AÖF Soru Bankası

Yeni Medya SanatıÜnite 1 Özeti

Yeni Medya Sanatının Doğuşu

GİT201U-YENİ MEDYA SANATI

Ünite 1: Yeni Medya Sanatının Doğuşu

Giriş

İnsanlığın son iki yüzyılda yaşadığı teknolojik, sosyolojik, ekonomik, ideolojik ve bunların sonucunda kaçınılmaz olarak yaşanan büyük kültürel devrimler, bilgisayarların doğuşu ve yeni medyanın bir anda başat iletişim ortamı konumuna geçişi ile birlikte yeni bir ivme kazanmıştır. Modernizmin ve post-modernizmin içinde doğan bazı sanat akımlarında köklerini bulan yeni medya sanatı da 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna yaklaşılırken insanın ve hatta bazen de makinelerin kendini ifade ettiği bir sanat pratiğine dönüşmüştür.

Sanat ve Teknoloji İlişkisi

Sanat, Teknoloji ve İlgili Kavramlar

Sanat ve sanat eseri tanımı kültürlere göre şekillenmektedir ve kültür değiştikçe sanatın ve sanat eserinin tanımı da değişmektedir. Sanat tarihi incelendiği zaman bu değişimler görüldüğü gibi, sanat eseri kavramına geçmişe dönük bakıldığında ise ortak bazı noktalar göze çarpmaktadır: Sanat eserlerinin insanlığın kültürel çıktıları arasında estetik ve fikri değeri en yüksek, en gözde parçalar olduğu görülmektedir. Her eser, üretildiği dönemin estetik değerlerini ve fikri yapısını, değişim ve dönüşümlerini insanlığın ortak hafızasına da kaydetmektedir. Diğer bir taraftan teknoloji de ele alınması zorunlu bir kavramdır. İnsanın maddi çevresini denetleyip değiştirebildiği tüm aletler; makas, kürek, araba, uçak, bilgisayar gibi, taş devrinden beri kullanılanlardan iki binli yıllara kadar kullanılanların hepsi bir teknolojidir.

Teknolojiler kullanılarak oluşturulan herhangi bir eser, geçmişten günümüze ulaşabilmektedir. Kaya resimlerinden, fresklere, ünlü sanatçıların tablolarına, heykellerine kadar pek çok sanat eseri bu sayede çok uzun zamandır varlıklarını koruyabilmişlerdir. Fırçalardan, tuvallere; kayıt cihazlarından, ses sistemlerine kadar oldukça çok sayıda teknoloji sanat üretimi ve dağıtımı için kullanılmaktadır.

Endüstrinin Dönüştürücü Gücü

Endüstri devriminin başlangıcında Avrupa’daki sanat, sanat akademilerinin güçlü etkisi altındadır. Endüstri devriminin her alanda görülen dönüştürücü etkileri, özellikle üretim teknolojilerinden kaynaklıdır. Üretimdeki bu değişim toplumların sosyo-ekonomik yapısının da kökünden değişmesine sebep olmuştur. Bu dönemde sanatı etkileyecek en önemli buluşlardan olan fotoğrafın icadı da sanatta yerleşmiş dogma ve görüşlerin tartışılmasında, sonuç olarak da sanat kavramının zaman içerisinde dönüşmesinde önemli rol oynamıştır.

Fotoğrafın temeli sayılan “camera obscura” pek çok sanatçı tarafından konularındaki oranları doğru verebilmek için kullanılmaktadır. 1820’li yıllarda Joseph Nicéphore Niépce’in camera obscuranın mantığını kullanarak doğadaki bir görüntüyü kimyasal olarak metal bir plakanın üzerine sabitlemesi ile başlayan fotoğrafın yolculuğu,

Louis J.M. Daguerreo ve Henry Fox Talbot’un çalışmaları ile kısa zamanda hızla gelişmiş, çoğaltma yapılabilmeye başlanmış ve geniş kitleler tarafından benimsenmiştir. Fotoğraf Rönesans’dan beri süregelen gerçeğin, gerçek gibi görünen el çizimleri ile temsilinin endüstri devrimindeki karşılığı olmuştur (Rosenblum, 1997).

Fotoğrafın icadı ve yaygınlaşması sanat çevrelerinde çeşitli tartışmalara sebep olmuştur. Sanatın mekanik bir şekilde üretilebilmesinin etkilerine karşı en önemli görüşlerden birisi şüphesiz Walter Benjamin’in “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” isimli 1935-36 yıllarında kaleme aldığı metindir. Walter Benjamin (Benjamin, 2002) bu metninde sanat yapıtlarının insan tarafından taklit edilebileceğini, yeniden üretilebileceğini ancak mekanik olarak bir sanat yapıtının üretilmesinin yeni bir şey olduğunu söylemektedir. Yazar, fotoğraf ve sinemanın özelliklerinden bahsettikten sonra en etkin yeniden üretimde bile eksik olan bir yan olduğunu, o yanın da “sanat yapıtının şimdiliğinin ve buradalığının, başka bir deyişle bulunduğu yerde biriciklik taşıyan varlığı” olduğunu söylemektedir. Eserin hakikiliğinin (sahiciliğnin, orijinalliğinin) biriciklik kavramından oluştuğunu dile getirmektedir. Ayrıca Benjamin’e göre hakikilik/orijinallik anlama da bağlı değildir. Benjamin’e göre bir diğer önemli nokta yapıtın aurasıdır. Sanat yapıtının içinde bulunduğu yerden çıkarılması, onun özel atmosferinin/aurasının yıkılmasıdır. Walter Benjamin’in sanat yapıtları hakkında yaptığı bu eleştiriler oldukça önemlidir ve halen daha sanat yapıtları ve teorisi içerisinde tartışılmaktadır.

Yeni Medya Sanatı ve Kökenleri

Yeni Medya

Geleneksel medya terimi basılı kitap, dergi, gazete gibi ortamların yanı sıra sinema, radyo ve televizyon gibi ortamları da içerisinde barındırmaktadır. Yeni medyanın en çok öne çıkan özelliği ise dijital olmasıdır. Yeni medya ortamında deneyimlenen her şey birler ve sıfırlardan, matematiksel kodlarla üretilmiştir. Yeni medya tanımlanırken altı temel özellik belirtilmektedir (Lister vd, 2009. s.13):

• Sayısal (dijital) • Etkileşimli • Üstmetinsel (hypertextual) • Sanal • Ağ tabanlı • Simüle edilmiş olmasıdır.

Sanatın Yeni Alanı Yeni Medya

Bilgisayarlar tarafından üretilen eserlerin ilk tanımı “bilgisayar sanatı” adı altında kavramsallaştırılmıştır. 1960 yılından 1990’lı yıllara kadar multimedya (çoklu ortam) sanatı, etkileşimli sanatlar ve siber sanatlar adı altında da isimlendirilmiştir. Terminolojideki bir diğer terim de “dijital sanatlar” olarak yer bulmuştur. 21. yüzyıl ile birlikte de “dijital sanatlar” ve “yeni medya sanatı” sık


sık birbirlerinin yerine kullanılmaya başlamıştır (Paul, 2015; Tribe & Jana, 2006).

Yeni medya teriminin sınırlarını belirlemek oldukça zordur. Bir esere yeni medya sanatı diyebilmek için, eserin yeni medya olanaklarını kullanarak üretilmiş ve/ya dağıtılmış sergilenmiş olmasını gerektirmektedir. Ayrıca yeni medya ortamının bahsi geçen tüm özellikleri eserde bir arada bulunmayabilir. Örneğin eser kodlarla üretilmiştir ancak ağ tabanlı olmayabilir. Diğer taraftan mevcut bir eserin de dijitale aktarılması onu yeni medya eserine çevirmemektedir. Fakat yapay zekâ tarafından üretilen ve seyirciye basılmış olarak gösterilen bir tablo yeni medya sanatı içerisinde değerlendirilmektedir. Bahsi geçen tanım ve kısıtlamaların ötesinde ele alınabilecek, dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus “remediation (tekrar ortamlandırma)” kavramıdır. Bolter ve Grusin’e göre tekrar ortamlandırma kavramı, yeni medyanın da özelliklerinden birisidir. Bu yüzden kökeni veya içeriği geleneksel ortamlara dayandırılan eserler de yeni medyanın olanakları ile tekrar ortamlandırıldığında yeni medya sanatı içerisinde değerlendirilebilmektedir.

Bir diğer önemli nokta yeni medya sanatı eserlerinin hangi medya teknolojilerini içerdiğidir. Her ne kadar internet pek çok yeni medya sanatı projesinin merkezinde yer alsa da bilgisayar oyunları, gözetim kameraları, cep telefonları, taşınabilir bilgisayarlar ve konum belirleyici cihazlar gibi pek çok teknolojik alet yeni medya sanatında yer almaktadır. Burada önemli olan nokta, yeni medya sanatçılarının bu aletleri “deneysel ve eleştirel amaçlarla onları sanat ortamları olarak yeniden tanımlamalarıdır” (Tribe ve Jana, 2006, s.7). Yeni medya sanatı kendi içerisinde birçok alt dala ayrılmakta, eserler farklı gruplar içerisinde değerlendirilebilmektedir. Diğer taraftan teknolojinin hızla gelişmesi ve yapılan tanımların muğlaklaşması, birbirinin içerisinde erimesi eserleri belli tanımlar içerisine hapsetmeyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca yeni medya sanatı nesne merkezli sanat anlayışına karşı etkileşimli, doğrusal olmayan, maddi olmayan ve geçici doğasına ek olarak sanatçı, eser ve izleyici arasındaki çapraşık ilişki ile de meydan okumaktadır. Dijital teknolojiler sayesinde pek çok eserde sanat eserinin duyumsanması, estetiği, sanatçının belirlediği çerçeve içerisinde seyirci tarafından yaratılmaktadır. Bu durum da izleyicilere estetik seçim şansı sunmaktadır. Grau (2021) yeni medya sanatının; Sanal sanat (virtual art), Yazılım sanatı (software art), İnternet sanatı, Oyun sanatı, Bozunma sanatı (glitch art), Telematik sanat (Telematic art), Biyosanat, Bilgisayar animasyonu, Etkileşimli sanat, Bilgisayar grafikleri, Hacktivizm, Taktiksel medya (tactical media) şeklinde geniş bir yelpazesi olduğunu ifade etmektedir.

Sanal sanat üç boyutlu görüntüleme teknolojileri, üç boyutlu ses, veri eldivenleri, veri duyumsatabilen giysiler, konum sensörleri gibi seyircilerin imgelerin içerisine gömülmesini ve onlarla etkileşime girmesine olanak sağlayan sanat eserlerini içermektedir (Popper, 2007).

Yazılım sanatı, temelini sanatçının yazdığı kodlarda bulan yaratıcı işleri tanımlamak için kullanılmaktadır (Wands, B. 2006 s. 164, aktaran Hope ve Ryan 2014). Hope ve Ryan’a göre (2014) internet sanatı da neredeyse yeni medya sanatı dijital sanat kadar geniş bir alanı kapsayan bir üst terimdir. Sanatçılar kodladıkları eserleri genel ağ şebekeleri üzerinden seyirciye ulaştırmaktadırlar. Farklı konulardaki katılımcılar sistemlere bağlanarak katılımcı sanat pratikleri sergileyebilmektedirler. Üst metin özellikleri kullanılarak şiir projeleri veya taktiksel medya, haktivizm gibi pratikler de bu terimin altında sık sık vücut bulmaktadır. Sosyal medyanın yaygınlaşması ile de ilgili alandaki çalışmalar seyirci ile buluşmuştur. İnternet sanatı aynı zamanda ağ sanatı (net art) adı ile de anılmaktadır. Bir diğer kavram olan oyun sanatı, ticari olarak üretilen oyun yazılımlarını veya bunların parçalarını sanat eseri üretmek için kullanılan çalışmaları betimlemek için kullanılmaktadır (Wands, B. 2006 s. 164, aktaran Hope ve Ryan 2014). Bozunma (Glitch) temelde normal bir şekilde işlemesi beklenen enformasyonun dijital veya analog yöntemler ile bozulması anlamına gelmektedir. Bu tip bozunmaların ve hataların estetik duyumsamalara çevrilerek seyirciye sunulan eserler bozunma sanatı adı altında değerlendirilebilmektedir.

Telematik sanatının sınırları ise oldukça muğlaktır. Hem yeni medya sanatı içerisindeki internet sanatı gibi alanları hem de robot sanatı, uydu sanatı gibi alanları kapsamaktadır ve bu yüzden ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştir. Biyosanat, biyoteknolojinin ortam (medyum) olarak kullanıldığı bir sanat türüdür. Temelde yaşamın, evrimin, toplumun ve sanatın geleceği hakkındaki konulara odaklanılmıştır. Kendi içerisinde farklı alanlara ayrılmış olsa da iki binli yılların ilk çeyreğinde genetik, nörofizyoloji, hücre ve doku kültürleri üzerinde deneysel çalışmalar yapılmaktadır (Wilson ve Lack, 2008).

Dijital animasyonlar yerleştirme sanatından internet sanatına kadar oldukça geniş bir alanda kullanılmaktadır ve yeni medya sanatı başlığı altında değerlendirilmektedir. Animasyonlar kadar etkileşim de sanat alanında 20. yüzyıl ile görülmeye başlanmıştır. 1950’lilerin sonlarından itibaren etkileşim sanatçıların daha az yabancılaştırıcı ve daha çok katılımcı ortamlar yaratmak istemesi ile ortaya çıkmıştır (Tate, 2022). Elbette ki etkileşimli sanat yalnızca yeni medya alanına özgü değildir ancak bilgisayarlar ile bu ortamlar etkileşimli hale getirildiği zaman yeni medya sanatı başlığı altında değerlendirilmektedir. Bilgisayar grafikleri de yazılımlar aracılığı ile ortaya konduğu için yeni medya alanında değerlendirilmektedir. Yazıcılar ile üretilen eserler haricinde ekranlar ve genişletilmiş gerçeklik uygulamaları ile de görüntülenen bilgisayar grafikleri bu kavramın kapsamı içerisindedir.

Hacktivizm ve taktiksel medya, yeni medya sanatı içerisinde politik duruş sergileyen iki önemli alt başlıktır. Hacker kelimesi ve politik aktivizm “hacktivizm” kavramı altında birleşmiştir (Tribe ve Jana, 2006). Christiane Paul


(2015, s. 207) hacktivizm ile yapılan müdahaleleri “yok etmekten öte yaratıcı bir şekilde veri ve sistemleri kırmak, tekrar düzenlemek-yeniden yapılandırmak” olarak tanımlamaktadır. Taktiksel medya da hacktivizm ile oldukça yakından ilişkilidir; sanatın, deneysel medyanın ve politik aktivizmin birleşmiş halidir. Yeni medya sanatı yalnızca yukarıdaki maddeler ile sınırlı değildir. Bu maddeler yeni medya sanatının genel bir panoramasını çizmek için verilmiştir.

Sanat Akımlarının Etkisi

Dada Hareketi

Dada hareketi 1917 yılında ortaya çıkmıştır. Sanatçılar geleneksellikten tamamen koparak, özgürleşmeye çalışmışlardır. Yapıtlarında şok edici, isyankâr ve saçma- beklenmedik karakteristikler ön plana çıkmaktadır (Meggs ve Purvis, 2012). Marcel Duchamp’ın çalışmaları resimsel tasvirden kavramsal sorgulamaya ve seyirci ile etkileşime geçişe önayak olmuştur. Yaptığı optik efektlere sahip kinetik heykeller ile seyirci katılımını öne çıkarmıştır (Hope ve Ryan 2014, s. 41). Dada’nın hem sanata, hem fikir dünyasına hem de yeni medya sanatına etkisi oldukça kuvvetli olmuştur. Eser üretim yöntemlerinin değişmesi, rastgelelik, hazır nesnelerin kullanımının yanı sıra sanatın politik bir eyleme dönüşmesi ve eserler ile izleyicilerin arasındaki ilişkinin değişmesi altı çizilmesi gereken özellikler arasındadır.

Fluxus Hareketi

Fluxus hareketi 1960’lı yıllarda ortaya çıkmıştır ve etkisi 1970’li yılların sonuna kadar sürmüştür. Fluxus bir sanat akımı olarak tanımlanmaktan ziyade dahil olan sanatçıların ortak bir tavrı olarak görülmektedir. Fluxus hareketi içerisinde bulunan Koreli sanatçı Nam June Paik’in çalışmaları yeni medya sanatı açısından önem taşımaktadır. 1963 tarihli yapıtı “Random Access/Rasgele Erişim” 50’den fazla kaset bandının duvara monte edilmesi ile oluşturulmuştur. Katılımcılar elle kullanılabilen bir kaset oynatıcısının ucu ile rastgele gezinerek yapıtı dinleyebilmektedir. Dadaistlerden bu yana gelen kontrollü rastlantısallık kavramı bu eserde de görülmektedir. Bu kavram aslında dijital ortamların da temelini oluşturan enformasyonun işlenmesi ve birleştirilmesini içermektedir (Paul, 2013).

Kavramsal Sanat

Kavramsal sanatın temelinde sanatın nesneye olan ihtiyacının sorgulanması yatmaktadır. Sanatçıların bedenlerini kullanarak yaptıkları performans gösterileri, yerleştirme (enstalasyon) ve çevre düzenlemeleri geleneksel sanat yapıtının tekilliğinin, kalıcılığının ve eserin metalaştırılmasının sorgulanmasını sağladığı gibi aynı zamanda galeri ve müzelerin fiziksel ve ideolojik sınırlarının da aşılmasını sağlamaktadır. Sanatın tekil nesneleri dışlanarak, düşünce ön plana konulmuştur. Yeni medya sanatı da kavramsal sanat gibi nesnelerden çok fikirler üzerine odaklanmıştır ve eserleri de sıklıkla doğası gereği kavramsaldır.

Diğer Sanat Hareketleri

20. yy’daki pek çok sanat akımı elbette ki izlerini yeni medya sanatı veya eserleri içerisinde kimi zaman görünür, kimi zaman görünmez bir şekilde bırakmıştır. Bu sanat hareketlerinden kinetik sanat, ışık sanatı, sibernetik heykel, video sanatı ve feminist sanatın da izleri diğerlerine oranla daha belirgin şekilde görülmektedir. Pop Sanatı, Op sanatı, yeni kavramsalcılık gibi akım ve hareketler de yeni medya sanatının gelişiminde yer almış, eserlerinin içeriğinde kendisine yer bulmuştur. Tarihsel gelişimi çok uzun bir dönemi kapsamasa da atılan adımlar, teknolojik gelişmeler ve o dönemlerde yaşanan sanat olayları yeni medya sanatının karakterinin oluşmasında etkili olmuştur.

Yeni Medya Sanatının Tarihi

1950’li Yıllar

Bilim, teknoloji ve sanat nesnelerinin arasındaki sınırları ilk defa sistematik olarak kaldırma teşebbüsünde bulunan kişi Ben F. Laposky olmuştur. Laposky aynı zamanda bilgisayar sanatının estetik iddialarının temelini atan kişidir. Laposky’nin yeni medya tarihindeki yerine kavuşmasını sağlayan çalışmaları kendi deyimi ile “Elektronik Soyutlamalar” veya “Oscillons” adı ile anılmaktadır. Laposky, çalışmalarını elektriksel işaretlerin ölçümlenmesinde kullanılan osiloskoplar (salınım ölçer) ile yapmıştır. 1950’lerde yeni medya sanatının doğuşunda iz bırakmış bir diğer önemli olay György Kepes’in 1951 yılında açtığı “The New Landscape” isimli sergi ve 1956 yılında çıkardığı “The New Landscape In Art and Science” isimli kitaptır. İki çalışması da bilimsel teknikler sayesinde elde edilebilen görselleri içermektedir (Monoscope, 2020).

1960’lı Yıllar

Computers and Automation dergisi, pek çok araştırmacının hem eserlerinin görülmesi hem de birbirleri ile iletişime geçebilmesini sağlamıştır. Derginin sonraki yıllarında bilgisayar sanatında iz bırakmış pek çok önemli kişinin isimleri görülmektedir: Frieder Nake, Georg Nees, Leslie Mezei, Lillian Shwartz, Kenneth Knowlton, Sozo Hashimoto, Grace C. Hertlein, James Shatter, Charles Csuri, Vera Molnar, Michael Noll, Béla Julesz, Peter Milojevic gibi dünyanın dört bir yanından mühendis ve sanatçılar öncü çalışmaları ile boy göstermiştir. Bu çalışmaların öncü çalışmalar olması haricinde bir önemi daha vardır. Yapılan çalışmalar yalnızca matematiksel kodla tanımlanmış çizimlerden ibaret değildir. Aynı zamanda kodlar kullanılarak bu çizimler manipüle edilmektedir. 1990’lardan sonra yaygınlaşan bilgisayar destekli tasarım programlarındaki rastgele çoğaltma, doku atama, bükme, eğme, rotasyon, çarpıtma, metamorfoz gibi pek çok işlemin ilk örnekleri de bu çalışmalarda görülmektedir. Bu da bilgisayar ortamında yapılan çalışmaların klasik sanat eserlerinden daha farklı imgelemler, daha farklı bir estetiği ortaya çıkarmaya başladığını göstermektedir.


1960’lı yıllar, bilgisayar ile üretilen sanatın diğer sanat alanları ile etkileşime girmesi ve bu eserlerin üretilmesi için ortaya çıkan topluluklar açısından da önemlidir. 1966 yılında Billy Klüver “Experiments in Art and Technology (EAT)-Sanat ve Teknolojide Deneyler” isimli yapıyı kurmuştur. Bu yapının amacı mühendisler ile sanatçılar arasında etkili bir iş birliği kurulmasını amaçlamaktadır ve alanında ilktir. Bu yapı Bell Laboratuvarlarından da destek almaktadır (Paul, 2015). Bell Laboratuvarları yukarıdaki pek çok sanatçının çalıştığı veya ilişkide bulunduğu bir kurumdur. Metin, müzik ve imgelerle alakalı algoritmaya bağlı ilk üretimlerin yapıldığı yerdir (Quaranta, 2013, s.48). Dijital enstalasyonların öncülleri de ilk defa 1960’ların sonuna doğru görülmüştür.

1970’li Yıllar

1970’li yıllarda kendilerini yazılım konusunda eğiten sanatçılar sayesinde, sanat eğitimi almış kişilerin üretiminde artış görülmektedir. Bu tip sanatçılara Manfred Mohr, Edward Zajec ve Duane Palyka gibi sanatçılar örnek teşkil etmektedir. Yeni medya alanındaki bir diğer önemli gelişme müzik alanında olmuştur ve bir mikro bilgisayar (Altair 8800) ile ilk ciddi müzik yapma girişimi Ned Lagin tarafından 1970-1975 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. 1973 yılında Harold Cohen’in başlattığı AARON projesi, bu yıllara damga vurmuş önemli olaylardan biridir. Proje resim yapabilen bir yapay zekayı geliştirmek amacını gütmektedir. 1970’li yılların en önemli gelişmelerinden biri de Myron Krueger’in “Videoplace” isimli çalışmasıdır. 1979 yılında Ars Electronica’nın kurulması bu dönemin en dikkat çekici bir diğer olayıdır.

1980’li Yıllar

Kişisel bilgisayarların yaygınlaşması ve iş yapış biçimlerinin değişmesi en büyük değişimlerden biridir. Çizim ve fotoğraf işleme yazılımları ortaya çıkmaya başlamıştır. William Gibson’un ünlü yapıtı “Nuromancer” siber uzay kavramını getirirken Neal Stephenson’un romanı “Snow Crash” metaverse kavramını getirmiştir. Bu ve benzeri kitaplar da siberpunk kavramını doğurmuştur. Bunların haricinde halka yönelik ilk sanal gerçeklik gözlük ve eldivenlerinin geliştirilmesi de dönemin somutlaştırılması açısından önemlidir. 1980’li yılların ilk başında, bilgisayarla üretilmiş kompozit fotoğrafların ve şekil dönüştürmenin (morphing) öncüleri arasında bulunan Nancy Burson’un eserleri göze çarpmaktadır. Bir diğer sanatçı Lillian F. Schwartz, bilgisayarları ünlü ressamların yapıtlarını incelemek için kullanmıştır. Diğer önemli bir eser olan The Legible City (Okunaklı Şehir), 1988 yılında Jeffrey Shaw ve Dirk Groeneveld’in yaptıkları etkileşimli bir bilgisayar yerleştirmesidir.

1990’lı Yıllar

1990’larda internetin dünyaya sunulması en önemli olaydır. İnternet sayesinde üretilen eserlerde ilk öne çıkan örnek 1993 yılında Joan Heemskerk ve Dirk Paesmans’ın “Jodi.org” isimli çalışmasıdır. 1990’lı yıllarda interneti eser üretmek için kullanan en önemli isimlerden biri de

Mark Napier’dir. Bu dönemin bir diğer önemli özelliği de hacktivizmin ortaya çıkmasında yatmaktadır. Zapatista Tactical Floodnet gibi siteler ile internet politik eylem ve sanat eserleri için bir mecraya dönüşmüştür. Döneme damga vurmuş bir diğer eser Alexei Shulgin’in 386 DX isimli çalışmasıdır. Alexei Shulgin 386 DX’i siberpunk rock bilgisayar-performansıçısı olarak tanımlamaktadır. Doksanlı yılların sonu aynı zamanda dijital sanatın sanat dünyasına resmi olarak girdiği tarihtir. Daha önceleri de dijital eserler sergileniyor olsa da artık daha fazla galeri ve müze sadece dijital eserlere yönelik seçkiler yapmaya başlamıştır (Paul, 2003).

2000’li Yılların İlk Çeyreği

2000’li yıllar bilgisayarların ve internet teknolojisinin çok geniş kitlelere yayıldığı yıllardır. Sosyal medyanın ortaya çıkması ile kodlama bilmeyen kullanıcıların internetteki tüketici rolü, üreticiye dönüşmüştür. Akıllı telefonların ortaya çıkışı ile bilgisayarlar ve internet taşınabilir, her an her dakika ulaşılabilir hale gelmiştir. Nesnelerin internetinin (IoT) yaygınlaşması, internet kullanımının anlık bir aktiviteye dönüşmesi büyük veri gibi kavramları insan hayatına soktuğu gibi aynı zamanda da sanatçılar için pek çok yeni olasılığın kapısını aralamıştır. Bunların yanı sıra “Kendin Yap” akımının ortaya çıkması, bilgisayar ile yönetilebilen elektronik aksamların yaygınlaşması, üç boyutlu yazıcıların genel tüketicinin kullanımına sunulması da sanatçılar için üretim olanaklarını arttırmıştır. 1960’lı yıllardan beri kullanılan yapay zekanın daha geniş bir kullanıma kavuştuğu da görülmektedir. Dikkat çekici son gelişme ise sanat eserlerinde nostaljik esintilerin görülmeye başlamasıdır. 2000’li yıllarda veri görselleştirmenin, insan veya diğer canlılardan/eşyalardan/doğal olaylardan elde edilen verilerin değerlendirilmesinin diğer dönemlere göre daha fazla uygulandığı görülmektedir.

Walter Benjamin’in Görüşleri ve Yeni Medya Sanatı

Gelinen son noktada yeni medya sanatının ve eserlerinin geleneksel sanat eserlerinden farklılaştığı görülmektedir. Walter Benjamin’in eleştirisi yirminci yüzyıl sanatı eserleri için nirengi noktası olduğu kadar yeni medya sanatı için de nirengi noktası olmuştur. Her eserde görülmek zorunda olmasa da olasılığı her zaman var olan katılımcılık ve eser sahibinin muğlaklaşması, değişkenlik ve rastgelelik, maddesizleşme gibi özellikler sanatın içerisinde farklı duyumsamalar yaratmaktadır. Bu özellikler yirminci yüzyılın diğer sanat akımlarında görülse de dijitalleşme ile birleşince yeni medya sanatı kavramının çekirdeğini oluşturmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında