AÖF Soru Bankası

Anadolu Kültür TarihiÜnite 1 Özeti

Tarih Öncesi Anadolu Kültürleri

GİT102U-ANADOLU KÜLTÜR TARİHİ

Ünite 1: Tarih Öncesi Anadolu Kültürleri

Giriş

Uygarlık tarihinin iki temel kıtası durumundaki Avrupa ve Asya’nın arasında doğal bir köprü konumunda olan Anadolu coğrafyası, boyutlarından beklenmeyecek kadar çok çeşitli iklim alanlarına sahiptir. Anadolu’daki kültürel çeşitlilik bir anda oluşmamış, tarihin farklı dönemlerinde gelişen birçok aşama ile bu zenginlik meydana gelmiştir. Paleolitik (Yontmataş-Eskitaş) çağlar insanın fiziksel ve zihinsel gelişimini tamamladığı, kültürel oluşumun temellerinin atıldığı bir dönem olarak ve ardından Neolitik (cilalı taş) dönem ve Kalkolitik (bakır taş) dönemleri ayırt edici özellikleri ve farklı boyutları ile incelenecektir.

Anadolu’da Paleolitik Dönem Coğrafyası ve İlk İnsanlar

Paleolitik dönem yaklaşık 2 milyon yılı kapsayan ve insanlık tarihinin başlangıcını içinde barındıran, Alt Paleolitik, Orta Paleolitik, Üst Paleolitik ve Epi-Paleolitik olarak 4 evreye ayrılan, insanın tarihinin en uzun dönemidir. Biyolojik ve kültürel açıdan insanın evriminin en önemli bölümünün gerçekleştiği bu dönem içerisinde hem dünya jeomorfolojisi hem de iklim koşulları günümüz ile oldukça farklılık göstermektedir.

Jeolojik devirler açısından Paleolitik dönem Türkçede sık kullandığımız şekli ile dördüncü jeolojik zaman (Kuaterner) içerisinde yer alır. Diğer jeolojik devirlere göre en kısa süren dördüncü jeolojik devir olan Kuaterner’in çok önemli iki özelliği vardır. Bunlar içinde buzul ve buzul arası iklim dönemlerini barındırması ve daha önce de bahsettiğimiz şekli ile, Paleolitik dönemin de bu devir içinde olması dolayısıyla, insanın bu jeolojik devirde ortaya çıkmasıdır. Anadolu’daki Paleolitik döneme ilişkin bazı gelişmeler aşağıdaki alt başlıklarda anlatılmıştır.

Alt, Orta ve Üst Paleolitik Dönem

Alt Paleolitik dönem günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl öncesinde alet kullanan ilk insanların Afrika’da ortaya çıkması ile başlarken, bu tarih Anadolu için günümüzden önce 1 milyon yıl ile başlayıp 250.000 bin yıl öncesinde bitmektedir. İlk insan türüne Homo Habilis (becerikli insan) ismi verilmiştir. Diğer bir insan türü ise zaman ve mekân içerisinde büyük bir yayılma gösteren ve geniş bir coğrafi dağılım içinde karşımıza çıkan, bundan dolayı da fiziksel çeşitliliği çok görülen Homo Erectus’tur (dik yürüyen). Erectus 900 cc’lik beyin hacmi ile ve kemiklerinin biçimi, boyutları itibariyle modern insana oldukça benzemekte olup, ondan daha güçlü bir kas ve kemik yapısına sahiptir. Anadolu’da en eski insan olarak yaklaşık 1,2 milyon yıl öncesine ait Homo Erectus’a ait fosiller karşımıza çıkar. Denizli yakınlarındaki Kocabaş’ta bir taş ocağındaki traverten bloklarının birinde bulunan bu fosiller, Anadolu’nun Orta Pleistosen Dönemi’ne ait ilk hominid kalıntılarıdır. 1,6 milyon yıl önce ürettiği taş aletleri standart hale getirmiş olan Erectuslar’ın kullandığı alet teknolojisine Fransa’daki ilk buluntu yeri olan St. Acheul ismi nedeniyle Aşölyen teknolojisi denilmiştir. Bu yontmataş alet teknolojisi, iki yüzeyli aletler (elbaltaları) ve

nacak üretimi ile tanımlanır ve hammaddesi genellikle obsidyen ve çakmak taşıdır.

Yontmataş alet endüstrisi Alt Paleolitik Dönem’de kültürü belirleyen en önemli buluntu topluluğudur. Aşölyen taş alet teknolojisinden önce “çay taşı” adı verilen, akarsularda yuvarlanarak yumru biçimini almış ve doğal hali ile elde tutulmaya uygun hale gelerek işlenen çakıl taşları Oldowan teknolojisi ismi ile betimlenir. Oldowan aletlerin ön kısımlarından vurularak birkaç parça kopartılır ve ağzı keskin ya da sivri hale getirilirdi. Aşölyen teknolojisi kadar detaylı olmayan bu en eski atalarımızın kullandığı aletler 2,5 milyon öncesine tarihlenir ki bu zaten Paleolitik dönemin başlangıcına işaret eder.

Anadolu’da Orta Paleolitik Dönem, günümüzden önce G.Ö.250.000-G.Ö.45.000 yılları arasındaki dönemdir. Bu dönem ile birlikte Homo Erectus türüne artık rastlanmaz. Orta Paleolitik dönemin insan türü Erectus’a göre düşünsel yetileri ve el becerileri daha gelişkin olan, iki yüzeyli çok işlevli baltalar yerine, her bir iş için ayrı özelliklere sahip aletler üretebilen Homo Neandertal’dir. Yontma taş alet teknolojisinin ismi yine Fransa’daki ilk buluntu yerleriyle Levaluva ve Musteryen alet teknolojileri olarak isimlendirilerek, bu teknolojiler aşölyen teknolojisinin yerini almıştır.

Bu dönemin en belirleyici özelliklerinden biri de ateşin daha önceki dönemlerde insanlar tarafından kullanılıyor olmasına rağmen, artık bu dönem ile birlikte besinlerin de pişirilerek tüketilmeye başlandığını görmekteyiz. Yine Neandertallerin soyutlama yetisi şaşırtıcı bir özellik olarak karşımıza çıkar. Ölülerini gömmeleri ve ölünün yanına eşyalar koymaları, bu topluluklardaki “ölümden sonraki yaşam” düşüncesinin, yani bir soyutlama yetisinin açık göstergeleridir.

Günümüzden Önce (GÖ.) 45.000-17.000 yılları arası dönem Anadolu’da Üst Paleolitik dönemdir. 30 bin yıl önce son Musteryen endüstrisi izlerine rastlanır ve bu dönem Neandertallerin tarih sahnesinden çıkışıdır. Bu tarihlerde modern insanın hızla bütün dünyaya yayılması da, güçlü olanın güçsüz olanı yok etmesi ilkesi göz önüne alındığında, Neandertallerin sonunu getiren etkenlerden biri olmuş olabilir. Modern insanın Amerika ve Avustralya’ya geçişi bu dönemde olmuştur.

Paleolitik dönem insanları sadece mağaralarda barınmış olmasa da, bize en çok veri sağlayan yerleşmeler, hem sık iskan edilmiş olmaları, hem de doğa şartlarına karşı korunaklı olma özellikleri ile mağaralardır. Bu dönemin en ayırt edici özelliklerinden biri de sanatsal üretim seviyesindeki bir soyutlama yetisi ile kendini gösteren heykelcikler, kabartmalar ve özellikle de mağara duvar resimleridir. Mağara duvarlarına yapılan, insan elinin yetişemeyeceği kadar yüksek alanlara bile çizilen resimlerde perspektif tekniğinin dahi kullanılmış olduğu örnekleri görüyoruz. Tarihteki ilk Venüs örnekleri olarak kabul edilen kadın heykelcikleri üst Paleolitik çağ ile yaşıttır.


Epi-Paleolitik Dönem

Üst Paleolitik dönemin ardından Anadolu’da G.Ö 17.000- 10.000 yılları arasındaki zaman dilimi dünyadaki genel adıyla Mezolitik olarak adlandırılsa da, Anadolu’daki kültürlerin daha çok Doğu Akdeniz Levant bölgesi ile uyumundan dolayı Epi-Paleolitik Dönem olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemi oluşturan ana etken iklim koşullarıydı. İnsanlar daha önce de değişen iklimsel dönemlere maruz kaldılar, ancak son buzul çağının sona ermesi ile Holosen iklimsel dönemin başlamasına denk gelen bu tarihlerde, insanlar önceden olmadığı kadar biyolojik ve düşünsel yetilerini, kültür ve teknolojilerini geliştirebildiler. Buzul çağı sona ererken bitki örtüsü de değişerek ormanlık alanlar oluştu ve insanlar artık daha çeşitli beslenmeye başladı. Ayrıca çakmak taşından mikrolit denilen minik aletler yaparak, bunları yeni işlevleri karşılayacak şekilde (balık oltası, zıpkın, orak, mızrak, vb.) tahta, kemik ya da boynuz saplarının üzerine yerleştirerek farklı işlevlere sahip kompozit aletler üretmişlerdir.

