AÖF Soru Bankası

Yeni Medya SanatıÜnite 2 Özeti

Yeni Sanat, Yeni Estetik, Yeni Mekan

GİT201U-YENİ MEDYA SANATI

Ünite 2: Yeni Sanat, Yeni Estetik, Yeni Mekan

Giriş

Estetik sözcüğünün kökeni Yunanca “duyu organlarıyla algılanabilen şeyler, görülenler” anlamına gelen “aisthētá” sözcüğünden gelmektedir. Fransızca “esthétique” sözcüğü ise güzelliğe ilişkin, güzellik teorisi anlamında kullanılmaktadır. Estetik kavramı, epistemolojik bağlamda “duyusal bilgi” anlamında kullanılmaktadır. Rasyonel bilginin ölçüsü, açıklık ve seçicilik iken; duyusal bilginin (estetik bilginin) ölçüsü ise açık ve seçik olmamaktır (bulanık olmak). Yani duyusal bilginin mantığının araştırılması estetikle ilgilidir.

Tarih Boyu Estetik Kavramı

Estetiğin sorguladığı güzellik kavramı ilk kez antik Yunan filozoflarından Platon ve Aristoteles tarafından tartışılır. Platon’a göre; bir şeyin güzel olmasını sağlayan tek şeyin güzelin kendisinin o şeydeki varlığı, ya da o şeyin güzelin kendisinden aldığı paydır (Platon, 1995; 88). Aristo’ya göre güzellik kavramı denge ile ilişkilidir ve oranlara bağlıdır, dolayısıyla da matematikseldir (Kavuran ve Dede, 2013, s. 57). Estetiğin ayrı bir alan olarak tanımlanmasını sağlayan ana kavram ‘güzel’ kavramıdır. Bu nedenle güzel kavramının sınırlarının tanımlanmasıyla birlikte estetik kavramının sınırları çizilmektedir. Estetiğin araştırma alanı, gerçeklikle güzel yargısını kapsayan her şeydir. Felsefede güzele yönelik tanımlar, kendi içlerinde değerlendirilebilecek düşünsel çabaları oluşturmaktadır. Bazı düşünürlere göre, estetiğin bilimsel olabileceği ve bireyin psikolojik ve fizyolojik yapısı ile arasında bazı bağlar kurulabileceği savunulmuştur. İnsanoğlu kültür tarihi boyunca birbirinden o kadar farklı oluşlara güzel demekte, güzellik kavramı kişiden kişiye o denli değişmektedir ki güzelin her durumda yeniden tanımlanması gereken bir nitelikte olduğu da savunulabilir.

Estetik Kavramına Genel Bir Bakış

Estetik kelimesi, günümüzde kullanılan anlamıyla ilk kez Alman filozof Baumgarten tarafından 1750’de yayımladığı “Aesthetica” adlı yapıtında kullanılmıştır. Baumgarten, akla kıyasla daha alt seviyedeki duygulardan gelen bilginin bilimi üzerinde durmuştur. Ancak, estetik, Baumgarten’ın tanımına uysun uymasın, güzel, estetik duyumlar, sanat vb. konular üzerinde fikir üreten birçok filozofun eserinde, sözcüğün kendisinden önce bulunmaktaydı. Baumgarten’dan sonra alanı genişleyip daralarak çeşitli anlamsal değişikliklere uğramış; bazen felsefenin bir dalıyken bazen ise felsefe dışında bir bilim dalı olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle estetiğin kesin, kısa ve bütün anlamlarını içeren net bir tanımının yapılması imkansızdır.

Estetik fenomen, dört ana ögeden oluşmaktadır. Bunlar:

1. Doku, Işık, Renk, 2. Kompozisyon, 3. Boyutsallık, 4. Zaman kavramı.

Estetik ancak bu dört ana ögenin ele alınması ve aralarında bir ilişki kurulması halinde incelenebilmektedir. Hoşa giden

ve bakılmasından haz alınan şey olarak ifade edilen güzellik kavramı ile buna neden olan güzellik duygusu veya içgüdüsü gerek güzelliğin yaratılmasında gerek yaşanılmasında neden ve sonuç, olmaktadır. Estetik duyum ise güzel duygusu ile ilgili bütün durum ve açıklamaları kapsamaktadır. Estetik kavramını hem duygusallık hem de günümüzdeki estetik bilimi anlamında kullanan Kant, güzelliğin uyandırdığı duygunun hemen algı ile başladığını öne sürmüştür.

Estetik kavramını felsefeye ait bir dal olarak görenlere göre, törebilimde “iyi”, mantıkta “doğru” kavramları neyi ifade ediyor ise estetikte de güzel kavramının onu ifade ettiği söylenmektedir.

Klasik anlamıyla estetik kavramı, metafiziğin veya felsefenin bir parçasını oluşturmaktadır. Çağdaş estetik ise metafizikten uzaklaşmış bir bilimsel araştırma alanıdır.

Estetik biliminin bağımsız olmasının yanında, psikoloji ve sosyoloji bilimleriyle de etkileşim halindedir. Tarihsel gelişim süreci içerisinde filozoflarca çeşitli şekillerde ele alınarak, yorumlanmasına rağmen iki ana grupta tanımlanmıştır: İlk grupta estetik kavramının psikolojik kökenli olduğu; haz ve beğeninin sonradan öğrenilerek değil, doğuştan var olduğu ifade edilir. İkinci grupta ise kavramın sosyolojik kökenli olduğu; haz ve beğeninin ise toplum aracılığıyla bireye sonradan kazandırıldığı belirtilir.

Henri Delacroix estetiğin bütünsel olduğunu savunur. Delacroix; mimarlık, resim veya müziğin var olduğunu ancak her birinin ayrı estetik çeşitler olduğunu ifade eder.

Estetiğin Kapsamı

Zaman içinde çağlar ve toplumlar, dünya görüşleri doğrultusunda sanata farklı görevler yüklediklerinden sanatın amacı farklılaşmış, bu farklılaşma estetiği de etkilemiş, estetiğin sanata bakış açısını ve giderek konusunu değiştirmiştir.

Güzeli sanat yapıtının varlıksal yapısında bulunan N. Hartmann’ın ontolojik görünüşüne göre ise güzel sanat yapıtının tinsel içeriğinin duyusal bir biçim içinde görünüşe ulaşmasıdır. Güzelin asıl yurdunu sanatçının tininde, ruhunda yarattığı ifadede bulan B. Croce’ye göre ise “Bir şiir, bir resim, bir heykel ve bir müzik parçası... Sanatçının tininde meydana gelen ifadenin tekrarlanmasına yardım eden araçlardır.” Öte yandan doğacı (natüralist) estetik, bütün güzelliklerin kaynağını doğa güzelliğinde bulmaktadır. Bu anlayışa göre sanat, doğadaki güzeli kendine örnek alarak kopya etmelidir.

Estetik Kriter

Estetik kriterler, estetik etkinliğin kendine özgü ilkelerini belirler. Diğer toplumsal olgulardan ve etkinliklerden ayırır. Estetik değer yargılarına varılırken belli kriterler konmadığında tüm estetik yargılar öznel kalır. Eğer bir sanat ürününden etkilenme bireysel kalırsa bu etkilenmenin estetik bir etkilenme olduğundan söz edemeyiz. Estetik etkinin oluşabilmesi için, bireysel olmayan toplumsal etkiler olması gerekir. Estetik kriterlerin de öznel olmaması


gereklidir. Eğer bir kriter toplum tarafından benimseniyorsa estetik kriterdir.

Toplum tarafından benimsenen kriterler ortak bir zevki, ortak bir sanat anlayışını geliştirir. Fakat estetik kriterler kalıcı değildir. Toplumdan topluma ve aynı toplum içinde çeşitli nedenlerle zaman içinde değişirler.

Dijital Estetik

Globalleşmeyle beraber sanatsal üretimin teknolojik değişim ve gelişmelerin etkisi altında kalması, ürün ya da esere bir obje veya nesne özelliği katmıştır. Bu şekilde, algılayan ve algılanan bir tüketim objesi ya da nesnesine evrilmiştir.

Dijital sanat, yeni şeyler üretilmesinin yanında nesnelerin yeniden biçimlendirilerek amaçlandırıldığı, yeni içeriklerle ilişkilendirilen bir süreci ifade etmektedir. Geleneksel estetik veya özerklik gibi ifadeler yerine; yazılım birleştirme, hibritleşmiş, iyileştirme, şeffaflık, etkileşim gibi güncel ifadelerle karşılaşılan dijital sanatta; farklı bir anlatımla estetik fonksiyon ikinci planda yer almaktadır. Aslında teknolojik aygıtların ve bilgisayar bilimcilerin günümüzün sanatçıları, dijital teknolojilerin ise günümüzün sanat eserleri olduklarını ifade etmek yanlış olmaz. İnsanoğlunun teknolojinin kullanılmasıyla birlikte yeni dijital evrime geçiş sürecinde dijital estetiğin birçok alanda üretildiği gözlenmektedir.

Dijital sanat eserleri, sanal bir “an ve aidiyet” duygusu yaratarak sanat eseri ile izleyici arasındaki mesafeyi sonlandırır. Dijital sanat; içine alma, vücut bulma ve etkileşim gibi özellikler ile muhatap olduğu izleyiciyi başka bir dünyaya yani sanal bir gerçekliğe taşır. Bununla birlikte, katılımcıların tüm duyularını, hatta bilincini de etkisi altına alarak sanal bir farkındalık ya da algı oluşturur.

Günümüz teknolojisi kullanılarak en iyi yapay zekâya sahip olanın en iyi sanatı ortaya çıkaracağı düşüncesi, dijital sanat kavramının özünde olan “Algı” ve “Kurgu” olması gerektiğini ve bu olgular, bu tanımlar bilinmeden üründe ya da eserde dijital estetik olamayacağı anlamına gelir. Bununla ilgili olarak bazı kavramların incelenmesi gerekir.

Mutlak Eşik: Bir duyu organının bir uyaranı alabilmesi, yani duyusal yaşantıya maruz kalabilmesi için asgari düzeyde uyarılması gerekir.

Fark Eşiği: İki uyaranı birbirinden ayırt edebilmek için de bu iki uyaran arasında belli bir fark şiddetinin olması gerekmektedir.

Duyusal Kodlama: Beyin ancak sinirsel akımlarla birleştirilmiş elektriksel sinyallerin lisanından anlar, bu nedenle her duyu organı aldığı fiziksel enerjiyi mutlaka öncelikle elektrik enerjisine çevirir.

Duyumsal Uyum ve Etkileri: Arkonaç’a (2005) göre “Duyusal uyum, organizmanın sürekli devam eden veya tekrarlanan bir uyarılmaya maruz kalınması sonucu hassasiyetin azalması demektir.”

Duyu Sistemleri: Görme sistemi, işitme sistemi, koklama sistemi, tat sistemi ve dokunma sistemleridir.

Algı: Estetik gibi duyusal bir kavramdır ve duyular üzerine temellenir.

Algıda Seçicilik: Kişinin dikkatini sadece bir uyarıcı üzerinde yoğunlaştırarak onunla ilgili özellikleri algılamasına algıda seçicilik yani dikkat denir.

Algıda Değişmezlik: Kişi tarafından bir kez algılanan obje şekli, büyüklüğü ve renkleri değişse bile kişi tarafından hep aynı biçimde algılanır.

Algıda Organizasyon: Uyarıcıların bir bütün olarak algılanması algıda organizasyonu oluşturur. Bu algının en önemli özelliğidir.

Algılamanın Tanımı: Dünyada her şey belli mesajlar yansıtırlar. Mesajlar algılama aracılığı ile alıcıya ulaşırlar. Algılama; insanın duyu organları yardımıyla kendisini çevreleyen dış dünyaya yönelik oluşturduğu bilginin, bir veya daha fazla duyu organı tarafından beyinde kaydedilen bir uyarıcıyı yorumlaması ve gelen bilgilerin birlikteliğini sağlayan fiziksel, duyumsal ve bilişsel ögeleri içeren süreci olarak ifade edilir (Keser, 2009).

Algılanan Nesne Özellikleri: “Nesnenin fiziksel, işlevsel ve benzeri sabit özellikleri; nesnenin hareketliliği, konumu gibi geçici özelliklerdir.” (Öktem, 2007)

Nesneler algılanırken estetik kavramı çerçevesinde değerlendirilirken fiziksel ve mekansal açıdan bir dil birliği ve bütünlük olması aranır. Bu da bizi estetik değerler içinde değerlendirme yapmamızı sağlar.

Mekanda Algılama Türleri: Mekana ait algı türleri simgesel algılama, görsel algılama, duygusal algılama, seçilmeyişi algı, dokunsal algılama, işitsel algılama, çevresel algılama ve kokusal algılama olarak on bölümde incelenebilir.

Görsel Algılama: Görsel algılamanın en etkili algılama türü olduğu söylenebilir. Çünkü “Kişi, bulunduğu çevreye yönelik izlenimlerinin önemli bir bölümünü görme aracılığıyla sağlar. Bu nedenle görme duyusu, insanın çevresini algılama ve anlamlandırmasında, yani etrafı bir iletişim içerisinde olmasında ciddi bir faktördür. Ancak görsel algılamanın sağlanması için kişinin psikolojik açıdan bakmak ve görmeye hazır bir durumda olması gerekmektedir.” (İnceoğlu, 2004)

Dokunsal Algılama: Dokunsal algılama mekanın dokunma duyusu aracılığı ile algılanması olarak tanımlanabilir.

İşitsel Algılama: İşitilen sesler mekanın algılanmasında tamamlayıcı bir unsurdur. İşitsel algılama ile mekan anlamlandırılabilir. İşitsel algılama tek başına bize yorumlama olanağı sunabilir veya diğer algılama türleri ile algılanan mekan için işitsel algılama tamamlayıcı unsur olarak da düşünülebilir.

Kokusal Algılama: Kokular zaman içerisinde bizim dağarcığımızda, birikim ile bazı imaj ve anlamlandırmaların doğmasını sağlarlar.


Çevresel Algılama: “Çevrenin algılanması, bilinmesi ve değerlendirilmesinin sürekliliği, çevrenin duyu organları ile hissedilmesi, çevrenin algılanış biçiminin anlaşılması ve çevrenin niteliklerinin tanınması sonucunda, seçim yapma, karar verme sürecini ifade eder” (Özen, 2016). Bu nedenle bir mekanı algılarken çevreden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Duygusal Algılama: İnsan yalnız içgüdüleri ile hareket etmez, duyguları da insanoğlunun algısında önemli rol oynar. “Bir olayın veya nesnenin algılanmasında, onun sadece zihnimizde yer alan simge, sembol ve fiziksel nitelikteki bazı izlenimlerle algılanması yetersizdir. Ayrıca algılama konusu edilen bu olay, durum ve nesneye yönelik algılama edimini sevme/sevmeme, iyi/kötü vb. gibi duygusal nitelikteki birtakım izlenimlerin etkisiyle de gerçekleştiririz. Yani bu noktada algılama sürecinin işleyişine duygusal tavır ve eğilimler de karışır.” (Özen, 2016) İnsanların kişisel duygusal deneyimleri de duygusal algıda önemli rol oynar.

Simgesel Algılama: “Simge, bir şeyi teslim eden, başka bir şeydir. Bazen simge parçaları simgenin bütününü çağrıştırabilir ve insanı, kendiliğinden bir zihinsel sürece yönlendirerek, o simgenin bütününü bulmaya itebilir. Sembol, birey için değeri ve anlamı olan öğrenilmiş bir uyarıcı olup soyut bir özelliğe sahiptir. Semboller gerek yüz yüze gerekse dolaylı ilişkiler içerisinde, örneğin kitle iletişim araçları aracılığı ile öğrenilir. Bunun yanında eğitim kurumları, din kurumları, aile, arkadaş çevresi gibi bireyin içinde toplumsallaştığı toplumsal ve kültürel ortamlar da sembollerin öğrenilmesinde önemli etkiye sahiptirler” (İnceoğlu, 2004).

Seçimleyici Algılama: Algı kimi zaman bireysellik gösterebilir. “Bireyin algılamasında eğitimi, içinde bulunduğu kültürel ortamı, sahip bulunduğu gelenek, görenek, inanç, örf ve adetler oldukça yönlendiricidir. Her bireyin olay, durum veya nesnelere karşı tutumu yer aldığı toplumsal ve kültürel ortam, ilişkiler, etkileşim biçimleri, bireysel gereksinimler, beklentiler, değer yargıları ve benzerlerine göre farklılık göstermektedir. Bireylerin olay, durum veya nesneleri yani, çevreleri bu kendilerine özgü algılama eğilimleri, “seçimleyici algılama” şeklinde tanımlanır.” (İnceoğlu, 2004).

Kültürel Algılama: İnsanlar doğdukları andan itibaren fiziksel ve sosyal çevre aracılığı ile; bilinçli ya da bilinçsiz olarak belirli bir kültür birikimi oluşturmaya başlarlar. Kültür yöreye, dine ve inanca, sosyal ve fiziksel çevreye göre biçimlenir. Bu yüzden coğrafya ve kültür eski anlayışta ve yeni estetik olgusunda son derece önemlidir.

Biçimsel Algılama: Biçimler insanın belleğinde zaman içinde bir dağarcığın oluşmasını sağlar ve belli imajlar beyinde kodlanır. Bu nedenle aynı biçimden farklı anlamlar üretilebilir. Biçim ve form her şekilde beğeni ve anlatı açısında eseri, kaygıyı, ürünü betimleyen ve fonksiyondan gelen estetiği tamamlayan durumdur.

Uzaysal Algılama: Uzaysal algılama uyarıcıların yönünü tayin etmemizde bize yardımcı olur. Çeşitli duyu organlarının bir arada çalışmasıyla oluşan ve eşyaların bir boşluk içindeki konumunun belirtilmesine yerleştirme denilmektedir. Uzay duygusu; sırasıyla görme, dokunma ve işitme duyumlarında yer almaktadır. Yani uzay algısının oluşmasında bütün duyu organlarının rolü büyüktür. Uzay algısı izafiyet noktalarının desteğiyle kolaylaşır; çünkü uzaklıkların anlaşılmasında izafiyet noktaları yardımcı olur. İzafiyet ve algı ötesinde konumlanan eser, duruş, oluş yeni yaşam biçimlerimizde, teknoloji ile kuvvetlenmiş yeni algı biçimlerine ulaşmamızı kolaylaştıran ve yol gösteren bir durumdur.

Zaman Algısı: Zaman soyut bir kavram olduğu için zaman algısı kişiseldir. Zaman algısı öğrenilerek gelişir. Algılanması farklı ama matematiksel olarak her durumda aynı olan başka bir kavram yoktur. Eski ve yeni estetik kavramında matematiksel olarak aynı fakat algısal olarak her canlı için, her durum için farklı akar.

Tasarım Odaklı Kurgu Tanımı, Türleri, Dijital Fonksiyon ve Estetiğe Etkileri

Kurgu; en yalın tanımıyla bir anlam bütünlüğü yaratabilecek parçaların kompoze edilmesidir. Kurgunun üç temel işlevi, dizilim olarak bahsedilebilecek (syntaxique), anlamlandırma ve anlatım olarak bahsedilebilecek (semantique), hareket ve akıcılık olarak bahsedilebilecek ritmik işlevdir.

Kurgu Türleri

Anlatı Kurgusu

Tasarım açısından ele alınan eserlerin (Örn. bir sinema filmi, bir kitap, bir mekan kurgulanması, bir hikâye anlatımı) anlatı kurgusunda; tarihi anlatı ön plandadır. Örnek olarak sinema yapıtlarından bahsedersek açıklayıcı olması için; zaman-mekan uygunluğu bu bağlamda önem taşımaktadır. Detaylar dönemi bütünüyle yansıtmalıdır. Dönemi yansıtmayan detaylar sahneden çıkarılmalıdır. İç ve dış kabuk birbirini tamamlamalı, iç-dış birliği sağlanmalı, kullanılan donatı elemanları ve mobilyalarda dönemin etkin sosyoekonomik ve siyasi şartları ve öne çıkan sanat ve tasarım akımı ile dönemin malzeme ve renklerinden faydalanılarak ifade güçlendirilmelidir.

Nedensel Kurgu

Nedensel Kurgu türünde ise; planların neden sonuç ilişkisini yansıtır biçimde olması gerekmektedir. Bu nedenle kurgulanacak tasarım/mekanlar/algılanacak ya da anlatılacak durumlar neden-sonuç ilişkisini yansıtır biçimde kurgulanmalı, mekanlar arası geçiş nedensellik ile sağlanmalıdır.

Paralel Kurgu

Paralel kurguda ise aynı anda gelişmekte olan iki ya da daha fazla olay aktarılmaktadır. “Filmlerde sıklıkla kullanılan bir başka teknik ise iki sahne arasında gidip gelen kesmelerle eş zamanlı olayların anlatıldığı paralel kurgudur. Paralel kurgu aynı zamanda zıtlıkları vurgulamak için de kullanılır.


Paralel kurgu birbiriyle alakalı iki plan arasında gerilimli ilişki kurar.” (Rnwell J., 2011) Bu nedenle filmin en az iki farklı mekanda kurgulanıyor olması gerekmektedir.

Paralelleştirilen Kurgu

Paralelleştirilen kurguda birbiri ardına kurgulanan olaylar hiçbir noktada kesişim göstermemektedir. Bu nedenle film mekanı olarak tek bir mekanın tercih edilmesi mümkündür. Paralel kurgu ve paralelleştirilen kurgu bazı benzerlikler gösterse de mekan noktasında bu anlamda farklılık gösterebilmektedir.

Kurgunun Dijital Fonksiyon ve Dijital Estetiğe Etkileri

Yeni medya kavramı 1980’lerden başlayan ve günümüze dek gelen tüm sanat ve teknik anlayışları dijital verilere evrimleştirmiştir. Bilgi akışı ve yeni anlayış, yeni mekan ve yaşayış tarzı tüm bu kavramları içine alarak teknoloji ile yeni bir zaman ve mekan kurgulamıştır. Teknoloji toplumunun bilgiyi kullanma biçimi, eski bilgilerin o çağda kalıp fakat yeni anlayışa doğru evirilmesine ve dijital bir çağın başlamasında en büyük rolü oynamıştır. Bu bilgiler ışığında alışılagelmiş biçimlendirme şekillerinin benzer düşünce sistemlerinde farklı bir hâle geldiği, kültürün ve anlayışın şekil değiştirdiği ve iki boyutlu düzlemlerden farklı boyutlandırıldığı görülmektedir. Bunun dışında, bilgi akışı insanlara düşüncenin sanatsal üretime dönüşümünde yeni teknik ve estetik olanaklar sunmuştur. Bu yeni bilgi çağında ‘eski olarak adlandırdığımız’ kavrama ait olan tüm anlatım biçimleri de yeni anlamlar yüklenmiş; estetik, gerçeklik, biçim, form, yüzey, boyut gibi kavramlar dijital çağ ve globalleşen dünya içerisinde yerini başka ifade biçimlerine bırakmıştır ve çağın gerekliliği olan kabul durumunu almıştır. Bunun sonucu olarak karşımıza çıkan hem anlam, biçim değiştirme hem de yeni anlayışların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuş ve gerçekleşmiştir. Sonuç olarak yeni kültür formları yaratılmış, sanat başka şeylerde de olduğu gibi bilgi ve teknolojik veriyi biçimsel strüktüre dahil ederek, bilişsel varlığını belli oranda terk ederek zihinsel ve vücut birliğinin müsaade ettiği ölçüde tabii olmuştur; başka bir deyişle kendi varlığını Yeni medya denen ve gelecekte yaşayışımıza yön verecek kavramın içerisine girerek onun bir parçası olmuştur.

Metaverse Tanımı ve Alanı

İnsanların herhangi bir fiziksel çaba harcamadan artırılmış sanal gerçeklik cihazları yardımıyla tamamen zihinsel olarak kendilerini hissettikleri algısal evrene metaverse ya da sanal evren denilmektedir.

Metaverse kavramı içinde çok olgu barındırsa da aslında kurgusal mekan kökeni olarak karşımıza çıkmıştır. Kurgusal mekanlar ise; tamamının veya çoğunluğunun gerçekte var olması bulunulan dönemin koşullarında pek olanaklı görünmeyen parçaların kompoze edilmesi ile ortaya çıkarılan mekanlar olarak ifade edilmektedir. Neal Stephenson, Vanity Fair’e Metaverse kavramı için sürükleyici ve gerçek dünyadan tamamıyla ayrılan, artırılmış gerçeklikten ziyade sanal gerçekliğe olan yakınlığının daha fazla olacağı bir evren olarak

bahsetmiştir. Metaverse kavramı için Into the Metaverse raporunda birkaç farklı tanım yer almaktadır: Philippe Brown “aralarında sorunsuz bir şekilde geçiş, yapıp hareket edebileceğiniz açık kaynaklı, bağlantılı bir dünyalar kümesi” olarak tanımlamıştır. Alexander Fernandez “fiziksel kişiliğiniz ve dijital kişiliğinizin birleşik bir gerçeklik haline geldiği yer”, Don Stein “sanal dünyalar, odalar ve insanlardan oluşan paralel bir evren”, Grant Paterson ise “Tüketicilerin farklı sanal deneyimler arasında geçiş, yapabildikleri, sanal bir ekonomi tarafından desteklenecek, kalıcı bir sanal dünyanın yaratılması” olarak ifade eder.

Görsel Sanatlarda Kurgusal/Dijital Tasarımda Estetik Kavramı

Kurgusal anlamada ve tasarımcıların kullandıkları değerler aslında hep vardı. Günümüzde kurgusal ya da dijital estetik olarak adlandırsak da çağlar boyunca kaygılar ve öğretiler aslında hiç değişmedi. Sadece günün teknolojisi, anlayışı, sosyopolitik, sosyoekonomik hatta en uç örnekleme olarak yemek yeme alışkanlıkları bile olarak söz edersek yani tam bütün olarak günümüze evirilmiştir. Bu sebeple kurgu ve algı konusundaki çalışmalar ve öğretiler bizler için dijital estetiğin temelini oluşturur. Bu kültürel biçim belirli bir zaman diliminde belirli şartlar altında geliştirilmiş bir iletişim dili değil, yaşamın varoluş şartları altında devamlı bir şekilde ileriye doğru yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmenin getirisi olan imkanların yansımasıdır. Ancak bu imkanların ve yaratılan yeni iletişim dilinin gelinen en son nokta olduğu düşünülmemelidir. Tıpkı sanat tarihinde belirli dönüm noktalarının ardından devamlı bir şekilde değişen estetik yapının varlığında olduğu gibi, medya alanında da yaşanan değişim ve dönüşüm ileriye yönelik bir atılım olarak gelişimini devam ettirecektir.

Metalife ve Dijital Estetik

Sanat ve teknolojinin birleşmesi sonucu, kullanıcıların karşısına belli kavramlar ve kaygılar çıkmaktadır. Bunların belki de en önemli basamaklarından biri estetik kaygısı olarak karşımızda oluşmakta ve hızla gelişmeye devam etmektedir.

Teknolojik yakınsamanın günümüzdeki zirvesi ve canlı örneği olan Metaverse, sosyal medyanın ve mobil internetin geleceği olarak görülmektedir. Estetik kaygılarımız, doğal hayattaki kurgu ve anlatıma uygun olarak gelişse de bu sanal evren mantığında kendine özgü olacak, sanat ve estetiğin temel kavram ve algısı, teknoloji ile paralel gelişim ve değişim gösterecektir.

Lacoste, Prada, Channel, Gucci, D&G gibi lüks markaların da bulunduğu bu tasarlanmış evrenlerde kullanıcılar markaların tüketim kültürü, moda kavramı etkisiyle, kimisi gerçek yaşamlarındaki işlev ve estetiğini taşımak kimi de ancak bu tip bir evrende bu ayrıcalık kavramına sahip olarak ideal benliğini kurgulamak amacı ile NFT’lere büyük bedeller vermeyi göze almaktadır. Gelecekte yaratılan verenler mantığı ile fiziksel yaşam Metaverse de tekrar yaratılacak gibi görünmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında