GİT104U-GÖRSEL İLETİŞİM VE TASARIM TARİHİ
Ünite 4: Modern Sanat, Kübizm, Fütürizm, Dada, Art Deco ve De Stijl
Giriş
Yirminci yüzyılın ilk yılları, Avrupa’daki sosyal, politik, kültürel ve ekonomik yaşamın değişim zamanı olmuştur. Yönetim sistemleri değişerek, Monarşinin yerini demokrasi, sosyalizm ve komünizm almıştır. Teknoloji ve bilimsel alandaki gelişmeler ticaret ve endüstriyi canlandırmıştır. Geleneksel nesnel dünya görüşü paramparça olduğundan, görsel sanat ve tasarımın, sanat ve tasarımın toplumdaki rolünün yanı sıra mekânı düzenlemeye yönelik uzun süredir devam eden değerleri ve yaklaşımları sorgulayan bir dizi yaratıcı devrim yaşaması şaşırtıcı olmamaktadır. Değişen dünyadaki bu etkileşimlerden sanat ve tasarım da nasibini almıştır.
Modern sanatta her şey toplumu ilgilendirir. Sanat ve endüstriyi birleştirmek ana amaç olmuştur. Sanat için sanat değil, toplum için sanat üretme anlayışı yaygınlaşmaya başlamıştır. Sanat endüstri için bir promosyon malzemesi olmuş, makineleşme geleceğin sembolü olarak görülmüştür. Sanatçılar yapıtlarında daha çok kendi bireysel yaklaşımlarını ve stillerini vermeye çalışmışlardır. ya da olumsuz anlamda tesirde bulunmuştur.
Modern Sanat Akımları
Modern sanat akımlarında renk ve biçim, sosyal protesto aracı olarak kullanılmış ve kişisel duygusal durumlar hakkında fikir üretmek birçok sanatçının uğraşı olmuştur. Modern Sanat, 20. yüzyılda Avrupa’da ve Batı etkisindeki diğer bölgelerde resim, heykel ve tasarım sanatında kendini göstermiştir. Kübizm, Fütürizm, Dada ve Sürrealizm, gibi modern sanat akımları görsel iletişimin grafik dilini doğrudan etkilerken, De Stijl ve Art Deco gibi akımlarda belirli bir biçim üzerine yoğunlaşarak özgün bir dil yakalamışlardır. Bu dönemin sanat ve tasarım tarihine en önemli katkıları arasında; soyutlamanın icadı (nesnelerin görünümünü taklit etmeyen sanat) ve çok çeşitli yeni sanatsal teknikler ve materyallerin tanıtılması ve hatta sanatın sınırlarının yeniden tanımlanması sayılabilir.
Kübizm Sanat Akımı
Sanat tarihinde gerçekçi olma geleneğini yıkan Kübizm, doğadan gerçekçiliğinden bağımsız bir sanat kavramı yaratarak yeni bir sanatsal gelenek ve görme biçimi kazandırmıştır. Kübizm soyut bir sanat akımı görünümünde olmasına rağmen gerçekçi bir sanat akımı olan realizmden daha fazla gerçekle ilgilenmiştir çünkü somut bir kavramı soyut hâle getirmek için öncelikle onun çok iyi bir biçimde analiz edilmesi gerekmektedir. Kübizm denilince akla gelen ilk sanatçı hiç şüphesiz Pablo Picasso’dur.
Sanatçı artık resimde yüzyıllardır mevcut olan gelenekte olduğu gibi bir resmini sadece bir bakış açısına bağlı kalmadan, aynı anda birçok bakış açısına sahipmişçesine nesnenin çeşitli açılardan görüntüsünü ele alarak resim yapmaya çalışmıştır. Pablo Picasso da resimlerinde doğayı silindir, küre, koni gibi geometrik elemanlara doğru evrilerek görmesi ve çözümlemesi gerektiği düşüncesine varmıştır. Bu resim anlayışı mekânı ele alış ve insan
duygularını ifade etme biçimine yeni bir yaklaşım getirmiştir.
Kübizm Akımının Öncüleri
Pablo Picasso ve arkadaşı Georges Braque’ın 1910 ve 1912 yılları arasında çalıştıkları yapıtlarına “Analitik Kübizm adı verilmiştir”. Analitik Kübizm döneminde yapılan eserlerde sanatçılar, konuda işlenen elemanların planlarını değişik açılardan ele alıp analiz ettikten sonra bir araya getirdikleri parçaları ritmik bir kompozisyon oluşturmak için kullanmışlardır.
Pablo Picasso bir eserinde tuvale sandalye hasırı deseni basılmış bir muşamba parçası yapıştırarak sandalyeyi anlatmış ve eserin kenarını gerçek bir halat ipi ile çerçevelemiştir. Yeni bir görsel dil yaratma yolunda Kübizmin ortaya koyduğu yenilikler ve özellikle kolaj tekniğini kullanması, 20. yüzyılda çağdaş görsel iletişim tasarımın gelişim sürecine katkıda bulunan başlıca kaynaklardan biri olmuştur.
Fütürizm Sanat Akımı
Fütürizm, anlı şanlı İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tarafından 1909 yılında, bir Paris gazetesinin baş sayfasında gösterişli bir manifestonun yayınlanmasıyla dünyaya duyuruldu. Her türlü tarihsel kavramı reddeden yazınsal bir reform hareketi olarak başlayan Fütürizm, genç İtalyan sanatçıların Marinetti’nin çağrısına canı gönülden karşılık vermesiyle kısa sürede diğer disiplinlere de yayıldı (Dempsey, 2019).
Future (gelecek) kelimesinden çıkışla Fütürist manifestoda savaşların verdiği heyecanı, makine çağını, hız kavramını, modern yaşamı ve devrim yüceltilirken toplumun katılaşmış değerlerine karşı çıkarak, eskiye bağlı ne varsa göz ardı edilmesini istemişlerdir. Marinetti ve yandaşları bomba etkisi yaratan bu fikirleri ile coşku dolu bir şiir geliştirerek, yazılı ifadenin sözdizimi, dil bilgisi kuralına göre kullanılmasına meydan okumuşlardır. Bu yaklaşım ile birlikte, Marinetti tipografik tasarım ve sanat alanına taşınmıştır. Marinetti, Lacerba dergisinde çıkan bir yazısında tipografik devrim yapma çağrısında bulunmaktadır.
Tipografik uyum, yeni geliştirilen stilin sayfa üzerindeki oradan oraya savrulan, bomba gibi patlayan, atlamalar yapan anarşik tavrına ters düştüğü için reddedilirken tipografinin görselliğine vurgu yapması özendirilmiştir. Tipografik olarak sesi ifade etmenin yolları olarak, İtalik (eğik) olan yazılar hız izlenimi yaratmak için, kalın siyah (bold) yazılar şiddetli ses ve gürültüler için kullanılmıştır. Ayrıca tekrar eden harfler ile de ses kavramı vurgulanmaya çalışılmış ve böylece sözcüğün ifade gücü iki katına çıkarabilmiştir.
Hızı, gökyüzünü, ulaşım araçlarını, atomları ve patlamaları anlatmak için serbest, dinamik ve bir patlayıcı gibi düzenlenen sözcükler kullanılmaktadır. Fransız şair Mallarme “Bir zar atışı” adlı şiir kitabında sözcükleri sıraya
dizmek yerine onları umulmadık yerlere yerleştirerek sayfa düzenlemesinde okuyucuyu düşündürmeyi denemiştir.
Bu akımın bir diğer önemli ismi İtalyan bir fütürist ressam, yazar, heykeltıraş ve grafik tasarımcı Fornunato Depero’dur. Fütürist felsefeyi grafik ve reklam tasarımına uygulayan sanatçılardan Fortunato Depero, işlerinde, tipografik ve reklam tasarımında dinamik bir yapıt üretmiştir.
Dadaizm Sanat Akımı
I. Dünya Savaşı’nın katliamlarına ve savaşa duyulan nefretten doğan Dadaizm, teknolojik ilerlemeye körükörüne bağlanmanın yüzeyselliğini, toplumunun yozlaşmasını, savaş, toplum, gelenek, din ve sanat gibi tüm yerleşik değerleri alaycı bir dil kullanarak ve izleyicide şok etkisi yaratan etkilerle protesto etmiştir.
Dadaizmin her şeye karşı olan tavrı, kendilerinin bile “dada” sözcüğünün anlamı üzerinde ortak bir kanıya varmalarını engellemiştir. Ancak sözlük anlamı ne olursa olsun anlamsız bir sözcük olarak kullanılan bu isim Dada’nın tavrına ve felsefesine tam anlamıyla uymaktadır. Macar şair Tristan Tzara, 1917 yılında DADA adlı dergiyi çıkarmaya başlamış ve Dadaizmin öncülerinden biri olmuştur.
Dadaistler geleneksel sanata karşı duruşlarını, geleneği reddederek yozlaşmış bir toplumla alay ederek aşağıladıklarını ortaya koydukları çalışmalarla gösterirken, fütürizmin görsel dilinden de faydalanmışlardır.
Dadaist eserlerde bilinçsizce yapılan ve rastlantısal olarak ortaya çıkan etkinin verdiği heves ile birlikte Dadistler, şans eseri kendiliğinden olan ile planlı tutumu birleştirmenin yollarını aramışlar; bu birleşim sayesinde tipografik doku geleneksel kısıtlamalarından arınmıştır.
Fransız ressam Marcel Duchamp (1887-1968) Dada’ya katıldıktan sonra bu hareketin en önemli görsel sanatçısı olmuştur. Duchamp hazır nesneleri kullanarak sanat yapıtına dönüştürmüş ve sanatta yeni bir dönem başlatmıştır. En önemli eserlerinden biri olan “The fountain (çeşme)” adlı çalışmasında hazır bir pisuvarı kullanmış ve onu ters çevirerek heykele dönüştürmüştür. Bu durumu açıklarken de bir nesneyi ait olduğu yerden ayırıp başka bir ortamda olduğundan farklı sergilemenin onun asıl özelliklerinin farkına varıldığından bahsetmiştir.
Duchamp’ın Mona Lisa’nın eserinin reprodüksiyonuna bıyık yapması, kamuoyunda şok etkisi yaratmıştır. Duchamp bu davranışıyla Mona Lisa’yı yermeyi düşünmemiştir, asıl hedef geleneğin zorbalığına ve Rönesans’ın hümanist ruhunu kaybetmiş bir halka yapılmış zekice bir saldırıyı gözler önüne sermek istemiştir. Dadaizm akımında kullanılan sözcüklerde de kelime oyunlarına gidilmiştir. Mona Lisa tablosunun altında yazan L.H.O.O.Q ibaresi Look (Bak) anlamına gelen İngilizce sözcüğünü anımsatmak için kullanılmıştır.
Dada sanat akımında her şeyin inkar edilmesi ile birlikte görsel iletişimde yeni ve farklı teknikler denenmiş ve kolaj, fotomontaj gibi yöntemler geliştirilmiştir. Resimli dergilerden, eski mektuplardan basın ilanları ve hazır etiketlerden kesilen görseller veya fotoğraflar yeni bir düzenleme tasarlamak için kullanılmış ve üstüste yapıştırılmış ve birbiriyle ilgisi olmayan bu görsel parçalarından, yeni anlamlar yaratan bağlantıların kurulduğu, genellikle kışkırtıcı nitelikte düzenlemeler oluşturulmuştur.
Her şeyi potansiyel sanat olarak gören Kurt Schwitters yaratıcı sanatın, bir bütünün içerisinde görüp seçilerek, karşılaştırarak ve kontrastlık ilişkileri kurularak oluşturulacağını göstermek için 1919’da başladığı Merz dergisi tasarımlarında gazete, dergi parçaları, çeşitli atık malzemeler ve hazır malzemelerden kolajlar yaratmıştır. Dada’nın anlamsız ve şans eseri yaratılan elemanlarını güçlü tasarım yeteneğiyle birleştirirken tipografik olarak da yaratıcı sayfa tasarımlarına imza atmıştır.
Bir başka Dada akımı sanatçısı olan John Hartfield fotomontajın çarpıcı nitelikteki aykırı unsurları bir araya getirme özelliğini kullanarak, tasarladığı afişlerde güçlü bir propaganda aracı olarak sosyal konuları hedef alan politik illüstrasyon tarzında çalışmalar yapmıştır. Kendi ismiyle bile alay eden Dada akımı, alaycı ve aşağılayıcı tavrıyla toplumsal değerleri kökünden sarsmış, 1912-1922 yılları arasındaki 10 yıl boyunca resim, edebiyat, tiyatro ve müziği içine alan sanat dallarına olduğu kadar görsel iletişim diline de devrim niteliğinde yenilikler getirmiştir.
Art Deco Sanat Akımı
Art Deco akımı adını, 1925 yılında Paris’te düzenlenen ‘Modern Dekoratif ve Endüstriyel Sanatlar Sergisi’nden almıştır. Kendinden önceki Art Nouveau akımına karşı bir duruş sergileyen akım, modern tasarım ile el işçiliği ve zarafeti bir araya getirmeyi amaçlamıştır. Savaş sonrası dönemden sonra rahatlamaya başlayan toplumsal düzendeki sosyal değişimlerin de etkisiyle birlikte mimari, tasarım, dekorasyon, görsel sanatlar ve moda gibi alanlardaki değişim Art Deco’nun şekillenmesinde de etkili olmuştur. Art Deco tasarımlarında düz ve keskin hatlar, geometrik şekiller, hızı temsilen aerodinamik formlar ve aydınlık renkler öne çıkmaktadır. Bu akımın önde gelen isimlerinden biri olan A.M. Cassandra’nın tasarımlarında bu etkileri görmek mümkündür.
Geometrik formların yaygın kullanıldığı Konstrüktivizm ve Bauhaus etkilerinden farklı olarak Art Deco akımında daha yumuşatılmış formlar öne çıkmaktadır. Sanat, üretici ve el işçiliğini bir araya getirmenin çabası, modern yaşam, makine çağı kültürüne ait motifler, tüketim kültürüne gönderme bu akımın özellikleri arasında sayılabilir. 1940’lı yılların sonuna kadar etkisini gösteren Art Deco, döneminde tasarlanan yazı karakteri olan “Peignot” yazı karakterinin yapısında da yumuşatılmış formların izlerini görmek mümkündür.
Art Deco’nun yalın formları ve güçlü renkleri özellikle ve maviden oluşan temel renkler dışındaki renklerin öznel grafik sanatlarla uyum içindedir. Dönemin önde gelen duygular uyandırdığını düşünerek başka renkler poster tasarımcısı Cassandre’nin çeşitli ulaşım şirketleri kullanmaktan kaçınmıştır. için yaptığı hoş posterler dönemin hız, seyahat ve lüks Tipografide ise yuvarlak ve kavisli çizgilerden kaçınarak romantizmini zekice gözler önüne sermektedir (Dempsey, serifsiz harf karakterleri kullanılmaya başlanmış, harfler 2019). genellikle dar dikdörtgen biçimlerin bir araya Art deco akımının bir diğer önemli ismi de Edward getirilmesinden türetilmiştir. Sayfa tasarımları ise hayali bir Mcknight Kauffer’dır. Onun tasarımlarında da Art deco grid (ızgara) üzerinde, asimetrik olarak tasarlanmıştır. izlerini görmek mümkündür. Çeyrek asır boyunca sürekli Hareketin önderi olan Theo Van Doersburg’un ölümünden birçok afiş ve diğer grafik tasarım ürünleri tasarlayarak sonra yavaş yavaş etkisini yitirmeye başlayan De Stijl modern sanatın, özellikle kübizmin canlandırıcı ilkelerinin hareketi, Rusya ve Hollanda da başlayan yalın karakterli görsel problemlere uygulanmasını sağlamıştır. Londra görsel bir sanata ulaşma serüvenini Almanya’ya devretmiş Metrosu için 141 afiş tasarlayan tasarımcı, bu afişler ve Bauhaus okulunun kuruluşuna katkıda bulunmuştur. sayesinde ulaşıma katkıda bulunmuş ve hafta sonu zevk için seyahatlerini kırsal alanlara yapmaya teşvik edici afişler hazırlayarak bu akıma destek olmuştur. Kauffer manzara ile görsel etki elde etmiş, indirgeyici tasarımla posterlerdeki konuları, karmaşık ortamları düzenleyerek birbirine geçen şekiller ile yaratmıştır. Daha sonra posterleri art deco özelliklerini sergileme eğiliminde olmaya başlamıştır (Meggs ve Purvis, 2016).
De Stilj Sanat Akımı
20. yüzyıl başlarında Hollanda’da “De Stijl” olarak adlandırılan modernist bir tasarım akımı görsel sanatların bütün alanlarında etkisini hissettirmeye başlamıştır (Becer, 2007). 1917 yılında Theo van Doesburg (1883-1931), Piet Mondrian, (1872-1944), Vilmos Huszar ve J.J. Oud Hollanda’da “De Stijl” grubunu kurmuşlar; aynı yılın sonbaharında ise “De Stijl” dergisini çıkarmaya başlamışlardır. “De Stijl’in iki ana özelliği –resim, mimari, plastik, iç mekân tasarımı veya kitap tasarımı dâhil- biçimlerin daima dik açılı, renklerin ise temel renkler - kırmızı, mavi ve sarıdan oluşmasıdır.
Doesburg’un dediği gibi, “Doğa orantılarını yıkarken sanatçı, temel sanatsal orantıları ortaya çıkarır.” Bu temel sanatsal oranlar, her şeyden önce geometrik ilgilerde anlamını elde eder. Bundan ötürü Piet Mondrian’ın ve Theo van Doesburg’un resimleri, birbirine katılmış kareler, dikdörtgenler ve onları birbirinden ayıran çizgilerden oluşur. Bu resimlerin anlamı, yüzey gerilimlerinin mutlak dik açısında dile gelir (Tunalı, 1991).
De Stijl akımı, tasarımdaki Sübjektivizme (öznelcilik) karşı bir duruş sergilemektedir. Eğrisel çizgiler, yuvarlatılmış formlara sahip her öge dışlanmakta, dünya çapında bir birlik yakalamak üzere duygusallıktan yoksun, öznellik barındırmayan görsel elemanlar aranmıştır. Bu akımın önemli temsilcileri ve sanatçıları Theo Van Doesburg ve Piet Mondrian’dır. Mondrian, kübist resimleri gördükten sonra onlardan etkilenerek geleneksel manzara resminden vazgeçmiş, sembolik bir tasarım anlayışına yönelmiştir. Resimlerinde kullandığı temel elemanlar olan dikey ve yataylar çizgiler, düşünsel karşıtlıkların görsel ifadesidir. Dikeyler evrensel, nesnel, tinsel, aktif ve erkeksi, yataylar ise bireysel, öznel, maddesel, pasif ve dişisel kavramların sembolleri olarak tanımlanmıştır. Mondrian, kırmızı, sarı