AÖF Soru Bankası

Anadolu Kültür TarihiÜnite 8 Özeti

Seçkin Kültürü ve Popüler Kültür Arasında

GİT102U-ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ

Ünite 8: Seçkin Kültürü ve Popüler Kültür Arasında

Cumhuriyet Dönemi Kültürü, 1920’lerden 1970’lere

Giriş

Anadolu, Türklerin kültür tarihi içinde 19. yüzyılın sonlarına doğru bir ilgi odağı olmaya başlamıştır. O zamana değin, Osmanlı devleti için önemi, asker ve vergi kaynağı olmasından ötürüdür. Bu dönemde, milliyetçilik akımının etkisiyle bazı aydınlar, Anadolu’yu Türk kültürünün gerçek temsilcisi olarak görmeye başladılar. Anadolu, Türk kültürünün en önemli öğesi, Türkçe’nin en sade haliyle konuşulduğu ve Türk folklorunun, değerlerinin yaşatıldığı yer olarak tanımlanmaya başlandı.

Anadolu merkezli Türk ulus-devletinin ve Cumhuriyet rejiminin kuruluşunu takip eden yıllarda, devlet ve toplum hayatına yeni bir şekil vermeyi amaçlayan bir dizi reform yapılmıştır.

Toplumsal ve kültürel yapıyı milli bir kimlik yaratma temelinde kurmayı amaçlayan reformlar geniş bir alana yayılmıştır. Dinin siyasal ve toplumsal etkisini kırmaya yönelik kurumsal değişikliklerden, alfabe değişimine, dil ve tarih çalışmalarına, farklı sanat alanlarına, müzik yaşamına, folklora, giyim kuşama ve mimari yapıya kadar uzanan, geniş yelpazede bir değişim arayışını görmek mümkündür.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Soğuk Savaş, sonrasında Kapitalist “özgür dünya” ve sosyalist “demir perde” ülkeleri arasındaki güç mücadelesinde Türkiye, seçimini, kapitalist bloktan yana koymuştur. 1950 yılındaki iktidar değişimiyle birlikte, bir taraftan ABD’nin ülke üzerindeki nüfuzunun çeşitli boyutlarda artması, kültürel alan dahil olmak üzere, pek çok alanda Batılılaşmanın kaynağı olarak Amerikanlaşmanın önünü açtı.

Osmanlı Mirası, Ulus-İnşası ve Cumhuriyet Rejiminin Kültür Politikası

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçerken Toplumsal Yapı ve Kültür

Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 13 milyondu. Nüfusun %80-85’i kırsal alanda, tarımla uğraşan köylülerden oluşuyordu. Kozmopolit kültürel yapı, etnik ve dinsel açılardan farklı unsurların varlığına dayanan kültürel çoğulculuk, Osmanlı devletinin kapitalist dünya düzenine eklemlenmeye başladığı 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kent hayatının belirgin bir özelliği ortaya çıkmıştır. Kültürel çoğulculuğu, nüfusun heterojen olduğu kırsal alanda da görmek mümkündür.

Cumhuriyet dönemine gelinceye değin devlet, merkezden belirlenen bir kültür politikası oluşturmamıştır. Devletin kendi yönetim kadrolarını oluşturmak amacıyla kurduğu kurumların şekillendirdiği, toplumun geri kalan kısmı üzerindeki etkisi sınırlıydı. Etnik ve dinsel cemaatlerin görece özerk oldukları bir yapıda, gayrimüslim unsurlar dillerini, tarihsel kimliklerini ve kültürlerini koruyabildiler.

Tarikatlar ve tekkeler, Müslüman halk açısından kültürel değerlerin üretildiği esas yerler olması nedeniyle oldukça önemliydi.

Kültürel Hayatın Şekillendirilmesi Bağlamında Yapılan Reformlar

Cumhuriyetin ilanını takip eden süreçte, Mustafa Kemal’in önayak olduğu bir dizi reform yapılmaya başlandı. Batılılaşma hedefi yanında, reformların ulus- inşasına dönük bir amacı da vardı.

Erken Cumhuriyet dönemi yönetimi, ulusu, çağdaş olmanın yanı sıra milliyetçi ve laik özellikler barındıran bir yapı olarak tasarlamıştır.

Reformlar, birbirinden bağımsız olmayan iki temel ilke üzerinde yapılmıştır: Laiklik ve milliyetçilik. Laikleştirme ve millileşme, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmanın olmazsa olmazı olarak görülmüştür. Bu yaklaşım, aynı zamanda, yeni kültürün oluşturulma zeminini de belirleyecektir.

Eğitim ve hukuk alanında yapılan reformlar, devlet yönetiminin dini etkilerden azade kılınmasını öngörüyordu. Bu doğrultuda, 1924 Mart’ının başlarında halifeliğin kaldırılmasıyla eş zamanlı olarak, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti (Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı) ilga edilmiş, yerine Diyanet İşleri Reisliği (Müdürlüğü) kurulmuştur. Devamında, eğitimin laikleştirilmesini amaçlayan Tevhid-i Tedrisat (Eğitimin Birleştirilmesi) Kanunu kabul edildi ve medreseler kapatıldı. Hukuk alanında ise, laikleştirme doğrultusunda bu dönemde atılan en belirgin adım, aile hukukunun laikleşmesinin sağlanması ve kadının toplumsal yaşam içindeki konumunun güçlendirilmesi amacıyla, Medeni Kanun’un kabul edilmesiydi.

Arap Alfabesinden Latin Alfabesine Geçiş, Dilde Reform Meselesi ve Yeni Tarih Anlayışı

Alfabede ve dilde reform yapılması arayışı, 19. yüzyılın ortalarına kadar gitmektedir. Arayışın temelinde Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıklı olarak oluşturduğu Osmanlıca dilinin Türkçe söz varlığının ifade edilmesinde yetersiz kalmasıydı. Buna ek olarak, Arap harfleri Türkçe yazmaya elverişli değildi, öğretimi zordu ve basımı zahmetliydi. 3 Kasım 1928’de alfabe değişikliğine dair karar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kanunlaşmıştır.

Latin harflerinin kabulünü öngören karardan sonraki aşamada, dilde sadeleşme arayışı, diğer bir deyişle, dilde reform süreci başlamıştır. Bu arayış doğrultusunda örgütlü ve merkezi faaliyet yürütmek amacıyla, 1932 Temmuz’unda Türk Dili Tetkik Cemiyeti (sonradan Türk Dil Kurumu) kuruldu. Ardından, 26 Eylül 1932’de ilk Türk Dil Kurultayı toplandı. Kurultayın sona ermesinden sonra, Türkçe’nin yabancı dillerin egemenliğinden kurtarılması ve yeni kavramların karşılığı olacak bir kültür dili yaratılması için seferberlik başladı. Osmanlıca kelimeler yerine, lehçelerden, eski edebi kaynaklardan ve


Orta Asya’daki Türki dillerden sözcükler uyarlanmaya başlandı.

18-23 Ağustos 1934’te toplanan II. Dil Kurultayının kararları arasında, bütün terimlerin Türkçe köklerden türetilmesi ve yeni türetilen öz Türkçe kelime ve terimlerin okul kitaplarına girmesi yer aldı.

Ağustos 1936’da yapılan III. Dil Kurultayı ise, millî dil olan Türkçe’nin eskiliğini ve ne kadar köklü bir dil olduğunu gösteren, Güneş-Dil Teorisi’nin kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.

Sanatta ve Mimarlıkta Batılılaşma

Geleneksel olanın Batılı olanla ikame edilmesi, sanat ve mimarlık alanında modern özelliklere ulaşmanın bir yolu olarak görülmüştü. Bu amaçla, müzik, tiyatro başta olmak üzere sahne sanatları, resim-heykel ve mimarlık alanlarında, devletin önayak olduğu pek çok faaliyet söz konusudur.

Müzik ve Tiyatro Alanındaki Gelişmeler

Müzik alanında amaçlanan dönüşümün sağlanabilmesinde eğitime önemli bir rol atfedilmiştir. Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında, sahne sanatlarıyla birlikte müzik alanında eğitim veren iki resmi kuruluş vardı. Bunlardan ilki, Konservatuvar (Darü’l-Elhan), ikincisi de Şehir Tiyatrolarıydı (Darü’l-Bedayi). Müzik alanında bir dönüm noktası olarak ortaya çıkan gelişme, daha sonra Ankara Devlet Konservatuarına dönüşecek kurum olan Musiki Muallim Mektebi’nin1924 yılında açılmasıdır. Yeni Türkiye’nin felsefesine uygun bir musiki yaratma işlevi, bu kurumda cisimleşmiştir. Konservatuvarın öğretim kadrosunu güçlendirmek, sanatçı ve öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1926 yılından itibaren Avrupa’ya öğrenci gönderilmeye başlandı.

Avrupa’da eğitim gören öğrenciler, 1930’lu yıllardan başlayarak, Türkiye’de çok sesli müzik kültürünün oluşmasına, yayılmasına ve yeni müzisyenlerin yetişmesine önemli katkılar sağlayacaklardı. Bunlar içinde, Türk Beşleri olarak bilinen kompozitörler Ferit Alnar, Necil Kâzım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Adnan Saygun ve eğitimini diğerlerinden daha önce yurt dışında tamamlamış olan Cemal Reşit Rey vardı.

25 Haziran 1934’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan Millî Musiki ve Temsil Akademisi Teşkilât Kanunu müzik ve sahne sanatları alanındaki gelişmeler açısından önemli bir evre olmuştur. Akademinin üç temel amacı vardı:

• Bilimsel esaslar dahilinde millî musikinin işlenmesi, yükseltilmesi ve yayılması; • Sahne sanatlarının her kolunda ehliyetli elemanların yetiştirilmesi; • Musiki öğretmenlerinin yetiştirilmesi.

Resim-Heykel Alanındaki Gelişmeler:

1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi olarak adlandırılacak kurum, 19. yüzyılın sonlarına doğru,

mimarlık, şehircilik, resim ve heykel gibi sanat dallarında Batı tarzında sistemli bir öğretimi sağlamak amacıyla kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin yeni koşullarda reforma tabi tutulması sonucu kuruldu.

Heykelcilik, Cumhuriyet rejiminin halka benimsetilmesi, millî bilincin güçlendirilmesi ve yakın dönem tarihinin, özellikle Kurtuluş Savaşı’nın gelecek nesillere aktarılması için önem atfedilen bir alandı. Bu amaçlar doğrultusunda, heykel alanındaki gelişme, anıt yapımıyla sınırlı kalmıştı.

Mimarlık Alanındaki Gelişmeler

Mimari anlatımında, ilk kez Cumhuriyetle gelen ve çağdaş uygarlık düzeyini yansıtan bir anlatımın ortaya konması amaçlanmıştır. Modern mimarlık, Batılı, modern ve laik, bir ulus yaratmak için değişim programının etkili bir aracı olarak ithal edilmiştir. Kübist ya da işlevsel mimari olarak da adlandırılan bu yaklaşımda tasarım, teknolojiye, işleve malzemeye ve geometriye dayandırılmıştır. Güzel Sanatlar Akademisi’nden yeni mezun olmuş mimarlar, bu yaklaşımın tipik temsilcileri olmuşlardır. Bu arada 1930’larda, kentlerin imarını ve planlamasını kurallara bağlayan yasalar çıkarılmıştır.

Ankara, 10 Ekim 1923’de başkent olarak seçilmiş ve henüz bir kasaba olan Ankara’nın modern bir kent olarak kurulması ve geliştirilmesi, Cumhuriyet rejiminin başlıca amaçlarından birisi olmuştur.

Ankara’nın çağdaş bir kent olarak kurulması için, 1924 yılında Ankara Belediyesi ve 1928 yılında Ankara Şehri İmar Müdürlüğü kurulmuştur. Yeni Mimari akımının etkili olmaya başlayacağı 1927 yılından itibaren, kent planlaması ve mimarlık alanında uzman, Avrupalı mimarlar Türkiye’ye davet edilmeye başlandı. 1930 yılına kadar gelenler arasında Alman ve Avusturyalı Theodor Post, Ernst Egli, Clemens Holzmeister ve Herman Jansen vardır.

