yani duyuların ötesinde kalan numenler alanıyla ilgili Giriş sorular, üç başlık altında toplanabilir:
Kabaca “varlığa ilişkin genel ve rasyonel soruşturma” olarak tanımlanabilen metafizik, felsefenin en önemli alt 1. Tanrı ile ilgili sorular, dallarından birisidir. Metafiziğin en temel ayrımlarından 2. Ruh ile ilgili sorular ve nihayet, biri görünüş- gerçeklik ayrımıdır. Söz konusu ayrım 3. Evrenin başı- sonu veya maddenin yapısı ile ilgili metafiziğin kendisinin de akla dayalı bir soruşturma sorular.
olduğunu gözler önüne serer. Ayrıma göre, insanın Bu soruların ilgili olduğu üç konu veya varlık alanından duyuları onu varlığın görünüşüne götürürken aklı her üçü de duyuların ötesinde kalır. Duyuların ötesinde gerçekliğe nüfuz etmesini sağlar. Aristoteles’in metafiziği kaldıkları için, bu konularla ilgili olarak bizim elimizde “ilk felsefe” olarak nitelemesi ve filozofun ilk görevini duyusal malzeme olamaz. Bu eksiklik nedeniyle, akıl ve varlıkların özünü ya da maddelerin özelliklerini araştırmak duyuların iş birliği sonucu ortaya çıkan bilgi, metafizik olduğunu belirtmesi, metafiziğin felsefe içindeki önemine alanından elde edilemez. Duyular çalışmayınca ve gözlem işaret etmektedir. Aristoteles’in yazma eserlerini bulan olmayınca akıl, metafizik alana geçtiğinde bir başına kalır Rodoslu Andronikos, Aristoteles’in ikinci felsefe olarak ve Kant’ın deyimiyle antinomilere, yani çelişkilere düşer. tanımladığı Fizik adlı eseriyle ilişkili olarak, ilk felsefenin Antinomi, biri tez diğeri antitez olacak şekilde, birbiriyle ele alındığı esere, Metafizik ismini vermiştir. Yunancada tutarsızlık ilişkisi içinde bulunan iki önermeden meydana ötesi anlamına gelen meta önekinin kullanılmasıyla “ilk gelen önerme çiftidir. Kant, duyuların ötesinde kalan felsefe”, fiziğin ötesinde anlamına gelen Metafizik ismiyle alanla ilgili bilgimiz ve kanıtlarımız olamayacağını özdeşleşmiştir. belirtmiş, bu sebeple insan bilgisini fenomenlerle
sınırlamıştır. Eğer “varlık” üzerinde durup düşünmeye Metafiziğin İmkânı başlarsak, “varlık” sözcüğünün ne kadar gizemli Aristoteles eserinde varlığı araştırırken soyut nesnelerde olduğunun az çok farkına varırız. Bu olguya ilk olarak Tanrı’nın varoluşunu da gündeme getirmiştir. Bu gündem Alman düşünür Heidegger dikkat çekmiştir. Çünkü o, biz Ortaçağ boyunca varlığını devam ettirerek, varlığı Tanrı insanların “var olanların varlıklarına şaşırıp hayret üzerinden anlamaya odaklanmış bir metafizik anlayışını etmediğimizi, varlık olgusunu göz ardı ettiğimizi” doğurmuştur. Bu sebeple modern felsefede bilimi esas söylemekteydi. alan filozoflar, metafizik alanını eleştirmiş ve karşı çıkmışlardır. Metafiziği eleştirenlerin başında Hume Metafiziğin Konusu ve Alanları
bulunmaktadır. Metafiziğin alanının aklın kavramları Metafizik varlığı olabilecek en genel özellikleriyle ele alır yoluyla bilinemeyeceğini savunan Hume, bu sebeple ve öncelikle var olmanın, bir varlık olmanın ne anlama metafiziğin ilgilendiği konuların bilinmesinin imkânsız geldiğini soruşturur. Metafiziğin konu alanları üç tanedir: olduğunu belirterek metafiziği eleştirmiştir. Pozitivizmin Ontoloji, teoloji-kozmoloji ve arkeoloji. Söz konusu dört kurucularından Auguste Comte da metafiziği teolojinin bir bileşik sözcüğün de kökeninde Yunanca sözcükler uzantısı olarak algılamış ve insan zihninin olgunlaşmamış bulunur. Hepsinde ortak olan “logos” bilim, rasyonel bir döneminde ortaya çıkan bir evre olarak nitelemiştir. açıklama anlamına gelir. Ontolojideki “to on” var olan, İnsan zihninin ve uygarlık tarihinin üç evreden geçerek teolojideki “theos” Tanrı, kozmolojideki “kosmos” evren ilerlediğini öne sürmüştür. Bunlardan birincisi dini evre, ve arkeolojideki “arkhe” bilgi bakımından ilk olan ikincisi metafizik evre, üçüncüsü de pozitif evredir. Dini demektir. Aristoteles metafiziği üç dala ayırmıştır. evrede insanlar doğal olayları doğaüstü güçlerle Bunlardan birincisi, var olana ilişkin kavramsal ve açıklarken ikinci evredeyse insanlar doğal olayları özlerle rasyonel bir araştırma olarak tanımlanan ontolojidir. Bu ve gözlemlenemeyen güçlerle açıklama yoluna giderler. alandaki metafiziksel araştırmalar “var olmak için Dinin kalıntısı olan metafizik, onda ilerlemenin önündeki kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan varlık” bir engel olarak görülür. Var olmayan bir alana ilişkin olarak tanımlanan töz kavramı üzerinden yürütülür. sadece akla dayalı olarak bilgi üretme etkinliği, Comte’a Ontoloji olarak metafizik, varlık ile varoluşa ve göre bilimsel bilginin gözleme ve deneyime dayanan değişmenin doğasına ilişkin araştırmalardan meydana güvenilir niteliğinden yoksundur ve bu nedenle gelir. Aristoteles’in sınıflandırmasına göre metafiziğin imkânsızdır. Metafiziği eleştiren diğer düşünür Kant ikinci bölümü teolojik-kozmolojik araştırmalardan oluşur. olmuştur. Bilginin deneyim üzerinde yükselebileceğine Evrenin kaynağı, ilk nedeni, nihai bileşenleri, evrende bir dikkat çeken Kant, bir anlamda insanın sadece algıladığı amaçlılığın olup olmadığına dair araştırmalar bu alanda şeyleri yani fenomenleri bilebileceğini belirtmiştir. yer alır. Üçüncü bölümse, bütün araştırmaların temelinde Metafizik alanına yani numenler alanına geçildiğinde akıl bulunan ilkelere ilişkin bir inceleme ve soruşturmadan ve deneyimin iş birliği olan bilginin imkânsız hale meydana gelir. Aristoteles’ten sonra pek çok filozof geldiğine dikkat çeken Kant, metafiziği genel metafizik ve tarafından “ ilk ilkelere ya da nihai ve çürütülemez özel metafizik olmak üzere ikiye ayırmış, genel metafiziği hakikatlere ilişkin araştırma” olarak tanımlanmıştır. Tıpkı ontolojiyle özdeşleştirmiş ve özel metafiziği rasyonel felsefe gibi metafiziğin kendisi de ikinci düzey bir teoloji, rasyonel psikoloji ve rasyonel kozmoloji soruşturmadan meydana gelir. O, bilimlerin varsaydığı bölümlerine ayırmıştır. Başka bir deyişle, metafizik alanla, ama açıklama getiremediği ilkeler üzerinde yoğunlaşır.
Bu tartışmaya göre, bilimlerde dâhil olmak üzere bütün 2. En azından klasik metafizikte özdeşlik ve disiplinlerin bir takım kabullerde bulundukları, bir şeyler çelişmezlik ilkesi benzeri ilkelerin ele alındığı tartışmadan kabul ettikleri yerde, hiçbir şeyi sorgulamadan ayrı bir alan gelir. bırakmayan metafizik bütün disiplinlere ilk ilkelerini Bu problemlerin yanı sıra, determinizm (belirlenimcilik) temin eder. ve endeterminizm (belirlenimsizcilik) karşıtlığıyla ilgili Ontoloji Olarak Metafizik problem doğaya ilişkin problemlerin en önemlileri Ontolojiyi var olmanın ne olduğunu, neyin gerçekten var arasındadır. Doğanın nedensel kuruluşuyla ilgili olan bu olduğunu araştıran metafizik türü olarak tanımlamıştık. problem, doğadaki her şeyin bir nedeni olup olmadığı Ontoloji olarak metafizik karşımıza üç farklı şekilde: töz sorusuyla boğuşur. Determinizm, doğada ortaya çıkan metafiziği, bir süreç felsefesi ve bir varoluş felsefesi olayların seyrinin değişmez yasalara tabi olduğunu; olarak çıkmaktadır. Töz metafiziğinde gerçeklik veya evrende olup biten her şeyin bir nedensellik bağlantısı gerçekten var olana ilişkin araştırma töz kavramı içinde gerçekleştiğini savunan yaklaşımdır. Determinizm üzerinden yürütülür. Töz metafiziği, bununla birlikte statik sırasıyla,
bir varlık anlayışı üzerine yükselir. Söz konusu töz 1. hiçten hiçbir şeyin çıkmayacağı ya da hiçbir metafiziğinin değişmeyi, varlığın değişen yüzünü atladığı şeyin mutlak olarak yok olup gitmeyeceği gerekçesiyle geliştirilen varlık görüşüne, oluş ya da ilkesiyle, değişme temelli bir varlık anlayışı üzerine yükseldiği için 2. hiçbir şeyin koşulsuz bir biçimde ve düzensiz bu kez oluş ya da süreç felsefesi adı verilir. Gerek töz olarak ortaya çıkamayacağı ilkesinden meydana metafiziği gerekse süreç felsefesi insanın doğasındaki gelir. nesnel varlık alanına, doğal dünya ile ilgili nesnel hakikatlere yöneldiği için, onların beşeri gerçekliği Determinizm problemiyle ilgili tartışma aynı zamanda atlayan, insanı da neredeyse taş, toprak benzeri bir varlık nedensellik ilkesinin evrensel geçerliliğiyle ilgili bir tartışmadır. Nedensellik ilkesine evrensel bir geçerlilik olarak ele alan felsefeler oldukları söylenebilir. İşte bu yüklenmesine ve dolayısıyla her olayın bir nedenin sonucu duruma bir tepki olarak gelişen ve varlığı insani bir olduğunun öne sürülmesine determinizm adı verilir. perspektiften ele alan metafizik anlayışına egzistans ya da Nedensellik konusunu maddi, fail, formel ve ereksel varoluş felsefesi adı verilir. nedenden söz ederek açıklayan Aristoteles’ten sonra,
Teolojik/Kozmolojik Metafizik nedensellik ontolojik temel üzerinde ele alınmıştır. Hume’dan önce öne sürülmüş olan geleneksel görüş, nedenselliğin Metafiziğin ikinci ana bölümü, bu kez ontolojiyle değil de gerçek olaylar arasındaki nesnel bir karşılıklı bağımlılık sırasıyla teoloji ve kozmolojiyle özdeşleşen bir disiplin ya ilişkisini içeren fiili bir özellik olduğunu ileri sürmüştür. On da araştırma türü olarak metafiziktir. Teoloji “tanrıbilim” yedinci yüzyıldan itibaren, özellikle İngiliz deneyimcileri anlamına gelir. Yani o, Tanrı’yı ele alan, Tanrı’yla ilgili tarafından nedensellik epistemolojik bir kategori olarak olan disiplin anlamını taşır. Bunlardan teolojik metafizik değerlendirilmiştir. Bu görüşe göre nedensellik, şeylerin söz konusu olduğunda, metafizik bir bütün olarak kendilerinin bir özelliği olmayıp yalnızca onlara ilişkin algı varlığının kaynağının, evrenin ilk nedeninin ne olduğu ve bilgimizle ilgilidir. Hume için nedensellik yalnızca sorusu üzerinde yoğunlaşır. Buna mukabil kozmolojik zihinsel izlenim ya da idealar arasındaki bir ilişki olup metafizik veya metafiziksel kozmoloji söz konusu zihinsel alışkanlıklarımızı dünyaya yüklemekle ilgili bir olduğunda, metafizik evrenin nihai bileşenlerinin ne mesele olarak ortaya çıkar. Hume birbirlerine neden sonuç olduğu, onun varoluşunun bir amacı olup olmadığı, ilişkisi yoluyla bağlanmış olduğuna inanılan iki olay evrendeki düzenin nasıl açıklanabileceği sorularına bir arasında, bizim sadece mekânsal süreklilikle zamansal yanıt getirmeye çalışır. önceliği bulup doğrulayabildiğimizi ileri sürer. Bu ise nedensel ilişkinin özde alışkanlığa bağlı tutumlarımızın ve İlk İlkelerin Bilimi Olarak Metafizik zihnimizde olup bitenlerin dışa vurumundan ibaret olduğu Metafiziksel problemlerin üçüncü öbeği doğayla ilgili anlamına gelir. Nedensellik ilişkisi sonradan rasyonalizm araştırmalardan kaynaklanan problemlerin oluşturduğu tarafından da epistemolojik bir kategori olarak ele alınmıştır. Fakat rasyonalizme göre nedensellik düşüncenin zorunluluğu öbektir. Metafizik açısından doğa burada, dünyanın ve olup a priori bir düzenleyici ilkeye karşılık gelir; bu yüzden evrenin bütünüyle özdeş olmak yerine doğa bilimleri nedensellik bilimin bir sonucu değil ön kabulüdür. Leibniz’in tarafından konu alınan, kendi yasalılığına sahip özel bir görüşüne göre, nedensellik yeter neden ilkesinin belli bir varlık alanı olarak değerlendirilir. Doğaya ilişkin bilimsel şekline karşılık gelir. Kant da aynı görüşü savunmuştur. araştırmanın mümkün veya başarılı olması için, doğanın Kant’a göre, nedensellik deneyimde doğrulanabilir olma yapısına ilişkin üç ana başlıkta toplanan problemlerin fakat deneyimden türetilmeme, analiz edilememe anlamında çözüme kavuşması gerektiğine inanılır. Bu problemlerin sentetik bir ilkedir. Bu açıdan bakıldığında, Kant’ın başında: nedenselliği bir kategori ve deneyimin bir koşulu olarak
1. Dünyanın zamansal ve mekânsal kuruluşuyla ortaya koyan nedensellik anlayışının Hume’un idelerin çağrışımı ilkesine dayalı olan nedensellik anlayışına verilmiş ilgili problemler gelir. Mekâna ve zamana ilişkin bir cevap olduğu öne sürülebilir. açıklamaların geliştirildiği bu alandan sonra,