Anadolu’da Neolitik Dönem’e Geçiş, İlk Köyler ve Kentler

Hızlı değişim süreci Neolitik Dönemde karşımıza çıkan en önemli olgudur ve bundan dolayı Neolitik Dönem’e geçiş süreci “Neolitik devrim” olarak adlandırılır. İnsanoğlunun tarihsel gelişim sürecinde ilk önemli sıçrama noktasını oluşturan bu yaşam tipi, avcı ve toplayıcı toplumların zamanla üretici konumuna gelmelerine ve göçebeliği terk ederek yıl boyunca iskân edilen ilk sürekli yerleşmelerin kurulmasına temel oluşturmuştur. İlk olarak tarihçi H.J. Breasted tarafından “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan, bir yayı andırır şeklinde batıda, doğu Akdeniz kıyılarından başlayarak, Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu üzerinden Zagros dağları boyunca Basra Körfezine uzanan bu geniş coğrafyada, Holosen iklim dönemi ile başlayan global ısınma ve iklim değişiklikleri, doğal bitki örtüsü üzerinde ve hayvan türlerinin dağılımında etkili olmuştur. İnsanlar yabanıl tahılları önce bulundukları doğal ortamda olduğu şekli ile biçerek bunlardan yararlanmaya, daha sonra süreç içerisinde de ekip biçmeye başlamışlardır. Yabanıl olan hayvanlardan, ilk başta keçi ve daha sonra koyun, domuz ve sığır ehlileştirilmiştir. “Neolitik Devrim’in meydana gelmesi için gereken koşulların temeli, iklimsel koşulların ve bitki örtüsünün tarım yapmaya elverişli olması ile, insanlığın kültürel ve teknolojik yeterliliğe ulaşmış olmasıydı. Anadolu’daki Neolitik döneme ilişkin bazı gelişmeler aşağıdaki alt başlıklarda anlatılmıştır.

Bitki ve Hayvanların Evcilleştirilmesi, Planlı Üretim

Ortadoğu’da Bereketli Hilal olarak adlandırılan dağlarla çevrili, yağışın en az 200 mm. üzerinde düştüğü alanları oluşturan bölgede, Neolitik Dönem topluluklarının başlattığı süreç, Endüstri Devrimi ile özdeşleşen üretim ekonomisinin belki de temelinin atıldığı bir süreçtir. Zengin yabani tahıl alanlarının uzandığı Bereketli Hilal bölgesindeki ovalarda, Epi-Paleolitik dönemden itibaren başlayan tahıl devşirmeciliği ya da toplayıcılığı, ihtiyaç

fazlası ürünün elde edilmesine neden olmuş ve bununla beraber depolama ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu aşama ile birlikte, depolama, kurutma, yeni mekanların düzenlenmesi ve bu toplulukların yerleşik olması temelinde, Epi-Paleolitik mevsimsel yerleşme tipinin yerini, sürekli ikame edilen daha büyük yerleşmelerin aldığı görülür. Yerleşiklik ve artı ürün, daha kolay beslenme yollarının keşfine yol açmış ve bu da nüfus artışına sebep olmuştur. Bu süreçte daha fazla ürün üretilmesi ve hayvanların da yerleşim içinde tutulması, hayvan evcilleştirmesini (kültür hayvancılığı) de hızlandıran bir faktör olmuştur.

Neolitik Dönem’de Mimari ve İlk Yerleşim Birimleri

Neolitik Dönem sürekli yerleşme olgusu ile günümüz mimarisinin temellerinin atıldığı bir dönemdir. Ön Asya’da Mureybet, Jerf el Ahmar ve Jericho yerleşmeleri ile Anadolu’da Akeramik Neolitik A döneminde, Çayönü, Hallan Çemi, Güsir Höyük ve Hasankeyf Höyük kazılarında, barınak görünümündeki kulübelerin, gelişmiş bir konut tipine evrilmesini, yuvarlak planlı bir yapı tipinin, köşeleri olan dörtgen temelli, düz bir damı, çatısı ve destek direkleri, ocaklar, platformlar, depo alanları gibi iç unsurlara sahip olan bir yapı tipine geliş aşamalarını tümüyle görmekteyiz.

1990’ların ortalarından itibaren kazılan Göbekli Tepe (Urfa) yerleşmesinde, şu ana kadar Ön Asya’da eşi benzerine rastlanmamış, dünyanın en erken “tapınak” yapısı örnekleri ortaya çıkartılmıştır. Bugün benzerleri Şanlıurfa Harran’ı çevreleyen Tek Tek Dağları’nda Karahan Tepe, Harbetsuvan ve daha birçokları ortaya çıkarılmaktadır. MÖ 9. binin ikinci yarısından itibaren, tarım ve evcilleştirme sürecinin başlangıcındaki Anadolu Neolitik toplumlarının, basit tarımcı köy topluluklarının çok ötesinde organize ve gelişmiş bir toplum yapısını yansıttığını, bu anıtsal tapınak yapıları ile anlamaktayız.

Orta Anadolu’nun mimari ve yerleşim anlayışı geleneği Güneydoğu Anadolu’dan daha farklıdır ve bu anlayışın gelişmeye devam ederek Erken Kalkolitik Çağın sonuna kadar gittiği görülmektedir. Orta Anadolu’daki mimari anlayış, Güneydoğu’da bulunan çağdaşlarına kıyasla çok daha eşitçil ve tekdüze bir görünümdedir. Dönemin diğer bir dikkat çeken yerleşmesi Çatalhöyük’te de, Erken Neolitik konut örnekleri, Aşıklıhöyük tarzında düz damlı ve tek katlı olarak karşımıza çıkar. Doğu Marmara’da ise, Barçın ve Menteşe Höyüklerinde görülen en erken mimari geleneği, kerpiç kalıplarla inşa edilmiş dörtgen planlı yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Geç Neolitik Dönemde, Kapadokya bölgesindeki diğer bir yerleşim alanı Köşk Höyüktür. Burada Seramikli Neolitik Dönem Orta Anadolu’nun mimari geleneğinin daha da gelişmesi ile, konut yapılarının artık bitişik durumda olmadığı görülmektedir.

Anadolu’da Neolitik Dönemde İnanç ve Tasvir

Ölü gömme uygulamaları, Neolitik Dönem’de gelişen inanç sisteminin en çarpıcı göstergelerinden biridir. Bu


Dönem süresince, Ön Asya ve Anadolu’da görülen şekli ile, ölülerin tamamının, genel olarak ev tabanlarının altına ve hocker pozisyonda gömüldü görülür. Bazı yerleşim alanlarında ise, “Kafatası Kültü” olarak isimlendirilen, bazı kişilerin kafataslarının alınarak ve aynı zamanda bunların alçı ile sıvanıp etlendirilmek suretiyle canlandırıldığı bir eylem söz konusu olmuştur. Bu gömülerin genelde, boncuklar, kemik aletler ve taş kaplar gibi kişisel süs eşyaları ve yontmataş alet ürünleri, bazı hayvanlara ait kemikler gibi, birçok ölü hediyesi ile birlikte gömüldüğünü görmekteyiz. Zengin bir çeşitlilik sergileyen bu ölü hediyeleri, ait olduğu dönemin sanatı ve inanç sistemi ile ilgili olguları yansıtması açısından dikkat çekicidir.

Göbekli Tepe, Nevali Çori ve Çayönü gibi Çanak Çömleksiz Neolitik döneme tarihlenen yerleşmelerdeki bulgular, ilk Neolitik toplulukların, konutların dışında, tapınak olarak adlandırabileceğimiz, dikkat çekici özelliklerde farklı mimari yapılara da sahip oldukların göstermiştir. Bu tapınakların yapımı ve içinde barındırdıkları heykel, dikilitaş, duvar resmi ve kabartmalar gibi imgelemeler, bu yapıların tören tarzında bazı ritüel etkinlikleri için tasarlanmış olabileceğini akla getirmektedir. Bu amaç doğrultusunda üretilen ritüeller ile alakalı tasvir öğeleri, sadece özel olarak seçilen sanatkârları değil, aynı zamanda organize ve büyük bir işgücünün de gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Çatalhöyük yerleşmesi, Seramikli Neolitik dönemde (MÖ 7. bin) Orta Anadolu yaylasında inanç dünyasını en iyi yansıtan örnekleri barındırır. Sıra dışı duvar resimleri, kabartmalar, figürinler, ölü gömme adetleri, yoğun nüfusu ile Çatalhöyük bir kent görünümündedir. Yerleşmenin evlerinde mimari bir bütünlük içerisinde, evsel etkinliklerin yanında kült faaliyetlerinin de uygulandığından söz edilebilir. Çatalhöyük duvar resimlerinde doğa ile insan ilişkisi bağlamında, büyük yabani hayvanların kızdırılması ve avlanma ritüeli sahneleri gibi tasvirleri görürüz.

MÖ. 7. Binde Seramikli Neolitik Döneme gelindiğinde, özellikle Çatalhöyük, Bademağacı, Hacılar gibi tarımcı yerleşmelerde, kadınlık uzuvları vurgulanmış şişman kadın heykelciklerinin yansıttığı inanç sisteminin, binlerce yıl boyunca gelişerek, Anadolu’da Demir Çağında Friglerle birlikte görülen, Kubaba/Kibele ana tanrıça inancının da temelini oluşturduğu düşünülmektedir. Gücü ve bereketi temsil eden Ana Tanrıçanın anayurdu Anadolu’dur.

Neolitik Dönemde Anadolu’da Sosyal Yapı ve Gelişimi

Neolitik Dönem içinde Ön Asya ve Anadolu’da, yerleşik yaşama geçiş, burada yerleşik olarak bulunan ve giderek büyümekte olan topluluklar arasında oluşan geçimsizliklerin çözüme kavuşması ve toplulukların bütün olarak hareket edebileceği bir ortamın oluşturulması için, yeni toplumsal kurumların geliştirilmesi gerekmekteydi. En erken örneklerini Hallan Çemi’de gördüğümüz ortak kamusal yapıların, yerleşik köy yaşamı başlangıcıyla, sosyo-politik yapıların fiziksel unsurları olarak işlev gördükleri varsayılabilir.

Neolitik Dönem Batı Anadolu ve Trakya, Neolitikleşme Süreci

Orta Anadolu’nun Neolitik yaşam tarzı, Batı Anadolu ve hemen ardından MÖ 7. binin ikinci yarısında, Doğu Trakya ve Balkanlar’a doğru hızla yayılır. Bu yaşam tarzının Güneydoğu Avrupa’ya da uyum sağladığı görülmektedir. Ortaklıkları içeren çeşitli kültürel ve iktisadi öğeler, ilk olarak Mehmet Özdoğan tarafından “Neolitik paket” ismi ile adlandırılmıştır. Bu ortak bileşenler, çekirdek bölge içinde oluşan ve öncü örnekleri Batıda saptanamamış durumdaki çanak çömlekler (genelde kırmızı astarlı seramikler, tüp biçimli tutamaklar vb.), insan ve hayvan heykelcikleri (figürinler), kemik kaşıklar, damga mühürler, yassı baltalar, evcilleştirilmiş tahıl ve besi hayvanları olarak göze çarpmaktadır.

Neolitik Dönemde Teknolojik Gelişim ve Ticaret

Akeramik Neolitik Dönem’in erken evrelerinden beri, Güneydoğu Toros dağlarında yüzeyde basitçe bulunan doğal bakır külçeleri ile, bir tür bakıroksit olan malahitin ısıtılıp tavlanarak işlenmiş olması, sonradan maden ile anılacak olan dönemleri yaratan önemli bir teknolojik gelişmenin, ateş teknolojisinin (pyroteknoloji) temelini oluşturur. Akeramik Neolitik Dönem gibi kadim bir evrede, günümüzdeki çimento ile kıyaslanabilecek sertlikte olan bu teknolojiye ait örnekler, özellikle Orta Anadolu’da Aşıklıhöyük’te ve Güneydoğu Anadolu’da Çayönünde rastlanan tapınak yapılarına ait zemin döşemelerinde saptanmıştır.

En eski dönemlerden itibaren, insanlar arasında belirli eşya ya da ürünlerin değiş tokuş edildiğini biliyoruz. Neolitik Dönem ile birlikte, değiş tokuşun konusunu oluşturan malların çeşitliliğinde büyük artış olmuştur. Özellikle Volkan camı olarak da bilinen volkanik obsidyen kayacının, Ön Asya bölgesi açısından en zengin kaynakları Anadolu coğrafyasıdır. Genel itibarıyla Kapadokya ve Doğu Anadolu olmak üzere iki ana bölgede yoğunlaşmış olan bu kayaç türünün, Neolitik Dönem’in başından itibaren kullanıldığı ve 900 km. uzaklıktaki Eriha (Jericho) yerleşmesine kadar taşındığı görülmektedir. İşlendiği zaman oldukça keskin uçlar elde edilebilen ve çakmaktaşına göre daha ince işlerde kullanılabilen bu kaynağın, Neolitik Dönem’in sonuna kadar önemini koruduğu görülmektedir. Çatalhöyük’te ele geçen ve dünyadaki bilinen en eski keten dokuma örnekleri, Orta Anadolu’da Seramikli Neolitik Dönem’den itibaren dokumaların üretildiğini gösteren en dikkat çekici kanıtlardan biridir. İlk örneklerini Anadolu’da gördüğümüz pişmiş topraktan üretilmiş çeşitli soyut kompozisyonlar içeren damga mühürlerin, bu tür dokumaların boyamasında kullanıldığı düşünülmektedir.

Anadolu’da Kalkolitik Dönem ve Başlıca Yerleşme Alanları

MÖ 5500-3000 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik (Bakır Taş Devri) dönem, Mezopotamya uygarlığının da temellerinin gerçek anlamda atıldığı dönemdir.


Mezopotamya’da Halaf ve Obeyd kültürleri ile başlayıp, Uruk kültürü ile devam eden süreçte, önce gelişkin köyler ve sonra da ilk şehirler ortaya çıkar. Yontmataş alet endüstrisi önemini giderek yitirir ve yerine, madenciliğin önem kazanması ile birlikte bölgeler arası ticaret daha da önem kazanır. Kentleşmeye doğru ilerleyen bu sürecin arkasında yatan belki de en önemli nedenin, o dönemin köy yaşam şekli içindeki birikmeye başlayan “artı ürün” olduğu, günümüzde bütün bilim adamları tarafından kabul edilen bir olgudur. Artı ürün ile birlikte, tarımla uğraşmak zorunda olmayan tüccarlık, zanaatkârlık, askerlik gibi farklı iş kolları doğmuş ve bu sayede toplum içinde iş bölümünün giderek daha da yaygınlaşması M.Ö 3 binin başında İlk Tunç Çağında Güney Mezopotamya’da çıkan yazıyı kullanan İlk Kent Devletlerinin temelleri atılmıştır. Ancak belki de asıl önemlisi, tüm bu iş süreçlerini denetleyecek olan yönetici bir sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Zaman içinde, ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenen ve karmaşık toplum düzeninin ya da şehirlerin ortaya çıkmasına yol açan tüm bu gelişmeler, birdenbire değil zaman içerisinde gerçekleşmiştir. Anadolu’daki Kalkolitik döneme ilişkin bazı gelişmeler aşağıdaki alt başlıkta anlatılmıştır.

Kalkolitik Dönemde İç ve Batı Anadolu

Orta Anadolu ve Göller Bölgesindeki yoğun araştırmalar sayesinde, dönemin diğer evrelerine nazaran daha fazla bildiğimiz erken, geç ve orta Kalkolitik Dönem yerleşmeleri, daha önce Neolitik Dönem içinde tamamen tarım ve hayvancılığa dayanan yerleşme türlerinden, büyüyerek daha gelişmiş yapıda karşımıza çıkmaktadır. Göller Yöresi, Erken Kalkolitik Dönem içinde, Anadolu’da en iyi yerleşilmiş ve kendine has, tipik bir kültürü ihtiva eden bölgelerden biridir.

Geç Kalkolitik Dönemde ise Doğu tarafından yüksek dağlar ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Orta ve Batı Anadolu’nun konumu, bölgeye dışarıdan insan topluluklarının ve kültürel etkilerin girmesini zorlaştırmaktadır. Bu bölgede “Anadolu Uygarlığı” tanımına uygun bir kültürel birliğin doğuşuna zemin hazırlayan etken en başta budur.

İlk Tunç Çağında Anadolu ve Önasya

Yaklaşık MÖ. 3000’de başlayan İlk Tunç Çağı, pek çok bölgede kültürlerin sıçrama yapmadan düzenli bir şekilde geliştiği, hatta bazı bölgelerde daha durağan bir kültür gelişiminin görüldüğü bir dönem olarak 1000 yıllık bir süreci kapsar. Tarih öncesinde yer alan her çağ, sosyal, kültürel ve teknolojik yapıların oluşturulduğu yeni bir gelişmeye sahne olmuştur. İlk Tunç Çağı, Anadolu’da metalürjinin gelişimini tamamladığı, kentleşmenin meydana çıktığı ve etrafları sur ile çevrili ilk kent yerleşmelerinin görüldüğü, doğu batı doğrultusunda ticaret güzergahlarının geliştiği bir dönemi ifade eder. Bu gelişmelerin en önemli nedenleri, tunç madenciliğinin beraberinde getirdiği ticaret ve zenginleşme başta olmak üzere, Mezopotamya’da MÖ. 4. binin sonunda ortaya çıkan, yazıyı kullanan devletlerin (Uruk) gelişiminin etkileridir.

MÖ. 3. bin yılın son kısmında yaklaşık olarak MÖ. 2200’den itibaren Anadolu’daki bazı olaylar, komşu Akad Devleti’nin yazılı belgelerinden öğrenilmektedir. Bu, Anadolu’nun komşu yazılı kültürlerin kayıtlarında geçmeye başladığı “Protohistorik Dönemi”dir. MÖ. 18. yüzyılda yazının Anadolu’ya Asur’lu tüccarlar tarafından getirilmesiyle ortaya çıkan yazılı belgeler yardımıyla ve daha sonra Anadolu’nun ilk merkezi devletini oluşturan Hitit Devletinin kayıtları sayesinde, Anadolu kronolojisini daha gerçekçi bir şekilde karşılaştırmak mümkün olmuştur. Anadolu ve Önasya’daki İlk Tunç Çağına ilişkin bazı gelişmeler aşağıdaki alt başlıklarda anlatılmıştır.

İlk Tunç Çağı ve Anadolu’da Madencilik

Madencilik süreci, çıkarmadan işlemeye kadar üç geniş aşamayı kapsamaktadır: Bu süreçler hammaddenin elde edilmesi, madeni eşya yapımı (dövme, eritme, döküm ve kalıplama) ve nesnelerin kullanımı şeklindedir. Endüstri öncesi tarım topluluklarında maden çıkarma, esas itibariyle mevsimsel, sıklıkla da kısa süreli bir etkinliktir ve her zaman öncelikli olan tarımsal etkinliklere göre planlanmıştır. Bu durum Anadolu’da da farklı olmamıştır. Anadolu’nun Önasya içinde bölgesinde en zengin bakır yataklarına sahip olması nedeniyle ilk bakır ürünleri Anadolu bulunmuştur.

Batı ve Orta Anadolu’da İlk Tunç Çağı

Heinrich Schliemann tarafından, ilk olarak 1870 yılında kazılmaya başlayan Troia (Hisarlık Tepe) yerleşmesi tabakalanmasının sistematik şekilde belgelenmesi nedeniyle arkeoloji biliminin ilk sistematik kazısı sayılır. Troia yerleşmesi bir asrı aşan detaylı araştırma tarihçesi, Batı medeniyetinin temelini oluşturan Hellen ozanı Homeros’un İliada destanına konu olması, Kuzeybatı Anadolu ile Ege Dünyası arasında boğazı tutan stratejik konumu, Batı Anadolu’daki zengin buluntuları vermesi ve ilk kent örneği olması gibi çeşitli nedenlerden dolayı, Anadolu arkeolojisinde çok önemli bir yer tutmaktadır.

Doğu Anadolu’da İlk Tunç Çağı

MÖ 4. Binyıl süresince Mezopotamya’daki Uruk evresi kültür birlikteliği, 3. binyıl başlarında çöküntüye uğramıştır. Bu durum ile beraber birçok bölgede farklı politik, toplumsal ve kültürel gelişmelere sahip bölgesel birimlerin ortaya çıktığı görülür. Bu bölgelerde, Transkafkasya ve Doğu Anadolu kökenli, özellikle Fırat Havzası içinde farklılaşmalara neden olacak, yeni kültür öğelerinin etkileri hissedilmeye başlanır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında