AÖF Soru Bankası

TipografiÜnite 2 Özeti

20. Yüzyıl Modernizmi Kapsamında Tipografi

GİT106U-TİPOGRAFİ

Ünite 2: 20. Yüzyıl Modernizmi Kapsamında Tipografi

Giriş

Tipografide 19. Yüzyılda Sanayi Devriminin etkisiyle üretken bir dönem başlamış ve teknolojik gelişmelerle yaratıcı formlar ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimi tipografide ekonomik bir rol oynayarak afiş tasarımcılarının, reklamcıların ve matbaacıların yayılmasına olanak tanımıştır. Bu süreçte el yazmalarının karşılamadığı yazı karakterlerinde, sayfa düzeninde, renklerde görsel etkilerle ilgili yeni talepler doğmuştur. Yazı karakteri tasarımlarında alışık olmadık kalın harfler ortaya çıkmaya başlamıştır.

1800’lü yılların başlarında görülen bir diğer yenilik tırnaksız (sans serif) yazı karakteri olmuştur. William Caslon tarafından 1816 yılında tasarlanan bir kitapta kullanılmıştır.

19. Yüzyıl’ın ortalarından itibaren desen çizen sanatçıların bu tekniğe yönelmesiyle üç boyutlu manzara ve figüratif çalışmalar ortaya çıkmıştır. 1830’lu yıllarda dört renk baskısı gelişmiş ve çok renkli tasarımlarla doku çeşitliliği de gün yüzüne çıkmıştır.

Bu süreçte sanatsal litografinin hızla gelişmesiyle Henri de Tolouse Lautrec’in eserleriyle litografi icadından neredeyse yüz yıl sonra üretim konusunda zirveye ulaşmıştır. Lautrec’in ilk litografik çalışması Moulin Rouge’un reklamını yapan bir afiş tasarımı olmuştur.

William Morris, kaybolan Gotik üslubunu yeniden canlandırarak yeni bir anlayış biçimi geliştirmeyi amaçlamıştır. Morris, kitap tasarımından sonra yazı karakteri tasarımıyla da ilgilenmiş, Nicolas Janson’a ait Venedik Romen yazı karakterinden ilham alarak Golden (sayfa 34 Görsel 2.2) olarak isimlendirdiği tasarımı gün yüzüne çıkarmıştır. Morris’in ikinci yazı karakteri de Gotik harflerden esinlendiği Troy yazı karakteri (sayfa 34 Görsel 2.2) olmuştur. Troy yazı karakteri, Gotik harflere göre daha geniş tasarlanmış, birbirini anımsatan karakterlerinde farklılaşmalar yaratılmış ve harflerin köşeleri yuvarlatılmıştır. Üçüncü yazı karakteri de Troy’a benzer ama küçük biçime sahip olarak tasarlanmıştır.

Dekoratif bir üslup olarak Art Nouveau hareketi bu süreçte 1910’lu yıllara kadar çiçek motifleri, organik biçimler ve yuvarlak çizgilerle kendini göstermiştir. Fransa’da Art Nouveau, Almanya’da Jugendstil ve Avusturya’da Secessionstil olarak çeşitli adlarla görülmüştür. Bu hareketin özellikleri Arts and Crafts, Rokoko, Pre-Rafaelit resim anlayışı, japon dekoratif tasarımı ve ahşap kalıp baskıları gibi birçok anlayışı bir arada barındırmıştır.

20. Yüzyıla gelindiğinde görsel dil arayışları sonucunda oluşan biçimsel sanat hareketlerine rastlanmıştır. Bunlardan biri olan bağımsız tasarım anlayışını içeren Kübizm akımıdır. Bu akımda geometrik stilizasyonlarla, kolajlarla mekan ve duygu aktarımında yeni bir yaklaşım görülmektedir. Bu akımın tipografik görsel dilini yansıtan öncü tasarım örnekleri söz konusu olduğunda Picasso’ya ait sergi ve barış afiş tasarımları göze çarpmaktadır.

Yeni Tipografi olarak adlandırılan harekette, modernist tasarımcılar, simetrik sütunlarda geleneksel yazı düzenlemesini reddederek, basılı sayfa üzerinde asimetrik kompozisyon arayışlarına gitmişlerdir. Kompozisyonlar simetrik olmamasına rağmen asimetrik oluşlarında da bir denge hakimdir. Zeminde beyaz boşluklar metin alanı gibi bir anlama, bir ifadeye sahiptir. Boş alanlar özenle düşünülmüş ve belirli bir ritmik dengeye, harekete sahiptir. Bu hareketin öncüsü olarak görülen Jan Tschichold, Sovyet Rusya’daki ve Weimar Bauhaus’taki akımlardan esinlenerek “Die Neue Typographie” adlı çığır açan kitabıyla akımın genel çerçevesini belirlemiştir. Yeni Tipografi ile tek tip bir üslup duygusu gelişmemiştir. Örneğin, Fütürizm ve Dadaizmdeki kaos ve bozulma, De Stijl’deki hassasiyet bir araya gelmiş ve geleneksel tasarım anlayışından bir kurtulma çabası ortaya çıkmıştır.

Modern Sanat Akımları Bağlamında Yeni Tipograf

Modernist sanatçıların deneysel yaklaşımlarıyla özgünlük dışında okunaklılık, anlam, içeriğin yansıması, nesnellik, netlik gibi kavramlar gün yüzüne çıkmıştır. Fütürist, Dadaist ve konstrüktivist tasarımcılar tarafından tipografi modern dönemin ilk zamanlarında kendi başına bir görsel ifade aracı olmayı başarmıştır. Böylelikle günümüzdeki tipografik tasarımın biçimlenmesine katkı sağlayan çalışmalar hayata geçmiştir. Modern sanat akımlarının sunduğu bu zengin deneyimlerle Yeni Tipografi düşüncesi ortaya çıkmıştır.

1920’li yıllarda modern sanat akımlarından etkilenen Yeni Tipografi akımı çerçevesinde oldukça çok tırnaksız yazı karakterleri tasarlanmıştır. Bunlardan biri Edward Johnston tarafından tasarlanan “Railway Type” yazı karakteri olmuştur. Johnston’ın yazı karakteri 20. Yüzyıl’ın özelliklerini taşıyan sadelikte, ifadesi net ve güçlü yapıda tasarlanmıştır. Üretilen bu yazı karakteri zamansız bir biçimde değişmeden, sürekli olarak tabelalarda, afişlerde ve tanıtımlarda kullanılmaktadır. Johnston fontunun yanı sıra Eric Gill’e ait “Gill Sans” serisi ve Paul Renner’ın “Futura” fontu bu dönem tasarımlardandır.

Fütürist Tipografi

Fütürist sanatçılar çalışmalarında estetiğin odak noktası olarak farklı perspektifleri ve hareket döngüsünü üst üste koyarak var olma ve oluşma kavramlarını eş zaman diliminde kullanmışlardır. Böylelikle, ilk kez “eşzamanlılık” terimi Fütüristler tarafından kullanılmıştır.

Fütürizmin en temel özellikleri hız, hareket, eşzamanlılık, özgünlük, heyecan ve ses kavramlarıdır. Durağan sayfa düzenlerinin aksine bu kavramlara görsel bir ifade kazandırarak tasarımda dinamizm ön plana çıkarılmıştır. Tasarımda dinamizmin yansıtılmasında tekrarlama, bulanıklaştırma, büyültme-küçültme gibi birçok teknik görülmektedir. Bunların yanı sıra Fütürizm ile birlikte özgür sözcük kavramı göze çarpmaktadır. Bu kavramla duygu aktarımı ön plandadır. Fütürizmde seslerin ve


hareketin kullanımının en önemli örneği Marinetti, Zang Tumb Tumb adlı şiiridir.

Dadaist Tipografi

Dadaistler savaştan, güçten ve yıkıcı öğelerden beslenen sanata tümüyle karşı çıkan sanatçılardan oluşmaktadır. Dahası, teknolojik gelişmeleri, savaşın her türlü yıkıcı sonuçlarını ve bu sonuçlardan etkilenerek Avrupa toplumunun çökmesini kabullenmeyerek karşı bir tutum içerisindedirler. Dadaizmi temsil eden sanatçılar her türlü geleneksel anlayışı reddetmiş, özgürce ifade edilen görsel ifadeleri savunmuştur. Dadaistler rastlantısallığı kullanarak Kübistler gibi harflere somut görsel form olma özelliği kazandırmıştır. Dadaizm Zürih’te Hugo Ball’ın çalışmalarından sonra kendiliğinden başlamıştır. Hugo Ball, şiirleri sayfa üzerinde düzenlerken farklı yazı karakterleri kullanmıştır. Bilinçli olarak saçma bir biçim içeren parodi yazmıştır. Ball, imaj ve kelimenin tek olup bir bütün olduğunu savunmuştur. Aynı zamanda Dadaizmin bir özelliği olan teknolojik gelişmeleri reddetme düşüncesini Ball çalışmalarında yansıtmıştır. Sanatçı, hem kültürel hem de mekanik baskı yapan kısıtlamalardan kaçınma isteği gütmüştür. Bu bağlamda, Ball görüşlerini yansıtan Karawane şiirini düzenlemiştir.

Dadistler, buluntu fotoğrafları bir araya getirerek fotomontaj tekniğinin gelişimine de katkıda bulunmuşladır. Örneğin, Dadaist Kurt Schwitters, Merz dergisine yaptığı çalışmalarla (sayfa 42 Görsel 2.13) ve Hannah Höch ve Roul Hausmann adlı sanatçıların gerçeklik ve saçmalığını fotoğrafları manipüle ederek bütünleştirmiştir.

Dadaist sanatçıların tasarımlarının ortak özellikleri diyagonal bir veya iki satır metin, büyük boyutlarda birkaç sözcük ve mantıksız bir şekilde yerleştirilmiş rastlantısal olarak bir araya getirilmiş birbirinden farklı yazı karakterlerinden ibarettir. Dadaistler kompozisyonlarında farklı boyutlarda kullandıkları harfler ile sese dayalı görsel ifadeler oluşturmayı hedeflemiştir. Sanatçılar kullandıkları şiir ve tipografi ile dil ve müziğin birlikte bir görsel tasarımda ifade edilmesinin örneğini gözler önüne sermiştir. Sonuç olarak sayfa tasarımları durağan bir görsel ifadeden kurtulmuş, dinamik hale gelmiştir.

Konstrüktivizm

Kübizm ve Fütürizm konusunun hızla yayılması Rus sanatçıların bu anlayıştan beslenerek yaratıcı yenilikler bulmasını sağlamıştır. Kendilerini Kübo-Fütürist olarak nitelendiren Rus sanatçılar, anlamlandırma mevzuundan kopmuş ve ses, ritim, geometri ve soyutlama kavramlarını ele almışlardır. Konstrüktivist anlayışta işlevsellik ve teknolojik kullanım ön plana çıkmıştır. Konstrüktivizmde ilk örnekleri grafik tasarımda görülmeye devam etmiştir. Kitap tasarımında süslü düzenlemeler terk edilmiş, yerine geometrik formlar gelmiştir. Ayrıca kitap tasarımında işlevsellik ön plana alınarak klasik simetri anlayışı da Konstrüktivistler tarafından tercih edilmemiştir.

Sayfa yüzeyinin tipografik unsurlarla kaplanması Konstrüktivist kitapların temel özelliklerinden biri

olmuştur. Kapak tasarımlarında kimi harflerin boyutları oldukça büyük tasarlanmıştır. Bunun sebebi mesajın ideolojik boyutuyla ilgilidir. Harflerin sayfa üzerinde her yeri kaplayacak şekilde yer almasının nedeni de buna bağlıdır. Ayrıca kapak tasarımlarında gruplaşmış sözcüklerin bulunması da bu sözcük gruplarının yarattığı etkidir. Bu tasarım anlayışı sayesinde kitap tasarımında yeni üsluplar ortaya çıkmıştır. Tasarımda tırnaksız, anlaşılması kolay yazı karakterlerinin kullanılması ve kontrast etki oluşturması Konstrüktivist kitapların bir diğer özelliği olmuştur.

De Stijl Etkisinde Tipografi

20. yüzyılın başlarında görsel sanatların tüm alanlarında görülmeye başlayan De Stijl akımının öncüsü Theo van Doesburg’tur. De Stijl temsilcileri düz çizgi, dik açı ve üç belirli renk ile sınırlı elemanların olduğu bir sanat anlayışı benimsemiştir. Tipografi alanında yapılan tasarımlarda De Stijl akımı bağlamında geometrik yapıda tırnaksız yazı karakterleri tasarlanmıştır. Van Doesburg ve Vilmos Huszar’a ait tasarımlarda tipografik karakterlerdeki yuvarlak formların terk edildiği ve dar dikdörtgen bloklar içinde yapılandırılan harflerin tercih edildiği görülmüştür. Dikkat çekiciliği ve etkiyi artırmak adına siyah rengin yanında kırmızı renk kullanılmıştır.

Bauhaus Etkisinde Tipografi

Bauhaus’un birincil hedefi, endüstri dünyasının içine girerek modern endüstri sistemleri ile birlikte çalışma sistemi yaratmaktır. Bu görüş neticesinde okul sistemi öğrencilerine faydalı ve işlevsel tasarım uygulama çalışmaları ortaya koymalarını desteklemiştir. Bu ilkeler doğrultusunda bina boyama, estetik olmasının yanı sıra işlevsel modeller üretme, makineleşmeden ilham alınan tipografi anlayışı gibi Bauhaus uygulamaları yapılmıştır. Endüstriyel sanatları ve güzel sanatları birleştiren bir anlayış güden bu okul, sanat dallarının birbirinden üstün olmadığını savunmuştur. Dolayısıyla Bauhaus, tekdüzeliğe karşı olarak birbirinden farklı disiplinlerden beslenmiştir.

Yeni Tipografi ve Öncüsü Jan Tschichold

1920’li yıllarda Yeni Tipografi hareketi, grafik ve bilgi tasarımını Orta Avrupa’daki sanatsal avangardı ön saflara taşımıştır. Hareket, öğelerin asimetrik dengesi, hiyerarşi tarafından tasarlanan içerik, kasıtlı beyaz alan kullanımı ve tırnaksız (sans serif) tipografi kullanımı gibi özellikler etrafında şekillenmiştir. Simetrik sütunlarda geleneksel yazı düzenlemesini reddeden modernist tasarımcılar, basılı sayfayı yazı ve illüstrasyonları çarpıcı şekilde asimetrik kompozisyonlarda düzenlemişlerdir. Yeni Tipografiyi geniş kitlelere duyuran ve öncüsü olarak kabul edilen Jan Tschichold’tur.

Yeni tipografi akımına ait eserler incelendiğinde yalın ve basit ifadeler ön plana çıkmaktadır. Sayfa üzerinde anlam ifade etmeyen dekoratif biçimler ve simetrik sıralanmış kelime ve cümleleri reddederek, asimetrik kompozisyonlarla çağın dinamizmi yansıtılmaktadır. Böylelikle, Yeni Tipografi hareketinde öncüler, kitabın


kolay okunmasında daha elverişli yöntemler geliştirmeye çalışmıştır. Metnin içeriğine uygun gerek sayfa numaralarını gerekse başlığı vurgulayarak anlama uygun tasarımlar üretmeye çalışmıştır. Ortaya çıkan tasarımda simetrik, durağan bir düzenle yerine kontrastların hakim olduğu kompozisyonlar üretilmiştir. Yeni tipografi ile harflerin süslemelerden ve gereksiz detaylardan arındırıldığı, tırnaksız (sans serif) bir forma sahip olduğu gözlenmektedir.

Tipografide İletişim Çağı

Bu dönemde bilişim sistemlerinin yaygınlaşmasıyla okur ya da izleyicinin üst bilgi kavramlarına kolay ulaşması sağlanmıştır. Grafik tasarımcıların bilgiyi kullanması ve aktarmasında teknolojik olanakların etkisi artmıştır. Bu süreçte İsviçre’de bilgiyi net ve evrensel biçimde aktarma çabasıyla Uluslararası Tipografik Stil hareketi gün yüzüne çıkmıştır. İsviçre Stili olarak da adlandırılan bu tasarım hareketinde tasarımdaki problemin çözümünün içeriğinde bulunması gerektiği anlayışı güdülmüştür.

İsviçre Tipografisi

İsviçre stili De Stijl, Konstrüktivizm, Bauhaus ve Yeni tipografi akımlarının anlayışını taşıyan bir harekettir. Bu tasarım hareketinin nesnel netliği dünya çapında dönüşümler kazanmıştır. Yirmi yılı aşkın bir süredir etkisini korumuş ve hâlâ da devam ettirmektedir. İsviçre tasarımının özellikleri arasında bütünlük oluşturulmuştur. Matematiksel olarak oluşturulmuş bir ızgara sistemi üzerinde asimetrik kompozisyon düzenlemeleri yapılmış ve sol ve sağ kenar boşluklarında düzen arayışına gidilmemiştir.

Uluslararası Tipografik Stil, tasarımda görsel bir etki yaratmaktansa tasarımcıda bir tavır geliştirmeyi amaçlamıştır. Ortaya çıkan tasarımların toplumsal bir amaca hizmet ve hatta bir meslek dalı olarak ele almışlardır. Bu bağlamda, kişisel ve abartılı, ilginç tasarımlardan ziyade evrensel ve bilimsel bir anlayış içeren bir anlayışla problem çözümüne yönelik yapılan tasarımlar tercih edilmiştir. Hareketin temsilcileri düzen ve net ifadeyi ele almıştır. Akımın temsilcileri De Stijl hareketinin grid sistemi üzerinde yatay ve dikey yapıya sahip ifade biçimini sürdürmüştür. Buna ek olarak sayfa üzerinde geometrik yapılarda bölümler ve modüler gridler ile Konstrüktivizm anlayışı benimsenmiştir. Bu dönemin temsilcileri arasında Ernst Keller, Max Bill, Josef Müller-Brockmann yer almaktadır.

New York Okulu

Amerikan kültürünün ve toplumun benzersiz yönü Amerikan modern tasarıma yaklaşımını şekillendirmiştir. Amerikan toplumu için tekniğin yeniliği ve konseptin özgünlüğü önemli görülmüştür. Tasarımcılar iletişim sorunlarını çözmeye ve bilgiyi doğrudan aktarmaya çalışmışlardır. Amerikan grafik tasarımının bu uğraşı, 1940’lı yıllarda Avrupa tasarım anlayışıyla başlamış,1950’li yıllarda uluslararası bir önem kazanmış ve 1990’lı yıllara kadar devam etmiştir.

Diğer Amerikan tasarımcılara göre Paul Rand, Amerikan grafik tasarımını daha iyi yansıtmıştır.

New York Okulu’nun anlayışını Los Angeles’a taşıyan Saul Bass olmuştur. 1940’lı yıllardaki Paul Rand’ın asimetrik dengeyi kullanmasından ilham almıştır. Bass, mesajları basit piktografik görüntülere indirgemiştir. Kağıttan makasla kesilen ya da fırça ile çizilen düzensiz formlar Rand’ın tasarımlarında yer almıştır.

Amerikan grafik tasarımına katkı sağlayanlar arasında Robert Brownjohn, Leo Lionni, Otto Storch, Don Egensteiner, Herb Lubalin yer almaktadır.

Sonuç olarak, New York Okulu, Avrupa modern sanat akımlarının etkisiyle ortaya çıkmıştır. Ekonomik ve teknolojik gelişmelerle beslenmiştir. 1940’lı yıllardan 1970’li yıllara kadar tasarımda aktif bir güç olarak yerini almıştır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında