GİT202U-İLERİ TİPOGRAFİ
Ünite 6: Mimari ve Tipografi
Giriş
Günlük yaşamımızda pek çok mekânda bulunur, pek çok alana girip çıkarız. Tüm bu mekânlar bizimle türlü yollarla iletişim kurarlar. Örneğin yaşam alanlarımız olan konutlarda hangi odada toplanarak yemek yediğimiz, hangi alanda dinlendiğimiz mimari unsurlarla belirlenmiş, bu kullanıma göre tasarlanmıştır. Sokakta yürürken kent merkezinin nerede olduğu, o kentin hangi kültüre ve milliyete ait olduğu, yürürken veya bisiklet kullanırken hangi yoldan gitmemiz gerektiği, tren istasyonunun yönü, restoran ve kafenin nasıl bir menüye sahip olduğunun ipuçlarını veren tabelasına kadar pek çok gösterge karşımıza çıkar. Karşımıza farklı biçim ve boyutlarda çıkan tüm yapısal unsurlar ve harfler, rakamlar, işaretler bize bu mekânları okuma konusunda ışık tutar ve yönlendirir.
Mimari ve Tipografi Arasındaki İlişki
Görsel iletişim ve yaşam alanlarının birlikteliğinin geçmişi mağara resimlerine kadar uzanır. İnsanoğlu yaşadığı mekânda kendisini görmek, kendi izini bırakmak istemiştir. Bu kimi zaman içgüdüsel, kimi zaman sanatsal, kimi zaman anıtsal, kimi zaman ticari amaçlarla ortaya konmuş, ancak mekân ile iletişimin ilişkisi, bunun da ötesinde mekân aracılığıyla iletişim, hep var olmuştur.
Mekân ona gereksinim duyan topluluk veya bireylerden, onların ihtiyaçlarından bağımsız olarak düşünülemez. Mimarlar ve tasarımcılar bu bireysel ve toplumsal gereksinimlere yönelik yaratıcı çözümler sunar. Yazı ile mimari yapının ilişkisi de bu bağlamda birbirinden ayrılamaz hâldedir. Kent merkezindeki bir yönlendirme tabelası, bir mağazanın vitrin yazısı veya bir devlet kurumunun ön cephesinde yer alan adı bulunduğu yerden ayrı düşünülemez ve tasarlanamaz.
Mimari ve tipografinin birlikteliğine dair ilk izleri, genellikle büyük liderlerin zafer kitabeleri ve nesiller sonrasına aktarılmak istenen öğütler ve destanlar ile başlar. Resimyazı (hiyeroglif) ile o dönemi günümüze kadar aktarmayı başaran, özellikle Mezopotamya’da bulunan örnekler ve Mısır’da tüm mimari yapıların tüm duvarlarını ve kolonlarını saran örnekler oldukça çarpıcıdır. Resimyazı (hiyeroglif) nesnelerin yalınlaştırılmış resimleri ile yazılan yazı olarak tanımlanır.
Pek çok medeniyete ve kültüre ev sahipliği yapmış olan Anadolu topraklarında mimari biçimler ve görsel iletişim dilleri yıllar boyu değişmiş, devinmiş ve harmanlanmış, bu yapı ve yazıtların bir kısmı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Kullanılan malzemelerin sağlamlığı ve kalıcılığına bağlı olarak günümüzde hangi kültürlerin varlığının daha güçlü olduğu kanısına varmaktayız. Mimari yapıların estetik bütünlüğü ile doğru malzeme ve tekniklerin kullanımı, kaliteli ve özenli işçilik ile birleştiğinde asırlar sonrasına kalan bir kültürel miras hâline gelmektedir.
Anıt ve Yazıtlar (Kitabeler)
Mimari ve tipografiyi incelerken antik kentlerde önemli bir yeri olan ve çağdaş kent yaşamının süregelen bir parçası
olan anıt ve yazıtlardan bahsetmek gerekir. Yazıt, bir olayın ya da kimsenin anısını tarih boyunca yaşatmak ereğiyle, gömüt taşı, anıt gibi şeyler üzerine kazılmış yazı kitabe olarak tanımlanır. Trajan sütununda olduğu gibi, kutlama, başarı hikayelerini gelecek nesillere aktarma ve kimi zaman propaganda ve gövde gösterisi amaçlı anıt, heykel ve yapılar yine mimari ve tipografik unsurların bir arada kullanıldığı önemli örneklerdendir. Bu gelenek yazı öncesi zamanlara dek uzanır.
Taş üzerine yazı ve motiflerin işlenmiş olduğu başka bir örnek Yazılıkaya’dır. Eskişehir’in Han ilçesinde bulunan, Midas Anıtı olarak adlandırılan ve halk arasında Yazılıkaya olarak bilinen Frig dönemine ait bu anıtın MÖ. 7. yy civarında kral Midas için yaptırıldığı düşünülmektedir. Geometrik motiflerin büyük ustalıkla işlendiği kayanın Kibele heykeline de yer verdiği tahmin edilmektedir.
Kurum ve Reklam: Endüstriyel Devrim Sonrası Mekânda Tipografi
Mekânın iletişim ve bilgilendirme ihtiyaçları doğrultusunda tasarımcılar yazıyla ve imgelerle mesajı he- def kitleye iletirler. 1890’lı yıllarda Jules Chéret’in ve daha sonra Henri de Toulouse Lautrec’in tasarladığı ve ürettiği afişler kent merkezlerinde duvarlarda ve ilan panolarında yer alarak kent mimarisiyle değişken tipografik tasarımların ve reklamın buluştuğu önemli örnekler arasında yer alır. Cheret’nin ve Lautrec’in o dönemde giderek gelişen ve hızlanan baskı teknolojisi (ve günümüzde de kullanılan ofset baskının atası olan) litografi baskı tekniği ile ürettikleri afişleri büyük boy afişlerdi.
19. yüzyılın sonlarında Londra’da William Morris önderliğinde ortaya çıkan Arts and Crafts hareketinin etkisiyle Paris’te başlayan Art Nouveau, Viyana’da Sesesyon, Almanya’da Jugendstil, İspanya’da Modernizm adlarıyla anılmış, tüm bu sanat ve tasarım hareketleri etkilerini hem tipografide hem mimaride göstermiştir. Tasarlanan yazı karakterleri, mekâna dair dekoratif denemeler, duvar kağıdı tasarımları, afişler, tabelalar bu dönemle birlikte bütünsel olarak düşünülmeye başlanmış, tasarım ve sanat mekânla iç içe düşünülmüş ve uygulanmıştır.
Viyana Sesesyonu döneminin mimarlarından biri olan Otto Wagner, 1902 yılında tasarladığı “Die Zeit” telgraf bürosu ile tabela tasarımında yeni bir anlayış ortaya koyar. Wagner büronun ön cephesini yapı ve tipografik ögeleri birlikte ele alarak tasarlamış, binaya sonradan eklenen bir yazı yerine, mimari cephe yapısını bir grid gibi düşünerek içinde yer alan yazıyı bu gride paralel olarak yerleştirmiştir.
Alman modernizminde öncü isimlerden biri olan Peter Behrens, AEG firması için tasarladığı endüstriyel ürünlerin yanı sıra kurumsal kimlik tasarımı ve çevresel grafik tasarım çalışmalarıyla da çığır açar. Berlin’de bulunan türbin fabrikası Behrens’in yaptığı kimlik tasarımı mimariye taşıyan önemli örneklerden biridir.
1920’lerde mekâna dair tanıtımın nasıl yapılabileceğine dair ve tabela tasarımı örneği olarak önemli yeri olan bazı
çalışmalar ise Herbert Bayer imzalıdır. Heykel sanatçısı, ressam ve tipograf olan Herbert Bayer aynı zamanda grafik tasarımcı gözüyle mimari projelerle de ilgilenmiştir. Bayer’in kolaj ve çizim yöntemiyle yaptığı ünlü gazete bayii, sigara bayii, sinema, multivizyon gösterim odası tasarımları, üç boyutlu alanlara ait iki boyutlu grafik çözümlemeler ve öneriler içermektedir.
Coğrafi bilgi ile grafik dilin birleştiği en önemli örneklerden biri olan Londra Metrosu haritası ilk kez bir devre mühendisi olan Harry Beck tarafından tasarlanmıştır. Beck’in 1931 yılında geliştirdiği fikir kullanıcı odaklı düşünmenin dönüm noktalarından biridir. Kent ve mimarinin tipografi ile buluştuğu bir örnek olmasa da mekân ve şehir planlama ile grafik anlatımın ve görsel iletişimin ne denli büyük değişimler yaratabileceğini görmek için iyi bir örnektir.
Londra kentinin değişmesinde büyük etkisi olan, dönemin Londra Yolcu Ulaşım Kurulu başkanı Frank Pick, günlük hayatta tasarıma çok önem veren biri olarak görev yaptığı 1933-1940 yılları arasında en iyi grafik tasarımcı, endüstriyel tasarımcı, iç mimar ve mimarlarla çalıştı ve kentin kimliğinin güçlendirilmesine ışık tuttu. Bu başarılardan en önemlilerden biri yeni bir sunum (display) yazı karakterinin kullanımı oldu. Tasarım alanında öncü bir uygulayıcı olan ve aynı zamanda yazı ve kaligrafi konusunda dersler veren Edward Johnston, Romen harflerinden ilham alarak “O” harfini tam daire ve “M” harfinin orta noktasını kare içinde çapraz çizgilerin kesişme noktasına gelecek şekilde tasarladı.
Teknolojik yenilikler, tasarım ve mimaride olasılıkları değiştirirken bir yandan görsel dilin de değişmesine ve gelişmesine sebep olur. Örneğin 1900’lerde ortaya çıkan neon teknolojisi günümüze kadar gelen bir görsel dili içinde barındırır. Karanlıkta görülebilen, kendinden ışıklı ve renkli bu tabela biçimi neredeyse kendi içinde bir görsel kültür ve tarz yaratmıştır.
Tasarım teknik ve yöntemlerinin demokratikleşerek herkes tarafından uygulanabilir olması üretim ve tanıtımı artırmış, ancak diğer yandan tasarımcıya olan ihtiyacın azaldığı izlenimini vererek mimari yapılarda ve kentte görsel kirliliğe sebep olmuştur. Mağazaların tabelaları, yol levhaları, ulaşıma dair yönlendirmeler, geçici uyarılar, ucuz heykelimsi anıtlar üst üste binerek görsel kirliliği kentin bir parçası hâline getirirken kente dair işlevsel çözümler sunan tasarımcıların ve estetik katkılar sunan sanatçıların, çoğu zaman geri planda kalmasına sebep olmuştur. Buna izin veren kentler geride kalırken, sanat ve tasarımı öne çıkararak mimari ve tipografiyi, kent ve tasarımı önemseyen yönetimler ise iyi planlanmış ve güçlü ekonomiye sahip kentlerin yapılandırılmasına ön ayak olmuştur.
Tipografinin İç ve Dış Mekânlarda Çeşitli Kullanım Amaçları
Tipografi ve grafik tasarım her yerdedir; mekân ve mesajlar günlük hayatımızın bir parçasıdır. İç mekânlarda (kamusal
alanlar, devlet kurumları, şirketler, alışveriş merkezleri, mağazalar, okullar, müzeler, kafeler, restoranlar, havaalanları, tren garları ve otobüs terminalleri), dış mekânlarda (parklar, kent merkezleri, sokaklar, caddeler, kaldırımlar, duvarlar) pek çok farklı biçimde karşımıza çıkar.
Mimari ve tipografi alanlarının buluştuğu noktada aynı zamanda kalıcı ve geçici tasarım biçimlerinden bahsetmek gerekir. Kimi tasarım projeleri uzun yıllar kalıcı olabileceği gibi daha kısa soluklu projeler de mimari ve tipografi alanlarını bir araya getirmektedir.
Özellikle kadınlara ilişkin sosyal meselelerin görsel temsili ile ilgilenen grafik tasarımcı ve eğitimci Sheila Levrant de Bretteville, mekâna dair pek çok tasarım ve enstalasyon projesi gerçekleştirmiştir. Los Angeles’ta, 1989 yılında, Afro-Amerikalı kadın girişimci Biddy Mason’un anısına tasarladığı ve onun kölelikle başlayan ve özgürlüğünü kazanarak girişimcilik ve arazi sahibeliği ile devam eden başarı hikayesini ele aldığı ve Mason’un yaşadığı evin yanında bulunan anma duvarı bunlardan biridir.
Tasarımcılar, mekânların, iç ve dış, gün ve gece, kalıcı ve geçicilik gibi durum ve hedeflerine bağlı olarak ihtiyaçlarını belirlerler, uygulama ve malzemelerini bunları hesaba katarak yaparlar. Grafik tasarımın mimari ve iç mimariyle kesiştiği alan olan çevresel grafik tasarım, görsel iletişim ve mimari yapıya ait ortak tasarım sorunlarının çözüldüğü ve nihayetinde yapının iletişiminden bahsedildiği bir çalışma alanıdır. Çevresel grafik tasarım, bu nedenle görsel iletişimcilerin, mimarların, iç mimarların, endüstri tasarımcılarının ve grafik tasarımcıların bir arada veya ortak projelerde çalıştığı bir alandır.
Çevresel grafik tasarım alanı bazı alt alanlardan oluşur. Örneğin Makreş (2019), bu alanları kent ölçeğinde tipografi alanını incelerken kullanım alanlarını Mimari, Kayıtsal, Sanatsal, Normatif ve Ticari başlıklarıyla ele alır.
Mimari Tipografi: Anıtsal ve onursal tasarım çalışmalarının konu alındığı, daha çok kişi ve kurumlara ithafen inşa edilen tipografik yaklaşımları içeren çalışmalardır.
Kayıtsal Tipografi: cadde ve sokak tabelaları, numaralandırmalar, apartman isimlerinin yanı sıra yine kente ait kanalizasyon, telefon, elektrik su gibi altyapı sistemlerinin kayıt bilgilerini taşıyan tipografik unsurlardır.
Sanatsal Tipografi: Kenti kaplayan tüm sanatsal içerikli yazılar, çıkartmalar, graffitiler, duvar yazıları ve tipografik heykeller ve enstalasyonlar bu başlıkta toplanır.
Normatif Tipografi: Yerleri, mekânları tanımlayan, adını pekiştiren işaretlemeler, tabelalar ve yer imleri (placemaking) ve yer işaretleri (landmark).
Ticari Tipografi: Ticari amaçlı tabelalar, billboard, afiş gibi duvarlarda yer alan tanıtım grafikleri, vitrinleri süsleyen tipografik unsurlar.
Bu alt alanlar çok çeşitli olduğundan belli bir listeyle sınırlı olmasa da temel bazı başlıklar altında toplanabilir. Wayne Hunt tarafından bu başlıklar şöyle gruplanmıştır:
• İşaretleme ve Yönlendirme • Anlamlandırma • Yer İmi
Yer imleri, iç ya da dış mekânda önemli bir giriş ya da kavşak noktasını güçlü bir biçimde vurgulamak, ilgili noktayı alandaki kullanıcıların tümünün algılamasını sağlamak amacıyla tasarlanmış soyut ya da somut üç boyutlu tasarım ürünleridir (Güler, 2015). Yer imi tasarımına dair en çarpıcı örneklerden biri Ivan Chermayeff’in 57 caddede 9 numarada bulunan Solow kulesi için tasarladığı dev 9 rakamıdır.
İster bağımsız, ister bir sistemin parçası olarak tasarlanmış olsun başarılı bir yer iminin aşağıdaki özelliklere sahip olması beklenmektedir. Bu noktada yer imleri, tasarlandıkları mekân ile içerik bağlamında iletişim kuran, konumlandırıldıkları mekân için hususi tasarlanmış, özgün, çarpıcı ve estetik bir tasarım çözümüne sahip, çevresel grafik tasarım ürünleridir.
Yer imi ile nirengi noktasının farklılığına Güler şu şekilde açıklar: “Nirengi noktası, haritacılık bilimindeki bilimsel tanımının dışında halk arasında ‘bilinen, kabul edilmiş, simgeleşmiş yer’ anlamına gelmektedir. Teşhis ve tarif noktası olma özelliklerinden birine ya da her ikisine birden sahip olabilirler. Ortak bir uzlaşının sonucunda nirengi noktası olarak anılan yerler, bulundukları bölgenin kimliğini kendi kimliklerinin üzerinde taşıma özelliğini kazanırlar. Bu nedenle nirengi noktasının kimi durumlarda yer imi olarak algılandığı gözlemlenmektedir. Her yer imi aynı zamanda bir nirengi noktası olma ‘potansiyeli’ne sahipken nirengi noktaları böyle bir potansiyele sahip olmadığı hâlde yer imi olarak algılanabilmektedir.” (Güler, 2015).
Kent ve tipografi söz konusu olduğunda yine akla gelen en klasik örneklerden biri, aynı zamanda malzeme ve boyutu algılamada önemli bir örnek, Los Angeles’ta bulunan “Hollywood” yazısıdır.
Yer imleri ve kent simgeleri kentlerin ve kamusal alanların tanıtımını yapan, onların iletişim imgesi hâline gelen tasarımlardır. Kimi zaman kentin kendisi için değil, kentin barındırdığı etkinlikler için de tasarımlar üretilir; kalıcı değil, geçici olan tasarımlar da uygulanır.
Lance Wyman 1968’de Meksika Olimpiyatları için kurumsal kimlik ve yönlendirme sistemlerinin tasarımını yapmıştır. Meksika ve eski Aztek kültürüne ait renk ve biçimlerden yola çıkan Wyman’ın ürettiği tipografik heykel, adeta bir yazıyapı (typotecture) konumundadır. İngilizcede typotecture olarak geçen yazıyapı terimi, yazının ve/veya harflerin heykelimsi yapılar olduğu durumda kullanılır.
Kimlik yaratmak sadece etkinliklere özgün ve net kurumsal kimlik olmak durumunda değildir. Mekânın kimliği iç
mimarlık alanında da en önemli sorgulama ve uygulama alanlarından biridir. Mekân kimliği yaratmak, o mekânın sahipleri veya barındırmak istediği kişilere uygun olarak yapılır.
1960’larda mekânda uygulanan tasarım çalışmalarının artması ile süpergrafik (supergraphics) terimi yaygınlaşmaya başlar. Süpergrafik, mekâna yönelik özellikle büyük boyutlu grafik uygulamaları kapsamında, daha çok 1960’larda kullanılan bir terimdir. “Richard Poulin’e göre süpergrafikler 1960 ve 1970’li yıllarda ilk olarak mimari bir harekete verilen bir isim olsa da mimarlara ve sonuç olarak grafik tasarımcılara bina yüzeylerine tasarım uygulanması ve kendi istekleri doğrultusunda kullanımına olanak vermesi yoluyla katılığın, yer çekimi hatta tarihi ortadan kaldırma konusunda yaratıcı özgürlükler kazandırmıştır.
Mimari ve tipografinin en önemli kesişme alanlarından bir diğeri de sergileme grafikleridir. Sergileme tasarımı adlı kitabında, sergileme tasarımı tarihi bölümünde Lorec, Skolnick ve Berger (2007) şu sözlere yer verir: “Sergileme tasarımının kökenlerine bakmak için bu zaman dilimini seçmiş olmamız bir tesadüf değildir; sanat, tasarım ve iletişim alanlarında üstesinden gelinecek başlı başına bir alan hâline gelmiştir. Halk, eleştirmenler ve izleyiciler, tasarımın ziyaretçi deneyiminde ne denli önemli bir rol oynadığının farkına varmaya başlamışlardır.
Sergileme tasarımının yanı sıra, kendisi sergi olan tasarımlar da mekân ile tipografi söz konusu olduğunda bahsedilmesi gereken bir alandır. Bu alanda Barbara Kruger “eylemci tasarımcı” olarak pek çok önemli eleştirel sergi ortaya koymuştur. Kruger, sosyal ve politik kalıpların propagandasının yapıldığı pek çok popüler medya ile kendi deyimiyle yolu kesişen ve bunlar üzerinde değişiklik yaparak bunları sosyal eşitsizliğe karşı hücum silahı hâline getiren bir grup sanatçıdan biriydi. Bugün sanat dünyası Kruger’i kutlamakta, grafik tasarımcılar ise ona hakkını vermektedir.
Kamusal Mekânda Tasarım ve Tipografik Gereksinimler
Kamusal alan, insan akışının ve karmaşanın olduğu bir alandır. Tasarım sayesinde bu akış planlanabilir ve kontrol edilebilir. Bu alanda yapılan tasarımları yönlendirme ve bilgilendirme tasarımı başlığı altında incelemekteyiz.
Yönlendirme tasarımı alanının tanımlanmasında öncü isimlerden biri “Wayshowing” kitabının yazarı olan Per Mollerup’dur. Mollerup kitabının önsözünde, İngilizcede bu alanda yapılan bir hataya dikkat çeker. İngilizce wayfinding (yol bulma) olarak yaygınlaşan bu alana dair doğru terimin wayshowing (yol gösterme) olması gerektiğinin altını çizer.
“Bir yönlendirme sistemi; nerede olduğumuzu, nereye gitmek istediğimizi ve oraya nasıl ulaşacağımızı bize gösteren markalama, işaret, harita ve yönle ilgili araçları birleştirir. Etkin bir yönlendirme sistemi; bir müzenin, bir
aktarma sisteminin, bir havaalanının, bir ofis binasının ya da bütün bir şehrin görüntüsüne önemli bir boyut ekleyebilir. Açık, elverişli, kullanımı kolay bir yolla insanlara bilgi ve yön vererek; onların bir çevre içine girerken, içinde gideren ya da çıkarken yönlerini bulmalarında akıllı bir yardımcı olarak tasarlanabilir.”
1965 yılında Total Design firmasından Amsterdam Schiphol havaalanı için bir “güzergâh sistemi” yapması istenmiştir. Benno Wissing tarafından yönetilen bu proje yönlendirme tasarımı alanındaki ilk örneklerden biridir. Serifsiz yazı karakterleri ve benzer biçimdeki oklar daha sonra Milan, New York, Tokyo ve dünyanın başka pek çok yerinde metro yönlendirmelerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Yazı karakterlerinin yapısal özelliklerinden biri olan serif aynı zamanda tırnak olarak da adlandırılır. Uzun blok metinlerde okumayı kolaylaştırıcı küçük tırnakların olduğu yazı karakterleri serifli (tırnaklı), olmayanlar serifsiz (tırnaksız veya sans-serif) olarak adlandırılır.
Grafik tasarım sanatın ve iletişimin kesişim noktasıdır; mekânla birleştiğinde ise olasılıklar daha da artar. Görsel iletişimin mekânla buluşması, iletişim biçimlerinin insan bedenini de içine alacak şekilde biçimlenmesi anlamına gelir. Paula Scher’in New Jersey Performing Arts Center (New Jersey Performans Sanatları Merkezi) için yaptığı tasarım, çevresel grafik tasarım alanında en çok adı geçen tasarım projelerinden biridir. Mimari bir yapının tipografiyle yeniden tanımlanması ve mekânın içerdiklerinin yazınsal olarak dışına taşınmasıyla mekân aynı zamanda kurumsal bir dönem noktası yaşamış, merkeze olan ilgi tasarım sayesinde artmıştır.
Yönlendirme Tasarımı ve Mekânda Tipografiye Dair Tasarım Kriterleri
Analitik yaklaşım, matematiksel çözümler ve sistemler mimari ve tipografide hep ortak noktalar olmuştur. Antik Yunan döneminden bu yana kullanılagelen, yapısal bütünlüğün ve estetik kalitenin bir göstergesi hâline gelmiş olan altın oran mimarlık ve sanatta olduğu gibi tasarım alanlarının hepsine anahtar olmuş, sayfa tasarımı, grid ve tipografide vazgeçilmez bir temel niteliğinde kullanılagelmiştir.
Yunanlılar, şehir planlama ve mimaride çoğu yapıda altın oran dikdörtgeni baz almışlardır. Atina’daki Akropolis’in mimarı Phidias (MÖ. 430-430), Parthenon Tapınağının mimari Ictinus (MÖ. 400) altın orana çok önem vermiştir. İngiltere’de Stonehenge (MÖ 1500) yine bu oran baz alınarak yapılmıştır.
Grafik tasarımcı mekâna bir görsel iletişim platformu olarak bakar, işaret ve simgelerin yardımıyla iletişimini mekân aracılığıyla kurar. Grafik tasarımın mekânı sahiplenmesinde en büyük açılım, belki de mekâna yeni bir gözle bakabilmesindedir.
Çevresel grafik tasarım, insan bedeninin hareketleri ve oranlarını hesaba aldığı gibi aynı zamanda mekâna dair
unsurları da hesaba almalıdır. Bu kural, özellikle dış mekân grafiklerinde geçerlidir.
Özellikle dış mekân grafiklerinde tasarımcılar hava koşullarını hesaba katmak zorundadır. İç mekânda kullanılan malzemeler dış mekâna elverişli olmayabilir. Bu nedenle tasarımcılar malzeme seçimlerini yaparken kapsamlı bir araştırma yaparlar.
Yönlendirme ve işaretleme tasarımında bir çalışmanın başarısı hiçbir biçimde pano formu, renkler ve tipografi gibi tasarım ögeleriyle açıklanmamalıdır; asıl çalışan unsur, doğru konumlandırma/doğru mesaj yoğunluğu olmalıdır.
Tasarımcılar, toplu taşıma gibi büyük ve çok parçalı sistemler üzerine çalışırken, öncelikle verilerin kapsamı üzerine araştırma yapar, bilgi toplarlar. Bütünü ve tüm detayları önceden bilmek, tasarımın dilini ve kapsamını öngörebilmek adına önemli bir adımdır. Bu aşamada cevaplanması ve görsel dile aktarılarak çözümlenmesi gereken problemlerden bazıları şunlardır:
• Bilginin akışı ve yönlendirme algoritmaları • Bilgi hiyerarşisi • Konum, mekân ve kapsam • Sürdürülebilirlik • Hedef kitle ve evrensellik
Bu kuralların yanı sıra yönlendirme tasarımının uygulanacağı mekâna bağlı olarak daha net tasarım kriterlerinden bahsetmek de mümkündür. Örneğin Birleşik Krallık’taki Network Rail şirketinin İstasyon Planlama ve Tasarım Kılavuzu’na göre ise istasyonlardaki yönlendirme sistemlerinin erişilebilir olması için:
• Yüksek kontrastlı renklerle optimum okunabilirlik sağlanmalıdır. • Çeşitli mesafelerden okunabilen yazı karakteri seçilmelidir. • Bilgi; görsel, işitsel ve dokunsal olarak sunulmalıdır. • Farklı dilleri konuşan bireyler için çok dilli tabelalar kullanılmalıdır. • Tabela konumlandırması yapılırken fiziksel engelli bireylerin okuma mesafeleri düşünülmelidir.