, düşünür ve uygulayımcıdır aynı zamanda. Heykel sanatının tek boyutlu bir yontuculuk olayı olmadığını, çok yönlü bir entelektüel birikim ve yorum işi olduğunu göstermiştir.

Heykeltıraşların içinde özgün kimliği ve bakış açısıyla Alberto Giacometti de yer almaktadır. Giacometti sanatın birçok dalında üretim yapmış, çizimden, resme, heykele kadar birçok plastik ifade biçimini denemiş ve özellikle heykel sanatında eleştirel özgür tutumunu daha da güçlü bir şekilde ortaya koymuştur.

Klasik heykel anlayışına, giderek insan anatomisine ve boyutlarına bağlı heykel kavramına yaptığı heykellerde, deforme bakış açısı ve kimliğiyle ciddi itirazlar ve eleştiriler geliştiriyordu. Âdeta başka dünyanın canlıları olarak belirginlik kazanır Giacometti’nin tüm figürleri. Eleştirinin üst boyutlara taşındığı gerçeküstücü bir bakış kültürünün yaygınlaştığı bir estetik olarak karşımıza çıkar tüm sanatı. O aynı zamanda bir düşünür, bir filozof heykeltıraş olarak nitelendirilir.

Çağdaş sanatın önemli temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkar Henry Moore. Taş ve tunçtan yaptığı heykelleri, form olarak insan merkezli olsa bile, sonuç


itibarıyla önemli soyutlama gerçekliği ve yorumuyla, heykelin alışılmış kalıplarının dışında eleştirel bir tutum alışı ortaya koymuştur. Moore’un bazı soyut heykelleri düşünsel, felsefi derinliği ve çok yönlülüğü olan heykellerdir. Böylelikle o yargı ve eleştiri kavramları içinde, yeni açılım örnekleri ve tanımlar sunmuş, görsel üç boyutluluğun içinde derin ufuklar oluşturmuştur.

Kavramsal ve Güncel Sanat Boyutlarında Eleştirel Heykel Gerçekliği

Modern sanat ve modernist eğilimlerden sonra gelişen kavramsal sanat veya güncel/çağdaş sanat disiplinleri ve plastik sanatların düşünce geleneği içinde daha eleştirel bir tutum takınması olgusu, özellikle 1950’lerden sonra belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır.

Kavramsal sanat olgusunda kavram öncelikli bir anlatı söz konusu olduğu için, sanatçı ilk önce kavramı, düşünceyi ve eleştiriyi olgunlaştırıyor ve ona göre sanatsal üretimini gerçekleştiriyor. Doğal olarak kavramsal sanat en başından itibaren eleştirel bir üç boyutluluk, yani heykel gerçekliği olarak karşımızda duruyor ve günümüzün dünyasında eleştirel bilincin ve varoluşun kendini ifade ettiği bir estetik gerçeklik olarak belirginlik kazanıyor.

Özellikle 1960’lardan sonra, Performans Sanatı, Arazi Sanatı, Arte Povera gibi eğilim ve sanatsal ifadelerle kavramsal sanat, eleştirel bir tutumu çeşitlendirip yönlendirmiş, özgün ve farklı bir disiplin çeşitliliğine ulaşmıştır.

Joseph Kosuth, Beuys, Ai Weiwei, Marcel Duchamp, Piero Manzoni, Sol lewitt vb. gibi kavramsal sanatçılar, üç boyutlu görselliğin, yani heykelin eleştirel bilincini geliştiren işler ortaya koymuşlar ve böylece çağdaş dünyanın bir tür vicdanını oluşturmuşlardır.

Çağdaş Sanatın Sanat Algılamaları Boyutunda Eleştirel Gerçekliği

Çağdaş Sanat 1960’lardan sonra hızla gelişen yapı boyutunda içinde kavramsal sanat dahil birçok sanat akım ve anlayışın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu kadar kısa süre içinde gelişen yapı zenginliği ve eleştirel tutum ve plastik, görsel dil boyutları, gelişen teknoloji, düşünce hareketleri ve dünyanın geldiği üretim bolluğu ve de kültürel çeşitlilikle ilgili bir gerçekliği işaretlemektedir.

Çağdaş sanat birçok alanı içine almakta ve bütün boyutlarıyla da eleştirel bir kimlik geliştirmektedir. Çevre, toplum bilinci, feminizm, küreselleşme, biyomühendislik vb. birçok alanlar Çağdaş Sanat’ın kapsamı içine girmektedir. Bu zengin çeşitlilik, eleştirel gerçekliği daha fazla içermektedir.

Türkçede Çağdaş Sanat kavramı, ingilizcede Contemporary Art olarak nitelenmektedir. Türkçede yine Çağdaş Sanat’la birlikte Güncel Sanat terimi de bu sanatı değerlendirmekte ve kullanılmaktadır. Özellikle çağdaş heykel sanatı eleştirel tutumunu ve kendi plastik gerçekliği içinde düşünsel ve eleştirel tavır alışını geçmiş birikiminden daha fazla ve özgürce ortaya koymaktadır. Disiplinler arası gerçeklik ve

iletişim de görsel sanatların bu üç boyutlu alanını çok daha fazla beslemekte ve sanatçıyı özgür bir şekilde eleştirel tutum alarak sanatını ortaya koymaya imkân vermektedir.

Çağdaş Sanat Algılamaları Bünyesinde Heykelin Eleştirelliği ve Sanatçılar

Çağdaş sanatın zengin biçim ve içerik ilişkileri ve her konuyu, sorunu, insanla ilgili her meselenin yanında, çevreden, hayvan haklarına ve gelişen sorunlara kadar ele alan ve dönüştüren, eleştiren yapısı; çağdaş sanatın heykel gerçekliği içinde de üç boyutlu kimlik ve plastik ifade alanında ne kadar zengin ve anlamlı olduğunu göstermektedir.

Bazı sanatçıları, akımların ötesinde bir kimlikle belirtmek gerekmektedir. Öyle ki bu sanatçılar hem heykele biçim ve anlam vermişler ve hem de eleştirel bir kimlik geliştirmiş- lerdir. Genel olarak ressam bilinen Picasso’nun da yine heykel sanatına eleştirel yaklaştığı ve oluşturduğu heykellerle heykele ve heykel sanatına önemli katkılar verdiğini de düşünmek gerekmektedir. Ayrıca yine Raymond Villon, Julio Gonzales, Constantin Brancusi, Alexander Archipenko, gibi sanatçıların da özellikle kübizme yönelik eleştirel tutumlarını da burada unutmamak ve heykeli ileri boyuta, çağdaş bir bileşen içinde çıkardıklarını da sürekli hatırda tutmak gerekmektedir. Marcel Duchamp çağdaş sanatçıların en ilginçlerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Fountain/Çeşme adlı heykeli, onun heykel sanatına geliştirdiği eleştiri boyutu noktasında çok önemli bir açılım olarak karşımıza çıkmaktadır. Âdeta yapısökümcü bir realite olarak karşımıza çıkar.

Çağdaş heykel sanatının önemli temsilcilerinden biri olan Fransız asıllı heykeltıraş Louise Bourgeois, hem sanata yaklaşımı hem de heykele getirdiği yargılayıcı/eleştirel tutumuyla önemli sanatçılar arasında yer almıştır. Çağdaş sanatın başka bir önemli temsilcilerinden biri de Meret Oppenheim’dir. O da birçok çağdaş sanatçı gibi çok yönlü bir kimlik örneği sergilemektedir. Heykeltıraş olduğu kadar fotoğraf sanatçısı, şair ve ressamdır da. Zaten çağdaş sanat çok kültürlülüğü ve çok yönlülüğü zorunlu kılan bir sanat dalıdır adeta. Dikkat edilirse çağdaş sanatçı geçmiş sanatçı- lar gibi olaylara, olgulara, gelişmelere duyarsız değildirler. Her olay, olgu, insanı ilgilendiren her şey onların konuları arasına girmektedir.

Alman çağdaş sanatının en önemli temsilcilerinden olan heykeltraş Walfgang Laib, yeni ufuklar, yeni yorumlar ve eleştirilerle çağdaş dünya sanatı tarafından da tanınan ve bilinen en önemli sanatçılardan biridir. Sütle takviye edilmiş beyaz mermer geometrisi olan ‘Süt Taşları’ ve canlı polen yerleştirmeleri ile dünyaca ün kazanan sanatçı, gizli- açık ironi ve eleştirel tutumunu sürdürdü. Umberto Boccioni statizme karşı dinamizmi, doğal olarak Futurizmi savunan bir heykel sanatçısıdır. Bir eleştiridir yaşamın tekdüzeliğine ve monotonluğuna karşı ortaya koyduğu, özellikle ‘Uzayda Eşsiz Süreklilik Biçimleri’ çalışmalarıyla.


Çağdaş Çinli kavramsal ve heykel sanatçısı olan Ai Weiwei çoklu modele göre üç boyutlu eserlerini üreten ve dünya meselelerine de her çağdaş görsel sanatçı gibi duyarsız kalmayan bir sanatçıdır. Üç boyutlu bir sanat enstalasyonu olan Ayçiçeği Tohumları çalışması, başlı başına bir protest üretim olarak karşımızda yer almaktadır. Naum Gabo da çağdaş sanat alanının önemli Rus asıllı temsilcilerindendir. Ortaya koyduğu hareketli heykelleri, düşünceyi önceleyen ve eleştiriyi içeren yapı çözümleri ve üç boyutlu çalışmaları, onu heykeldeki eleştiri olgusunu çok iyi değerlendiren özgün sanatçılar katına yükseltmiştir. Heykelde daha çok metal malzemeler kullanmasıyla ünlenmiştir.

Romanya doğumlu olan Consttantin Brancusi çağdaş heykel sanatına önemli katkıları olmuş bir sanatçıdır. Rodin’in yanında çalışarak kendini geliştiren Brancusi, heykele getirdiği çağdaş eleştirel yönelimlerle kendi kuşağı içinden sivrilerek evrensellik çizgisini yakalamıştır. Brancusi’nin bütün heykelleri, gerek form endişesi, gerekse ifade ve eleştiri noktalarında insanları şaşırtmıştır. Bunlardan en önemlisi “Sonsuz Sütun” heykelidir.

İngiliz asıllı kavramsal sanatçı ve heykeltıraş Damien Hirst ölüm temalarıyla ortaya çıkmış ve eleştirisini yaşam, canlılık ve varoluş üzerine konumlandırmış, çok boyutlu bir sanatçıdır. Özellikle ölü hayvanları kullanarak yaptığı yer- leştirme ve düzenlemeler, heykel sanatına da getirdiği yenilik ve kavramsal gönderim anlamında çok önemlidir. Giovanni Anselmo İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Arte Povera sanat hareketi içinde İtalya’da ortaya çıkmış, çok yönlü ve eleştirel kimliği ön planda olan bir sanatçıdır. En ünlü eseri de zamanı ve doğayı temsil eden heykeldir ve burada karşıtlıklar üzerinden çok ciddi bir eleştiri söz konusudur.

Çağdaş sanatın bir başka önemli temsilcisi de yine heykeltraş Anish Kapoor’dur. Hint asıllı olan çağdaş sanatçı, Chelsea Sanat ve Tasarım Okulu’nu bitirdikten sonra kendi kişisel heykel kariyerine yöneldi. Boşluğun ve uzamın özgün yeniden tasarımlanması yolundaki özgün heykelleriyle, zaman ve mekân kavramlarına yeni bir bilinçle, yeni modeller önerdi. Jeff Koons çağdaş sanatın ve heykel anlayışının en önemli temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Gerçekten de ele aldığı ve değerlendirdiği heykellere bakılacak olursa, gerçekten alternatif bir bakış kültürü geliştirdiği söylenebilir.

Türk Heykel Sanatı ve Eleştirel Bilincin Gelişimi

Osmanlı Dönemi’nde Tanzimat’la başlayan yenileşme ve yenilikçi padişahlar döneminde nasıl resim ülkemize girmeye başlamışsa, heykel de yavaş yavaş adım atmaya başlamıştır. Hatta Sultan Abdülaziz, Viyana seyahati sıra- sında gördüğü heykellerden çok etkilenmiş ve yurda dönünce de C.F. Fuller adlı yabancı bir heykeltıraşa at üzerinde kendi heykelini yaptırmış ve bunu Beylerbeyi Sarayı’na koydurmuştur.

Resim ve heykel merkezli bir eğitim felsefesine göre açılan Sanayii Nefise Mektebi (1883), içinde resim ve heykel

mevcuttur. Heykel derslerini azınlık sanatçılarından Osgan Yervant vermektedir (1855-1914).

Bu dönemde heykel eğitimi gören sanatçılar arasında, İhsan Özsoy (1867-1944), İsa Behzat (1875-1916), Mehmet Mahir Tomruk (1885-1949) vardır. Başka bir heykeltraş Nejat Sirel de, (1897-1959) kendi çabalarıyla Almanya’ya gidip heykel eğitimi almış, önemli bir Cumhuriyet öncesi dönemde yetişmiş heykeltıraşlarımızdandır.

Türk heykel sanatının bu ilk öncü grubunun yaptığı heykellere bakıldığında; genel olarak, klasik heykel formatında, natüralist eserler vermişlerdir. Bu da heykel eğitimi ve topluma örnek olma noktasında çok önemli bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle meydana getirdikleri büstlerle de ayrıca katkı sağlamışlar ve malzeme olarak da genel olarak; alçı, taş ve bronz kullanmışlardır.

Cumhuriyet Sonrası Dönemde Heykel Bilincinin Gelişme Dinamikleri

Cumhuriyet her şeyden önce zihinsel bir dönüşümdür. Heykel sanatı ve eğitiminde de bu dönüşüm adım adım gerçekleşmiştir. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği (1929) içinde var olan heykeltıraş Ratip Aşir Acudoğlu devlet tarafından Paris’e heykel eğitimi için gönderilmiştir. Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Nusret Suman gibi sanatçılar da heykel eğitimi için devlet tarafından yurt dışına gönderilmiştir. Ayrıca şunu da belirtmek gerekmektedir ki, Sabiha Bengütaş da ilk kadın heykeltraşımız olarak sanat tarihinde yerini almıştır.

Ülkemizde o dönemde anıtsal heykeltıraşlar yetişmediği için yabancı heykeltıraşların devreye girmesiyle anıtsal heykellere başlanmıştır. Bunlardan ilki Sarayburnu’ndaki Atatürk heykelidir ki, heykeltıraş Krippel tarafından yapılmıştır. Yine Taksim Cumhuriyet Anıtı da Canonica tarafından 1928 yılında yapılmıştır.

Güncel-Kavramsal Sanat Doğrultusunda Türk Heykelinin Eleştirel Kimliği

Yetmişlerden başlayarak gelişen kavramsal sanat üretimleri, zaman içinde nitelikli ve geniş anlamda eleştiriyi de barındıran yaratıcı üretime dönüşmüştür. Kavramsal-Güncel Sanat alanlarında hâlen birçok önemli sanatçı yaratıcı, eleştirel üretimlerini sürdürmektedir. Gülsün Karamustafa, Hale Tenger, Rahmi Aksungur, Serhat Kiraz, Ayşe Erkmen, Serdar Arat, Selim Birsel, Handan Börüteçene vb.

Güncel, Kavramsal ve Klasik heykel tanımları noktasında Türk Heykel Sanatı’nın kendine özgü bir gelişimi vardır ki, bu da aynı zamanda “gelenek”le bağlantılı bir şekilde heykel sanatımızın gelişimidir. Gelenek, Türk heykelinin aynı zamanda eleştiriyi de içeren bir dayanak noktası da olmuştur.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında