GİT101U-TEMEL SANAT VE TASARIM EĞİTİMİ
Ünite 5: Görsel Tasarım Ögeleri
Giriş
Tasarım, görsel sanatlardan endüstri ürünlerine, mimarlıktan şehirciliğe kadar uzanan birçok disiplinde başlangıç noktası olarak kabul edilir. Malzemeyi ve fikri anlamlı bir bütüne dönüştürebilmek için tasarım ögelerine başvurulur. Bu ögeler renk, biçim, çizgi, espas, doku, yön vb. gibi kavramlardan oluşur. Bunlar kavramsal, görsel, ilişkisel ve uygulamalı ögeler olarak sınıflandırılabilir.
Tasarımda Kavramsal Ögeler
Tasarımın temel ögeleri olan nokta, çizgi, düzlem ve hacim kavramsal ögeler olarak gruplandırılabilir. Görsel kompozisyonun ve görsel bilginin organizasyonunun temel yapı taşı olan bu ögeler zihnimizdeki soyut düşüncelerin ya da nesnelerin yüzeyde tasarlanıp, organize edilmesine ve görsel olarak somutlaşmasına aracılık eder.
Nokta
Nokta, mekân içindeki bir pozisyonu gösteren yer, belirleyici bir işarettir. Çeşitli büyüklüklerde de boş ya da dolu yuvarlaklar şeklinde gördüğümüz nokta, yüzeydeki çeşitli dağılımlarıyla tasarımın diğer ögelerini oluşturur. Noktalar dağılımlarına ve sıklıklarına göre bir araya gelerek hareketi, çizgiyi, düzlemi ve hacmi yaratmaya olanak tanır.
Çizgi
Her çocuğun karalamalarla başladığı çizim serüveni nasıl bir keşif süreci ise sanatçılar ve tasarımcılar için de çizme eyleminin analitik ve görsel düşünmenin yollarını deneyen, araştıran bir keşif süreci olduğu söylenebilir. Çizgi, noktaların birbirini takibi ile bir dizi, bir zincir gibi oluşan ve uzunluğu boyunca ilerleyerek enerji taşıyan bir ifadedir. Düz, eğri, dairesel, köşeli, uzun, kısa, kalın, ince gibi pek çok çeşitte fiziksel kombinasyonları vardır.
Düzlem
Düzlem, sanat ve tasarım alanında iki boyutlu düz bir yüzeyde düşüncelerin ve duyguların görselleştiği yere denir. Düzlem, kâğıt, tuval, levha, plaka şeklinde fiziki bir alan olduğu gibi sanatçının ve tasarımcının mekânsal bir yanılsama yarattığı, derinlik etkisi veren, üç boyut izlenimi yaratan hayali bir düzlem referansını da kapsar. Düzlemin kavramsal olarak uzunluk ve genişlik içermesine rağmen derinliği yoktur, daha çok bir hacmin sınırlarını tanımlayıp belirlemede araçtır.
Hacim
Hacim, kütlenin kapladığı boşluktur ya da oylumdur. Başka ifadeyle, düzlemlerin farklı açılarla bir araya gelerek oluşturduğu boşluklar hacim olarak tanımlanabilir. Hacim uzamın ölçülebilir hâlidir. Ağırlığı ve yoğunluğu ile ölçülebilen bir kütle tarafından işgal edilen ya da düzlemler tarafından çevrelenen uzamın hacmi oluşturduğu söylenebilir. Kütle ve hacim birbiriyle ilişki içinde var olurlar: Dağlar kütle ise dağların kapsadığı boşluklar hacimdir.
Tasarımda Görsel Ögeler
Tasarımın ögeleri olan biçim, şekil, form, boyut, oran- orantı, renk, ton, armoni ve doku görsel ögeler olarak gruplandırılabilir. Sanat ve tasarımda iki boyutlu ya da üç boyutlu her şekillendirmede ve her ögenin birbiriyle ve tasarım ilkeleriyle yeniden örgütlenmesinde görsel ögeler yer alır. Doğada renk, şekil ve dokunun farklı boyutlarda sonsuz olasılıklarla kombinasyonlarının görüldüğü gibi tasarımda da bu ögelerin birlikteliğinden doğan çeşitlilikle görsel ifade doğar.
Biçim, Şekil, Form
Biçim, form, şekil eş anlamlı olarak açıklanır. Konunun uzmanları, alanyazında birbirinin yerine kullanılabilen bu sözcüklerin arasında belirli farklılıklar olduğunu söyler: Şekil ve biçim yüzey etkisi veren ve daha çok iki boyutlu, form ise hacim ve kütle etkisi yaratan üç boyutlu geometrik elemanlardır. Şekil, tekil bir biçimin karakteristik hatlarıyken; biçim şekillerin geometrik çakıştırmalarla, düzenlemelerle bir yapı oluşturulmasıdır.
Biçim, kompozisyonun ya da tasarımın elemanlarının özgün yerleştirilmesi, düzenlenmesi ve bütünde bunların görünüşüdür.
Form, maddesel olarak var olan üç boyutlu bir nesnenin ya da iki boyutlu düzlemde derinlik hissi yaratılması ile üç boyutlu görünen nesnenin dış sınırlarıdır.
Şekil, kenarlarıyla ya da sınır çizgileriyle çevresinden ayrılarak öne çıkan alandır.
Şekiller birkaç özelliği bir arada barındırabilir, bir yanı geometrik bir yanı izomorfik olabilir. Hatta bazen şeklin bir yüzü öteki yüzüyle belirsizleşerek arka plana karışabilir. Bu tür şekiller kesin olarak tanımlı olmadıklarından dolayı ‘amorf şekil’ olarak adlandırılır. Ayrıca, tasarımda oluşan şekiller açık ve belirgin olsa da bazen şeklin oluşumunu sağlayan hatlar kesintiye uğrayabilir ve gözün onu tamamlamasına izin verir. Bu şekiller ise ‘ima edilen şekil’ olarak tanımlanır.
Renk, Ton, Armoni
Renk, Türkçe sözlükte “Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum” (TDK, 2021) olarak tanımlanır. Benzer şekilde Ambrose ve Harris (2013) “Farklı dalga boylarında ışınların yarattığı duyu, bunun belirli bir çeşidi” olarak tanımlar. Renk, dekoratif, sembolik bir değeri olduğu gibi mesaj içeren ve bunların toplamında davranışları yönlendirebilen bir içeriğe de sahiptir. Sanatta ve tasarımda renk görsel, kültürel, sembolik ve psikolojik özellikleriyle görsel manipülasyonlar yaratmaya, duygusal tepkiler oluşturmaya, anlamı ya da mesajı iletmeye yarayan bir araçtır.
Ana renkler, diğer renklerin karışımıyla elde edilemeyen sarı, mavi ve kırmızıdan meydana gelir. Bu üç renk eşit olarak ya da farklı oranlarda karıştırıldığında olası diğer ikincil renkler de elde edilir. İkincil renkler buradan da anlaşılacağı gibi iki ana rengin karışımından oluşur. Ara
renkler ise kırmızı-turuncu, sarı-turuncu, sarı-yeşil, mavi- yeşil, mavi-mor, kırmızı-mor olmak üzere 6 renkten oluşur. Ara renkler, bir ara renkle yakın ikinci bir rengin karışımıyla oluştuğundan ve bu karışımda her oran değişikliğinde farklı bir rengin ortaya çıkmasından dolayı sayıları sınırsızdır. Tamamlayıcı renkler ise renk çemberinde yer alan zıt iki renkten oluşur. Eşit oranda karıştırılırsa tamamlayıcı olan renkler nötr bir grileri oluşturur.
Monokromatik renkler ise tek bir rengin ton değerinin varyasyonlarıdır. Ton, renkler arasındaki geçişlerle oluşur. En az iki renk arasındaki geçişlerden doğan tonun en saf hâli, renk sayısı arttıkça tonun matlaşması ve grileşmesi ile sonuçlanır. Işığın nesneler üzerindeki aydınlatma derecesine ton denir. Bu aydınlatma derecesine göre açık, orta, koyu, gölge açık-koyu olmak üzere dört ton değeri ortaya çıkar: Rengin ışıktan gölgeye geçişine göre aldığı ton değerine ise valör denir. Açık koyu ton değerleri ve valör tasarımda üçüncü boyutu ya da derinliği yaratmada başvurulan bir ögedir.
Bir rengi farklı değerde ve yoğunluklarda tekrarlamak ve tasarımın farklı bölümlerinde bu değerleri dağıtmak/dolaştırmak kompozisyonda armoni yaratır Armoni, bir rengin farklı değerde ve yoğunlukta tekrarlanarak dolaşımına ya da başka renkler içinde dolaşımına denir. Doğanın kendi yapısında gördüğümüz renk uyumu ışığın hareketine göre değişir, örneğin sabahın ilk saatlerinde mavimsi tonlar hakimken, öğle saatlerinde sarı, akşama doğru ise bir kızıllık hakim olur.
Renk dizisi; derecelendirilmiş bir renk ya da ton sıralanmasıdır ve sıcak ve soğuk renklerle hazırlanabilir. Renk armonisi yaratmada sıklıkla kullanılan renk dizileri: Melodik dizi (monokromatik armoni), basit armonik dizi, sıcak renklerin armonik dizisi ve soğuk renklerin armonik dizisidir. Kompozisyonda kullanılan şekiller çizgiler ve kenarlar açısından bir benzerlik gösterir, bu benzerlik ortak değer, doku, renk gibi ögelerin kullanımıyla kuvvetlendirilir. Benzer şekillerin tekrarı ise kompozisyonda bir armoni yaratır.
Boyut, Oran-Orantı
Boyut, “Bir formun kalınlığını, derinliğini, uzunluğunu, genişliğini belirleyen ölçüm serileridir” (Parlak, 2006, s.80). Ölçü, biçimlerin arasında uyum ve zıtlık yaratmak için kullanılan bir ögedir. Yakın boyutların bir arada kullanımı uygunluk yaratırken, farklı boyuttaki biçimlerin bir arada kullanımı zıtlık yaratabilir. İnsan psikolojisi boyut zıtlıklarına duyarlılık gösterir, hatta nesnelerin gerçeğinden daha küçük ya da daha büyük oluşu fazlasıyla dikkat uyandırır.
Oran, bağımsız parçaların birbiriyle ya da yapıtın bütünüyle büyüklük, nicelik ve derece açısından ilişkisidir. Parçalar bütün ile mantıksal olarak ilişkili gibi göründüğünde bu oranlar tasarımda bir denge oluşturur. Tersine orantısız büyütme ya da küçültülmüş parçaların kullanımı tasarımda bir fikri ifade etmeye yardımcı unsur olur. Sanat ve
tasarımda oran, eşit dağılımlar yaratmak yerine tek düzeliği ve tekrarı bozacak şekilde değişken yapılar kurularak oluşturulmaya çalışılır. Aksi takdirde genişliğin uzunluğa, renkli olanın renksiz olana, bir ölçünün diğerine eşit olduğu durumlar monotonluk oluşur. Doğada ve tüm canlılarda çoğunlukla uyumlu orantısal ilişkiler gözlemlenir. Çoğu sanatçı doğadan aldığı ilhamla bu kusursuz oranı sanatına yansıtır. Rönesans Dönemi usta ressamların yapıtlarında doğada bulunan altın oran ilkesini uyguladıkları görülür. Altın oran, bir uzunluğun eşit olmayan şekilde ikiye bölünmesi sonucunda küçük parçaların büyük parçaya oranının, büyük parçanın bütüne oranına eşit olmasıdır.
Doku ve Dokusal Varyasyonlar
Doku, bir nesnenin yüzeyine dokunulduğunda hissedilen, nesnenin doğası hakkında fikir veren, pürüzler, pürüzsüzlükler, yumuşaklık, sertlik, girinti, çıkıntı gibi özelliklerdir. Doku doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır. Kaya, toprak, yaprak gibi doğal yöntemler sonucu oluşan, doğal gelişimin bir parçası olan tüm dokular doğal dokuya örnektir. İnsanlar tarafından yaratılan cam, metal gibi dokular ise yapay dokudur ve doğal dokunun aksine bu dokularda iç ve dış yapı arasında bir uyuma rastlanmayabilir. Sert dokular kontrastlık ve dinamizm yaratırken yumuşak dokular en az ölçüde kontrastlık yaratır ve daha durağan bir his bırakır. Bir tasarımda doku, kullanılan farklı malzemelerle elde edilebildiği gibi tasarımın çizgi, şekil ve renk gibi ögelerinin çeşitli kullanımlarıyla da oluşturulabilir.
Tasarımda İlişkisel Ögeler
Görsel unsurlar tasarım yüzeylerinde ve birbirleriyle ilişkilenerek görsel anlam yaratır. Tasarımın görsel ve kavramsal unsurları arasında kurulacak ilişkiler tasarım içinde bütünleştirici bir rol oynar. Bu bütünleştirmeyi sağlayan ise yön, konum, boşluk, leke ögelerinden oluşan tasarımın ilişkisel ögeleridir.
Yön
Değişik alanlara yönelen nokta, çizgi, şekil, doku gibi ögelerle tasarımda hareket oluşur. Hareketler yatay, dikey, dairesel, köşegen gibi tasarımın yönünü belirler. Tasarımda yatay yönler çoğunlukla pasif, durağan; dikey yönler ise aktif ve dinamik bir etki bırakır.
Konum
Konum, kompozisyonda uzak yakın izlenimini yaratarak ögelerin birbiriyle ilişkisi üzerinden oluşan mekânda rengin, şeklin ya da boyutun birbirine göre düzenlenmesidir. Objelerin ön arka ilişkisi içinde büyüklük ve küçüklüklerini dikkate alarak konumlandırmanın yanı sıra renk ve ton değerinin kullanımı ile de bu algı oluşturulur. Ton değeri açısından ise uzaktaki objeler ya da alanlar nötr ton değerine ve doygun olmayan renklere sahipken yakındakiler daha güçlü ve doygun ton değerine sahip olur. Üç boyutlu derinlik yanılsamasını iki boyutlu yüzeylerde oluşturmak için sanatçılar ve tasarımcılar arka plan konumunu yaratır. Bu konum belirsiz çizgiler, anlaşılması güç şekiller, grileşmiş ton değerleri, basit
dokular, nötralizeye yakın renk değerleri kullanımıyla sağlanır. Ön plan konumu yaratabilmek için ise belirgin çizgiler, keskin hatları olan biçimler, doygun renkler ve daha pürüzlü dokulara başvurulur.
Boşluk (Espas)
Fransızca kökenli espas kelimesi TDK sözlüğünde harfleri birbirinden ayırmaya yarayan aralık, boşluk ise kapanmamış yer olarak ifade edilir. Tasarımda anlamlı ve estetik bir etki yaratabilmek için boşluk ögesi önemli bir role sahiptir. Espas tasarımda bir arada tutar, derinlik yaratır, bütünlük oluşturabilir, tam tersi olarak monotonluğu kırabilir, bir yandan vurgu ya da hareket sağlarken diğer yandan da dinlendirebilir.
Leke (Ağırlık)
Leke “yüzeyde oluşan, görülebilir ve hissedilebilir renk, doku, ton farklılaşmasıdır” Lekenin aslında şeklin bir başka ifade biçimi olduğunu, temelde şeklin özelliklerini taşıdığını ve çoğu leke ile kastedilenin şekil olduğu söylenebilir. Açık koyu değerlerin yer aldığı leke, motiften dokusal ifade ve süs oluşturmaya kadar pek çok işleve sahiptir. Lekeler pürüzlü, dokulu, çizgisel, noktasal gibi çeşitli özellikler taşır. Tek renk ve iki boyut özelliği ile yüzeyi düz olan lekeler düzlemsel, birden fazla renk ya da tondan oluşan ve yüzeyi dokulu olan lekelere dokusal lekeler, damla boya parçası ve iz şeklinde olan lekelere noktasal lekeler, iki boyutlu düzlemde üç boyutluluk etkisi yaratan lekeler kütlesel leke olarak tanımlanır.
Tasarımda Uygulamalı Ögeler
Görsel organizasyon tasarım ögeleriyle ilkeler çerçevesinde yapılan bir düzenlemedir. Mesaj ise düşünceye dayalı olarak sözcüğün ya da kavramın etrafında şekillenir. Tasarımın ögeleri görsel bir organizasyon oluştururken diğer yandan anlamın oluşumuna katkı sağlayan bir özelliğe sahiptir, ya da tam tersini düşünecek olursak iletilmek istenen mesaj görsel organizasyondan kopuk değildir aksine; onunla mesaj hâline gelen bir boyuta sahiptir. Bu nedenle tasarımda kavramsal, görsel ve ilişkisel ögelerinin tasarımın uygulama ögeleriyle (temsil, içerik ve görsel anlatı) birlikte tamamlandığı söylenebilir. Tasarım süreci tıpkı bir araştırma süreci gibi evrelerden oluşur: problemin tanımı, bilgi toplama, yaratıcılık ve buluş süreci, çözüm bulma, uygulama. Problemin tanımı ne söylemek neyi göstermek istediğimizin yanıtıdır.
Temsil
Temsil “bir şeyi belirgin özellikleriyle yansıtma, simgeleme” olarak tanımlanır. Alp, (2013) sanatsal temsilin tarihsel süreçte dönemin, ekonomik, sosyal ve bilimsel gelişmelerle sürekli değişime açık dinamik bir yapısının olduğunu belirtir. Toplumsal değişimlere, bu değişime bağlı olarak toplumların gerçeklik algısındaki farklılıklara, temsilin kendi nesnel gerçekliğine, bu gerçekliğin temsil ettiği duruma göre estetik konumlanışın temsilin yapısındaki değişikliğe etken olduğunu açıklar.
Ranciére (2008) temsilin üç şartı olduğunu söyler. Birincisi, seçip gösterme, görünür olanı görmeyi sağlama. İkincisi, söylemeden söylemek gibi, gösterilmeyen üzerinden bir görme, bilme yaratmaya çalışma. Üçüncüsü ise gerçekliği kurguyla özdeş olarak sunma. Leppert ise, (2009) temsili aldatmanın nasıl işlediği, sanatçının ve izleyicinin içeriği nasıl oluşturduğu, aldatmanın güç- iktidarla ve parayla ilişkisi üzerinden ele alır.
Anlam, İçerik
İçerik, görüntüde ne olduğunu, izleyiciye ne düşündürüp, hissettirdiğini anlatır. İçerik görüntüye giren her ayrıntının bir anlamı olduğunu gösterir. Biçim içeriğin tasviri gibi görünür. İçerik ise biçimle duygusal bir güç kazanır. Bu nedenle biçim ile içeriğin birbirine bağlı olduğu söylenebilir. Ertan ve Sansarcı, (2016, s.30) içeriği şu şekilde açıklar: “Sanatçının neyi tanımlamaya çalıştığı, sanatçının anlatmak istediğinin başarısı ve izleyiciye anlatmak istediğinin ne kadarını verebildiğidir”. Buna ek olarak içeriğin üretildiği yer ve dönemin de önemli bir unsur olduğunu hatırlatır.
Görsel Anlatı (İşlev)
Görsel anlatı aslında pek çok açıdan hayatımızı ve algımızı yönlendirebilecek güçte bir etkiye sahiptir.
Görsel iletişimde görselle mesaj arasındaki ilişkiyi tanımlamak için tasarımcılar ve sanatçılar çoğunlukla göstergebilim kavramlarına başvurur. Göstergebilim, yapıtın/görselin tanımlanması, sanatçının ve izleyicinin görme biçimleri ve iki görme biçimi arasındaki dinamik ilişki, etkileşim olarak tanımlanabilir. Gösteren bir ses, yazılı bir metin ya da görsel olabilir, gösterilen ise kavram ya da anlam olur. Onun anlamı veya kavramı olur: görsellerin temsiller olduklarını anlamak nesneler olmadıklarını anlamak, göstergebilimin anlamanın, görselleri ve anlamları nasıl gördüğümüzü anlamanın anahtarıdır.