GİT104U-GÖRSEL İLETİŞİM VE TASARIM TARİHİ
Ünite 6: Uluslararası Tipografik Stil (İsviçre Stili), New York Okulu ve
Polonya Film Afişleri
Giriş
İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce ve sonrasında Klasik Modernizm, çoğu tüketici toplumda reklamcılık ve grafik tasarım üzerinde muazzam bir etki yaratmıştır. Görsel uygulamalar belirli ana akım eleştirmenleri tarafından desteklenmiş ve birçok önemli şirket tarafından eşzamanlı olarak benimsenmiştir. Geç modernist dönemi, elli yılı aşkın bir süreyi kapsayan bir dizi farklı stili ve akımları kapsamıştır. 1930’ların başındaki modern sanat, önce doğu Avrupa ülkelerinden İngiltere’ye ve ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanarak tasarım teorisini ve pratiğini derinden etkilemiş, savaştan sonraki dönemde ise kimlik sistemlerine ve stratejik iletişim ağları daha çok benimsenmiş, yeni ortaya çıkan uluslararası kuruluşlar ve şirketler uluslararası tarzda yeni bir rasyonalist tasarım yaklaşımını destekleyen tasarımlara ihtiyaç duymuştur. Savaştan sonra, tasarımcılar büyük bir azimle o zamanın trendlerine ve karakterine cevap verebilecek stiller yaratmaya çalışmışlardır. New York okulu ve New York merkezli Push Pin Studios’un müdürleri ise grafik tasarım fikrini, tarihsel stillerin ve formların kışkırtıcı bir etkileşimi olarak görmüştür.
Uluslararası Tipografik Stil, İsviçre Stili’nin Kökeni
Uluslararası Tipografik Stil veya İsviçre Stili, 1940’larda ve 50’lerde İsviçre’de ortaya çıkan bir tasarım stilidir ve grafik tasarımın gelişiminin ve eğitiminin çoğunun temelini oluşturmuştur. İsmini, tipografik unsurlara sıkı bir şekilde dayalı olmasından ötürü almıştır. Yine İsviçre, 2.Dünya Savaşı’nda politik olarak etkisiz ve tarafsız rolü modern tasarımının gelişimini büyük ölçüde etkilemiş ve böylece tasarımda süregelen modernizm anlayışını en iyi şekilde ifade eden hareket olmuştur. Uluslararası Tipografik Stil’in görsel özellikleri, matematiksel olarak çizilmiş bir kanava (grid) üzerinde, asimetrik olarak düzenlenen tasarım elemanlarıyla elde edilen görsel bir bütünlük; serifsiz harf karakterlerinin kullanılması, yazıların sağdan serbest, soldan blok olarak yerleştirilmesi; metin ve fotoğrafların, ticari reklamlarda kullanılan alışılagelmiş aşırı propaganda ve abartmanın yerine, tarafsız ve net bir mesaj iletmesi şeklinde özetlenebilir. İsviçre Okulu, Zürih ve Basel’den Joseph Müller-Brockmann, Richard P. Lohse, Hans Neuburg, Carlo L. Vivarelli ve Karl Gestner gibi genç tasarımcılar tarafından geliştirilmiştir.
İsviçre tasarımın felsefesi aslında biri Zürih’te, diğeri Basel’de olmak üzere iki büyük okul aracılığıyla yayılmıştır. Bir mesajın tüm bölümlerini titizlikle sorgulayan ve açıklayan bir analize dayanmıştır. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra çıkan bu yeni hareketin öncüleri ve önceki tasarımlar arasında kurulan köprünün öncüleri Bauhaus’da eğitim görmüş İsviçreli tasarımcılar Théo Ballmer ve Max Bill olmuştur. Uluslararası Tipografik Stil’in hızlı bir şekilde yayılması, tasarım anlayışının uyum ve düzen odaklı olmasından kaynaklanmıştır.
Uluslararası Tipografik Stil-Tasarım Prensipleri
Uluslararası Tipografik Stil için öngörülen ve uygulanan tasarım temel prensipleri iletişimde objektif bir sadelik elde etmeye dayanmıştır. 2.Dünya Savaşı sırasında yapılan propaganda afişlerinin etkisini taşıyan ve içinde barındıran bir hareket olmuştur. İsviçre stili sadece grafik tasarımla da sınırlı olmamıştır. Bu deyimin tasarımı sanattan ayıran temel felsefe olduğunu söylemek mümkündür. Tasarım biçimin işlevi takip etmesi, sanat ise işlevin biçimi takip etmesi olarak görülebilir. Yani İsviçreli grafik tasarımcılar, tasarımcıları sanatçı olarak değil, iletişimciler olarak görmüşlerdir ve tasarımın bilimsel bir yaklaşımla keşfedilen rasyonel ve evrensel ilkelere dayanması gerektiğine inanmışlardır. İsviçre Stilini tasarımda bu denli özel kılan en ayrıcalıklı özelliği Arts and Kraft’sın sanat ve zanaat anlayışına, Almanya’da ise ‘Jugendstil’ tarzında kullanılan süslemelerine karşı çıkmış olmasıdır. Uluslararası Tipografik Stil, bu tür girişimleri reddetmiş, yerine uluslararası tabanda herkes tarafından anlaşılabilecek, modern görsel bir dil oluşturma hedefinde ilerlemiştir.
Izgara Sistemi, Türleri, Afişler ve Geometrik Afiş Analizleri
Izgara sistemi tasarım sürecini kolaylaştıran ve önemli miktarda zaman kazandırabilen matematiksel olarak oluşturulmuş ve hâlen günümüzde modern grafik tasarımcılar tarafından yoğun bir şekilde kullanılan bir sistemdir. Bu düzenler genellikle baskı ve ekran için (kitap, dergi, afiş, web sayfası, uygulama vb.) kullanılmıştır. Bu kolaylığın sağlanmasının temel sebepleri ızgaranın, iki boyutlu bir düzlemi daha küçük alanlara veya üç boyutlu bir alanı daha küçük bölmelere ayırarak görsel hiyerarşiyi sistematik bir şekilde çözebilmesidir. Izgarada alanlar veya bölmeler aynı veya farklı boyutlarda olabilir.
Kimi ızgara türleri şunlardır: Temel Izgara, Sütun Izgarası, Modüler Izgara, Kitap Izgarası (Manuscript), Pixel Izgara, Hiyerarşik Izgara.
Joseph Müller Brockmann ve Geometrik Afiş Analizi
Josef Müller-Brockmann, “İsviçre Tasarım İlkeleri”ni uluslararası olarak yayan (Eye Magazine) Neue Grafik’i (Yeni Grafik Tasarım) yazan Uluslararası Stil’in öncülerinden ve ustalarındandır. Resimlerin boyutları konu için önemine göre belirlenir. Kullanılan görsel öğelerin sayısının azaltılması ve bunların bir ızgara sistemine dahil edilmesi, kompakt bir planlama, anlaşılırlık ve netlik duygusu yaratır ve tasarımın düzenini önerir. Bu düzenlilik, bilgiye ek güvenilirlik kazandırır ve güven uyandırır.
Armin Hofmann ve Geometrik Afiş Analizi
Armin Hofmann, İsviçre grafik tasarım tarihinin en seçkin kişiliklerinden biri olarak tanımlanmıştır. İsviçre Tarzı olmasaydı hiç şüphesiz bugün çağdaş grafik tasarım neredeyse tanınmaz bir hâl alırdı. Hofmann, en iyi ve en verimli iletişim biçimlerinden birinin afiş olduğunu hissetmiş ve kariyerinin çoğunu, özellikle Basel Stadt
Tiyatrosu için afiş tasarlayarak geçirmiştir. Yarattıkları tasarım stilinin her şeyden önce bir iletişim hedefi vardı, yeni foto-dizgi, foto-montaj ve deneysel kompozisyon teknikleri uygulandı ve büyük ölçüde de tercih edilen sans- serif tipografi idi.
İsviçre’de Üretilen Serifsiz Yazı Karakterleri: Univers ve Helvetica
Grafik Tasarım alanında, tipografinin önemi çok büyüktür. Sans terimi, Fransızca’da “yok” anlamına gelir, “serif” kelimesinin kökeni ise belirsizdir ancak Hollandaca’da schreef “çizgi” kelimesinden türetildiği tahmin edilmektedir. İsviçre Stilini takdir etmek, bu stilin oluşmasında öncülük eden ve kimliğini kazandıran yazı tiplerini takdir etmek anlamına gelir. Yüzyıl boyunca daha sofistike bir hale gelmiştir. Grotesklerden çok daha rafine edilmiştir, bu nedenle, Neo-Groteskler, daha önceki sans- serif karakterlerinde yaygın olan pek çok garip eğriltileri ve oturmamış, çizgilerini kaybetmiştir.
Univers
Univers Font’u neo-grotesk sans-serif yazı tiplerinden biridir. Akzidenz-Grotesk gibi on dokuzuncu yüzyıl Alman yazı biçimleri modeline dayanan neo-grotesk sans-serif olarak sınıflandırılan bu font, piyasaya sürüldüğü andan itibaren kapsamlı bir yelpazede kullanılabilirliği açısından dikkat çekmiştir. Farkları; Helvetica’ nın x-yüksekliği Univers’e göre daha uzun, harf genişliği olarak ise daha dar olmasıdır. Univers, tasarım olarak, Akzidenz-Grotesk, Folio ve Helvetica’nın en yaygın olduğu diğer Avrupa grotesk yazı tiplerine benzemektedir. Univers’daki sayıların çoğu düz ve kavisli çıkıntılara sahiptir.
Helvetica
Muhtemelen “tüm tarihin en başarılı yazı tipi” olarak bilinen Helvetica, tasarımcı Max Miedinger ve patronu Eduard Hoffmann tarafından tasarlanmıştır. 1960’lı yıllarda, Helvetica olağanüstü bir popülerlik kazanmış, bugün çoğunun halen kullandığı birçok uluslararası şirketin yazı tipi olarak kabul edilmiştir. Helvetica’yla birlikte bu hedefe bir şekilde ulaşılmıştır.
Helvetica’nın karakteristik ve anatomik özellikleri:
• Helvetica’nın harfleri, vuruşlarda (Stroke) dikey veya yatay sonlandırmalara sahiptir. • Helvetica’nın realist, doğrusal, basit ve zarif, son derece okunaklı olmasının dışındaki bir diğer amacı, rakipleri H. Berthold AG dökümhanesi tarafından piyasaya sürülen yazı tipi Akzidenz Grotesk’in başarısına bir nevi karşı koymak olmuştur.
Akzidenz Grotesk
Akzidenz Grotesk Berlin’de 1896 yılında tasarlanmış bir yazı karakteridir ve Helvetica’nın tasarlanmasında büyük bir katkısı olmuştur. Helvetica ile Akzidenz Grotesk karşılaştırıldığında anatomik olarak farklılıkları olmasına rağmen, yine de aralarında büyük benzerlikler görülür.
New York Okulu/Kurumsal Stil
Başlangıçta, Amerika’daki Modern tasarım, politik totaliterlikten kaçmak isteyen yetenekli Avrupalı göçmen sanatçılar tarafından oluşmuştur. Bunun sonucunda Avrupa modernizmiyle ilgili bir heyecandan doğmuş, tasarım ve sanat ekonomik ve teknolojik genişlemelerle beslenmiştir; New York Okulu ve Kurumsal Stil 1940’lardan 1970’lere ve sonrasına kadar grafik tasarımda baskın bir güç haline gelmiştir. Amerikan modern tasarımı, Avrupa modern tasarımından daha az resmi ve daha sezgisel olarak gelişmiştir. Genellikle tasarımdaki amaç, fikirlerin ifadesi ve bilgilerin açık, doğrudan sunumu üzerinden olmuştur. Kurumsal iletişim tasarımcısının işi, reklam kampanyalarında tutarlı kimlikler yaratmak ve sürdürmek olmuştur.
New York Okulu’nun temel özellikleri şunlardır:
• Politik iklimden kaçan Avrupalı tasarımcılar, Amerika’ya göç etmişlerdir. • Amerika Birleşik Devletleri ve Amerikan tasarımında büyük etkiler olmuştur. • Avrupa tasarımı oldukça teorik ve yapılandırılmıştır; Amerikan tasarımı pragmatik, sezgisel ve daha az resmidir. • 1940’larda New York hareketin merkezi olmuştur. • Fikirlerin ifadesine vurgu yapılmıştır ve açık, doğrudan bilgilerin sunumu ön planda olmuştur.
Logoda Sembolizm, Sembolik İletişim ve Semiyotik
Semboller, yazı dili icat edilmeden çok önce gelmiştir. Sembolik iletişim daha hızlı bir şekilde mesajı aktarırken, metaforik iletişim, mesajı tanımlamak için tasarımdaki belirli kavramsal öğeleri birbirine bağlar. Örneğin, sarı bir üçgen evrensel olarak “dikkat” anlamına gelir ve bu, kelimeleri okumanın hızlı ve pratik olmadığı yolda hayat kurtarabilir. Logo, kurumsal kimlik tasarımının merkezi ögesidir ve neredeyse tüm kurumsal kimlikler bir logo içermektedir. “Bilgi Çağı”nın ortaya çıkmasıyla birlikte şirket logoları iş dünyasının ve ekonomimizin yüzü hâline gelmiştir.
Paul Rand
Paul Rand, ünlü bir Amerikan grafik tasarımcısı ve sanat yönetmeniydi ve aynı zamanda Yale Üniversitesi’nde fahri profesördü. Bunun üzerine Rand resim kariyerini sonlandırarak grafik tasarım ve reklama yönelmiştir. Rand kariyerine ilk olarak 1937- 1941 yılları arasında medya promosyonu yaparak başlamıştır. O sırada Esquire dergisi için bir dizi kapak yaratmış ve dergilerin düzeninde yardım etmiştir. Çizgiler logoyu daha dinamik göstermek için kullanılmıştır.
Milton Glaser
1970’lerde zor zamanlar geçiren New York şehrinde suç oranı yükselmekte, turizm ise düşüş yaşamaktaydı. Medyada negatif yorumların sıkça isminin yanında yer aldığı New York turist kaybetmeye devam etmekteydi. Durumu düzeltmek ve Büyük Elma’ya ziyaretçi çekmek
için turistlerin ilgisini çekebilecek bir kampanya hazırlığına girilmiştir. Glaser’in, görüşmeye giderken bindiği takside bir kâğıt parçasının üzerine karaladığı tasarım, şu anda dünyanın en bilinen logolarından biri olan I Love New York logosu olmuştur. Bu sanatçılar, bir konu hakkındaki fikirlerini, geleneksel anlatı ve iletişim tekniklerinden kaçınarak, işaret ve sembol işlevi gören basitleştirilmiş görüntüler aracılığıyla dile getirmişlerdi.
Saul Bass
Saul Bass bir Amerikan grafik tasarımcısı ve ödüllü bir film yapımcısıdır. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Polonya’nın Hollywood filmlerini kavramsal niteliklerle yorumlayan ve filmin özünü aktarmaya yönelik çalışmalar yapan Afiş sanatçılarından bir hayli etkilenmiş, bu yeni görsel algıyı Amerikan film sektörünün Hollywood film afişlerine ve film sekanslarına uyarlamıştır. Bass, reklamcılık için grafik tasarım yapmaya devam etti ve 1952’de kendi pratiğini kurmayı başardı. Tasarımcı Saul Bass ile çalışıp son kırk yıla damga vuran Dr. Strangelove (1964), Thomas Crown Affair (1968) ve A Clockwork Orange (1971) gibi klasikler için jenerik tasarımları üreten film yapımcısı Pablo Ferro getirdiği yenilikler ile jenerik tasarım ustası unvanını elde etmiştir. Kesme, yaklaştırma, bölünmüş ekran montajı ve elle çizim animasyonu gibi teknikleri yaratmıştır.
Film afişleri her ülkede aynı görünmeden önce, Polonyalı sanatçılar film ve eğlence sektöründe kendi versiyonlarını yaratmışlardır. Polonya afişlerinde bu hareketin nasıl doğduğuna ve nasıl geliştiğine, sanatla ilgili başlangıçlarına dair bilgilere pek rastlanılmamaktadır. Yurt dışından ülkeye gelen filmlerin kontrol altında olmasına rağmen, devlet afişlerle pek ilgilenmemiştir. Bunu fırsat bilen Polonyalı sanatçı ve tasarımcılar alandaki özgürlüklerini konuşturmuş, görsel iletişimde afiş tasarımı ve sanatı kavramına bambaşka bir boyut kazandırmıştır.
Polonya Film Afişlerinde Uygulanan Görsel Yaklaşım
Polonyalı sanatçılar, sosyal rasyonalizmin dayatılan dogmasına aykırı sanat eserleri yaratmak için canlı renkler, zekâ ve metaforun gücünü kullanmışlardır. Genellikle Polonya’daki afişin resmin yerini aldığına inanılır. Polonyalı afişlerin bireysel karakteristikleri her şeyden önce sanatçılarının kişisel ve duygusal yaklaşımlarından kaynaklanmıştır. Kombinasyonel yaratıcılık metodu, Polonyalı sanatçılar tarafından kullanılan ve Polonya afişini bir konunun özüne yoğunlaşabilmek için gerçekleştirilen en istisnai ve orijinal yöntemi olmuştur. Metafor, bağlantılı kavramsal ilişkilerin gelişmesine izin vermiştir. Görsel metaforlar ve sözlü fikirler birbirini destekleyerek, afişte konuyu tamamen görsel olarak özetleyen bir akım ve teknik gelişmiştir. Polonya’nın afiş sanatına yaklaşımı kendi sınırları dışında büyük ölçüde bilinmeyen bir kültürel mirasın vasiyetinin korunmasına sebep olmuş hem de günümüzün genç sanatçıları için muazzam bir ilham kaynağı olmuştur.