GİT102U-ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ
Ünite 3: Urartu, Frig ve Lidya Kültürleri
Giriş
Anadolu MÖ. 1200 yılından itibaren Demir Çağı denilen yeni bir döneme girmiş ve Tunç çağları sona ermiştir. Hitit Devleti’nin sona erdiği bu dönemde demir madeni çağa adını vermiştir. Demir Çağı’nda Geç Hitit Krallıkları, Urartu Krallığı, Frig krallığı ve Lidya krallığı Anadolu’nun tarih ve kültüründe en önemli rolleri oynamışlardır. Bu bölümde Urartu, Frig ve Lidya kültürleri ele alınacaktır.
Urartular
Urartular MÖ. 9. yüzyılın ortalarından MÖ. 7. yüzyılın sonlarına kadar Van Gölü’nün doğu kıyısında yer alan Tuşpa (Van Kalesi) merkez olmak üzere güçlü bir krallık kurmuşlardır. Yayılım alanı günümüzdeki Doğu Anadolu, Kuzeybatı İran, Ermenistan ve Gürcistan topraklarını kapsamıştır.
Urartu Krallığı Siyasi Tarihi
MÖ. 13. yüzyılın ilk çeyreğinde Doğu Anadolu’da Van Gölü çevresindeki topraklarda Uruatri ve Nairi adını taşıyan coğrafi bölgelerde Hurri kökenli beylikler bulunmaktaydı. Bu dönemde güçlü bir krallık olma çabasında olan Assur Krallığı kral I. Salmanassar’dan (MÖ. 1275- 1245) itibaren Doğu Anadolu’ya seferler düzenleyerek beyliklerin yetiştirdiği hayvan sürülerini, maden ürünlerini yağmalamaya başlamışlardır. Böylece ekonomilerini güçlendirmeye çalışmışlardır. Assur baskısının artması üzerine beylikler bir araya gelmiş ve MÖ. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Krallığı kurulmuştur. Uruatri ve Nairi beyliklerini bir araya getiren bey, ilk Urartu kralı olarak kabul edilen Aramu’dur. Aramu beylikleri bir çatı altında toplamış ve Arzaşkun adlı bir başkent kurmuştur. Aramu’dan sonra başka bir sülaleden Lutipri oğlu I. Sarduri MÖ. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Devleti’ni sağlam temeller üzerine oturtmuştur. Kral Van Gölü’nün doğu kıyısındaki başkent Tuşpa’nın (Van Kalesi) da kurucusudur.
Urartu Krallığı’nın yayılım alanı batıda Fırat Nehri’nden doğuda Urmiye Gölü havzasına, kuzeyde Ermenistan ve Güney Gürcistan’dan güneyde Toros Dağları’na kadar uzanmıştır. Bu yayılım alanı içerisinde hâkimiyeti sağlamak için pek çok kale kurulmuştur. Kral Minua Van yöresinde Anzaf, Körzüt, kuzeyde Aludiri (Patnos) ve Iğdır ovasında Minuahinili (Karakoyunlu) kentlerini inşa etmiştir. Van ovasına 54 km. uzaktaki kaynaktan su taşıyan sulama kanalı olan Şamram Kanalı da Minua tarafından yaptırılmıştır.
MÖ. 743 yılında Adıyaman Gölbaşı yakınlarında kral III. Tiglatpileser (MÖ. 744-727) komutasındaki Assur orduları, II. Sarduri yönetimindeki Urartu ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Bu yenilgiyle birlikte Urartu Krallığı’nın yükselişi de sona ermiştir. Daha sonra II. Rusa (MÖ. 685-645) yeni bir kalkınma hamlesi başlatmış, krallık ikinci bir yükseliş dönemi yaşamıştır. Urartu Krallığı MÖ. 7. yüzyılın sonları, MÖ. 6. yüzyılın
başlarında İskitler ve Medlerin akınları sonucunda yıkılmıştır.
Urartu Kültürü
Urartu Krallığı’nın yönetiminde başta kral bulunmaktaydı. Teokratik monarşik yönetim söz konusuydu. Krallık aynı sülale içinde babadan oğula geçerdi. Ülke toprakları eyaletlere ayrılmış ve eyaletlerin başına merkezden valiler atanmıştır. Toplum, soylular, savaşçılar, köylüler ve köleler gibi sınıflardan oluşmaktadır.
Urartu Devleti’nin resmi dili Urartu dili idi. Bu dilin özelliği bitişken diller grubunda oluşudur. Tek akrabası Hurricedir. Urartuca, Kuzeydoğu Kafkas dil ailesinden Çeçen dili ve İnguş dili ile benzerdir. Urartular çivi yazısı ve hiyeroglif yazı (resim yazısı) kullanmışlardır.
Urartu dini, çok tanrılıydı. Urartu kralları fethettikleri topraklarda yaşayan halkların tanrılarını da kendi tanrılarının arasına katmışlar böylece bir devlet panteonu (tanrılar birliği) oluşturmuşlardır. Van ovasında Toprakkale yakınlarındaki Meherkapı Nişi içinde bulunan yazıtta, Urartu tanrıların adları ve onlara hangi hayvanların, hangi sayıda kurban edileceği hiyerarşik sıra içinde belirtilmiştir. Urartu sanatında tanrılar kutsal hayvanları üzerinde ayakta durur vaziyette, boynuzlu başlık giymiş olarak gösterilmişlerdir. Urartu kalelerinde mutlaka bir Haldi tapınağı bulunurdu. Eğer bir kalede iki tapınak varsa tapınaklardan biri Haldi, diğeri ise o bölgenin tanrısının tapınağı olurdu. Urartu dininde açık hava kutsal alanları da önemli tapınım yerleriydi. Bunların içinde nişler ve dikilitaşlar yer alır.
Urartu ölü gömme geleneklerinde kral, kral ailesi ve soylular kalelerin yamaçlarındaki çok odalı kaya mezarlarına gömülmüşlerdir. Kremasyon Mezarı olarak adlandırılan mezar ise Tuşpa’da yakılan soyluların gömülmesi için kullanılmıştır.
Karayolları, sulama kanalları, barajlar ve göletler Urartuların en önemli bayındırlık faaliyetlerini oluşturur. Sulama kanalları içinde en ünlüsünü kral Minua tarafından yaptırılan Minua Kanalı oluşturur.
Urartular maden işçiliği, ahşap işçiliği, fildişi ve kemik işlemeciliği konusunda güzel örnekler vermişlerdir. Bakır Diyarbakır Ergani yöresinden, demir Van Gölü’nün güneyindeki dağlık bölgeden, gümüş de Gümüşhane yöresinden elde ediliyordu. Demir, kılıç, hançer, ok ucu, sadak, miğfer, fibula ve tarım aletlerinin yapımında kullanılmıştır. Tunç işçiliği ürünleri arasında tapınak duvarlarına asılan kalkanlar, kazanlar, miğferler, kılıçlar, ok uçları, mızrak uçları, at koşum takımları, şamdanlar, hayvan ve insan heykelcikleri, küpeler, yüzük, bilezikler ve kemerler sayılabilir. Altın ve gümüş, iğne, fibula, küpe, kolye, bilezik gibi eşyaların yapımında kullanılmıştır. Bronz ayaklı taht, masa ve yataklar ahşap işçiliği örnekleridir. Çanak çömlekçilik de gelişkindi. Kalelerde yönetici sınıfın kullanımı için parlak kırmızı renkli güzel kaplar üretilmiştir. Bu türde kapların formları arasında
çanaklar, kâseler, tabaklar, yonca ağızlı testiler ve ayaklı kadehler bulunmaktadır.
Frigler
Güneydoğu Avrupa’dan gelerek Anadolu’yu yurt edinen Frigler’in başkent Gordion olmak üzere kurmuş oldukları krallık, MÖ. 9.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’da etkin olmuştur. Frig Krallığı özellikle adı “Eşek Kulaklı Midas” ve “Her Dokunduğu Altın Olan Kral Midas” söylencelerine karışan ünlü kral Midas zamanında en görkemli çağını yaşamıştır.
Frig Krallığı Siyasi Tarihi
Frigler, MÖ. 1200 yıllarından başlayarak Güneydoğu Avrupa’dan Anadolu’ya göç eden Trak kökenli bir halktır. Frig göçleri tek bir dalga değil birbirini takip eden dalgalar halinde MÖ. 800 yıllarına kadar devam etmiştir. Frigler MÖ. 11. yüzyıla doğru Ankara’nın Polatlı ilçesinin Yassıhöyük köyü yöresine gelmişlerdir. Burada bulunan Yassıhöyük’te Tunç Çağı tabakası üzerine köy niteliğinde bir yerleşme kurmuşlardır (Erken Demir Çağı/Proto Frig Dönemi MÖ. 1200-950). Taş-çamur ve toprağa saplanan ahşap kazıkların üzerinin çamur sıvanmasıyla oluşturulan duvarlara sahip konutların içinde ocak, fırın, tahıl silosu ve işliklere yer verilmiştir.
MÖ. 800 yıllarına doğru etrafı güçlü surlarla çevrili, anıtsal bir giriş kapısına ve megaron planlı yapıları olan görkemli bir merkeze dönüşmüştür. Bu dönemde yerleşmede çevredeki topraklara hâkim yöresel Frig beylerinin oturduğu anlaşılmaktadır. Erken Frig Yerleşmesi MÖ. 800 yıllarında bir kaza sonucu çıkan yangınla tamamen yanarak tahrip olmuştur. Yerleşmede oturanlar yangın sırasında kaçarak canlarını kurtarabilmişlerdir. Yangın ile tahrip olan Erken Frig yerleşmesinin üzerine yeni yerleşme eski plan esas alınarak gelişmiş inşa teknikleriyle inşa edilmiştir. MÖ. 8. yüzyılın sonlarına doğru tamamlanan yerleşme Frig Krallığı’nın da kurulduğu yerleşmedir. Başkent Gordion’a adını veren Friglerin ilk kralı Gordios’tur. Daha sonra Frig tahtına MÖ. 742 veya MÖ. 738 yılında ünlü kral Midas geçmiştir.
MÖ. 717-709 yılları arasında Assur kralı II. Sargon’a karşı bazı başarılar elde etmiştir. Assur kaynaklarında Midas’tan Muşkili Mita olarak bahsedilmektedir. II. Sargon Mita ile ittifak kurarak kendisine karşı çıkan Geç Hitit Krallıklarını tek tek hâkimiyeti altına almıştır. Mita/Midas II. Sargon ile MÖ. 709’da bir dostluk anlaşması imzalamıştır.
Kral Midas döneminde Frig Krallığı’nın sınırları batıda Kütahya, doğuda Tokat ve Yozgat, kuzeyde Samsun, güneyde Konya ve Niğde, kuzeybatıda Bandırma, güneybatıda Antalya Elmalı’ya kadar uzanmıştır. Kral Midas’ın nasıl ve nerede öldüğü ile ilgili kesin bir bilgi yoktur. Antik batı kaynaklarından Eusebios Midas’ın ölüm yılı olarak MÖ. 696; J. Africanus ise MÖ. 675-674 tarihini vermektedir.
Midas’ın ölümü ile Frig Krallığı yıkılmıştır, Gordion başkent olmaktan çıkmış ancak diğer şehirler ve kaleler ile birlikte beylik merkezi olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir.
Frig Kültürü
Frig kentlerinde yöneticiler, rahipler, zanaatkârlar ve tüccarlar gibi sınıflar yaşardı. Halkının büyük bölümünü köylerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler oluşturuyordu.
Frig Dili Hint Avrupa dil ailesine üyedir. Trak dilleri ve Eski Yunan dili ile ilişkilidir. Alfabeleri Fenike alfabesinden alınmış 19 harften meydana gelir. Frig dilinde yazıtlar işlenmiş kaya cepheleri (fasadlar), sunaklar nişler ve kap kacaklar üzerine kazınmış, kısa yazıtlar ve kelimelerden oluşur.
Frigler çok tanrılı bir dine inanıyorlardı. Ancak sadece Matar (Ana) adını verdikleri tanrıçalarının tasvirlerini yapmışlar ve ona tek tanrı gibi saygı göstermişlerdir. Tanrıçalarını Matar Kubileya, Matar Areyastin olarak da adlandırmışlardır. Frigler Ana tanrıçayı Anadolu’ya göçlerinden sonra tanımış ve benimsemişlerdir. Tanrıça Matar bolluk, bereket ve doğa tanrıçası, vahşi hayvanların hakimesidir.
Frigler soylularını tümülüslere veya kaya mezarlarına gömmüşlerdir. Anadolu’ya tümülüs mezar geleneğini Frigler getirmişlerdir. Tümülüsler tek kişilik mezar anıtlarıdır. Frig tümülüslerinin en yoğun olduğu yer 100 kadar tümülüs içeren Gordion Nekropolü ve 20 kadar tümülüs içeren Ankara’dır. MÖ. 7. yüzyılda Friglerde kremasyon gömü geleneği de uygulanmaya başlamıştır. Ölüler tümülüslerde ya ahşap mezar odası içinde yakılmış ya da başka bir yerde yakıldıktan sonra kalan kül ve kemikleri bir kap içinde mezar odasına yerleştirilmiştir.
Friglerde maden işçiliği, mobilyacılık, dokumacılık ve çanak çömlekçilik gelişmiştir. Maden işçiliğinde demir, tunç ve değerli maden işçiliği vardı. Ancak tunç işçiliği daha fazla gelişmiştir. Tunç eser örnekleri Gordion’da yerleşmeden ve tümülüslerden ele geçirilmiştir.
Tunç eşyalar arasında siren ve boğa eklentili büyük boyutlu kazanlar, boğa, kuş ve T biçimi eklentili kulpları olan küçük kazanlar, omphaloslu kâseler (ortası göbekli kâseler), makara eklentili çanaklar, yonca ağızlı testileri, kepçeler, kemerler, fibulalar, dört atlı savaş arabası, ok uçları, balta, bıçak, keskiler sayılabilir.
Frig mobilyalarının kendine özgü bir güzelliği vardı. Frig mobilyacılığı ile ilgili bilgi edinilmesini sağlayan mobilya örnekleri Gordion’da MM, P ve W Tümülüslerinden ele geçirilmiştir. Masa, servis standı, tabure gibi örneklere sahiptir. Mobilyalar madenî çivi kullanılmadan geçmeli olarak yapılmışlardır. Çivi kullanmak gerekince de ahşap pimler kullanılmıştır.
Antik kaynaklarda verilen bilgilerden öğrenildiğine göre Frig dokumaları ünlüydü. Yün ve tiftik gibi hayvansal lifler, yanında keten lifleri de dokumacılıkta kullanılmıştır.
Lidyalılar
Lidya, MÖ. 680-MÖ. 546 yılları arasında Mermnad hanedanı zamanında güçlü bir krallık olarak tarih sahnesinde yerini almış, Anadolu’nun Kızılırmak Nehri’nin batısında kalan topraklarına (Trakya, Likya ve Kilikya hariç) hâkim olmuştur.
Lidya Krallığı Siyasi Tarihi
Anadolu’nun Demir Çağ krallıklarının bir diğer halkası Lidya krallığıdır. Lidya dili konuşan halkın kökeni ve Lidya Krallığı’nın kurulduğu İç Ege Bölgesi’ne ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. MÖ. 2. bin yıldan beri bu bölgede ikamet ettikleri düşünülmektedir.
Üçüncü hanedan olan Mermnadlar Hanedanı zamanında Lidya Krallığı güçlü bir krallık olarak Anadolu tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu güçlü krallığın kurulması ile ülke Lidya Ülkesi, başkent de Sardeis adıyla anılmaya başlamıştır. Lidya Krallığı’nın başına babadan oğula olacak şekilde sırasıyla, Mermnad hanedanı kralları; Gyges (MÖ. 680-644), Ardys (MÖ. 644-625), Sadyattes (MÖ. 625-610) Alyattes (MÖ. 609-560), Kroisos (MÖ. 560-546) geçmiştir.
İlk kral Gyges’ten itibaren topraklarını genişletmeye başlayan krallığın sınırları Alyattes döneminden itibaren doğuda Kızılırmak Nehri’ne (Halys) değin genişlemiştir. Lidya kralı Alyattes Med ordusunu Kızılırmak’ta ordusuyla karşılamıştır. MÖ. 590 yılında Pteria’da (Yozgat Kerkenes) yapılan savaşta iki ordu da birbirine üstünlük sağlayamamıştır. Beş yıl süren savaş sonunda barış anlaşması imzalamıştır. Kızılırmak Barışı’na göre Anadolu’nun Kızılırmak Nehrinin doğusundaki toprakları Medlerin, Kızılırmak Nehrinin batısındaki topraklar Lidyalıların oluyordu.
Lidya kralları Mezopotamya, Mısır, İran, Yunanistan ve Batı Anadolu kentleriyle diplomatik ilişkiler kurmuşlardır. MÖ. 547’de Persler Sardeis’i ele geçirirler ve Lidya Krallığı yıkılır.
Lidya Kültürü
Lidya Krallığı’nın başında mutlak hâkim olarak kral bulunuyordu. Krallar aynı hanedan içinde babadan oğula geçerdi. Ele geçirdikleri bölgelerin iç işlerine karışmamışlar ancak vergi vermekle ve savaş zamanlarında asker sağlamakla yükümlü kılmışlardır.
Lidya başkenti Sardeis günümüzde Manisa ilinin Salihli ilçesinin Sart beldesinde bulunmaktadır. Hemen batısından Paktolos (Sart) Çayı akmaktadır. Sardeis Lidya Krallığı döneminin tek kentiydi. Sardeis’te Lidya krallarının sarayları, yönetim binaları, Kybele ve Apollon tapınakları, altın arıtma atölyeleri, pazar yeri ve kralî bahçeler bulunurdu. Halka ait konutlar dikdörtgen planlı,
taş temelli ve kerpiç duvarlıydı. Evlerde iç bölmeler halı ve kilimler ile yapılmıştır. Halkın çoğunluğu köylerde yaşıyor tarım ve hayvancılık yapıyorlardı. Tarım ürünleri arasında tahıl, elma, üzüm, zeytin, incir, soğan, kestane, ceviz ve safran bulunmaktadır. Hayvancılıkta koyun yetiştiriciliği önemlidir. Şarap, zeytinyağı, parfüm, krem, ilaç, boya üretimi de yapılmıştır.
Lidya dili, Luvi dili ve Likya diline benzer. Hint-Avrupa dil ailesinin bir üyesidir. 26 harflik alfabeleri ile yazılmış yazıları, taş ve seramikler üzerinde günümüze kadar gelmiştir. En erken yazılı örnekler MÖ. 7. yüzyıla tarihlenmektedir.
Lidyalılar sikke adı verilen madeni parayı icat ederek uygarlık tarihine en büyük katkılardan birini yapmışlardır. Herodotos ilk olarak altın ve gümüş para basanların Lidyalılar olduklarını belirtir. Kolophonlu Ksenophanes de sikkenin icadını Lidyalılara bağlar. İlk sikkeler altın ve gümüş karışımı bir alaşım olan elektrondan yapılmışlardır. MÖ. 7. yüzyılın ikinci yarısında elektrondan ilk sikkeler basılmıştır. İlk sikkelerin ön yüzü önceleri düzdü, hiçbir sembol yoktu, sonraları ön yüzlerde çok sayıda sembol kullanılmıştır. Arka yüzlerde ise bir, iki ya da üç adet kare veya üçgen çukurluklar yer alırdı.
Lidyalılar çok tanrılı bir dine inanırlardı. İnandıkları başlıca tanrıça Kuvava dedikleri tanrıça Kibele idi. Ayrıca Sardeis’te kent dışında bir Artemis Tapınağı vardı. Bunun dışında Sardeis’in 7 km. kuzeyinde Bin Tepe mevkiinde Lidya kral mezarları yakınında başka bir Artemis Tapınağı bulunmaktaydı.
Lidya kralları ve kraliyet ailesi mensupları Sardeis’in kuzeyinde, Gygae Gölü’nün (Marmara Gölü) güneyinde bulunan Bin Tepe Mezarlığı’ndaki tümülüs mezarlara gömülüyorlardı. Bin Tepe Mezarlığı’nda 100 kadar tümülüs bulunmaktadır. Sardeis’te halk tabakası ise Sart Çayı’nın batısındaki yamaçlarda kaya mezarlarına gömülmüşlerdir.
Lidya’da, dokumacılık, taş işçiliği, maden işçiliği, kuyumculuk, heykeltıraşlık, çömlekçilik ve fildişi işçiliği gelişmişti. Çömlekçilikte MÖ. 7. ve 6. yüzyıllarda Lidya çanak çömlekçiliğinde tek renk ve boyalı kaplar kullanılmıştır.
Boyalı kaplarda kırmızı üzerine siyah mermer deseni verilmiş mermer taklidi kaplar vardır. Ayrıca kaplar üzerinde çeşitli kuşaklar, şeritler, çengeller, taralı üçgen ve kareler gibi geometrik motifler ile hayvan ve bitki figürleri görülür. Sardeis’te bulunan kayık ve ördek biçimli kaplar Lidya çömlekçiliğinin güzel ürünleridir. Lydionlar Lidya’ya özgü kaplardır. Bunlar Lidya kremleri ve bakkaris adlı parfümlerinin içine konulup ihraç edilmesinde kullanılmışlardır.