AÖF Soru Bankası

Sanatta Eleştirel DüşünceÜnite 5 Özeti

Resimde Eleştirel Düşünce

GİT203U-SANATTA ELEŞTİREL DÜŞÜNCE

Ünite 5: Resimde Eleştirel Düşünce

Giriş

Resim sanatı tarihi, insanın yarattığı görsel dil aracılığıyla kendi geçmişi ile konuşmasını ifade eder.

Görmek ve göstermek insanın yaşadığı dünyayla kurduğu en temel akıl ilişkileri arasındadır. İnsan, gördüğünü göstermek istemiştir.

Resim sanatının görüldüğü yüzeyler tarihin farklı dönemlerinde değişkenlik göstermiştir. Mağaradan sokağa, ibadet mekânlarından evlere, saray ve kalelerden, han ve hamamlara kadar çok çeşitli alanlara işlenmiştir. Tuval resmi ile artık taşınabilir olan resim, farklı toplumsal sınıfların yaşamının içinde daha yoğunluklu yer almaya başlar. Günümüzde teknik anlamda farklı araçların kullanılması ile de resim sanatının olanakları genişlemiş ve resim sanatı görsel sanatların en temel anlatım araçlarından biri olmuştur.

Tarih Öncesi ve Antik Çağ Resmi

Resim sanatı tarihinde insanın kendi dilini ortaya koyma süreci, insanın doğaya karşı verdiği mücadele ile başlamış ve tarih içinde kendisini ve hikâyelerini resmettiği sürece doğru ilerlemiştir. Doğa, ilk ve en temel anlatım alanı oluşturmayı tarihin her döneminde sürdürmüştür. Artık sadece gördüğü (kendi dışındaki) dünya değil, görmek ve söylemek istedikleri de resim yoluyla anlatım dili içine girmeye başlamıştır.

Mağara Resminde Av, Büyü

Mağara resminin neden yapıldığı hâlen tartışılan konular arasındadır. Bu konuda en yaygın kanı bunların av ritüeline ait, av büyüsü kompozisyonları olduğu şeklindedir. Av ve avcılık mağaralarda yaşayan ve avcı-toplayıcı olarak yaşamını sürdüren insanların yaşama tutunmasının anlatımı olarak düşünülebilir.

Mezopotamya Coğrafyasında Resim Sanatı

Mezopotamya coğrafyası günümüz kültürel tarihinin başladığı topraklar olarak büyük önem taşımaktadır. Yazının ilk defa kullanıldığı bu coğrafyada sembolik dilin geliştiği ve yeni anlatım biçimlerinin denendiği görülür. Sümer, Asur, Babil, Akad gibi farklı kültür ve uygarlıkların yaşam bulduğu coğrafyada renk, konu ve anlatım yönünden de çeşitlilikler yer almaktadır.

Mısır Resminde Ölümden Sonra Yaşam

Mısır resim sanatı da Nil Nehri boyunca yapılan önemli mimari yapılarda karşımıza çıkar. Mısır mimarisi denilince akla ilk gelen, piramitlerdir. Piramitler anıtsal mezar tapınaklarıdır. Dışarıdan insanların giremeyeceği mimari düzenleme ile yapılır ve erken döneme ait en önemli resim örnekleri de piramitlerde yer alır. Piramitlerin mezar yapısı olması, içine girilememesi, Mısır resminin karakteristik yönünü oluşturur. Bu resimler ölüm kültüne aittir ve izlemek için yapılmamıştır.

Mısır resminin önemli özelliklerinden birisi de sanatçı veya sanatçıların anlatmak istedikleri konuyu bir sahne içinde en

iyi hangi açı ve görüntüden anlatabiliyorlarsa figürü, objeyi o açıdan resmetmeleridir. Bu da resme çok açılı bir bakış sağlamaktadır. Örneğin; bir bahçe kompozisyonunda ağacı gövdesi ile karşıdan, çiçeği üst açıdan, su birikintisini yukarıdan, içinde balık varsa balığı yan yatmış şekilde çizilirdi. Önemli olan anlatılmak istenenin net ve yalın şekilde kompozisyona yansımasıdır.

Fayyum Portreleri: Fayyum Portreleri, dünyanın bilinen ilk portre örnekleri olmaları açısından resim sanatında bir eleştirel dil oluşturur.

Antik Yunan Vazo Resmi ve İdealizm

Antik Yunan kültürü, plastik sanatlar açısından özellikle mimari ve heykel alanında önemli eserler ortaya koymuştur. Anıtsal mimari yapıların içinde ve etrafında yer alan heykel örnekleri, tanrı ve tanrıça kompozisyonlarının konu edildiği mitolojik hikayeler, kent devletlerinin (polis) hemen her alanında yer almaktadır.

Antik Roma’da Duvar Resmi

Kültürel devamlılık açısından Antik Yunan kültürünün devamı sayılabilecek Roma sanatı, resim sanatı yönünden Antik Yunan kültürüne göre çok daha yoğun bir yapıya sahiptir. Grekçe’den Latince adlandırmalarla devam eden mitolojik öyküler, doğa manzaraları, gündelik yaşam sahneleri gibi geniş bir içeriğe sahip duvar resimlerinde özellikle doğal renk tonlarının seçilmesi natüralist anlatımın da mitolojik konular kadar tercih edildiğini göstermektedir.

Dinin Resme Etkisi: Orta Çağ Dünyası

Orta Çağ dünyasının skolastik düşünce yapısı, kilisenin hem siyaset hem de toplum üzerindeki gücünü temsil eder, akıl ve bilim saf dışı bırakılmıştır ve sanat da sanatçı da dinle iç içe kiliseye hizmet etmiştir. Kilise yalnızca bir ibadet mekânı değil aynı zamanda bir sosyalleşme alanıdır. Rönesans’a kadar da kilisenin şehir planlarındaki merkezî yapısı sürmüştür. Orta Çağ resmini gerçekten uzaklaşarak üsluplaşmaya, bezemeye yönelen bir tutum olarak tanımlayabiliriz.

İnanç ve Doğa Resminin Gücü

Orta Çağ resmin ve imgenin gücünü en yoğun hissettirdiği çağlardan biri olmuştur. Kiliselerde kutsal metinlerin tasvirlerinin anlatıldığı resimler o kadar güçlü hâle gelir ki, insanlar bunları evlerine götürmeye ve onlara tapmaya başlarlar.

Anonim Üretim Olarak Resim

Resim tüm Orta Çağ boyunca ve yazılı malzemenin yaygınlaşmasına kadar dinî veya din dışı bir konuyu öğrenmek için en önemli kültürel malzeme durumundadır. Bu yüzden iktidarlar, anlatılan konuları, yaşadığımız gerçek dünya ve ölümden sonrası için denetim altında tutmaya çalışarak, çoğunluğun imaj ve düşünce dünyasına hâkim olmak istemiştir.


Kültürel Değişimin Merkezinde Sanat: Rönesans ve Barok Resmi

Kaynağını Antik Çağ’ın oluşturduğu Rönesans, hümanizmin ve ekonomik canlanmanın İtalya’da başlayarak sonrasında tüm Avrupa’ya yayılmasıyla sonuçlanan ve edebiyat, felsefe, bilim, sanat ve siyasette yeni bir dünya görüşüdür.

Bu dönemde, insan vücudunun doğru biçimde betimlenmesi, resimde hareketin gerçekçiliği, botanik bilgisi, insan ve hayvan anatomisi, hacimlendirme ve perspektif, resim sanatının konu ve içeriğini oluşturur.

Sanat ve Resim ile Bireyleşen İnsan

Bu dönem, önceki döneme göre, sanatçının eseriyle ‘ben de varım’ dediği ve kendini bir birey olarak temsil ettiği bir değişim noktasını bize anlatır. Giotto’nun öncülüğünü yaptığı bu yolda Rönesans sanatçıları, işlenilen konular önceki dönemlerle benzeşse bile ortaya koydukları anlatım biçemleriyle bireysel dillerini yaratmışlardır. Resimler anonim olmaktan çıkar, sanatçı resmi ile kendini göstermeye başlar.

Leonardo, Michelangelo, Raffaello Resminin Özellikleri

Leonardo’nun İtalyan resim sanatında çığır açan bu öngörülü, yenilikçi, bilimsel ve çözümleyici araştırmacı yanı ile yarattığı etütler, eskizler ve notlar ressam kimliğiyle bilgin kimliğinin şahane bir harmanını oluşturur.

Michelangelo da sadece bir heykeltıraş, ressam ve mimar değil, yüzlerce sone ve madrigal (genel tanımıyla orta çağın sonları, Rönesans ve Barok dönemlerini kapsayan, çoğunlukla dinî olmayan vokal müzik kompozisyonu) yazan bir şairdir de.

Rönesans resminde değineceğimiz üçüncü sanatçı, Raffaello Sanzio dönemin Michelangelo ve Leonardo’nun ardından gelen büyük isimlerindendir. Raffaello, üretkenliği ve çok yönlülüğüyle sadece otuz yedi yıl süren kısacık ömrüne sığdırdığı yapıtlarıyla ardından gelen pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur.

Resimde Coşkunun Anlatımı: Barok

Barok sanat, 17. Ve 18. Yüzyıllarda Avrupa’da resim, heykel ve mimari başta olmak üzere tüm sanat dallarını etkileyen bir akımdır. Biçimsel olarak Barok, Rönesans’ın dingin ve durağan yapısı yerine hareketi getirir. Figürler iç içe geçmiş gibi bir bütünlük içinde yer alır ve hareketli figürlerle güçlendirilmiş derinlik duygusu ön plandadır. Vücut anatomisi ayrıntılı biçimde resmedilir. Işık ve gölge ise anlatımı güçlendiren ögelerdir. Akımın öncülerinden biri Michelangelo Merisi da Caravaggio (1573-1610)’dur.

19.Yy. Sanayileşme ve Kültürel Ortamın Resme Etkisi

Teknolojik yenileşme, sanat eserinin de yeniden üretilebilirlik durumunu oluşturmuş, fotoğraf gibi yeni alanların resim ve diğer sanat alanları içinde yer bulmasını sağlamıştır. Resmin dili, teknoloji, sanat yapıtlarının

yeniden üretilmesine ve sanat eserinin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.

Birey, Toplum ve Gerçeklik Olarak Resim

Resimde modernleşme süreci, toplumsal çelişkilerin zemininde oluşmuştur. Romantik dönem, Fransız Devrimi’nden sonra değişen ekonomik ve sosyal yapının, sanatçı üzerindeki din baskısını sona erdirerek sanatçıyı özgürleştiren bir süreci başlatmıştır.

Romantizm, geçmişin baskın geleneğine karşı bir duruş sergiler bir başka deyişle siyasal, toplumsal ve ekonomik yapıda somutlaşan bir duyarlığın sonucudur. Heyecan, öznellik, duygusallık, sezgi, yurtseverlik, doğa sevgisi gibi kavramların tümüdür.

Romantizm’in en önemli öncülerinden bazıları Francisco Jose de Goya y Lucientes, Eugéne Delacroix, Caspar David Friedrich, David Friedrich ve ü Gustave Courbet’tir.

Teknoloji, Fotoğraf ve Resim

Romantizmin etkisini yitirmesiyle birlikte, güzel-yüce kavramı yerini daha teknik ve daha betimsel kavramlara bırakmıştır. Fotoğraf makinesinin icadı ile sanatın amacı, neyin sanat olup olmadığı ve fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışılırken, önceleri sanat alanında resme yardımcı bir araç olarak yer alan fotoğraf, sonrasında resim sanatının temsil ve taklit görevlerinden sıyrılıp özgür bir alan olarak var oluşunu sağlamıştır aslında.

Edouard Manet (1832-1883) alışagelmiş sanat hareketlerini değiştirerek yumuşak geçişli gölgeleme yerine güçlü ve sert kontrastlar uygulayan bir isimdir. Manet’nin 19. yüzyılın son çeyreğinde klasist anlayışta resim yapma yöntemi zaman içinde değişime uğrasa da özellikle empresyonist ressam ve sanatçılarla yakınlığı onu döneminin ikonik bir sanatçısı hâline getirmiştir.

Empresyonizme adını veren yapıt Monet’nin ‘İzlenim: Gün Doğumu’ isimli çalışmasıdır. Gerçek zaman, ışığın görülen nesne üzerindeki etkisinin göz ile (retinasal) algılanmasıdır. Gördüğümüz nesne bize değişmez gibi gelmesine rağmen günün farklı saatlerindeki ışık, görülen nesnenin görülme biçimini etkilemektedir.

Artık mitolojik veya ideal olanın anlatımı dışında gerçek ve sıradan olan da resmin konuları arasında yerini almaktadır. Gündelik yaşam içinde Edgar Degas (1834-1917) gibi balerinler, ütücüler, yıkananlar gibi farklı serileri ele alan bir sanatçı ile Henri de Toulouse-Lautrec (1864-1801) gibi özellikle gece yaşamı ve bu yaşam içindeki dansçı kadınlar ve oradaki insanları içeriden anlatan konular da yer almaya başlamıştır.

Paul Cezanne (1839-1906) ise Empresyonizm sanat akımına farklı bir bakış açısı getirir. Işığın gelip geçici anıyla değil doğanın yapısıyla ilgilenir, diğer bir deyişle resimde değişen ışık değerlerinden çok resmin alt yapısına, temelini önemser. Küçük fırça darbeleri ve geometrik yapılar kullanarak resimlerinde farklı bir derinlik ve arka plan oluşturur. Sanat anlayışıyla Kübizmi ciddi biçimde


etkileyen sanatçı, Empresyonizm ve Kübizm arasında bir köprü oluşturur.

Resim sanatı tarihinde en çok tanınan isimler arasında yer alan Post-Empresyonist sanatçılar Paul Gauguin (1848- 1903) ve Vincent Van Gogh (1853-1890), empresyonist kompozisyon tekniğine kendi kimliklerini de katarak, sadece izlenimi değil, obje ile o objenin süje ile olan ilgisini, bağını da anlatan, ekspresif (anlatımcı) dile de yakın eser veren, kısa bir dönem birlikte de çalışan iki isimdir.

Sembolizmin Yükselişi

Empresyonizmin sonlarına denk gelen bir sanat hareketi olan Sembolizm, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da sanatın hemen her alanında etkili olmuştur. Başlangıçta şiir, felsefe ve tiyatro da dahil olmak üzere edebiyat alanında ortaya çıkan hareket, daha sonra müzik ve görsel sanatları da etkilemiştir.

20. Yy.da Modern ve Postmodern Anlatımda Resim

20. yüzyıl sanatı sanatçıların dünyayı gördükleri gibi temsil etmeyi bırakmalarıyla başlar. Temsil, temel meseledir, sanat kendini konu hâline getirmeye başlar.

Resimde Temsilin Terk Edilişi

Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque’ın 1907’den itibaren yaptıkları çalışmalarından yola çıkarak sanat eleştirmeni Louis Vauxcelles’in Braque’ın eserine bakarak burada “küçük küpler” görüyorum cümlesini kurmasıyla başlar. Bu dönem Picasso ve Braque benzer tarzda resim yapan ve beraber çalışan sanatçılardır.

Resimde Temsilin Terk Edilişi başlığında değineceğimiz bir diğer sanat hareketi de Fovizm’dir. Kelime olarak “vahşiler” anlamına gelen Fovizm, sanatçıların yoğun renk kullanımlarının aşırı bulunması sonucu bu isimle anılmıştır.

Bu başlık altında inceleyeceğimiz Fütürizm (Gelecekçilik) ise, 1909 yılında İtalyan şair Marinetti’nin makinenin hızı ve ritmini yücelten makalesiyle İtalya’da başlar. Marinetti’nin şiirleri, modern hayata ve savaşa özgü kargaşayı, hızı, gürültü patırtıyı betimler.

Süprematizm, Rus ressam Kazimir Malevich (1879-1935) tarafından yaratılan ve 1913-1915 yılları arasında hüküm süren bir geometrik soyutlama sanatıdır

Dışavurum Olarak Resim

Dışavurum bir başka deyişle Ekspresyonizm, aslında sanatta bir süreklilik ifadesidir. Her sanat dalında her sanat anlatımında ve her sanatçıda kuşkusuz bir dışavurum, bir ifade zaten vardır. Ancak ‘bir sanat dili olarak’ dışavurum, doğanın klasik tasvirinden ayrılır ve bunun yerine duyguların ve iç dünyanın etkisine dikkat çeker.

Dışavurumun önemli isimlerinden Edvard Munch (1863- 1944)un pek çok resminde kullandığı kıvrımlı, dolambaçlı çizgiler derin bir psikolojinin açıklaması gibidir ve şiddetli duygu, alışılmadık görüntüleri destekler.

Dışavurumcu akım üzerinde büyük etkileri olan sanatçılardan biri de Ernst Ludwig Kirchner (1880- 1938)’dir. Kirchner, Die Brücke (1905) (Köprü) isimli grubun da kurucularındandır.

Dışavurumculuğun yetkin diğer iki ismi olarak sayacağımız Wassily Kandinsky (1866-1944) ve Franz Marc (1880- 1916), 1911 yılında Der Blaue Reiter (Mavi Atlı/Mavi Süvari) adında, soyut sanatın gelişmesinde büyük rol oynayan bir sanatçılar grubu kurarlar.

Franz Marc ise resimlerinde çoğunlukla hayvan figürlerine yer verir. Parlak ana renkler, yalın biçimler ve abartılı formlar içeren görkemli, heybetli hayvan metaforları Marc’ın resimlerinin kahramanlarıdır.

Resimde Yeni Üretim Biçimleri

Bu başlık altında yer alan Dadaizm, 1916 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde Cabaret Voltaire’da savaş karşıtı farklı ülke sanatçılarının buluşmasıyla oluşan sanat hareketidir. Dada bir akım değil bir karşıt sanattır. Dada hareketin içinde adı en çok duyulan sanatçı Marcel Duchamp’dır. Duchamp, ressam olarak başladığı sanat yaşamında daha sonra ready made (hazır yapı/nesne) çalışmalarıyla öne çıkar.

Yeni Üretim Biçimleri içinde değerlendireceğimiz Sürrealizm (Gerçeküstücülük) için resmin konusu ve anlattıkları esastır. Sürrealistler, bu oluşumda tamamen uyanık bir aklın sanat üretemeyeceğini öne sürmüşler ve Sigmund Freud’un psikanaliz kuramından da oldukça etkilenmişlerdir.

Sürrealizmin en önemli isimleri arasında Salvador Dali (1904-1989), Rene Magritte (1898-1967), Joan Miro (1893-1983) ve Marc Chagall (1887-1985) sayılabilir.

Salvador Dali, renk, ışık perspektif gibi resimsel bilgileri kullanmasına karşın, olmadık nesneleri betimlediği resimlerinde kışkırtıcı bir dil ortaya koymuştur.

Bu akımın diğer önemli sanatçısı Rene Magritte’tir (1898- 1967). Magritte yapıtlarını günlük, basit nesnelerden oluşturmuş ve nesneleri doğal görünüşlerinin dışına çıkarıp, mantığa ve akla ters düşecek biçimde, esprili, şaşırtıcı ve düşsel bir ortam içinde resmetmiştir.

Joan Miro (1893-1983) ise nesneleri doğal bağlamlarında resmetmek yerine yeni ve gizemli bir dille, düşsel bir fonda yer alan canlı renkleri, biomorfik biçimleri, arabeskleri, kadınları, kuşları, güneşi ve yıldızları çocuksu, şiirsel ve fantastik bir dünyada kurgulamayı seçmiştir.

Diğer önemli sanatçı Marc Chagall (1887-1985)’ın resimlerinde, çocuksu bir çağrışım, hayal ile gerçeğin karıştığı ortamlar, şiirsel ve coşkulu ifadeler, deforme edilmiş ve havada uçuşan figürler dikkat çeker.

Resimde Yeni Üretim Biçimleri içindeki diğer bir biçim olan Soyut Dışavurumculuk (Soyut Ekspresyonizm), 1940’lı 1950’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ve özellikle New York kentinde ortaya çıkan ve 20. yüzyıl


sanatını tümüyle değiştiren bir resim üslubudur. ‘New York Okulu’ olarak da anılan Soyut Dışavurumcularda, benzer bir üslup ya da ortak bir kuramsal anlayıştan söz edilemez.

Soyut Dışavurumculuğun temelini oluşturan sanatçılardan biri olan Franz Kline (1910-1962) âdeta Doğu kaligrafisini anımsatan resimlerinde, beyaz zemin üzerine siyah fırça vuruşlarıyla, siyah ve beyaz rengi hacim ve biçim yaratmak için ustalıkla kullanmıştır.

Yirminci yüzyıl Soyut Dışavurumculuğun en önemli isimlerinden biri de Jackson Pollock (1912-1956)tır. Pollock, zemine serdiği devasa boyutlu tuvallerinin üzerine boyaları akıtarak, damlatarak yaptığı resimlerinde sıra dışı bir yöntem izlemiştir.

Soyut Dışavurumculuğa dahil edeceğimiz bir başka sanatçı Robert Rauschenberg (1925-2008) ise resimleriyle sanata temsil olgusunu yeniden getirmiştir. Uyguladığı birçok yeni teknik ve yöntem, kendinden sonraki sanatçıları ve sanat uygulama biçimlerini etkilemiştir. Sanatçının ekspresyonist boyamaları ile gazete kâğıdı, kumaş ve hazır nesneleri tuval üstünde bir arada kullanarak yaptığı işler geleneksel kolaj ve asamblaja da yenilikçi bir tavır kazandırmıştır.

Bu alana damga vuran bir diğer isim Willem de Kooning (1904-1997) için ise kadın figürü, sanatı için önemli bir sembol olmuştur. Alışılan, bilinen idealize edilmiş ‘güzel’ kadın formları yerine, bozuk biçimli, kaba hatta çoğu kez çirkin kabul edilen bir dizi kadın resmi yapan Kooning için bu kadınlar, sanat tarihindeki ve hayattaki ‘Kadın’ın estetik beklentilerini sorgulatır bir durum oluşturur.

Fotogerçekçilik, Pop-Art ve Op-Art

Fotogerçekçilik, 1960’ların sonu, 1970’lerin başında Amerika’da ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Fotogerçekçi ressamlar, tıpkı bir fotoğrafçı gibi gördükleri nesneyi olduğu gibi tuvale aktarırlar ancak bunu yaparken nesnenin doğrudan resmini yapmakla birlikte çekilmiş fotoğraflarını da kullanmışlardır.

Fotogerçekçilik bağlamında değineceğimiz örnek sanatçı Chuck Close (1940-2021), öncelikli olarak aile bireyleri ve ailesinin portrelerini yapar, ayrıca çeşitli otoportreler ve bazı sanatçıların portrelerini üretir. Resmini yaptığı portrelerin neredeyse topografik planını çıkarır ve kareleme tekniğini kullanarak büyütür.

Pop-Art ise, 1950’lerin sonuna doğru İngiltere ve Amerika’da birbirinden bağımsız olarak gelişen ve başlangıçta eleştirmenlerce kaba ve ticari olarak görülen bir sanat hareketidir. ‘Pop’ terimi popüler kültürün görsel yansımasıdır.

İngiliz sanatçı Richard Hamilton’ın, ‘Günümüz Evlerini Bu Kadar Farklı ve Çekici Yapan Nedir?’ adlı kolaj çalışması Pop-Art’ın ilk ikonik konuma ulaşan yapıtı olarak nitelendirilir.

Pop-Art olgusunun Amerika’da bir kitle hareketine dönüşmesindeki önemli figürlerden biri olan Andy Warhol,

sanatında ağırlıklı olarak seri üretimi, seri üretim nesnelerini kullanır. Warhol’un en bilinen eserlerinden biri 1962’de “Campbell Çorbaları” için yaptığı çalışmasıdır. Popüler olan her şey Warhol’un ilgi alanına girer ve Warhol’a göre popüler kültürde her şey satın alınabilir ve/veya sanatın konusu olabilir.

Bu akımda yer alan diğer sanatçı Roy Lichtenstein, iyi bilinen çizgi roman figürlerini resimsel bir forma dönüştürmüştür. Lichtenstein’ın resimleri, dev boyutlu çizgi roman imgeleri, dramatik kompozisyonları, parlak renk blokları, yazı karakterleri, konuşma balonları, ‘ben- day dots’ adı verilen gölgeli noktacık tekniği ile resimlerine renk katması ile tanımlanabilir.

Bu başlığı oluşturan son sanat akımı Op-Art (Optical Art- Optik Sanat), 1960’larda ortaya çıkar. Optik-Art resminde, üçüncü boyut etkisini verme eğiliminde bir soyutlama anlayışı söz konusudur. Bunun için geometrik biçimler ritmik biçimde düzenlenmiş ve bu biçimler üzerinde renkle hacim kazandırılmıştır.

Bu akımın önemli isimlerinden biri Victor Vasarely (1908- 1997), kullandığı geometrik biçimlerle âdeta tuvalden dışarı fırlayacak ya da geriye çekilecek izlenimi uyandıran resimlerinde kullandığı canlı renkler, geometrik biçimler, çizgiler ve farklı biçimleri üst üste bindirerek ya da renkli yüzeyleri yan yana getirerek oluşturduğu etkilerle dikkat çeker.

1960’ların sonunda karşılaşılan önemli sanat hareketleri içinde Kavramsal Sanat ve Fluxus karşımıza çıkar. Kavramsal sanatçı Joseph Kosuth’un ‘Bir ve Üç Sandalye’ adlı yapıtı gibi nesne, fotoğrafı (temsili), sözlük karşılığı (chair-sandalye) kompozisyonda bize ‘bir şey’in çok boyutlu, anlam üzerinden görüntüsünü oluşturarak kavram üzerinden bakış yaratmıştır.

Fluxus ise 1960’lar sonu 1970’ler başında birçok sanat hareketinin kompozisyon itibarıyla içine dahil edildiği, temelde bir akım olmayan ama farklı alanlarda eser üreten sanatçıların ortaya koyduğu çalışmalarının bu başlık altında değerlendirildiği sanat hareketidir. Alman heykeltraş Joseph Beuys’un daha ağırlıklı happening, enstalasyon gibi farklı sanat alanlarındaki çalışmaları sanat hareketi içinde öne çıkar.

1970’lerden itibaren resim sanatı ile birlikte farklı sanatsal üretim alanlarındaki çoklu çalışmalar artmaya başlar. Plastik sanatların klasik anlatım biçiminin dışına çıkan bu çalışmalarda nesne, eylem, dijital platformlar kompozisyon üretmenin yeni formları hâline gelir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında