AÖF Soru Bankası

TipografiÜnite 5 Özeti

Tasarım İlkeleri ve Tipografi

GİT106U-TİPOGRAFİ

Ünite 5: Tasarım İlkeleri ve Tipografi

Giriş

Yazınsal ve görsel iletişim sürecinde bir iletişim aracı olarak bilgi alışverişini sağlayan tipografi, grafik tasarımın tamamlayıcı ve en önemli görsel elemanlarından birisidir. Yazıyla ilgilenen ve yazının okunurluğunu arttırmaya yönelik araştırmalar yapan bir disiplin olarak tipografi, belirlenmiş bir sayfa üzerinde yer alan harf, sözcük, satır ve boşluklama için gerekli olan diğer elemanlar ile oluşturulan işlevsel ve görsel düzenlemelerdir (Erdal, 2015:9-53; Sarıkavak, 2004:1).

Tipografi, diğer görsel elemanlar ile birlik ve uyum içerisinde olmalıdır. Tipografik unsurların ve diğer görsel elemanların bir tasarım yüzeyi içerisinde nasıl konumlandırılacağını, bilgilerin nasıl organize edileceğini, belirli bir düzene ve bütünlüğe sahip bir kompozisyonun nasıl oluşturulacağını ise belirleyen bazı temel tasarım ilkeleri vardır. Boyut, şekil, renk, doku bu ilkelerden bazılarıdır.

Tasarım ilkelerinin yanı sıra, insan zihninin görsel algılama sürecini ve görsel elemanları nasıl organize ettiğini araştıran Gestalt İlkeleri de tasarımda düzenin, bütünlüğün ve uyumun sağlanması aşamasında bilinmesi gereken temel ilkelerdendir.

Tasarım İlkeleri ve Tipografi

Tasarım ilkeleri, görsel elemanların bir tasarım yüzeyi üzerinde nasıl ve hangi özellikler ile konumlandırılacağını belirleyen ilkelerdir. Tipografik tasarımlarda harflerin, sözcüklerin, paragrafların ya da sütunların birbirleri ile ve tasarımda yer alan diğer öğeler ile uyum içerisinde olması, işlevsel bir biçimde düzenlenmesi tasarım ilkeleri ile sağlanabilir. Tasarım ilkelerine bağlı kalınarak oluşturulan başarılı ve etkili bir tipografik düzenlemede bilgilerin doğru organize edilmesi, verilmek istenen mesajın okunur ve kolay algılanabilir olması oldukça önemlidir. Belirli bir düzenin sağlanmasına hizmet eden bu ilkelerin her biri bir diğeri ile bağlantılıdır.

Denge

Denge, görsel tasarım bağlamında tasarım yüzeyi üzerinde yer alan elemanların görsel ağırlıklarının orantılı ve uyumlu bir biçimde düzenlenmesidir. Bir kompozisyonda denge, kimi zaman eşdeğer ve benzer öğeler ile kimi zaman ise farklı görsel özelliklere sahip, birbirine benzemeyen ögelerin düzenlenmesiyle sağlanabilir (Poulin, 2011).

Dengeyi anlamak için, görsel ağırlık, konum ve düzenlemenin birbirleriyle olan ilişkisi göz önünde bulundurulmalıdır. Boyut, şekil, renk, doku bir tasarım elemanının görsel ağırlığının belirlenmesine katkıda bulunur. Büyük şekil küçük şekle göre daha ağırdır, büyük gri form, küçük bir siyah form ile dengelenebilir, siyah genellikle beyazdan ağırdır, dokular veya desenler, desensiz/dokusuz bir şekle kıyasla ağır bir görsel yapıya sahiptir, donuk tonlar hafiftir, parlak tonlar ağırdır, soğuk renkler sıcak renklerden daha hafiftir (Landa, 2014) (kitabın 134. sayfasındaki Görsel 5.1'i inceleyiniz).

Ancak öğelerin görsel ağırlıkları kompozisyondaki diğer öğelere bağlı olarak değişebilir. Bu nedenle dengeyi sağlayan tüm unsurlar, parça-bütün ilişkisi açısından göz önünde bulundurulmalıdır.

Kompozisyonda yer alan öğelerin sayfa içerisindeki konumu da (sağ alt, sol alt, orta, sağ üst veya sol üst) görsel ağırlığı belirlemektedir. Tipografik düzenlemelerde harf, kelime, satır ya da paragraf aralarında bırakılan boşluklar ve tipografik düzenlemelerin sayfa içerisindeki konumu dolayısıyla oluşan boşluklar, görsel ağırlığı buna bağlı olarak da tasarımda dengeyi etkileyecektir.

Tasarımda genellikle simetrik ve asimetrik dengeden söz edilmektedir:

Simetrik dengede, tasarım yüzeyi üzerinde yatay ya da dikey eksenin her iki tarafı, ağırlık ve ton bakımından eşit olmalıdır. Çoğunlukla simetrik bir yapıya sahip olan ambigramlar, bir veya daha fazla kelimenin yalnızca sunulduğu biçimde değil, aynı zamanda farklı yönlerden de okunabildiği tipografik düzenlemelerdir (Heller ve Vienne, 2016:204). Ambigramlar, tersten okunabilme özelliğine sahip olması nedeni ile tersine çevirme sanatı olarak da adlandırılmaktadır.

Asimetrik bir denge daha dinamik, hareketli ve eğlenceli bir tasarımın oluşmasına olanak tanır. Asimetrik olarak dengeli bir düzende, tasarım elemanları hayali eksenin her iki tarafında eşit olmayan bir şekilde düzenlenir ve bu şekilde uyumlu bir dengeye ulaşılmaya çalışılır (Solomon, 1994; Graham, 2005:65).

Görsel Hiyerarşi

Görsel hiyerarşi, verilmek istenen mesaj doğrultusunda, tasarım yüzeyi üzerinde yer alan görsel elemanların, baskınlık derecesine göre ölçülendirilerek düzenlenmesidir. Görsel hiyerarşi ile karmaşık bir mesaj anlaşılır bir biçimde basitleştirilebilir.

Tasarım yüzeyi üzerinde yer alan görsel elemanların birbirlerinin algılanmasını engellemeden, belirli bir sıraya göre düzenlenmesi, mesajın izleyiciye ulaşma başarısını olumlu yönde etkileyecektir. Bu nedenle tasarımda yer alan öğeler, birincil, ikincil, üçüncül ve giderek azalan üstünlük derecesine göre sınıflandırılmalıdır (Turgut, 2013).

Tasarımda üstünlük sırası, görsel elemanların ne derecede vurgulanacağını ve baskın olacağını belirler. Boyut, renk, açıklık-koyuluk (ton), uzaklık-yakınlık ve konum görsel ağırlığı, dolayısıyla görsel hiyerarşiyi etkileyen unsurlardır.

Beyaz alan (beyaz boşluk), bir tasarımdaki grafik öğeleri çevreleyen ve onlara nefes alma alanı sağlayan boşluklar, kullanılmayan alanlardır. İsviçreli tipograf Jan Tschichold, beyaz alanı “iyi bir tasarımın akciğerleri” olarak adlandırır. Beyaz boşluk kullanılmayan bir tasarımın sıkışık ve zor anlaşılma tehlikesi vardır (Ambrosse, Harris, 2007).

Tüm görsel öğelerin aynı şiddette vurguya sahip olması, görsel karmaşa yaratarak mesajın izleyiciye doğru ulaşmamasına neden olur. Hangi öğe ya da öğelerin ön


plana çıkarılacağı verilmek istenen mesaj ile ilgilidir. Tasarımda öncelik tek bir görsel öğede olabileceği gibi, bir grupta da olabilir.

Tipografik hiyerarşi, öğeler arasında zıtlık (kontrastlık) oluşturur. Tasarımcılar kontrastlığı oluştururken; yazı karakteri seçimini, boyutu, ağırlığı, büyük-küçük ya da kalın-italik vb. harf kullanımını, renkleri ve konumlandırmayı göz önünde bulundurmalıdır.

Verilmek istenen mesajı tasarım yüzeyi üzerinde ifade edebilmek ve hedef kitleye iletebilmek, etkili bir tasarım oluşturmada esastır. İzleyiciyi sayfa boyunca yönlendiren görsel ipuçlarını oluşturmak tasarımcının görevidir. İzleyicinin ne göreceğini ve hangi sırayla göreceğini siz kontrol edersiniz. İyi bir tipografik hiyerarşi, öğeleri hem birleştirebilir, hem de ayırabilir.

Vurgu

Görsel hiyerarşide olduğu gibi vurguda da amaç, verilmek istenilen mesajın ön plana çıkmasını sağlamaktır. Tasarımda belirli bir öğe vurgulanabileceği gibi birden fazla öğe ya da belirli bir alan da vurgulanabilir. Ancak bir tasarımda tüm görsel eleman(lar) ya da alan(lar) aynı anda dikkat çekemezler. Bu nedenle tasarımda birden fazla vurgulayıcı unsurun olmamasına dikkat edilmelidir. Vurgulama, ön plana çıkması istenen baskın öğe ile ikinci planda kalması istenen öğeler arasında gerçekleştirilen zıtlıklarla sağlanabilir. Tipografik düzenlemelerde zıtlık (kontrastlık), büyük/küçük harf kullanımı, hizalamalar, beyaz alan kullanımı, yazı tipi seçimleri ve yön, yerleşim, boyut, biçim, doku, renk karşıtlıkları (açık renk-koyu renk, sıcak renk-soğuk renk) ile sağlanabilir (Becer, 2015; Poulin, 2017).

Tasarımda vurgu yaratmak, tipografik tasarımın önemli bir parçasıdır. Doğru bir vurgulama okuru yönlendirir ve bilgilendirir. Eksik ya da gereğinden fazla vurgulama ise, okumayı zorlaştırır (Sarıkavak, 2004).

Ritim

Yunanca “akış” kelimesinden türetilen ve birbirinin aynısı ya da benzer olan öğelerin belirli bir düzen içerisinde tekrar etmesi olarak tanımlanan ritim, tüm sanat formlarının temel bir özelliğidir. Tipografideki en basit ritim biçimi, bir sayfadaki yazı satırlarının sürekli akışını içerir. Aynı yazı tipi, aynı ölçü ve satır aralığı ile devam eden metinler ritmik bir yapı oluşturur. Tıpkı tempoyu değiştirerek müzikte ritim değiştirilebildiği gibi tipografik tasarımlarda da yazı karakterinin, ölçünün, rengin ya da satır aralığının değişmesi ile ritim değiştirilebilir (Solomon, 1994).

Tasarımda görsel ritim oluşturmak için genellikle belirli aralıklarla benzer ya da eşdeğer görsel elemanların tekrarı veya değişimi gereklidir. Ritim ile süreklilik, akıcılık sağlanır ve hareket izlenimi yaratılır ya da dokusal görüntüler oluşturulabilir.

Tasarımda ritim oluştururken, tekrar ve varyasyon arasındaki farkı da anlamak gerekmektedir. Grafik tasarımda, görsel elemanların bir kaç kez tekrarı ile ritim

oluşur. Varyasyon ise, tekrar eden tasarım elemanlarının renk, boyut, şekil, aralık, konum veya görsel ağırlık gibi unsurlarının değiştirilmesiyle sağlanır (Landa, 2014). Ritmi bozan, tekrar eden, görsel elemanın bir varyasyonudur. Tekrar eden ritmik bir yapı arasında görülen varyasyon, izleyicinin ilgisini çekmek için görsel bir ilgi noktası yaratır. Tekrar düzeli bir yapı oluşturur, varyasyon dikkat çeker.

Düzenli tekrar eden ritmik yapılar ile dokusal görüntüler ya da hareket izlenimi yaratan görüntüler oluşturulabilir. Ritim, görsel elemanların belirli aralıklarla ve düzenli yerleşimi ile sağlanabileceği gibi düzensiz aralıklarla ve düzensiz yerleşimi ile de sağlanabilir.

Oran-Orantı

Tasarım yüzeyi üzerinde yer alan bir görsel eleman boyut, yerleşim, renk, doku ve görsel ağırlık bakımından diğer görsel elemanlara göre daha büyük ya da daha küçük görünebilir. Bu durum kontrastlıklar yaratarak tasarımda vurgu, hiyerarşik düzen, derinlik ve hareket izlenimi oluşturur. Kompozisyon öğelerinin tümü aynı boyutta ve görsel ölçekte eşit olduğunda, kompozisyon düz ve tek boyutlu görünerek vurgu, ritim ve hareketten yoksun olacaktır (Poulin, 2011). Bu nedenle bir tasarımda yer alan görsel elemanların oran-orantı açısından doğru yerleşimleri, dengeli bir tasarım oluşturmak ve izleyicinin dikkatini vurgu noktalarına çekmek açısından oldukça önemlidir.

Tasarımlarda bazen Altın Oran kullanılmaktadır. Altın oran, bütün içerisinde bir dizi bölme sonucu elde edilen orantısal bir ilişkidir. Altın orana göre; bir bütün içerisindeki en küçük birimin, büyük birime olan oranı, büyük birimin ise bütüne olan oranına eşittir.

Altın Oran’la ilişkilendirilen Üçler Kuralı’da tasarımlarda tercih edilen kompozisyon tekniklerinden biridir.

Üçler Kuralı, 1/3 Kuralı ya da Altın Izgara olarak da adlandırılır. Bu kurala göre oluşturulan hayali ızgaraların kesişim yerleri ile oluşan 4 nokta, tasarımda odak noktalarını oluşturmaktadır. Buna göre tasarım ilkeleri göz önünde bulundurularak, tasarımda vurgulanmak istenen unsurlar bu odak noktalarına yakın yerlerde ya da noktalar tam merkeze alınacak şekilde konumlandırılabilir. Ayrıca ızgaraların kesişmesi ile oluşan 3 dikey ve üç yatay parça sayfa düzeninin sağlanması için kullanılabilir. Sayfa 2/3’lük alan ve 1/3’lük alan olacak şekilde bölümlere ayrılarak tasarımda asimetrik bir denge sağlanabilir (kitabın 148. sayfasındaki Görsel 5.26'yı inceleyiniz).

Bütünlük

Birlik ya da uyum olarak da bilinen bütünlük ilkesi, tasarım yüzeyi üzerinde yer alan her bir görsel elemanın, diğer görsel elemanlar ile bağlantılı olması, tasarımın tüm parçalarının birlikte uyum içerisinde olması anlamına gelmektedir (Hagen, Golombisky, 2017). Tasarım yüzeyi üzerinde yer alan görsel elemanların tasarım ilkeleri doğrultusunda belirli bir düzen içerisinde yer alması ve


vurgu noktalarının doğru planlanması tasarımda bütünlük algısı yaratacaktır. Bütünlüğe sahip bir tasarım ise izleyiciler tarafından daha kolay anlaşılarak, verilmek istenen mesaj doğru bir biçimde izleyiciye aktarılmış olacaktır.

Tasarımda bütünlük, tüm parçaların organize edilerek bir bütün olarak algılanmasına olanak sağlayan ve algısal örgütleme yasaları olarak da adlandırılan Gestalt ilkeleri ile de doğrudan ilişkilidir.

Gestalt İlkeleri ve Tipografi

Yirminci yüzyılın başlarında Alman ve Avusturyalı bilim adamları ve psikologlar, görsel algı üzerine birçok araştırma yaparak, gözün ve beynin birlikte nasıl çalıştığını keşfetmeye çalışmışlardır. Bu araştırmalardan en yaygın olarak bilineni Gestalt teorisidir. 1800’lerin sonlarında ve 1900’lerin başlarında Christian von Ehrenfels, Max Wertheimer, Kurt Koffka ve Wolfgang Kohler’in de aralarında bulunduğu psikologlar, Gestalt teorisi ile ilgili ilk araştırmaları yürütmüşlerdir. Sanatçılar ve tasarımcılar, insan algısını ve şeyleri “gruplandırma” eğilimimizi açıklaması nedeni ile gestalt teorisi ile ilgilenmişlerdir (Graham, 2008).

Almanca’da Gestalt (biçim) sözcüğü, koymak, yerleştirmek, düzenlemek, anlamlarına gelmektedir. Gestalt teorisi kapsamında, insan gözünün görsel deneyimleri organize ediş şekli ve algılayışı araştırılmıştır. Örneğin görsel görüntüler üzerine araştırmalar yapan Wertheimer, bazı görüntülerin neden bir birimin veya grubun parçası olarak birbirine ait göründüğünü ve diğerlerinin neden ayrı göründüğünü incelemiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda, görsel algılama yasaları olarak da adlandırılan gestalt ilkeleri tespit edilmiştir (Graham, 2008; Eczacıbaşı, 1997; Arıkan, 2008). Çeşitli kaynaklarda gestalt ilkelerinin sınıflandırılması ile ilgili farklı yaklaşımlar olsa da bu ilkeler “yakınlık”, “benzerlik”, “şekil-zemin”, “tamamlama”, “süreklilik” olacak şekilde sınıflandırılabilir.

Yakınlık İlkesi

Yakınlık ilkesi konusunda yapılan araştırmalar, izleyicilerin birbirine yakın olan görsel elemanları gruplandırma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Buna göre izleyiciler, yakınlık ilkesi doğrultusunda oluşturulan tasarımlarda küçük parçalardan oluşan görsel elemanları yakınlıkları nedeni ile tek bir büyük parça olarak algılamaktadırlar (Lauer ve Pentak, 2011) (kitabın 149. sayfasındaki Görsel 5.28' i inceleyiniz).

Yakınlık ilkesi doğrultusunda oluşturulan tasarımlarda izleyici ilk olarak büyük olan parçayı algılar, daha sonra küçük olan parçaları algılayarak parça-bütün ilişkisini kurar ve tasarımın bütüncül anlamına ulaşır. Harf, kelime ve cümle arasındaki boşluklar, paragraf ve sütunlar arasında bırakılan boşluklar, tasarımda kullanılan renkler, tipografik tasarımalarda yakınlık ilişkisinin kurulmasına olanak tanır.

Benzerlik İlkesi

İnsan beyni benzer özelliklere sahip olan şekilleri anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde gruplama eğilimindedir. Bu nedenle genel yapıları benzerlik gösteren, ortak özelliklere sahip olan, ancak detaylarda farklılık gösterebilen görsel elemanlar algısal bir grup oluştururlar. Renk, doku, biçim, yazı karakteri, boyut, konum, boşluk kullanımı açısından benzer olan görsel elemanlar birlikte algılanırlar (kitabın 151. sayfasındaki Görsel 5.30 ve Görsel 5.31' i inceleyiniz).

Şekil-Zemin İlkesi

Herhangi bir kompozisyonda yer alan tasarım öğelerinden, odak noktasını oluşturan görsel eleman(lar) “şekil” olarak algılanırken, geri kalan arka plan ya da kompozisyon alanının geri kalanı “zemin” olarak algılanır. Zemin, bir nesneyi veya kompozisyon öğesini çevreleyen alandır. Şekil pozitif bir kompozisyon unsuru olarak kabul edilirken, etrafındaki boşluk veya zemin negatif bir kompozisyon unsuru olarak kabul edilir. Etkili ve algılanabilir bir figür-zemin ilişkisi, gözün bir figürü zeminden veya kompozisyonun arka planından ayrı bir nesne olarak tanımlayabilmesiyle ortaya çıkar. Bu algı, tasarımda zıtlıkların kullanımı ile ilişkilidir (Poulin, 2011).

Şekil-zemin ilkesine göre bilişsel sistemimiz görsel bir alanı, ön plan (şekil) ve arka plan (zemin) olmak üzere ikiye ayırır. Şekil olarak algılanan ön plan, tasarım yüzeyi üzerinde birincil olarak dikkatimizi çeken görsel eleman(lar)dır. Zemin olarak algılanan arka plan ise, ikincil olarak dikkatimizi çeken diğer unsur(lar)dır. Nesneler üst üste geldiğinde küçük olan nesne şekil, büyük olan nesne ise zemin olarak algılanır (Johnson, 2010).

Zıtlıkları kullanmak, şekil-zemin ilişkisi oluşturulurken dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardandır. Koyu ve açık, siyah ve beyaz, pozitif ve negatif karşıtlıklarının kullanımı, etkili bir şekil-zemin ilişkisi oluşturmak için göz önünde bulundurulmalıdır.

Şekil-zemin ilkesi ile iki ya da daha fazla görsel gösterenin izleyiciye sunularak, izleyicinin görüntüleri yorumlaması ve verilmek istenen mesaj ile ilişkilendirmesi amaçlanır. Verilmek istenen mesajı algılamaya çalışmak, izleyicinin görsel bir bulmacayı çözmeye çalışarak etkin bir rol almasını sağlar. Dengeli ve etkili bir şekil-zemin ilişkisi, verilmek istenen mesajın etkisini arttırır, anlamı güçlendirir, tasarıma canlılık ve dinamiklik kazandırır.

Tamamlama İlkesi

Görsel iletişimde tamamlama, görsel bir yanılsama olarak tanımlanabilir. Kapalılık olarak da bilinen tamamlama ilkesine göre bilişsel sistemimiz açık figürleri, kapalı figürler olarak algılama eğilimindedir. Bu nedenle ayrı parçalardan oluşan ya da dış hatları tamamen tamamlanmayan görsel elemanlar, bir bütün olarak algılanabilir. Kimi zaman boş bir alan bile bir nesne olarak algılanabilir.


Çoğunlukla görsel ilgiyi arttırmak, vurgu noktası oluşturmak, karmaşıklığı azaltmak ya da tasarımı sadeleştirmek amacıyla tamamlama ilkesine başvurulur.

Devamlılık İlkesi

Devamlılık, tasarım yüzeyi üzerinde yer alan parçalar arasında algılanan görsel yollar veya bağlantılardır. Önceki öğelerin devamı olarak görünen öğeler, birbirleri ile bağlantılı olarak algılanarak hareket izlenimi yaratır (Landa, 2014). Görsel elemanları gruplama, organize etme eğiliminde olan bilişsel sistemimiz, sürekliliği, devamlılığı olan biçimleri bir bütün olarak algılar. Birbiri ile bağlantısı olmayan görsel elemanlar, birbiri ile bağlantılı görsel elemanlara göre daha karmaşıktır ve zor algılanırlar. Ancak devamlılığı olan görsel elemanlar grup özelliği göstererek daha kısa sürede algılanabilir. Hizalama, konumlandırma ve benzer renk kullanımı ile devamlılık sağlanabilir, böylece farklı biçimler ya da farklı fikirler arasında bağlantı kurularak bütünlük sağlanır. Tipografik devamlılığın sağlanmasında “hizalama” oldukça önemlidir.

Bir tasarımda devamlılığı bozan herhangi bir unsur yok ise tüm parçalar bir bütün olarak algılanır, devamlılığı bozarak farklılaşan görsel elemanlar ise odak noktasını oluşturur.

Düz metinlerden oluşan sayfa tasarımlarında, devamlılık ilkesi ile bilgiler gruplandırılabilir ve gruplar arasında bağlantı kurulabilir. Kenar çubukları, madde işaretlendirmeleri, renklendirme kutuları, hizalama ve sütun kullanımı tasarımda devamlılığı sağlayan unsurlardır.

Dergi, gazete, broşür gibi çok sayfalı tasarımlarda, sayfalar arasında bağlantı kurmayı sağlayacak benzer renklerin ve formların kullanılması devamlılığı sağlayacaktır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında