GİT106U-TİPOGRAFİ
Ünite 1: Yazı ve Tipografinin Gelişimi
Giriş
Görsel iletişim tasarımı, alanın kuram ve uygulamalarından yararlanarak oluşturulan mesajı hedef kitleye ulaştıran bir sanat dalıdır. Görsel iletişim tasarımında anlatımı güçlendiren en önemli faktörlerden birisi de tipografidir.
Yazının Keşfi ile Piktogramik ve Fonetik Alfabelerin Gelişimi
Tarihsel süreçte, yazının keşfinden önce, MÖ 25.000 ile 20.000 yıllarında insanların mağara duvarlarına türlü amaçlar için çeşitli desenler çizdikleri bilinmektedir. Lascaux Mağarası (Güney Fransa) duvarlarında buluntulanan el çizimleri ile Altamira Mağarası (Kuzey İspanya) duvarlarında buluntulanan boğa ve bizon çizimleri MÖ 15.000lere aittir.
Paleolitik veya neolitik dönemlerdeki insanlar tarafından çizilen mağara resimlerinde siyah renk kömürden, kırmızı ve kahverengi renkler ise kırmızı ve sarı demir oksitlerden elde edilmiştir. Bu boyalar yağ ile karıştırılarak mağara duvarlarına resimler yapılmıştır. Bu resimlerde hayvan resimleri ile iç içe noktalar, kareler gibi çeşitli soyut geometrik şekiller bulunmaktadır.
Yazının Keşfi ile Piktogramik Alfabelerin Gelişimi
Mağara duvarlarında buluntulanan çizimler yazı olarak adlandırılmıyor olsa da ilk yazı düşüncesinin bu desenlerden etkilendiği düşünülebilir. Öte yandan mağara resimlerinde kullanılan bazı çizimlerin zaman içinde yazıya dönüştüğü bilinmektedir. Buna verilebilecek örneklerden bir tanesi de öküz başı çizimlerinin zamanla dönüşmesi ve günümüzde de kullandığımız “A” harfinin (farklı dillerde de “Alef” ve “Alfa” harfleri) oluşmasıdır.
M.Ö. 3500 civarında yani günümüzden yaklaşık 5500 yıl önce yazıyı Sümerler icat etmiştir.
Tarihi kalıntılar incelendiğinde, bu yazı sisteminde kullanılan piktogramların, Ziggurat adı verilen tapınakların içerisinde depolanan yiyecek stoklarını kaydetmek amacıyla oluşturulduğu görülmektedir. Öte yandan bu yazının Sümerler tarafından alım satım ve hesaplama amaçlı kullanıldığı da bilinmektedir. Sümer yazısının grafik biçemi gelişirken, bilgiyi kaydetme kapsamı da genişlemiştir. Piktogramların canlı ve cansız nesneleri temsil ettiği (Örnek: güneş) ilk aşamadan sonra, soyut fikirler de (Örnek: gün, ışık vb.) temsil edilmeye başlanmıştır (Meggs, Purvis, 2012). Çivi yazısının çeşitli medeniyetlerde gelişmesinde, bu piktogramlar öncü olmuştur. Yazı ilk olarak Mezopotamya coğrafyasında ortaya çıktıktan sonra zaman içerisinde bütün uygarlıklara yayılmıştır.
Günümüzde alfabe, bir dildeki harflerin sıraya dizilmiş bütünü (TDK, 2021) olarak tanımlanmaktadır. Piktogramik alfabelerde ise harfler yerine piktogramlar yer almıştır. Tüm alfabelerde önemli olan, yazı sisteminin kurulmuş olmasıdır.
Sert yapısı ile ön hazırlık gerektirmeyen ve ilk yazılardan itibaren kullanılan bir yüzey olan taş, hem Prehistorik, hem Paleolitik hem de Eski çağda yazı yüzeyi olarak kullanılmıştır. Eski çağda kullanılan bir başka yüzey de kırık veya sağlam haldeki çanak ve çömleklerdir. Çeşitli madenler ve metaller de yüzey olarak kullanılmıştır. M.Ö 4000’lerden itibaren kil tabletler yazı yüzeyi olmuştur. Tüm bu sert malzemelerin yüzeyinde boya dışında kemik, çakmaktaşı, kama, çivi gibi sert ve sivri uçlu aletlerle çeşitli kazıma yöntemleri de kullanılmıştır. Palmiye yaprakları, ağaç kabukları, ahşap, keten bezi, fildişi, kemik, kabuk, papirüs, parşömen, bambu, deri, ipek ise sıklıkla kullanılmış olan organik yüzeylerdir. Bu yüzeylerde çeşitli boyalar ile iğne, tüy veya kamış kalemler yaygın olarak kullanılmıştır. Mezopotamya’da ortaya çıkan çivi yazısından sonra eski Mısır uygarlığında, yeni bir yazı çeşidi olan hiyeroglifler doğmuştur. Çivi yazısına benzeyen fakat farklılıkları olan hiyeroglifler M.Ö 3200’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Başlangıçta sadece kral mezarlarının üzerinde yer alan hiyeroglifler, M.Ö. 2000’lerde kullanılmaya başlanan papirüs üzerine kamış kalemle yazılmıştır.
Yazı sistemleri, farklı uygarlıklarda birbirine benzer süreçlerde gelişmiştir. Eski Anadolu uygarlıklarında Alacahöyük’te Hatti mezarlarında ve Güneş Kurslarında; Asur tabletlerinde, Hititlerde günlük yaşamda; Mısır, Asur ve Hitit uygarlıklarının yazışmalarında; Kadeş Antlaşmasında; Urartuların ilk yerleşimlerinde; Friglerde; Likya yazıtlarında yazının çeşitli amaçlarla kullanıldığı bilinmektedir.
Lidyalılar ise madeni sikkeleri icat ederek değiş-tokuş ile yapılan ticareti para ile yapmaya başlamışlardır. Bu sikkelerin dolaşıma girmesi ile dönemin Lidya yazısı da ticaret yapan uygarlıklar arasında dolaşmaya başlamıştır.
Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında, Mısır-Hitit Barış Antlaşması (Kadeş Antlaşması), Mısır bilimcilerin çoğuna göre, yaklaşık MÖ 1200 lerin sonunda imzalanmıştır. Tarihte imzalanan ilk uluslararası antlaşma olma özelliğini taşımaktadır
Anadolu’da ilk Yunan yerleşimleri ile bu yerleşimlerde taş üzerine kazınan Yunanca örnekleri, MÖ 1050-750 yılları arasında tarihlenmektedir. MÖ 17.yy erken Girit uygarlığına ait Phaistos Diski üzerinde piktogramlar bulunmuştur. Pişirilmiş kilden yapılmış olan bu disk üzerine baskıyla yazılmış 45 göstergelik eski Girit’in hiyeroglif yazı sisteminin benzeri henüz bulunmamıştır.
İdeogram, bir düşünceyi betimlemek için kullanılan resim ya da grafik gibi basit gösterge olarak tanımlanabilir. Bazı uzakdoğu dilleri (Çince, Japonca, Korece vb.) ile Antik Mısır dili gibi yazı sistemlerinde kullanılır.
Aramic yazıların ilk defa yaklaşık MÖ 850’de Orta Doğu’da kullanıldığı bilinmektedir. Aramic yazı hem modern Arap hem de İbrani alfabelerinin atasıdır.
Fonetik Alfabelerin Gelişimi
Fonetik (sesçil) alfabe, MÖ 15.yy ile MÖ 8.yy arasında, Mısır, Kıbrıs, Girit, Yunan, Anadolu, Ortadoğu ve diğer Ege halkları ile ilişki içinde olan Fenikeliler tarafından geliştirilmiştir. Fonetik alfabelerin piktogramik alfabelerden biçimsel farklarının yanı sıra edatlar, zamirler vb. eklerin de fonetik alfabelere eklenebilir olması önemli farklılıklar yaratmıştır. Fenikelilerin 22 ünsüz harften oluşan alfabesinin, bazı değişiklikler yapılarak ve yeni harf biçimleri eklenerek Yunan uygarlığı tarafından kullanılan ilk klasik Yunan alfabesi örnekleri MÖ 5. yüzyılda görülmektedir.
Fonetik alfabeleri kullanan halklar içinde Etrüksler, Yunan adalarından kuzey İtalya’ya yerleşmiş; Fenike alfabesine benzeyen ancak kendilerine özgü, farklı bir alfabe kullanmışlardır. Miladi yılların başında İngiltere’den Mısır’a, İspanya’dan İran Körfezi’ne kadar büyük bir güç olan Roma İmparatorluğu, kazanılan zaferler için taklar, geçitler ve dikili taşlar gibi çeşitli anıtlar yaptırmıştır. Bu anıtların üzerlerine de zarif ve estetik bir yazı biçemi ile anıtsal yazılar yazılmıştır. Roma Kapital veya Trajan Kapital olarak adlandırılan mermere kazınmış bu yazıların en önemli örneklerinden birisi İmparator Trajan adına dikilen Trajan Sütunu üzerinde görülebilir. Trajan Sütunu üzerinde bulunduğu daha önce belirtilen Roma Kapitalleri, zaman içerisinde kalem ile yazmaya uygun bir forma dönüşmüştür. 4. yüzyıl başlarına ait Codex Vaticanus gibi kare kapital örnekleri bulunmaktadır. Gündelik yaşamda ise rustik olarak adlandırılan, kare kapitallerden daha dar ve büyük harfler yaygın olarak kullanılmıştır.
Kare kapital ve rustik yazı dışında 4. Yüzyıldan itibaren resmi yazışmalar için anziyal (uncial) biçem tercih edilmiştir. Öte yandan manastırlarda kutsal metinleri yazmak için de kullanılmıştır. Anziyal yazıda eğik yapılı harflerin yazımının basitliği nedeniyle el yazması eserlerde 9. Yüzyıla kadar kullanılan yazı biçemi olmuştur. Düşey vurgulu bazı harflerde yukarıya ve aşağıya doğru uzantıların oluşması ise 7. yüzyıl civarında gerçekleşir. Eğik yazıdan da esinlendiği görülen bu biçem yarı-anziyal (half-uncial) olarak adlandırılır. Ortaçağ’da Latince dini metinlerin yazımında, anziyal yazının en iyi bilinen türü olan adasal büyük harfler ve adasal küçük harfler (insular majiscules ve insular miniscules) tercih edilmiştir.
MS 8.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Şarlman Döneminde her yerde geçerli bir Avrupa biçemi kurmak için yazıda yenileşmeye gidilmiştir. Adasal büyük harfler ile adasal küçük harflerin ardından Karolenj küçük harf (Carolingian miniscules) yazısı kullanılmıştır. Karolenj küçük harfleri, yarı anziyal yazma biçemleri ile küçük harflerin biçimlendirilmesi sonucu oluşmuştur.
Gotik yazıların 11. yüzyılda erken örnekleri görülmüştür. 14. yüzyıldan itibaren süsleme amacına uygun olarak dörtgen, baklava dilimi ya da kare biçimli harf başları ve bitişleri geliştirilerek güçlü harf vurguları ince çizgilerle bağlanmıştır.
MS 13. yüzyılda harflerin kırılması ile köşeli formlar belirginleşir. Gotik özellikleri belirginleşen bu yazı, Ortaçağın dışavurumu olarak yorumlanmıştır. Tüm formlarda dikey çizgiler, yatay çizgilerin yerini almıştır. Bu dönemde ortaya çıkan Lombard büyük harfler de (Lombardic capitals) eğri ve değişken vurguları ile tek çizgi halinde desteksiz tırnaklarıyla tanınırlar. Gotik yazıda tüm harflerde daraltma ve harfler arasında yaklaşık 1’e 1 oranındaki boşluklar gibi değişimler MS 12. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar gözlemlenebilir. Bu süreçte yuvarlak gotik, eğik gotik, fraktur gotik biçemleri ortaya çıkmıştır.
Matbaa ve Hurufat Teknolojisi
Mühürler ve silindirler ile yapılan baskının erken örnekleri Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında görülmektedir. Antik çağlarda kil tablet, kaya, mermer, metal, dikilitaş vs. üzerine kazınan ve papirüs, bambu, parşömen, ipek vs. üzerine yazılan pek çok örnek mevcuttur. Çinliler tarafından kağıt yapımının ve tahta kalıplarla baskının keşfi ile çeşitli baskı yöntemlerinin farklı materyaller üzerine denenmesi süreçlerinde bu alanda önemli bir bilgi birikimi oluşmuştur. Dharani Scrools ilk tahta baskılara örnektir.
Gutenberg ve Matbaa
MS 105 yılında Çin’de başlayan kağıt imalatı; Avrupa kıtasında 1150 yılında İspanya’da, 1189 yılında Fransa’da, 1320 yılında Almanya’da ve 1494 yılında İngiltere’de kurulan kağıt üretimi merkezleri ile devam etmiştir.
1400’lerde Gutenberg, öncesinde tahta baskı tekniği ile çoğaltıldığı bilinen değerli dini temalı baskıları ve değerli el yazma eserleri aynı nitelikte ve hızla çoğaltmak amacıyla bir baskı aleti almıştır. Kağıdın hurufat dizgisine yapışmasını önleyecek, tek değerde ve düzgün dağılım gösteren doğru mürekkep kıvamını oluşturmuştur. Gutenberg’in getirdiği en büyük yenilik, metal baskının hareketli hurufat ile yapılabilmesidir. Böylece harflerin, farklı dizilimler ile farklı kelimeleri oluşturacak şekilde hareketli kullanımı mümkün olmuştur.
Tipografi, Gutenberg tarafından hareketli (değiştirilebilir) hurufat tekniğinin kullanımı ile ortaya çıkan bir terimdir. Bu dönemde tipograf, harflerin kesilmesi, dizilmesi, basılması süreçlerinin tamamını yürüten kişi idi. Tipograf, baskı öncesi gerekli olan işlevsel ve estetik düzenlemeleri yapmaktaydı.
Matbaa ve Hurufat Teknolojisi
Matbaa ve hurufat teknolojisi Gutenberg ile gelişmekte iken tek bir harf için bile yedek harfler, boşluklar, noktalamalar planlanmaktaydı. 1455’te Gutenberg tarafından basılan kitap için yaklaşık üç yüz farklı harf biçimi döktüğü düşünülmektedir
1448’de basılan Astronomi Takvimi, basımevinin bilinen ilk ürünüdür.
1455 yılında, basımevinde baskısının yapıldığı belgelenen ilk kitap olan, 42-Line Bible (Kırkiki Satırlı İncil) basılmıştır. Kırkiki Satırlı İncil’den sonra Mainz Psalter
(Mainz Mezmurlar Kitabı) Gutenberg tarafından hazırlanmakta olan ikinci kitaptır.
Gutenberg’in atölyesinde bir süre çıraklık yapan Nicolas Jenson, 1470-1480 yılları arasında yaklaşık yüz elli kitap basmıştır (Sarıkavak, 2014). Tasarımları (Venedik Eski Biçemi olarak isimlendirilir), okunurluk, renk dengesi ve hurufatın yerleşimi açısından öncü niteliktedir.
William Caxton, Fransızcadan İngilizceye çeviri eserler üretmiştir.
Çok sayıda baskı tezgâhı ile kalabalık bir eleman grubu bulunduran bir basımevi kuran Anton Koberger, 1493’te The Nuremberg Chronicle ve 1498’de The Apocalypse kitaplarını yayınlamıştır.
17. yüzyılda basımcılık dünyanın farklı bölgelerindeki sekiz ülkeye de (Filipinler, Lübnan, Bolivya, Amerika, İran, Finlandiya, Norveç, Çin) yayılmıştır. Bu dönemde süreli yayınlar da oluşmuş; aylık, haftalık ve günlük gazeteler basılmıştır. Oxford Gazette (sonrasında adı London Gazette olmuştur), Avisa Relation Oder Zeitung, Public Occurences Both Forreign and Domestic 1600 lerde ilk çıkan gazetelerdir. 17. yüzyıl sonunda, sadece Fransa Kraliyet Basımevinin (Imperiale Royale) kullanımı için tasarlanan “romain du roi Louis XIV” hurufatı ile Büyük Louis Zamanının Temel Olayları Andacı yayınlanır. Romain du roi, transitional (geçiş dönemi) hurufatı olarak sınıflandırılır.
Garamond’un hurufat ve muştalarının bir kısmını satın alan Cristopher Plantin, 16. yüzyılın ikinci yarısında basımcılığın öncü isimlerinden olmuştur.
Günümüzde Antwerp’te bulunan Plantin-Moretus Müzesi, basımcılık tarihinin ünlü müzelerindendir
18. yüzyılda punto dizgesinin ölçümlenmesini Pierre Simon Fournier geliştirmiştir. Fournier, ürettiği süslenmiş yazı karakterleri, başlangıç büyük harfleri, çelenkler, çiçekli süslemeler, küçük resimlemeler, çiçekler gibi tipografik süsleme unsurları ile tipografide Rokoko örneklerini vermiştir. Küçük puntolarda daha okunur olan, aydınlık ve geniş kesimli hurufatı ile William Caslon, eski biçemi başarılı bir şekilde yeniden yorumlamıştır (Garfield, 2012). Amerika’da Bill of Rights (Özgürlük Bildirgesi / Haklar Bildirgesi) Caslon hurufatı ile basılması ile bu hurufat tüm dünyada bilinmeye başlar.
18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde, Fransa’ya giderek basımcılığı öğrenen İbrahim Müteferrika yönetiminde ilk matbaa kurulmuştur. İbrahim Müteferrika 1727’de matbaayı kurmuş; 1729-1742 yılları arasında on yedi önemli eser basmıştır. İki cilt halinde basılan Arapça sözlük, Vankulu Lügatı, basılan ilk kitaptır. İlk resimli kitap, 1730 yılında Amerika’nın keşfi konulu Tarih-i Hind- i Garbi’dir. Haritalar ve çizimler içeren, Katip Çelebi’nin ünlü coğrafya eseri Cihannüma 1733’te büyük formatta basılmıştır. İbrahim Müteferrika’nın bastığı kitaplar tarih, coğrafya, dil, askerlik gibi konular üzerinedir. İbrahim Müteferrika, Osmanlı haritacılık tarihine de önemli
katkılarda bulunmuştur. Asıl matbaacılık faaliyetlerinden önce, 1719 tarihli klişe ile Marmara Denizi haritasını bastığı bilinmektedir.
18. yüzyılın ikinci yarısında parlak ve pürüzsüz kağıt ile daha yoğun mürekkep John Baskerville tarafından geliştirilmiştir. Transitional (geçiş dönemi) hurufatlarından olan Baskerville, düşey ve yatay vurgular arasındaki belirgin fark ile karakterizedir.
Linotype ve Monotype Teknolojileri
19. yüzyıl, 18. yüzyıl ortalarında başlayan sanayi devriminin etkilerinin yaşandığı çağdır. Bu dönemde kağıt üretimi ve baskı teknolojilerindeki gelişmeler ile baskı tirajları artmıştır. London Times gazetesi, dönemin yüksek tirajlı gazetelerinden birisidir. Aynı zamanda fotoğraf, daktilo, fotogravür, klişe, linotype ve monotype gibi teknik buluşlar, basımcılıkta etkisini göstermiştir. Monotype ve Linotype, alışılagelen matbaacılığa hız getirmenin yanı sıra farklı bir boyut da kazandırmıştır. Elle yapılan dizginin yerini tuşlama ile doğrudan oluşturulan dizgi satırı almıştır.
Linotype
Linotype, Ottmar Mergenthaler tarafından 1886 yılında icat edilmiştir. Klavye, çoğaltma kalıbı mağazası ve kurşun döküm birimiyle sıcak kurşun satır dökümü yapan bir makine olarak tasarlanmıştır. Bu döneme kadar matbaada basılabilen boyutlar sınırlı iken, Linotype ile geniş sayfalarda basımlar yapılabilmiştir. Linotype sisteminde klavye ile, her satırı mükemmel bir şekilde doldurmak için kelimeleri otomatik olarak birbirinden ayıran konik boşluk bantları da dahil olmak üzere, metnin her satırını oluşturmak için gereken düzenlemeler yapılır. Daha az sayıda operatörün günlük olarak daha fazla sayfa basmasını mümkün kılmıştır.
Monotype
Henüz 1800lerin başında patenti alınan delikli Jacquard kartları ile karmaşık desenlerin otomatik olarak kumaş dokumasına aktarılması sağlanmıştı. Üzerine delik açılmış Jacquard kartları gibi delikli kağıttan bir dizgi makinesini çalıştırma konsepti, ilk olarak William Martin tarafından 1800 lerin ortalarında patentlenmiştir. Bu sistem kısa bir süre sonra Alexander Mackie tarafından geliştirilmiş, ancak o dönem mekanize dizgi için gerekli işlevsellikte olmaması nedeniyle yeterince talep görmemiştir. 1887’de Tolbert Lanston, kurmuş olduğu Lanston Type Machine Company’de Linotype makinesi gibi yazı satırları yerine tek tek yazı karakterlerini iki yana yaslı satırlarda ayarlayan bir makine olan Monotype makinesinin prototipini üretmiştir. Lanston’ın ilk dizgi makinesi, piyano rulosu gibi bir kağıt makarası üzerinde, bir işin delikli kaydını üreten bir klavyeden oluşmaktadır. Monotype makinası ile bilinen ilk baskı 1889 yılında yapılmıştır.