Reformların Yaygınlaştırılması

Ağırlıklı olarak kırsal alanda yaşayan ve dinin şekillendirdiği kültürel yapıların etkisinde bir nüfusa sahip olan Türkiye’de, kültürel Batılılaşma çabalarının, iletişim ve ulaşım araçlarının kıt olduğu bir dönemde topluma benimsetilmesi oldukça güçtü. Bundan dolayı, kültürel değişimlerin topluma benimsetilmesi, yine devlet eliyle yapılmaya çalışılacaktı.

Yeni Kültürü Yayma Aracı Olarak Eğitim

Ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirmek, oranı %10’u zar zor bulabilen okuryazar sayısını arttırmanın yanında, ilk-orta-lise düzeyinde olan eğitim kurumlarının Cumhuriyet rejiminin görmek istediği, kültürel dönüşümleri benimsemiş ve reformlara sahip çıkan yurttaş tipini yetiştirmesi beklenmiştir.

Okur-yazar sayısını arttırmak için, alfabe reformuyla eş zamanlı olarak Millet Mektepleri adı verilen okullar açılmış ve okuma-yazma seferberliği başlatılmıştır. Bu


okullara, yaşı 15-45 arasında olan tüm vatandaşların katılması zorunlu kılınmıştır.

Bu dönemde karşılaşılan en önemli sorun yetişmiş öğretmen sorunudur. Buna dönük çözüm olarak görülen, bir tür öğretmen yetiştirme modeli olarak, 1940 yılında Köy Enstitüleri kurulacaktır. Enstitülerin müfredatında tarım, zanaatkârlık, teknik beceriler edinmeye dönük meslek dersleriyle eşit derecede kültür derslerine ağırlık verilmiştir.

Halkevleri

1932 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne bağlı Halkevleri kurulmuştur. Halkevlerinden beklenen reformların yayılması ve benimsenen laik-millî-Batılı kimliğin topluma tüm kültürel yönleriyle benimsetilmesidir.

Başlangıçta, 14 şubeye sahip olan Halkevleri, Halkodalarının kurulmaya başlandığı 1940 yılına kadar 373 şubeye ulaştı. 1950 yılında iktidar değişikliği sonrasında kapatıldıkları 1951 yılına kadar 478 Halkevi ve 4322 Halkodası kurulmuştu. Kayıtlı üye sayısı ise 1938’de 90 bini aşmıştı. Halkevlerinin dokuz şubesi ve buna bağlı olarak çeşitli faaliyet alanları şöyle belirtilebilir:

• Dil, Tarih ve Edebiyat • Güzel Sanatlar • Temsil • Spor • İçtimai (Sosyal) Yardım • Halk Dershaneleri ve Kurslar • Kütüphane ve Neşriyat (Yayıncılık) • Köycülük • Müze ve Sergi

Kültürel canlanma hedefini sağlama amacıyla ortaya çıkan şubelerin başında, Dil, Tarih ve Edebiyat şubesi vardı. Bu şube, dil reformuna katkı sağlamak için kurulmuştu. Buna göre, şube yerel diyalektlerle ilgili yapılan araştırmaları destekleyecek, yetenekli araştırmacıları ve sanatçıları bu tür çalışmalara katılmaya teşvik edecekti. Halkbilimi ve kültürüne ilişkin (folklor) araştırma ve derleme yapacak, müze ve sergi şubesiyle birlikte, en önde gelen birimlerden biriydi.

Batılı kültürel değerleri yaygınlaştırmayı amaç edinen üç şube vardır: Güzel Sanatlar şubesi, Temsil ve Spor şubeleri. Güzel Sanatlar şubesi faaliyetlerinin en temel amacı, toplumda “yüksek sanat anlayışı” oluşturmaktı. Temsil şubesinin ilgi alanı olarak, millî piyesler ön plana çıkmıştır. Spor şubesi, halka spor sevgisi aşılama, jimnastik ve beden hareketlerini yaygınlaştırma, spor bayramları ve konferansları düzenleme gibi faaliyetleri gerçekleştirmekteydi.

Yeni Kültürün Toplumsal Etkileri ve İzleyen Dönemlerde Kültürel Değişimlerin Yönü

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik dönüşüm ve 1950’de yaşanan iktidar değişikliği sonucu, ideolojideki değişimin de etkisiyle, laikleşme ve

Batılılaşma doğrultusunda yapılan reformların bir kısmı değiştirilmiş ve yaygınlaşmaları için kurulan Köy Enstitüleri, Halkevleri gibi kurumlar kapatılmışlardır.

Değiştirilen reformlar arasında özellikle dikkat çeken, laiklik ilkesi etrafında yapılan reformlardır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde çok partili hayata geçilmesi, kitlelerin seçmen olarak popülist söylemlere daha açık hale gelmesi sonucunu doğurdu. Dine dayalı popülizm bu açıdan oldukça işlevseldi. Öte yandan, dine yeni dönemde komünizmle mücadelede önemli bir rol atfedilmişti. Bütün bunların sonucunda, laiklik yeniden tanımlanmış ve erken Cumhuriyet döneminin bazı uygulamaları değiştirilmiştir.

Kültürel Değişimin Yönünü Belirleyen Ana Faktörler: Amerikanlaşma ve Göç

1950’li yıllardan başlayarak, yakın zamanlara kadar toplumun geniş kesimlerinin etkisi altında kalacağı kültür, büyük ölçüde Amerikanlaşma ile kırdan kente göçle biçimlenecek olan, tüketime dönük popüler kültürdür.

Özellikle 1950’li yıllarda Türkiye’nin Batılılaşması, Tek- Parti döneminde (1923-1945) devlet eliyle oluşturulan ve hayata geçirilmeye çalışılan kültürel değerlerin biçimlendirdiği tasavvur etrafında değil, Amerikanlaşmanın devlet ve toplum hayatına nüfuz etmesi şeklinde olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kültürel değişimleri Amerikanlaşma ile temelden etkileyen diğer bir olgu kırdan kente göçtür. 1950’lerde görülmeye başlanan hızlı kapitalistleşmenin ve dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti’nin (1950-1960) izlediği tarım odaklı ekonomik kalkınma politikasının etkisiyle, tarımsal yapı her açıdan dönüşmüştür. Bu dönüşümün kısa ve uzun vadeli sonucu, hızlı nüfus artışıyla birlikte, geleneksel kültür değerleri etkisinde olan, kültürel reformların etkisinden uzak kalan köylülerin, başta İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana olmak üzere sanayi tesisleri bulunan şehirlere göç etmesidir.

Kültürel Değişim Örnekleri Olarak Müzik, Sinema ve Mimarlık

1950’lerde başlayan, 1960’larda farklı siyasi ve ekonomik koşullar altında devam ederek 1980’e kadar uzanan süreçte, kapitalist ilişkilerin toplumsal alanda hâkim ilişki durumuna gelmesi, Amerikanlaşma ve tarımsal çözülme sonucu ortaya çıkan kırdan kente göç olgusu, kültür hayatını pek çok alanda etkilemiştir. Müzikten, sinemaya, edebiyata, mimarlığa, tüketime, yemek kültürüne, giyim- kuşama, eğitime ve hayat tarzına kadar geniş bir yelpazede, bu dönemlerin Türkiye’si önceki dönemlerden oldukça farklı bir görünümde olacaktır.

1950’ler ve 60’lar, devletin kültür alanına müdahalesinin gevşediği ve kültürel gelişmelerin daha çok siyasi, ekonomik ve toplumsal değişime paralel oluştuğu dönemlerdir.

Devlet kontrolündeki iletişim aracı olan ve 1950’lerde sayısı oldukça artan radyo, değişime kapalı kalmayacaktır.


Tek-parti döneminde sadece batılı tarzda müzik yayını sembolize etmesi bakımından ilk tipik örneklerdir. Kare yapan kurum, 1950’lerde kapılarını alaturka Türk sanat ve dikdörtgen plan, bu anlayışla yapılan binaların özelliği müziğine açmıştır. Bu yıllarda, radyoda Türk sanat müziği olarak belirmiştir. ve Türk halk müziği yayınları artmıştır.

1960’lı yıllarda Batı kaynaklı Rock’n’roll, şehirli ve eğitimli genç kesim arasında hızlıca yayılmaya devam etmiştir. Bunun yanında, bu yıllarda, twist ve caz gibi yine Batı kaynaklı müzik formları yayılmaya başlamıştır. Dünyada esen 1968 rüzgarının bu yayılmayla doğrudan bir ilgisi vardır.

1960’larda ve 1970’lerde, arabeskin yanı sıra, başka müzik türleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Anadolu-pop/rock ve aranjman şeklindeki Türkçe sözlü hafif Batı müziği yeni tür müziğin açık örnekleri olmuşlardır. Müzik alanında kayda değer diğer bir gelişme, 1970’li yılların oldukça politize ortamında politik ya da protest müzik akımının yaygınlık kazanmaya başlamasıydı. 1970’li yıllar, Ozan-Âşık geleneğinin radikalleştiği, Anadolu pop-rock müziğinin toplumsal meseleleri temel aldığı, sert sol söylemlerin müzik kanalıyla kitlelere sunulduğu yıllardır.

1950’lerde başlayan kültürel değişim yönünü açıklamada diğer iyi bir örnek sinemadır. Türkiye’de sinemanın günlük hayata girişi 1950’li yıllarda olmuştur. Hollywood yapımı filmler, Türkiye’deki sinema salonlarında gösterilmeye, büyük bir ilgiyle izlenmeye başlanmışlardır. Öte yandan, aktüel siyasi gelişmeleri yansıtan filmler oldukça revaçta olmuştur. Kore Savaşı, Kıbrıs olayları ve Kurtuluş savaşı temalı kahramanlık filmleri yanında, İstanbul’un fethinin 500. yıl dönümü münasebetiyle tarihi kahramanlık filmleri çekilmiştir. Bütün bunların yanında, kırdan kente göç olgusunu sonucu ortaya çıkan toplumsal meseleleri konu edinen filmler görülmeye başlanmıştır. Bu eğilim, 1960’larda toplumsal gerçekçilik akımının etkisiyle bir sıçrama yapacaktır. Bu akımın etkisiyle, toplumsal meseleler, göç, emek-sermaye ilişkisi, sömürü, ezilmişlik, ağa-köylü ilişkisi gibi temalar, daha önceki dönemlerde örneklerine rastlanmayacak şekilde işlenmiştir. 1970’li yıllarda televizyonun yaygınlaşmaya başlaması sinemanın gelişimini olumsuz etkilemişse de sektör kitlesel bir eğlence olarak ülkeye yayılmıştır.

Mimarlık alanı, 1950’li yıllardan başlayarak hem Amerikanlaşma hem de kırdan kente göç olgusu etkisi altında ortaya çıkan eğilimleri açıklayan diğer bir örnektir. Sondan başlarsak, şehirlere göç konut ihtiyacını keskin bir şekilde arttırdığı için, çözüm olarak ortaya konan, yapsatçıların önayak olduğu apartman yapımı, çok hızlı ve estetik kaygılar dikkate alınmadan yapılmaya başlanmıştır.

Bunların yanı sıra mimarlık alanının uluslararası sisteme (Uluslararası Üslup) açılışını simgeleyen yapılar ortaya çıkmıştır. Uluslararası Üslup, 1930’ların modernist yaklaşımının, Amerika’da yeniden yorumlanmasıyla ortaya çıkmıştır.1953 yılında açılan İstanbul Belediye Sarayı binası ve 1955 yılında İstanbul’da açılan Hilton Oteli hem uluslararası mimariyi hem dev Amerikan tarzını

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında