GİT101U-TEMEL SANAT VE TASARIM EĞİTİMİ
Ünite 3: Sanatsal Düşünme Biçimleri
Giriş
Düşünce terimi, algı ve doğrudan sunulanlar ile ilgilidir. TDK Sözlüğü’nde “Düşünme, zihnin bir konuyla ilgili bilgileri karşılaştırarak, aralarındaki bağlantıları inceleyip bir yargıya veya karara varma etkinliği, Zihinden geçirme ya da zihin yoluyla arayıp bulma, tasarlama, anımsama” şeklinde ifade edilmektedir.
Düşünme Biçimleri
Bilimsel düşünme, tümevarım, tümdengelim, deneysel ta- sarım, nedensel akıl yürütme, kavram oluşturma, hipotez testi gibi hem bilimin içeriği hakkında düşünmeyi hem de bilim alanına nüfuz eden bir dizi akıl yürütme sürecini ifade eder. Eleştirel düşünme süreci; bilginin yeniden yapılandırılması, yorumlanması ve kavranmasını, dolayısıyla eleştirel düşünme becerisini anlamlı kılmaktadır. Eleştirel düşünme akıl yürütme/muhakeme, gözlem, deneyim, yansıtma, analiz yapabilme, değerlendirme, problem çözme gibi zihinsel/ bilişsel süreçlerden oluşan pratik düşünme şeklidir.
Kavramsal Düşünme
Kavram, çeşitli obje ve olguları kapsayan değişebilen bir bilgi biçimidir. Örneğin “Ağaç” kavramı soyuttur ve belirli bir şekli, boyutu yoktur. Tüm ağaçlarda mevcut olan ortak özellikler, özel nitelikleri göz ardı edilerek soyutlanır.
İmgesel ürünler olan kavramların çıkış noktası nesnel gerçekliklerdir, insan beyninin ürünleridir. Dolayısıyla düşünmek için imgelere gereksinim duyulur. İmgeler ise düşüncenin oluşumuna, gelişimine olanak sağlar.
Kavramsal düşünme, anlayışı derinleştirmek, yeni fikirler yaratmak ve geçmiş kararları yansıtmak için soyut, farklı fikirleri birleştirme pratiğidir. Kavramsal düşünürler, karmaşık bir işin işlevi veya doğrusal olmayan bir dijital süreç gibi soyut kavramları kolayca anlayabilir, bir şeyin neden yapıldığına dair zekice bir anlayışa sahiptir. Soyut bir düzeyde düşünebilir ve iç görülerini duruma uyumlu bir şekilde kolayca adapte edilebilirler. Kavramsal düşünürler kavramlar, fikirler, ilişkiler ve felsefelerden etkilenirler. Bir sürü soru sorarlar ve kasıtlı olarak bir şeyler düşünürler.
Kavramsal düşünme, yaratıcı bir analiz sürecidir ve daha spesifik olarak yapılandırılmış doğrusal olmayan düşünmedir. Kavramlarla düşünme yeteneği günümüzde farklılaştırıcı bir unsur olarak görülebilmektedir. Zihin haritası ise gerekli anahtar kelimeler kullanarak, notlar alarak beyindeki bilgi akışının etkin ve organize bir biçimde kullanılmasına yarayan bir metottur.
6 Şapkalı Düşünme
Edward De Bono tarafından geliştirilmiş olan “Altı Şapkalı Düşünme Modeli” insan düşüncesinin altı modeli takip edeceği varsayımı üzerine inşa edilmiştir; her renk bir şapka ile temsil edilir. Her şapka farklı bir düşünce modelini temsil eder. Beyaz Şapka, bilgiye özel bir odaklanmayı gerektirir, tarafsız ve objektif, gerçekçi bir bakış açısını temsil eder. Kırmızı Şapka, duyguların,
sezgilerin, önsezilerin özgürce ifade edilmesini sağlar. Yeşil Şapka, yaratıcılığa odaklanır. Olasılıkların, kavramların, alternatiflerin ve yeni fikirlerin üretildiği bir aksiyon şapkasıdır. Mavi Şapka, kontrol/disiplin şapkasıdır ve düşünme sürecinin yönetimi ile ilgilidir. Sarı Şapka, canlılığı, parlaklığı ve iyimserliği simgelemektedir. Bu şapkanın altında pozitifleri keşfediyor, değer ve faydayı araştırıyorsunuz. Siyah Şapka, sorunlara işaret eder. Dikkatli olmak içindir ve tehlikeli, zarar verici veya işe yaramaz şeyler yapmanızı engeller.
İmgesel Düşünme
İmgelem (hayal gücü) kavram itibarıyla imgelerle düşünme yetisi olarak tanımlanır. İmgelem kavramı daha çok yaratıcılığa atıfta bulunmak için kullanılmaktadır. İmgelem sözcüğü; algılama, bellek, düşünce kuruntu ve fantezi ile karıştırılmamalıdır. İmgelem algılama kavramından farklıdır. Algılama eyleminde kişi, ışık veya ses dalgaları gibi dış dünyadan kaynaklanan bilgiler alır ve hafıza algısal süreçleri kullanarak onda anlam bulur. Hayal gücünde (imgelem) ise bu durum tersine çalışır, görüntü bellekte oluşturulur. Hayallerimiz bir anlamda bize sanal bir gerçeklik yaşatır. Robinson’a göre imgelem (hayal gücü) yaratıcılığın kökenidir. Yaratıcılık hayal gücünüzü çalıştırmak demektir. Hayal gücünün hayata geçirilmiş hâlidir.
Görsel Düşünce
Görsel düşünme, karmaşık kavramları eleştirel olarak düşünmek ve açıklamak için görsel ögelerin ve araçların kullanımına dayanan bir metodolojidir. Beynimizin %75’i, görüntüler aracılığıyla bilgiyi daha iyi işlemek için tasarlanmıştır. Görsel düşünme, görsel işleme yoluyla gerçekleşen biliş olgusudur. Görsel düşünme genellikle kelimeleri bir dizi resim olarak görmek olarak tanımlanır. İnsanların yaklaşık %60’ı en iyi şekilde görselleştirme yoluyla öğreniyor.
Beynimiz, görsel girdileri hızla anlamlandırmak ve hatırlamak için tasarlanmıştır. Diyagramlar, çizelgeler, çizimler, resimler ve diğer çeşitli biçimlerdeki görselleştirmeler, karmaşık bilgileri anlamamıza yardımcı olabilir. İyi tasarlanmış bir görsel imaj, bizlere, sadece sözlü veya metinsel bir açıklamadan çok, daha güçlü ve daha akılda kalıcı bir öğrenme deneyimi sağlayabilir.
Sezgisel Düşünme
Sezgi, bilinçli bir akıl yürütme kanıtı olmadan kararlar vermemize izin veren, bilinçli akıl yürütmeye ihtiyaç duymadan içgüdüsel olarak bir şeyi anlama yeteneğidir. Sezgi, bir şeyi anında düşünmeden veya öğrenme çabasına girmeden bilme, anlama gücü veya yeteneğidir.
Sezgisel Düşünme ve Tasarım Süreci: Sezgisel tasarım, bir kullanıcı, bir tasarımı hemen anlayıp kullanabildiğinde yani bilinçli olarak nasıl yapılacağını düşünmeden, geçmiş deneyimlerine dayalı olarak, anlık bir şekilde tasarlama becerisi olarak düşünülebilir.
Sezgisel bir tasarım, tüketici tercihi adına çok az çaba gerektirir. Keşfedilebilirlik, elde edilebilirlik, anlaşılabilirlik, duyarlı geri bildirim, öngörülebilirlik, verimlilik gibi kavramlar sezgisel tasarım sonuçlarının önemli göstergeleri arasında yer almaktadır. Dolayısıyla sezgisel tasarım, içgüdüler ve geçmiş bilgilerle oluşturulmuş bir tasarım olarak tanımlanabilir. Bu tür tasarımların bilinçli bir mantığı yoktur. Sezgi gücü yüksek bir tasarımcı hızlı kararlar alabilir.
Yaratıcı Düşünme ve Yaratıcı Düşünme Türleri
Yaratıcı düşünme, akıcı ve esnek düşünmeyi gerektiren, yeni ve özgün düşüncelerin, pratiklerin bir yansımasıdır. Yaratıcı düşünme yenilikçi, özgün düşüncelerin neden- sonuç ilişkileri bağlamında biçimlendirme becerisidir.
Analitik düşünce mantıksal/muhakeme tabanlı bir düşünce biçimidir. Bir problemi veya sorunu küçük parçalara ayırıp, alt başlıklar hâlinde karmaşık durumları değerlendirme ve çözüme ulaştırma yaklaşımıdır. Sorunlar analiz edilir, sınıflandırılır, sadeleştirilir, küçük parçalardan bütüne ulaşılır.
Yanal düşünme (lateral düşünme), yaratıcı düşünme eylemiyle önemli paralellik gösterir ve yeni fikirlerin üretilmesiyle ilgilidir. Eski fikirlerden kurtuluş ve yeni fikirlerin teşvik edilmesi, yanal düşünmenin ikiz yönleridir.
Dikey düşünme, çok doğrusal, seçici yollarda düşünme yöntemidir. Her adım kesin, gerekli ve doğru olmalıdır.
Yakınsak düşünme, genellikle analitik ve akıl yürütme becerileri gerektiren görevlerdeki performansla test edilirken farklı düşünmeyi ölçen testlerin yaratıcılığı yansıttığı düşünülür. Yakınsak düşünme, bir soruna mümkün olan en iyi çözümü bulma sürecidir.
Iraksak düşünme, tek bir başlangıç noktasından veya var olan bilgilere dayalı olarak birden fazla farklı düşünceler üretme yeteneğini içerir.
Bellek ve İmge
Bilişsel psikolojinin önemli bir alanı olan bellek ya da hafıza, tanım itibarıyla bir canlının bilgiyi saklama, depolama ve daha sonra geri çağırma yeteneği olarak ifade edilebilir. Bir diğer kısa tanıma göre bellek, eski, yaşanmış imgelerin hatırlanma yetisidir.
Bellek
Bellek; bilgileri almak, depolamak, saklamak ve daha sonra kullanmak için aktif hâle geçen süreci ifade eder. Kendra’ya göre, bellekte yer alan üç ana süreç vardır. Bunlar: “Kodlama, Depolama ve Geri Alma”. İnsan hafızası, öğrendiğimiz veya deneyimlediğimiz bilgileri hem koruma hem de kurtarma yeteneğini içerir. Ancak bu kusursuz bir süreç değildir. Bazen bazı şeyleri unutur veya yanlış hatırlarız. Yeni bellekler oluşturabilmek için bilginin kullanılabilir bir forma dönüştürülmesi gerekir ki bu da kodlama olarak bilinen süreçle gerçekleşir. Bilgi başarıyla kodlandıktan sonra, daha sonra kullanılmak üzere bellekte (depolama) saklanır. Bu depolanmış hafızanın çoğu, onu
gerçekten kullanmamız gerektiği zamanların ve farkındalığımızın dışında aktif hâle geçebilir. Geri alma süreci, depolanmış anıları bilinçli farkındalığa getirmemizi sağlar. Yeni oluşan algılarla eski imgelerin hatırlanması çağrışım kavramıyla örtüşür. Eski imgelerin hatırlanma yetisinin karşılığı ise bellek olarak ifade edilir.
Geçmişe ait yaşanmışlıkların farklı araçlarla bireyden bireye aktarılmasıyla kültürel bellek oluşur. Kültürel bellek kendini güncelleştirmenin ötesinde yeni anlamlar üretme, unutulanı hatırlama, geride kalmış bir geleneği canlandırma ve bir kenara itilenin geri dönüşünü sağlama gibi geçmişi bugün üzerinden besleyen dinamik bir süreç tasarrufunda varlığını sürdürür.
İmge
Yaşantılarımıza yönelik süreçlerin bir değişimi olarak soyut düşüncenin özelliklerini gösteren imgeler sanatçının/tasarımcının pratiklerine, deneyimlerine önemli katkılar sağlayarak ürünün estetik dilini oluşturur.
İmge “hayal edilen/görüntü” kavramlarıyla eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir. İmge, bireyin hayalinde oluşturduğu düşünce ve duygularla ilgili kavramları içeren ve bu kavramları simgeleştiren zihinsel görüntülerdir. İmgelem ise imgeden farkı; önceden görülmüş, yaşanmış olayların zihinde canlandırılmış olmasıdır ve yeni olayların zihinde yaratılması ve tasarlanmasıdır. İmgelerin oluşumunda bilinç vardır. Bilincin kültürel kodlarla biçimlenmesiyle belirli sosyokültürel özellikler gösterirler. İmgeler kelimeler gibi sadece zihinsel bir ürün değildir.
Zihnin yapılanması imgelerle gerçekleşir, bir başka deyimle zihin imgelerle düşünür. Kişiler arası iletişimde zihin, imgeleri düşüncelere dönüştürür. Daha sonra düşünceler dile, yani sözcüklere dönüşür. Daha açık bir ifadeyle imgeler düşünceyi, düşünceler ise sözcükleri oluşturur. (İmgeler ailesiyle ilgili geniş bilgi için, kitabınızın 84. Sayfasındaki Tablo 3.1’inceleyiniz.)
İşaret (im), sözcüğünden türeyen imgelerin biçimlendirilmesi tasarım süreçlerinin önemli pratikleridir. Bu süreçte imgelerin etkileyici dili çeşitli soyutlamalar yoluyla gerçekleşmektedir. Soyutlama, tasarımcıya düşüncenin ya da imgenin yalınlaşması, etkileyiciliği bir anlamda somutlaşması için hizmet etmektedir.
İmgeler, temsil ettikleri gerçeklerinden daha fazla ilgi çekmektedir. İnsanlar görmek istediklerini görürken, imgeler görmek istemediklerimizi de gözler önüne sererler ve âdeta bir silah kadar etkileyicidirler.
Soyut Düşünce
Soyut düşünme, bilişsel psikolojiye göre, düşünme sürecinde genellemelerin ve kavramların kullanıldığı bilişsel düşünmenin gelişimindeki en karmaşık aşamadır. Bir dizi gözlemden hipotezler oluşturulabilir. Kavramlar, zihnin sözcükleridir ve insan bilgisinin temel bileşenlerini oluşturur. İşaret, semboller, metinler veya resimler dahil olmak üzere başka bir şeyin yerini alabilecek herhangi bir şeydir. Dolayısıyla bir kavramın temsilidir.
Soyut eserleri tanımlamak, yorumlamak, anlamak veya anlamlandırmak figüratif görsellere göre daha karmaşık ve zordur. Çünkü soyut bir sanat eserindeki imlerin, belli belirsiz soyut figürlerin betimsel karşılığını tam anlamıyla gerçek yaşamda göremeyiz. İyi bir tasarımcının soyutlama düşüncesine ilişkin farkındalığı ve soyutlama deneyimi olmalıdır. Problem çözme, muhakeme, soyut, eleştirel düşünme, merak, sezgisel yaratıcı keşif duyguları yüksek olmalıdır.
Soyut akıl yürütme olarak da bilinen soyut düşünme, gerçek olsa da somut deneyimlere, nesnelere, insanlara veya durumlara bağlı olmayan karmaşık kavramları anlama ve bunlarla düşünme yeteneğini içerir. Bu tür akıl yürütme, genellikle sembolik veya varsayımsal olan fikirler ve ilkeler hakkında düşünmeyi içerir. Soyut akıl yürütme, bir tür üst düzey düşünme olarak kabul edilir. Bu tür düşünme, bilgi ve gerçekleri ezberlemeye ve hatırlamaya odaklanan düşünce türünden daha karmaşıktır. Soyut akıl yürütme, insanların karmaşık ilişkiler hakkında düşünmesini, kalıpları tanımasını, sorunları çözmesini ve yaratıcılığı kullanmasını sağlar.
Beyin Fırtınası
Beyin fırtınası, yeni yaklaşımları tetikleyen, yeni düşünceler zinciri oluşturan farklı bakış açılarını paylaşmaktır. Bir beyin fırtınası oturumunda fikir geliştirmenin başarılı olmasının tek yolu, bütün fikirlere açık olması, başkalarının özgürce fikir önermesine izin vermesidir. Bu durum katılımcıların paylaşımlarını cesaretlendirecek, yeni fikirlerin kapılarını aralayacak, oturumun başarısını artıracaktır.
Beyin fırtınası, “Zihin Haritalama, Think Thank ve SWOT Analizi” gibi yaklaşım biçimlerine benzeyen bir açık /grup tartışma tekniğidir. Bu tekniğin yararları aşağıda verilmiştir:
• Grup çalışmalarındaki verimliliği artırır, üretkenliği teşvik eder. • Kısa sürede sıra dışı fikirlerin ortaya çıkmasına olanak sağlar. • Takım ruhunun gelişmesine, iletişimin geliştirilmesine yardımcı olur. • Sorunun farklı yollardan çözümüne olanak sağlar.
Beyin fırtınasının işlem basamakları aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:
1. Sıra dışı fikirleri teşvik edin. 2. Fikirlerinizi başkalarının fikirleri üzerine inşa edin. 3. Yargılamayı erteleyin. 4. Konuya odaklanmaya devam edin. 5. Görselleri dikkate alın.
Görme Biçimleri
Görmek, büyük ölçüde çaba gerektiren öğrenilebilir bir davranıştır. Görmek, aynı zamanda bir olay veya olguya/nesneye odaklanmak, anlamak ve duyumsamaktır, sezmektir. Görme eyleminde bir seçicilik vardır. Her insanın görme biçimi farklıdır.
Görmek ve bakmak alışkanlık ve kültürel geleneklerimiz bağlamında bizi etkileyen farklı görsel eylemlerdir. Görmekte bilinç vardır, bakmak ise gayriihtiyari yani istem dışı bir eylemdir. Görme eylemi görme biçimiyle ilgili düşünme tarzı insanların kültür/sanat, eğitim, sosyoekonomik durumlarıyla yakından ilgilidir
Gösterge Bilim
Ferdinand de Saussure ve Charles Sanders Peirce’ın 1960’larda öncülüğünü yaptığı ve geliştirdiği gösterge bilim kavramı insanların birbirleriyle anlaşmak için kullandıkları doğal olan tüm iletişim yollarını ifade eder.
Gösterge Bilim (Semiyoloji)
Gösterge bilim, işaretlerin ve sinyallerin anlamlarını yani göstergeleri ve gösterge dizgelerini inceleyen bilim dalıdır. Bu disiplin, olguları ve olayların anlamlarını ve iletişimin ifadesini araştırır. Gösterge bilim, aynı zamanda dil bilimsel metotları olgulara/nesnelere uygulayan, her şeyi (oyunlar, jestler, yüz ifadeleri, dinî ritüeller, edebiyat eserleri, müzik parçaları gibi) dil ile tasvir etmeye ve dilsel olmayan bütün olguları da dil metaforuna dönüştürerek açıklamaya çalışan bir bilim dalıdır. Yapısalcılığın kurucusu da olan Ferdinand de Saussure dili bir gösterge olarak savunur. Her gösterge, bir “gösteren” ögesi (ses, akustik, fenomen vs.) ile duygu ve düşünce varlığı olan bir “gösterilen” (li signifie) ögesinden meydana gelir. İnsan ve toplum yaşamı bir göstergeler sisteminden oluşur.
Roland Barthes’e göre gösterge, gösteren ve gösterilen olarak iki kısma ayrılabilir. Gösteren “okuduğumuz şey, öge veya koddur - yani bir çizim, bir kelime, bir fotoğraf vb.” Her gösterenin bir gösterileni vardır, fikir veya anlam
o gösteren tarafından ifade edilir. Sadece birlikte bir işaret oluştururlar. Bir gösteren ile bir gösterilen arasında genellikle içsel veya doğrudan bir ilişki yoktur. Gösteren ve gösterilen arasındaki ilişki zaman içinde ve farklı bağlamlarda değişebilir.
Gösterge bilim hem dilsel hem de dilsel olmayan tüm kalıplaşmış iletişim sistemlerinin, işaretlerin, görsellerin incelenmesidir. Bir göstergeler, anlamı iletebilen herhangi bir şeydir. Yani kelimeler işaret olabilir, çizimler işaret olabilir, fotoğraflar işaret olabilir, trafik lambaları, hatta sokak tabelaları bile olabilir.
Peirce, gösteren ve gösterilen arasındaki ilişkiye dayalı olarak; “İkon, Belirti ve Sembol” olmak üzere üç başlık altında inceler. Bunlar aşağıda kısa tanımlar biçiminde verilmiştir:
1. İkon: Nesnesinin sahip olduğu niteliklerinden dolayı nesnesine gönderme yapan göstergedir. 2. Belirti: Bir belirti, nesnesi ortadan kalktığı zaman onu gösterge yapan niteliklerini kaybeden bir göstergedir. 3. Sembol: Sembol, temsil niteliği tam olarak yorumlayanına bağlı olan göstergedir.
Dil ve Algı
Dil bir kültür ürünüdür, bu nedenle de her dil ait olduğu kültürün değerlerini yansıtır. Dil aynı zamanda bireyin kültür tarafından şekillendirilmiş yaşantısının ifadesidir ve farklı kültürlerin dünya görüşleri, yönelimleri, beklentileri ve gereksinimlerine göre yapısını belirler ve diğer dillerden ayrılır. Sembolik dil ise soyutlamalar yapar, benzerleri birleştirir, kategoriler, sınıflar ve cinsler oluşturur. Böylece dil, karmaşıklığı azaltır, fenomenlerin sonsuz çeşitliliğini düzenler, dünyayı elle tutulur ve görünür hâle getirir. Her dil aynı zamanda deneyimler dünyasını kategorize etmeye yarar. Deneyimler ise yaşanan durumlara göre farklılık gösterir.
Algı Teorisi, nörolojik araştırmaların uygulanmasını ve görsel iletişim çalışmasına kabul edilen psikolojik ilkeleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. İnsanda beş duyu bir anlamda algıyı oluşturur. Algı ve zekâ, algı düzeyini belirleyen önemli bir etkendir.
Görsel algısal deneyim, dili ve kavramsal sistemi bilgilendirir ve dil işlemeyi şekillendirebilir. Dil ve algının ayrılmaz bir şekilde ilişkili olmasının en basit açıklaması, algıladığımız şey hakkında konuşabileceğimiz, yorumlayabileceğimiz gerçeğidir. Bu bağlamda dilsel ve algısal etkileşime bağlı olarak gösterge bilim kavramı bize bu ilişkileri açıklayabilmektedir.
Düz Anlam/Yan Anlam
Düz anlam (denotation) anlamlandırmanın birinci düzeyidir. Göstergenin göstereni ve gösterileni arasındaki ilişkiyi ve göstergenin dışsal/nesnel gerçeklikteki göndergesiyle olan ilişkisini betimleyerek göstergenin neyi işaret ettiğini ifade eder.
Yan anlam (connotation) anlamlandırmanın ikinci düzeyidir. Kullanıcının duyguları ve heyecanlarıyla kültürel değerlerin etkileşimi betimleyerek göstergenin temsil şeklini yani nasıl temsil edildiği anlatılır.
Barthes, fotoğrafta yan anlam ile düz anlam arasındaki farkın açık olduğunu savunur. Düz anlam, kameranın doğrultulduğu nesnenin film üzerinde mekanik olarak yeniden üretilmesidir. Yan anlam ise insanın duygusal ve kültürel boyutuyla ilgilidir. Yani kamera açısını, ışık değerini vb. kişisel ayarları içerir.
Açık metinler birden fazla ve alternatif yorumları teşvik eder. Kapalı metinler ise sınırlı, tek bir yorumu teşvik etme eğilimindedir.
Mit (Myth)
Mit, genellikle kökeni bilinmeyen ve kısmen geleneksel olan, gerçek olaylarla ilişkilendirilen doğaüstü güçlerle ve özellikle dinî inançlarla, insanların ve Dünya’nın yaratılışıyla bağlantılı olan sembolik bir anlatı. Mitler, aynı zamanda sıradan insan deneyiminden ayrı olarak var olduğu anlaşılan özellikle arkaik dönemlerde “gerçek” ve “kutsal” olarak kabul görülen olağanüstü olayların veya koşulların sorumlusu olan tanrılara veya insanüstü varlıklara yönelik söylencelerdir.
Barthes’in göstergelerin ikinci düzeyde işleyişine ilişkin ortaya koyduğu yollardan biri de mitlerdir. Mit, kendisi aracılığı ile dünyayı açıklayan bir öyküdür. Göstergelerin ikinci derecede işleyişine ilişkin olan mit; bir kültürün, gerçekliğin ya da doğanın bazı görünümlerini açıklaması ya da anlaşılmasını sağlayan bir öyküdür. Barthes’a göre, bir şeyin üzerinde düşünme, onu kavramlaştırma ya da anlamanın kültürel yoludur. Barthes miti, birbirleriyle ilişkili kavramlar zinciri olarak düşünür. Mitler kendi kökenlerini ve dolayısıyla siyasal ve toplumsal boyutlarını gizlerler.
Mitoloji
Mitoloji, evrenin doğasını ve yaratılışını, inanç ve kültürleri ve daha genel bir anlamda mitleri araştıran, inceleyen söylencelerin tümünü kapsayan bir alandır.
Metafor
Metafor yani benzetme/mecaz anlamındaki sözcük, günümüzde daha çok anlamların güçlendirilmesi ve etkileyiciliğinin artırılması bağlamında dünyayı farklı algılama, yorumlama ve görme biçimi açısından katkı sağlamaya yönelik olarak kullanılmaktadır.
Metafor ve Mecaz İkilemi
Her ne kadar “Metafor ve Mecaz” sözcüklerinin anlam örtüşmeleri var gibi görünse de bazı tanımlarda “Mecaz, bir şeye geçici olarak başka bir isim vermek” iken “metafor”, verdiğimiz o ismin içindeki kavram, olgu, olay veya varlıktır” biçiminde ifade edilebilmektedir.
Metonim
Metafor ve metonomi çeşitli yönlerden benzerdir ancak en büyük fark, bir metaforun bir kavramı başka bir kavramla ikame etmesi durumunda, metonominin ilgili bir terimi seçmesidir. Öyleyse, metafor ikame içinse, metonomi çağrışım içindir. Metonomi bir konuşma şeklidir. Bir şeyin adıyla değil, ilişkili kelimeyle ifade edildiği retorikte kullanılır. Metafor bir ifadedir. Metafor ve metonim arasındaki farkları, kitabınızın 98. Sayfasında yer alan Tablo 3.2’den ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz.