AÖF Soru Bankası

Anadolu Kültür TarihiÜnite 5 Özeti

Anadolu’da Bizans Kültürü

GİT102U-ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ

Ünite 5: Anadolu’da Bizans Kültürü

Giriş

Bizans İmparatorluğu ise kimliğini Anadolu topraklarından almıştır. Klasik ve Hellenistik dönemlerin zengin mirası da Bizans’ın kültür evrimini büyük ölçüde etkilemiştir. Elbette Bizans kültürünün şekillenmesinde devlet dini olarak Hıristiyanlığın önemli ve merkezi rolü olmuştur. Bizans İmparatorluğunda Yunan kültürü ve Yunan dili egemen olsa da farklı etnik topluluklarda oluşan çok kültürlü bir yapıya sahipti. İmparatorlukta egemen ve resmi din Hıristiyanlıktı, ancak Yahudilik ve İslam’a da genellikle hoşgörü gösterilmekteydi. Ancak bu tolerans heretikler için geçerli değildi. Heretik kelimesinin kökeni Eski Yunanca’da “seçmeci, mezhepçi”, Latince’de “sapkın” sözcüğüne dayanmaktadır. Hıristiyan kilisesinde “heretik”, Ortodoks olmayan bir görüşü benimseyen kişi olarak tanımlanır. Bizanslı kavramı 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Alman tarihçi Hieronymus Wolf, 1557 yılında Corpus Historiae Byzantinae adlı seriyi başlatmış ve Bizans’ı Doğu Roma İmparatorluğu için kullanarak bu tabiri bilim dünyasına yerleştirmiştir.

Bizans’ın Coğrafi Geçmişi

Bizans İmparatorluğunun başlangıcını Konstantinopolis’in inşa edilmeye başladığı 324 yılı olarak kabul edersek, 1453 yılında Türkler tarafından fethedildiği döneme değin yaklaşık 11 asırdan fazla varlık gösteren bir devletin coğrafi sınırlarını çizmek gerekmektedir. Dolayısıyla imparatorluğun coğrafi sınırlarının her zaman aynı kalmadığını da vurgulamak önemlidir. 6. yüzyılda Adriyatik Denizinden Fırat kıyılarına kadar uzanan alan 15. yüzyılda İstanbul ve çevresi ile Mora’nın bir kısmını kapsamaktadır.

Bizans’ın 6. yüzyılda hâkim olduğu coğrafya İspanya, İtalya, Balkanlar, Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır ve Tunus’tu. 7. yüzyılda İslamiyet’in doğuşu ile Mısır, Filistin, Suriye, Güney ve Doğu Anadolu’nun önemli bir bölümü Müslümanların eline geçmiştir. 9. yüzyılda ise, Balkanların batısı ve Batı Roma Cermen asıllı krallıkların olmuştur. 10. ve 11. yüzyıllarda Bizans, Balkanlar ve Anadolu’da kaybettiği toprakların bir bölümünü yeniden ele geçirse de 1071 Malazgirt Savaşı sonrası Selçuklu Türklerinin Marmara sahillerine dek gelişine engel olamamıştır. 1204 yılında Konstantinopolis’in IV. Haçlı Seferi ile işgal edilmesi, 1261 yılında Bizans kenti Latinlerden geri alıp coğrafyasını genişletmiş olsa da artık Batı Anadolu toprakları Türk Beylikleri ve Osmanlıların elindedir. Balkanların büyük bölümü de Sırplar ve Bulgarların hakimiyetindedir.

Bizans’ın Komşuları ile İlişkileri

Bizans’ın zaman zaman barış ama genellikle savaş halinde olduğu ve sınırlarında da sürekli değişen komşuları şunlardır. Doğu’da Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar; Kuzeyli Türk komşuları Hunlar, Göktürkler, Avarlar, Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Oğuzlar, Kıpçaklar, Tatarlar; Batı’da ise Gotlar, Vizigotlar,

Ostrogotlar, Vandallar, Lombardlar, Franklar, Normanlar, Varanglar, Venedikliler ve Cenevizliler’dir.

İmparatorluk İdaresi

Diokletianus (245-312) ve I. Konstantinos (324-337), Roma imparatorluğunda iyi ve etkili bir yönetim sağlamak, tahta yönelik girişimleri bertaraf etmek, imparatoru tehdit altında bırakacak “çok güçlü bir kişi”nin ortaya çıkmasını engellemek için bir dizi idari reformlar gerçekleştirmişlerdir. İmparatorluğun etkin bir şekilde yönetilebilmesi için sivil bürokrasi genişletilmiş, idari alt birimlerin yapısı küçültülmüştür. İmparatorluğun toprakları, idari coğrafyası içinde, hiyerarşik olarak üst üste binmiş üç katmandan oluşmaktaydı. Şehirler vilayetlerde birleşir ve onlar tetrarşi döneminden beri diokosta toplanır ve 5. yüzyıldan beri bölgesel eyaletler altında gruplanırdı. Bu bölünme askeri ve sivil tüm devlet işleri için geçerliydi. 7. yüzyılda Müslüman ordularının Bizans topraklarını tehdit etmesiyle beraber Diokletianus ve I. Konstantinos tarafından kurulmuş olan diokos’ların yerini Thema Sistemi almıştır.

Bizans’ta Devlet Yönetimi

Bizans Devletinin monarşik yapısı, Augustus (MÖ.63-14) dönemindeki imparatorluk rejiminden miras kalmıştır. Diocletianus ve daha sonra Constantinus tarafından şekillendirilen yeni imparatorlukta hükümdar, tüm kamusal güçleri tek bir elde toplayan bir otoriteye sahiptir. Roma hukukunu temel alan imparatorlukta Bizans ordusu tümüyle imparatora bağlı bir örgüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim ise genellikle itibarlı kadınlar dışında erkeklere sunulan bir hizmettir.

İmparator

Bizans Roma’dan gelişmiş bir hukuk sistemi ve askeri gelenek almış olsa da Roma İmparatorluğunda taç giyme töreni yoktu ve sıradan bir vatandaşın da imparator olduğu söylenemezdi. İmparator Konstantinos döneminden itibaren Hıristiyan İmparatorluğunun birinci başı olan imparator, evrenin doğasının bir parçası ve onun tanrısal düzeninin bir parçası olan “Tanrı’ya dayalı bir güç” olarak kabul edilmiş ve ona boyun eğilmiştir. Bizans’ta devletle ilgili tüm işlerin yönetiminden sorumlu olan, yasa ve düzenin tek kaynağı olarak kabul edilen imparator seçiminde ata soyunun dikkate alınmadığı görülmektedir.

Hukuk

Roma hukuk gelenekleri sürdürülmüş olsa da Hıristiyan bir imparator bu görevleri yürütmek için kilise ile uzlaşmak zorundadır. Bizans hukukunun temel kaynağı da Roma hukukudur. Roma hukuku içeriği ve kapsamı I. Iustinianos’un (527-565) Corpus Iuris Civilis (Medeni Hukuk Derlemesi) isimli derlemesinde toplanmış ve Bizans hukukuna aktarılmıştır.

Karanlık Dönem: Müslüman fetihleri ve İkonakırıcılık tartışmalarının yer aldığı 7. ve 9. yüzyıllar arası Bizans tarihinde “Karanlık Dönem” olarak adlandırılmak.


Eklogi: Eklogi’de özellikle aile hukuku alanında kilise hukukunun etkisiyle pek çok yenilikler dikkat çekmektedir. Yasa koyucu özellikle ceza hukukunu daha insani bir hale getirmeye çalışmıştır. Ölüm cezalarının infazında o zamana kadar gözlenen insanlık dışı uygulamalar ortadan kaldırılmış ve cezanın belirlenmesi sırasında ceza hâkimlerinin, suçluların sınıfsal farklılıklarından kaynaklanan keyfi kararlarına sınırlama getirilmiştir.

Roma hukukçularının eserleri ve Roma imparatorlarının emirnameleri değerlendirilerek ana konulara göre bir araya toplanmıştır. Dördüncü Haçlı seferi neticesinde Latinlerin 1204 yılında Konstantinopolis’i işgali ve başkentin geri alındığı 1261 yılları arası ve Geç Bizans Dönemi olarak tanımlanan 1261-1453 yılları arasında ise imparatorluğun tüm alanlarında olduğu üzere hukuk biliminde de bir çöküş yaşanmıştır.

Ordu

Roma imparatorluk ordusunda disiplin ve talim ön plana çıkarken, ardılı olan Bizans ordusunda strateji temel dayanak olmuştur. Bu strateji doğrultusunda düşmanlarını dolaylı yollarla caydırmak ve birbirlerine kırdırmak gibi metotlara başvurmuşlardır.

Erken, Orta ve Geç Bizans dönemlerinde coğrafi sınırlar, siyasi yapılanma ve ekonomi gibi değişkenlere bağlı olarak askeri teşkilatlanmada çeşitli reformların ortaya konduğu görülür. Erken dönemde imparatorluğun sınırları boyunca inşa edilen garnizonlara konuşlandırılan ve çoğunlukla bulundukları bölgelerde şahsi arazi mülkiyetine sahip çiftçilerden oluşan Limitanei birlikleri ordu yapılanmasının bir bölümünü oluşturmaktaydı. Orta Bizans döneminde imparatorluğun sınır savunma sistemi, Avarlar ve 6. yüzyıl sonlarında başlayıp ve 7. yüzyıl ortalarına kadar devam eden Bizans-Sasani mücadeleleri ile çökme noktasına gelmiştir. İmparator Herakleios Dönemi’nde (610-641 hem sahra orduları hem sınır savunma birliklerinden arda kalanlar Anadolu’nun içlerine çekilerek yeni bir savunma hattı oluşturacak şekilde Thema birliklerini oluşturmuşlardır. Geç dönemde başkentten uzak bölgelerde Katepanikon denilen ve oldukça küçük birliklerden oluşan yeni bir thema sistemi kurmuştur.

Eğitim

Bizans’ın bilgiye olan saygı ve hayranlığı, imparatorluğun kültürünün belirleyici bir özelliğidir. Bu bağlamda Bizans’ın en büyük hizmetlerinden biri, Yunan klasiklerini korumuş olmalarıdır. Bizans’ta eğitim toplumsal hareketliliğin, yüksek makamların anahtarı ve toplumsal şöhretin bir aracı olarak görülüyordu. Çünkü önde gelen pozisyonlar liyakate bağlıydı.

Bizans Döneminde din faktörü eğitimin belirleyici faktörü olarak öne çıkmaktadır. Bizans’ta okuryazarlık hiçbir zaman rahip camiası ile sınırlı kalmamıştır. Kırsal kesimde yaşayanlar kentlerde yaşayanlardan daha az eğitim almış olmalarına rağmen, erkeklerin büyük bölümünün okur- yazar olduğu kabul edilmektedir. Bizans’ta yerel okuryazarlığın ve yazının yaygınlaşması, dini ve seküler

kütüphanelerin kurulması, Hıristiyanlığın edebiyat temelli bir din olarak yayılmasıyla ilgilidir.

Bizans’ta Dini Hayat

Bizans Devleti çoğunluğu Hıristiyan olan bir toplumdu. Dolayısıyla Hıristiyan kilisesinin öğretileri ve kurumları imparatorluğu her alanda etkilemiştir. Oldukça önemli toplumsal bir figür olan piskoposlar monarşik biçimde kilisenin hâkimi olarak görülmekteydi. Kendi şehrini yöneten her piskopos otoriteden bağımsız olarak halkın ibadet şeklini belirlemek, hayır işlerinden gelen parayı dağıtmak, ruhban sınıfının düzenini sağlamak gibi konulardan sorumluydu.

Kilise

Bizanslılar hem dindar Ortodoks hem de diğer insanları kendi dinlerine çekmenin gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bizans Anadolu’sunu, Hıristiyan olmayan halkların akınlarına karşı bir arada tutan bağlardan en önemlisi belki de dindi. Hıristiyanlığın neden başarılı olduğu, daha önce pek çok tanrıya tapanların nasıl güvenini kazandığı ve Akdeniz dünyasında kalıcı olmasını sağlayan nedenleri üzerine çok sorular sorulmuştur. Hıristiyanlığın ahlaki sistem sunması, tüm yaşamın mutlak kaynağı olarak tanrıyı görmesi, kadınlara sunduğu olanaklar, din değiştiren herkesin bu yaşamda ve sonrasında ruhunun kurtulacağına ilişkin vaatler cevapları arasında sayılabilir.

Bizanslılar hem dindar Ortodoks hem de diğer insanları kendi dinlerine çekmenin gerekli olduğuna inanıyorlardı. Kilisenin başlıca görevi de bütün insanlara hem bu dünyada hem de sonraki dünyada vaat ettiği daha iyi bir yaşamı doğrulamaktı. Kutsal mutluluk, ruhların kurtuluşu vaadi ile kadın, yaşlı, düşkün ya da yoksul olanların yanında yer alıyordu. Gıda ve benzeri gereksinimlerin karşılanması amacıyla kiliselerin hemen yanına yetimhaneler, hastaneler, manastırlar inşa edilmekteydi. Kiliseler sadece ibadet edilen ya da sosyal yardım alınan yerler değildi. Aynı zamanda Hıristiyanlığın zaferini ve piskoposların sahip olduğu gücü de ortaya koyan mekanlardı.

Manastır

Hıristiyanlığın ilk yıllarında dünyadan el etek çekip, toplumdan uzakta inzivaya çekilerek dua ve ibadet yoluyla Tanrı’yı arama yani inziva yolunu seçen kişi münzevi olarak tanımlanmıştır. Münzevi yaşamda, duyguların köreltilmesi, cinsellik, zenginlik, aşırı istek gibi dünyevi duygulardan arınmayı içeren ruhani akımın ortaya çıkmasında Yahudilik ve pagan antikitenin de etkili olduğu söylenebilir.

Hıristiyan manastırcılığının ilk kurucusu olarak Antonios kabul edilir. 251 yılında Kahire/Koma’da doğduğu kabul edilen Antonios kendisini izleyen müritleriyle çölde yaşadığı deneyimleri paylaşmış ve etrafında böylece bir topluluk oluşmuştur. İlk Hıristiyan manastır topluluğunu oluşturan Antonios’un yaşamı İskenderiye Piskoposu Athanasios (295-373) tarafından kaleme alınmıştır.


Pakhomios: Pakhomios manastırını sistemli ve organize yaşam tarzına uygun olarak inşa etmiştir. Pakhomios sisteminde manastır, çevre duvarı tarafından sınırlanan bir grup yapıdan oluşmaktaydı. Duvar koruma amacı yanında manastır yaşamını kurallarla kontrol eden düzenin oluşumu için de önemliydi. Kayseri’li Basileios: 4. yy’ın en büyük teologlarından birisi olarak bilinen Kayserili Basileios (329-379) Kilise’nin resmî öğretilerini savunmasıyla öne çıkan Kilise Babası’dır. Senobitik’leri (manastır hayatı yaşayan bir grup) ve Anachoretik’leri (Eremitic/Münzevi) keşfetmek ve öğrenmek amacı ile Suriye, Filistin ve Mısır’a yolculuk etmiştir.

İlk manastırlarda keşişler bir baş rahip tarafından yönetilirdi. Manastırdaki her şey ortaktı, haftada bir kez herkese temiz giysi verilirdi. Ortak pişirilen yemekler yüksek sesle İncil okunurken yenirdi. Manastır, kilise, yemekhane, mutfak, hücreler, kütüphane, atölyeler, misafirhane gibi yapılardan oluşmaktaydı. Doğu ve Batı manastırlarının ana ilkesi, her türlü gereksinimin rahiplerin çalışmaları ve el emeği ile üretilmesiydi. Kırsaldaki manastırlarda tarımsal işler, kent içindeki büyük manastırlarda el yazması çoğaltma, kitap bezeme, ikonaların üretildiği atölyeler dikkat çekmektedir. 9. yüzyıldan sonra ortaya çıkan ve günümüze 50’si gelebilmiş Typikon’larda manastır yaşamına ilişkin değerli bilgilere ulaşılmaktadır. Devlet, manastırların kurulmasını hem dinsel hem de siyasal açıdan desteklemiştir. Ancak Kilise ile manastırların fazla mal mülk sahibi olmaları karşısında imparatorlar bazı kısıtlamalar getirmişlerdir. Bazı araştırmacılar İkonakırıcılık (Resim 5.3) hareketini de kilise mülklerinin ve manastırların gücünün sürekli büyümesi ile ilişkilendirmektedir.

Bizans’ta Sosyal Yapı

Bizanslıların nasıl yaşadığı, maddi ve toplumsal yaşam koşulları hakkında mevcut kaynaklar dikkate alındığında, Bizans’ın tarihi gelişimini öncelikle imparatorluğun coğrafi konumunun ve Roma’dan aldığı mirasın etkilediği anlaşılmaktadır. Siyasi durumun yarattığı koşullar, Hıristiyan kilisesinin inanç ve yönetim sistemi de toplumsal ve sosyal yapıyı etkilemiş, şekillendirmiş, farklı ve sosyal ve zengin kültürel bir yapıyı beraberinde getirmiştir.

Aile Yapısı ve Ev Yaşamı

Bizans’ta 4. ve 6. yüzyıllar arası artan nüfus, aile yapısında da sürekli değişime neden olmuştur. Geç Orta çağda iyi durumda yaşayan kırsal kesimdeki aile yapısı, kentte yaşayanlara göre daha iyi durumdaydı. Örneğin Geç Orta çağ’da köyde yaşayan tipik bir aile ortalama üç ya da dört çocuk sahibi oluyordu.

4. yüzyılda geleneksel Roma ailesinde erkeğin otoritesi her şeyden önemliydi. Evlilikler çiftlerin babaları tarafından gerçekleştirilirdi. Bizans ailesi ise erkek ve kadının tüzel kişilikte birleşmesine dayanıyordu. Medeni ve dini yasalar gereği devlet sosyal istikrarı koruma ile yükümlüdür. Üst sınıf aileler genellikle evlilikleri servetlerini belirleyecek bir anlaşma olarak görse de orta sınıf aileler için evlilik,

ailenin neslinin devamı için önemliydi. Bizans’ta yaşam aile çevresinde gerçekleşirdi. Söz konusu yaşam vaftiz, nişan nikah törenleri, ölüm ve cenaze gibi ailenin törenlerine odaklanırdı.

Şehirler, Kasabalar ve Kırsal

Bizans, Roma İmparatorluğu’ndan kentsel uygarlığın merkezlerini ve yoğun ekonomik faaliyetin temelini oluşturan bir şehir ve kasaba ağı miras almıştı. Erken Bizans döneminde imparatorluk din, kültür ve yönetim alanlarında köklü bir dönüşüm geçirmiş, şehirlerdeki ve kırsal topluluklardaki nüfus artmış ve kentsel yaşam gelişmişti. Ancak şehirlerin Hıristiyanlaşması, Hıristiyanlığın yeni idealleri, yeni sosyal ve ahlaki değerleriyle antik kent kültürüne karşı bir muhalefet oluşturmuştur. Erken Bizans döneminde imparatorluk din, kültür ve yönetim alanlarında köklü bir dönüşüm geçirmiş, şehirlerdeki ve kırsal topluluklardaki nüfus artmış ve kentsel yaşam gelişmişti. Şehirlerin Hıristiyanlaşması ile yeni idealler, yeni sosyal ve ahlaki değerler antik kent kültürünü de değiştirmiştir. Eparhos: Şehirde en yüksek dereceli memur (Vali). Eparhos yasa ve emirlerin devamlılığının sağlamak ve kamu hizmetlerinden sorumludur.

Bizans’ta köyler, Bizans ekonomisinin ve toplumunun temel bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Geç Antik Çağ’da Mısır’daki en büyük köylerin nüfusun 5.000 kadar olduğu ve daha küçük olanlarının ise yaklaşık 200 kişiden oluştuğu bilinmektedir. Doğu Makedonya’daki büyük köylerden biri olan Radolibos’un ise 14. yüzyılın başlarında nüfusu yaklaşık 1.000 kişiydi. 8. yüzyıldan itibaren yetkililer, köyün vergi ödemesini arazinin kalitesine göre değerlendirmiştir. Her vergi mükellefinin arazisi ayrı ayrı değerlendirilirdi. Köylü sahibi vergisini ödeyemezse, ödeme sorumluluğu diğer vergi mükelleflerine düşerdi.

Ekonomi

Bizans tarihi boyunca devlet, imparatorluğun ekonomik hayatı üzerinde etkili olmuştur. Öncelikle madeni paranın üretilmesinden ve dolaşıma sokulmasından tek başına sorumluydu. İmparatorluk kaynakları, kapsamlı bir arazi vergilendirme sistemi aracılığıyla eyaletlerden Konstantinopolis’e akıyordu. Ayrıca ticari işlemlere vergi zorunluluğu getirmesi, gıda ve hammadde tedarikini talep etme yetkisine sahip olması da önemlidir. Diğer önemli kaynağı ise imparatorluğun her yerinde bulunan ve imparatora kişisel olarak ve resmi bürolara gelir sağlayan imparatorluk mülkleriydi. Sermaye, ekonomik talebin en önemli merkeziydi. İmparatorluk sarayı, aristokrat haneler, patrik ve büyük manastır evleri, lüks ürünler için güçlü bir talep yaratmıştır.

Solidus: Bizans altın sikke birimi yaklaşık 4.40 gr. ağırlığındaki sikke 3. yüzyıldaki ekonomik bunalımın ardından I. Konstantinos (306-337) tarafından tedavüle girmiştir. Roma librasının 1/72’si ağırlığında (1 libra, 327,45 gr.) ve 24 karat (1 karat 0.189 gr.) ayarındadır.


Slavların ve Avarların Balkanlar’a akınları 5. yüzyıldan itibaren Trakya’da kentsel gerilemeye sebep olmuştu. Veba da bu sorunlara eklendiğinde Bizans’ta 6. yüzyılın ortalarından itibaren ciddi ekonomik sorunlar belirginleşmeye başlamıştır. 9. yüzyılın ilk yarısından sonra ekonominin canlandığı, 10. yüzyıla gelindiğinde ise kırsal ekonomide toparlanmanın olduğu söylenebilir. 12. yüzyılda kentsel ekonomi canlanmış, kasabalar büyümüş, ticaret hacmi ve büyük miktarlarda para dolaşımı artmıştır. 12. yüzyıldaki ekonomik genişleme, dolaşımdaki para miktarındaki artış beraberinde imparatorluk harcamalarında da bir artışa eşlik etmiştir. Bu durum altın sikkede değerin düşürülmesini beraberinde getirmiştir.

Sanatsal Yaşam

Bizans’ın kendisi gibi sanatının da Geç Antik Çağ sanatı ve klasik sanattan doğduğunu düşünecek olsak bile Bizans’ın zengin görsel kültürü, Antik Çağın zengin görsel kültüründen farklıdır. Bizans yaşam ve kültüründe kendisini Hıristiyan bir toplum olarak gördüğü için din her zaman çok önemli rol oynamıştır. Bizans’tan günümüze ulaşan mimari kalıntılar arasında kiliseler, manastırlar ve dini sanat öğeleri önemli bir yer tutmaktadır. Bizans sanatı imparatorluğun hâkim olduğu geniş coğrafi alandaki yerleşimlerinde üretilen eserlerin bütününü tanımlayan kapsamlı bir olgudur. Bizans sanatının büyük ölçüde dini amaçlarla ısmarlandığı, kiliseler ve manastırlarda kullanılmak üzere tahsis edilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bununla beraber diğer Ortaçağ toplumlarında olduğu gibi, üretilen sanat genellikle himayeye dayanmaktaydı.

Bizans mimarisi, kamusal ve sosyal işlevli yapılar ve dini mimari olarak iki başlık altında değerlendirilebilir. Kamusal ve sosyal işlevli yapılar arasında meydanlar, anıtlar, saraylar, konutlar ve su yapıları (su kemerleri ve hamamlar) bulunmaktadır. Bugün İstanbul’da Çemberlitaş olarak bilinen yerde I. Konstantinos’un, Beyazıt meydanında bulunan Theodosius Forumu (Forum Tauri), Aksaray’da Forum Bovis, Haseki semtinde Arcadius Forumu ve Şehzadebaşı-Laleli arasında olduğu tahmin edilen Filadelfion meydanları I. Konstantinos ve ardıllarının Başkent Konstantinopolis’de inşa ettirdiği meydanlar arasındadır. Kilise, şapel, vaftizhane, martirium, hipoje, katakomp gibi yapılar Bizans dini mimarisi yapı türleri arasında yer almaktadır. Yeni ibadet yapıları olan kiliseler, Roma döneminde mahkeme salonu olarak kullanılan bazilikalardan esinlenerek inşa edilmiştir.

Bizans resim sanatı; anıtsal resim sanatı (mozaik, fresko), İkona ve el yazmaları başlıkları altında değerlendirilmektedir. Anıtsal resim sanatı örnekleri, ibadet mekânı olan kiliseler, hipoje, sivil ve resmi yapılarda uygulanmıştır. En erken fresko örnekleri Suriye-Dura Europos’da kilise işleviyle kullanılan evde ve Roma’daki Katakomplarda görülmektedir. İkonaklazma döneminin sona ermesiyle beraber 842 yılı sonrasında Bizans anıtsal resim sanatında bir canlanma yaşanır. Başkent Konstantinopolis, Anadolu’da Kapadokya ve Yunanistan’da Daphne Manastır Kilisesi, Hosios Lukas ve

Sakız Adası Nea Moni Kilisesi anıtsal resim sanatı örnekleri Orta Bizans Döneminin en güzel resim örneklerini barındırmaktadır.

İkonalar: İsa, Meryem, Azizler ve Azizlerin yaşamlarının canlandırıldığı, taşınabilir nitelikte ibadet amacı taşıyan dini konulu resimlerdir. Mermer, fildişi, metal, mine, seramik ve mozaik gibi malzemelerden üretilmişlerdir.

Resimli el yazmaları genellikle manastır kitaplıklarında, saray ve kiliselerde korunduğu için, Erken Bizans dönemi anıtsal resim sanatı ve ikona örneklerinin tersine günümüze ulaşmıştır. Manastırlarda bir ekip tarafından üretilen el yazmaları başkent Konstantinopolis’in yanı sıra Antakya, İskenderiye, Kayseri ve Kudüs gibi merkezlerde de üretilmiştir.

Seramik, cam, maden (altın, gümüş, bronz), tekstil ve fildişi gibi eserler Bizans el sanatları içinde incelenmektedir. Bizans seramiği dini ve resmi sanatın tersine halkın ekonomik çizgisi ve beğenisine göre şekillenmiştir. Daha çok tahıl ve yağ gibi ürünlerin depolanmasında, yağ ve şarap gibi ürünlerin nakliyesinde ve mutfak gereçlerinde artan talep ile gelişmiştir. Çeşitli boyutlarda seramikten üretilen sürahiler, kupalar, tabaklar, bardaklar, çanaklar, kaseler, meyvelikler gibi kaplar ve kandiller genellikle metal kapların taklitleri olarak değerlendirilebilir.

Ökaristi: Ökaristi İsa’nın bedenini simgeleyen ekmek ve kanını simgeleyen şarabın kutsandığı Hıristiyan litürjisinin ana ayinidir.

Mine Tekniği: Toz cam ve maden oksidi karışımıdır. Bu madde madeni eser üzerine çökertilerek veya oyularak açılan yuvaların içine doldurulup, eser fırınlanır; ısı ile eriyen cam madde, madene yapışarak parlak ve renkli mine dolguyu meydana getirme tekniğine denir.

Bizans yaşam ve kültüründe kendisini Hıristiyan bir toplum olarak gördüğü için din her zaman çok önemli rol oynamıştır. Bizans’tan günümüze ulaşan mimari kalıntılar arasında kiliseler, manastırlar ve dini sanat öğeleri önemli bir yer tutmaktadır. Bizans sanat eserleri farklı konu, teknik ve üsluplarda mimari, resim sanatı (anıtsal resim, ikona, el yazmaları), el sanatları (fildişi, kumaş, maden, cam, seramik) gibi eserlerde yansımalarını bulmuştur.

En önemli ipek üretim merkezi başkent Konstantinopolis’tir. Ayrıca Atina, Selanik ve Korintos yakınlarındaki Thiva’da ipek üretim merkezi olarak bilinmektedir. Orta Bizans Dönemi tekstilinde Sasani Pers üslubu olarak adlandırılmış kumaşlar da kullanmıştır. Bu kumaşlarda genellikle madalyonlar içerisinde aslan, kartal, fil, grifon (Resim 5. 11), sfenks gibi hayali yaratıkların tasvirleri görülmektedir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında