AÖF Soru Bankası

Temel Sanat ve Tasarım EğitimiÜnite 1 Özeti

Sanat Kuramlarına Genel Bakışı

GİT101U-TEMEL SANAT VE TASARIM EĞİTİMİ

Ünite 1: Sanat Kuramlarına Genel Bakışı

Giriş

Tarihte yavaş veya hızlı bir şekilde değişen toplumlar ile birlikte sanatın da sürekli değiştiği görülmektedir. Modernizmle birlikte giderek hızlanan toplumsal değişim gibi sanatın da hem içerik hem de biçim olarak tarihteki diğer dönemlere kıyasla daha hızlı bir şekilde değiştiği görülür. Bu değişim ise sanat tanımlarının sürekli olarak gündemde kalmasına neden olmuştur. Her değişim kendi çağında öncelikle reddedilmiş sonrasında ise değişimlerin sanatsal olup olmadığı noktasında birtakım tartışmaları tetiklemiştir. Tüm bu tartışmalar bugün için sanat kuramlarından söz etmenin temelini oluşturmaktadır.

Sanat Teorileri ve Tartışmalar

“Sanat nedir?” sorusu genellikle bir nesneyi sanat eseri yapan gerekli veya yeterli özellikleri bulmaya çalışırken tüm dönemlerde kendine has 4 Sanat Kuramlarına Genel Bakış 1 şekillerde sorulmuştur. Bu sorudaki temel amaç normalde tüm sanat yapıtlarını sanat yapıtı olmayan tüm yapıtlardan ayırırken birlikte sınıflandırmak için bir ilke bulmaktır.

Yaşam değişir, insan değişir ve onlar gibi sanat da sürekli değişecektir. Bu sebeple sanatın tanımlayıcı ve kapsayıcı bir kavram olarak bugün kullanılabilmesi sanat felsefesi ve sanat kuramları başka bir deyişle sanatla ilgili düşüncelere de bağlıdır. Tarihî süreçte sanat felsefesi alanında sanat adına yapılan tanımlar da bu sebeple son derece önemlidir. Genel olarak 4 temel kategoride incelenen sanat kuramları; temsil ve taklit teorisi, dışavurum teorisi, biçimcilik ve estetik deneyim teorisi olarak karşımıza çıkar. Fakat bu teorilerin incelenmesinden önce sanat ve zanaat arasındaki ayrımın yapılması gerekmektedir.

Sanat ve Zanaat Arasındaki Ayrım

Zanaatlar el becerisi ile ilgilidir. Zanaatkâr araçlardan da faydalanabilen ve tasarladığı ürünü bir ham maddeye şekil vermek suretiyle ortaya koyan kişidir. Zanaatkârın ürettiği nesne öncelikle bir kullanım değeri taşımaktadır.

Sanatın zanaattan ayrılan tarafları düşünürler tarafından ifade edilse bile Avrupa’da Rönesans boyunca, güzel sanatlar zanaat olarak ya da en azından el sanatlarına benzer şekilde kabul edilmiştir. Avrupa’da Rönesans sonrası, zanaat ve sanat arasındaki ayrım gelişmeye başlamıştır. Sanatın bu dönemde kurumsallaşmasının yanı sıra, ticari anlamda sanatın kendi pazarını oluşturması bu ayrım için itici güç olmuştur. Hemen hemen tüm güzel sanat nesneleri hem zanaat hem de sanatın bir düzeyinin birleşimidir. Sanat zanaat üzerinde durur ama onun ötesine geçer.

Güzel sanatlar, sonucu veya geçerliliği için önceden belirlenmiş bir formüle bağlı olmayan özgür ve açık uçlu bir keşiften doğar.

18. yüzyılla birlikte pek çok düşünür sanat ve zanaat arasındaki ayrımı yaparken sanatı ayrıcalıklı bir konuma

yerleştirmiştir. Böylece en genel anlamda sanat ustalık ve el becerisinin üstünde ve ötesinde, bir içeriği ve anlamı barındıran düşünce ve duygu üretme yetisine sahip estetik nesneler olarak görülür. Bu durumda zanaat sadece el becerisi ve ustalıkla üretilen, kullanım değeri taşıyan gündelik sıradan nesnelerin üretimini tanımlarken sanat; bir içerik ve anlamın el becerisi ve ustalıkla nesneleşmesini tanımlar.

Taklit veya Temsil Olarak Sanat

Geleneksel olarak Türkçe ‘taklit’ kelimesi yetersiz olsa bile Yunanca mimesis kelimesini tercüme etmek için kullanılır ve mimesis tarafından belirtilen davranışa ilişkin felsefi tartışmaya genellikle ‘taklit teorisi’ denir. Her ne kadar taklit teorisi olarak tanımlansa da teori özellikle temsil kavramıyla da yakından ilişkilidir. Taklit teorisi günümüzde en eski sanat teorisi olarak kabul edilmektedir.

Taklit görüntüde, resimsel temsil, tasvir ve benzerliğe dayanır. Bir at resmi, bir atı tasvir ve temsil eder çünkü bir ata benzemektedir. Mimesis kavramı bu sebeple taklit anlamı taşıdığı kadar temsil anlamını taşımaktadır. Taklit ve temsil yaklaşımındaki taklit kavramını bir sanat eserini birebir kopyalamak yani onu taklit etmekle karıştırmamak gerekmektedir.

Sanat, temsili barındırabilir ama tüm sanatı tanımlamak temsil veya taklitle gerçekleştirilememektedir. Bu durumda temsil oluş veya iyi bir taklidin her seferinde sanat olmadığı vurgulanır.

Dışavurum Olarak Sanat

Yirminci yüzyıl boyunca dışavurum kuramının birçok farklı versiyonu ortaya çıkar. Temelde, tüm ifade teorilerinin iddia ettiği şey, sanatın tam anlamıyla duyguları yüzeye çıkarmak, onları hem sanatçılar hem de alımlayıcılar tarafından algılanabilecek bir nesneye dönüştürme ile ilgili olduğudur.

Sanatçı merkezli dışavurum teorisi, sanatçıların sanatlarında kendi duygularını ifade ettiklerini iddia eder. İzleyici merkezli dışavurum teorisi ise izleyicilerin sanata duygusal olarak tepki verdiğini iddia eder. Bunlardan birincisine kendini ifade etme teorisi, ikincisine ise duygusal katılım teorisi de denilmektedir.

Biçim Olarak Sanat

Biçimcilik sanatı tanımlamak adına özellikle görsel sanatlarda bir taraftan eserlerin çizgi, şekil ve renk gibi biçimsel niteliklerinin, onun sanat eseri olarak takdir edilmesi için yeterli olduğuna vurgu yaparken bir taraftan da temsili, etik ve sosyal yönler gibi diğer tüm aranan niteliklerin ikincil veya gereksiz olduğunu iddia eden sanat teorisidir. Biçimsel niteliklerin temsil işlevinden bağımsız bir değere sahip olabileceği fikri, soyut sanatın gelişimini tetiklemiştir.

Özellikle içerik, anlam veya bağlam yerine bir çalışmanın biçimine ve biçimin yapısal niteliklerine odaklanan biçimci teorisyenler, bir sanat eseriyle ilgili en önemli


şeyin, tasarım ilkelerini kullanarak görsel ögelerin etkin bir şekilde düzenlenmesi olduğunu savunmuşlardır.

Estetik Deneyim Olarak Sanat

Estetik sanat teorisyenleri sanatı tanımlarken, sanat eserlerini estetik deneyimler üretmek için tasarlanmış nesneler olarak tanımlamışlardır.

Sanatın estetik tanımı, estetik deneyime bağlıdır ve farklı biçimlere girebilir. Estetik tanım temelde, sanat eserinin içeriğine veya estetik deneyimin yaratacağı duyguya odaklıdır.

Sanatta ve Tasarımda Öz ve Biçim İlişkisi

Öz ve biçim ilişkisi plastik sanatlarda bir sanatsal ürünün var olabilmesi adına ön koşuldur. Öz biçimden önce gelir ve biçim öze göre üretilir. Öz kavramını bu noktada içerik olarak tanımlamak da mümkündür. Bu sebeple sanatsal üretim için öz ve biçim ilişkisi denildiğinde aslında öncelikle bir içerik üretimi ve sonrasında o içeriğin sanatsal biçimlere dönüştürülmesi akla gelmelidir.

Tasarım ve İşlev

İyi tasarım, sanatsal “biçim” ve fayda olarak “işlev” arasındaki ortaklıktan doğar. Tasarımın her zaman bir işlevi vardır ve bu işlev tasarımın biçimini etkiler. Tasarım pratik olmalıdır. ‘Biçim, işlevi izler’ kavrayışı tasarımdaki güzelliğin işlevin saflığından kaynaklandığını anlatmaktadır. Bu anlayış tasarımlardaki güzelliğin bir tanımı veya güzelliğin reçetesi olarak iki şekilde yorumlanır.

Sanatta Anlamın Varoluşu

Bazı sanat teorilerine göre, sanatı diğer ustalık gerektiren yapımlardan ayıran şey anlamdır. Sanat her zaman bir şeyler hakkındadır. Sanatın kısa bir tanımı yapılırsa aslında “bedenlenmiş anlam” tanımı oldukça uygun olacaktır.

Sanat eserleri ve tasarımlar ile onları algılayan kişiler arasında ‘Anlam’ konusunda özel bir ilişki vardır. Anlamın yaratıcısı olan sanatçı bir nesneyi biçimlendirmek suretiyle anlam veya anlamları fiziki dünyada algılanabilir hâle getirir.

Sanat eserleri anlam olarak bir açığa çıkma durumudur. Görünmeyenin görünür, duyulmayanın duyulur, hissedilmeyenin hissedilir olmasını sağlayan sanat bunu yaparken fiziki dünyadaki diğer nesne ve olaylara kıyasla kendi anlamlarını sunma ve görünür kılma çabasına girer.

Sanatsal Formların Kaynağı ve Konular

Sanatçıların hem konu ve içerik hem de bunu yansıttıkları biçimsel tercihler için çeşitli kaynaklara başvurdukları görülür.

Hikâyeyi veya anlatıyı diğer ifade ile üretilecek anlamları ve yorumları kapsayan konu; sunulan sahne, eylemin zamanı, yeri, ilgili kişiler, çevre ve detaylarını içerir.

Sanatsal üretimi, öncelikle bir konu bularak bu konu ile ilgili içerik üretmek ve sonrasında bu içeriği nesneleştirmek olarak tanımlamak mümkündür. İnsanın algıladığı doğal ve kültürel olan her şey sanatın konusu olabilir. Konuları ele almak ve işlemek ise sanatçının kendi yorumlarını yansıtması veya alımlayıcıya yorum yapabilme imkânı sağlaması bağlamında değerlendirilmektedir.

Sanatta Biçim Sorunu ve Güzellik Kavramı

Doğa, nesneler ve insan güzelliği ile ilgili pek çok tanım yapılmıştır. Sanatsal güzellik ise bu tanımlarla bağlantılı olsa bile belli düzeylerde farklılaşır. Her şeyden önce son tartışmalarda sanatsal güzellik sadece sanat eserinin biçimi ile ilgili görülmeye başlanır. Bu durumda sanat eserinin içeriği çirkin bir durumu barındırsa bile eser biçimsel güzellik taşımak zorunda görülür.

Sanatın biçimsel güzelliğini formüllerle ifade etmek mümkün değildir. Her dönemin sanatçıları o döneme has belirli stillerde eserlerini biçimsel güzellikle donatmıştır. Sanat tarihinde değişen toplumsal koşullar ve ihtiyaçlar çerçevesinde hem sanatın konularının hem de biçimlerinin sürekli değişime uğradığı tespit edilmiştir.

Sanat ve Tasarımda Estetik

‘Estetik’ terimi ilk olarak on sekizinci yüzyılda filozof Alexander Baumgarten tarafından duyular aracılığıyla idrak etme ve duyusal bilgiye atıfta bulunmak için felsefi bir sistemin içinde kullanılmıştır. Daha sonra, özellikle sanatta duyular tarafından güzelliğin algılanmasıyla ilgili olarak kullanmaya başlanır. Estetik kavramı son dönemlerde daha geniş bir kullanım alanına sahip olmuştur. Artık sadece yargıları veya değerlendirmeleri değil, aynı zamanda özellikleri, tutumları, deneyimi, zevki veya değeri de nitelendirmektedir. Diğer taraftan estetik kavramı artık yalnızca güzellikle sınırlı da değildir.

Bir sanat nesnesi ile görsel bir estetik deneyim yaşarken insanların birden çok etkileşim düzeyi ve anlam yorumlamasını eş zamanlı olarak gerçekleştirdikleri bilinir. İzleyicinin estetik bir deneyime katılımı, zihinsel bir eylemden daha fazlasıdır. Her estetik deneyim, eserle karşılaşan kişi ile eser arasındaki, benlik ve onun dünyası arasındaki etkileşimden oluşur.

Estetik Kavramı ve Duygu İlişkisi

Duyguları yalnızca üzüntü ve sevinç gibi tam değil, aynı zamanda zevk gibi duyguları da içerecek şekilde yorumlarsak, o zaman duygunun sanat felsefesinde her yerde mevcut olduğunu görürüz.

Sanat eserleri bize sevincin türevlerini yaşattığı gibi korku, acıma, tiksinme, dehşet, nefret vb. keder türevi duyguları da yaşatır. Sanatla yaşanılan duygular gündelik hayattaki duygulardan farklı bir yapıdadır. Bu duygular tasarlanmış bir eser karşısında insanlara sunulan hazır duygular olarak tanımlanır. Bu özel duyguları ifade etmek için literatürde “Affect” kavramı kullanılmıştır. Affect kavramının Türkçe çevirisi ise ‘duygulam’dır. Bu


durumda bir sanat eseri karşısında hissedilen duyguların bir duygulam olduğunu belirtmek gerekmektedir.

Sanat Ontolojisi ve Modern Estetik

Ontolojik sorular, herhangi bir şeyin bir sanat eseri olabilmesi için hangi koşulları sağlaması gerektiğini değil, daha ziyade farklı türlerin, sanat eserleri olarak kabul edilen çeşitli varlıkların, ne tür bir varlık olduğunu araştırır.

Modern ontolojinin etkisi altındaki 20. yüzyılda estetiğe yeni bakış, Baumgarten tarafından ortaya atılan estetiğin sanatı değil, bilginin hassas alanını incelediği düşüncesini tekrar benimsemiştir. Estetik kavramının kapsamı bu ontolojik bakışla, sanat eserlerini düşünce unsurları olarak görmeye başlamıştır.

Sanat eseri ve bilgi ilişkisinin sanat eserleri bilgi vermek zorundadır şeklinde anlaşılmaması gerekmektedir. Sanatçıların amaçları eserle bilgi vermek olsun veya olmasın sanat eseri modern ontolojide bilgi sayesinde var olabilir görüşü hakimdir. Sanat eserlerinin bilgisi felsefi olarak ‘Verili bilgi” olarak tanımlanır. Verili bilgi kavramı deneyime bağlı olmayan ve değişmeyen bilgiyi tanımlamaktadır.

Çağdaş Sanat ve Anti-Estetik Kavramı

Sanatın görünümü pek çok sanatçı ve sanat düşünürüne göre son yüzyılda oldukça dramatik bir şekilde değişmiştir. Çağdaş sanat, gündelik hayatın sıradan ve işlevsel karakterinden, kurallarından ve uzlaşımlarından ayrı bir özgürlük bölgesinde varlığını sürdürmektedir. Bu bölgede gerçekleştirdiği entelektüel oyunun yanı sıra, bir karnaval havasında, ahlak ihlallerine ve kültürel sistemlere karşı işlenen suçların garip bir karışımı gelişir.

Performans sanatı, yerleştirme, dijital sanat ve kavramsal sanat eserleri de dâhil olmak üzere çağdaş sanatın bazı eserlerin belirli bir fiziksel nesneyle ortaya çıktığı, bazılarının ise bir nesne ve forma sahip olmadığı görülmektedir. Bu perspektiften bugün sanatın tanımını yapmak da bu yüzden bir hayli güçleşmiştir. Çağdaş sanatla birlikte artık sanatın malzemesi ve izleyici ile ilişkisinin de değiştiği görülür. Her türlü malzeme sanat nesnesine çevrilebilir ve hatta kalıcı bir nesne olmaksızın sanatçıların yaptıkları performanslar da sanat olarak kabul görmektedir. Bu açıdan pek çok performans sanatçısının gösterilerine izleyicileri de dâhil ederek doğaçlama bir süreçle eserlerini ortaya koydukları görülür. Katılımlı sanat veya etkileşimli sanat kavramları da buradan doğar. Tüm bu süreçte sanat eserlerinin izleyiciye ulaştığı mekânlar da değişir. Bir sokak arası, bir cadde, kimsenin girmek istemediği yıkık bir bina veya akla gelen her yer sanat için mekân olabilmektedir.

Çağdaş sanatta karşılaşılan farklı sanatsal yaklaşımların estetikle ilişkileri birbirlerinden farklıdır. Bu bağlamda geleneksel sanat pratiklerini estetikle ilişkilendiren bir grup sanatçının anti-estetik kavramı ekseninde bir araya gelerek farklı bir sanat anlayışı sergilediklerini

görmekteyiz. Anti-estetik olumsuzlamadır ve olumsuzlama estetiğine, sanat pratiklerine muhalefete veya bir anti-sanata atıfta bulunur. Estetik karşıtı, anti- estetik fikrini destekleyen sanatçılar tepki olarak sanat eserindeki biçimsel güzellik anlayışından uzaklaşmışlardır. Sanatçılar estetik olmayan yani doğrudan duygulamlar yaratmayan sanatsal karşılaşmalar da üretmişlerdir.

Kavramı estetiğe tercih edenlerden, kavramsal sanat pratiklerinde estetik deneyimin değerini tamamen reddedenlere kadar, fikre veya politik mesaja öncelik veren bir dizi kavramsal sanatçı da söz konusudur.

Kavramsal sanatın özellikle ilk dönemlerinde sanatçıların duyusal olanın güzelliğine ve cazibesine diğer ifade ile estetiğe karşı koydukları görülür.

Günümüzde anti-estetik tutum bir hayli azalmıştır. Sanatçılar yeniden biçimsel güzelliğe ve duyumsal olanın çekiciliğine farklı şekillerde ilgi gösterirler.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında