AÖF Soru Bankası

Ortaçağ Felsefesi IÜnite 6 Özeti

Latin İbn Rüşdçülüğü ve Ioannes Duns Scotus

üzerine yazdığı yorumlar arasında “De Anima Üstün Latin İbn Rüşdçülüğü Yorum”, “Oluş Hakkında”, “Fizik”, “Metafizik” yer

On üçüncü yüzyıl, sadece çok büyük ve önemli almaktadır. O dönemdeki en ünlü metinlerden olan filozofların ortaya çıktığı bir yüzyıl değildir. Thomas “Nedenler Kitabı” ile kendi özgün çalışmaları olan Aquinas ile birlikte bu yüzyılın en önemli filozofu İbn “Nedenlerin Zorunluluğu ve Olumsallığı Hakkında”, Rüşd’tür. Ortaçağ onu Aristoteles’in en iyi yorumcusu “Akılsal ruh hakkında” önem taşımaktadır. olarak kabul etmiştir. Brabant’ın Tanrı ve Evren Anlayışı: Sigerus’un metafizik İbn Rüsd, yorumları ve kendi özgün yapıtlarıyla Ortaçağ anlayışı, Aristoteles’ten kaynaklanan bir anlayış üzerine üniversitelerine adeta bir bomba gibi düşmüştür. Bu inşa edilmiş olmasına karşın, gene de Yeniplatoncu bazı etkinin hemen ardından Katolik otoriteler, Müslüman unsurlar içermektedir. O da, tıpkı Aristoteles gibi ilk kimliğine sahip bir filozofun düşüncelerinin kendi felsefenin konusunun varlık olarak varlık olduğunu söyle- imanlarına zarar verebileceği endişesini dillendirmeye mektedir. Bunun yanı sıra ilk varlık veya ilk neden de başlamış; başta Albertus Magnus ve Thomas Aquinas gene metafiziğin konusudur. Ona göre varlık ve bir aynı olmak üzere pek çok filozof İbn Rüşd’e karşı yazılarak şeyi işaret eder; bununla birlikte bunlar eşanlamlı yazarak onun Aristoteles’e yönelik yorumları arasından değillerdir. Zira varlık, varolma edimini gösterirken bir Hıristiyan imanına uygun olmayanları çürütmeye kendi içinde bölünemeyeni anlatmaktadır. çalışmışlardır. Sigerus’un bu “esse” ve “potentia ad esse” bileşimi, Latin İbn Rüşdçülüğü olarak adlandırılan akım, İbn Rüşd aslında bütün yaratılmış olanları etkileyen ve aynı etkisinde kalan bazı Latin filozofların ortaya koydukları zamanda belirleyen metafizik bir bağımlılıktır. Evrenin, bir düşünce hareketidir. Bu etki gerek İbn Rüşd’ün cinslerin ve ayrı tözlerin ontolojik durumları varolmama Aristoteles’in yapıtları üzerine yaptığı yorumlar potansiyelleri üzerinden değil; fakat varolma aracılığıyla, gerekse bizzat Aristoteles’in kendi yapıtları potansiyelleri üzerinden belirlenmektedir. Tanrı İlk Varlık aracılığıyla ortaya çıkmıştır. ve bütün şeylerin İlk Nedenidir. Bu özelliklerinden dolayı

İbn Rüşdçüler, aslında kendilerine model olarak Tanrı’nın saf bir varoluşu olduğunu söyleyebiliriz.

Aristotels’i almaktaydılar. Paris Üniversitesi’ndeki Madde, Sigerus’a göre, yaratma eyleminde Tanrı ile fizik Aristoteles derslerinde genellikle İbn Rüşd ağırlıklı evren arasında bir tür arabulucu görevi üstlenen göksel yorumlar ön plana çıkmıştır. alemlerin ve İlahi Zekanın etkilerinin tam anlamıyla İbn Rüşdçüler arasında iki isim ön plana çıkmış ve alınmasına engel oluşturacak bir eksikliktir.

düşünceleri karşıtları tarafından ciddiye alınmıştır. Bunlar Sigerus de Brabant “De Aeternitate Mundi” adlı yapıtında Sigerus de Brabant ile Boethius Dacus’tur. evreni başlangıcı ve sonu olmayan bir yapı olarak

düşünmektedir. Başka bir şekilde ifade edilecek olursa Sigerus De Brabant insan yaratılmamıştır, yani bir ilk insandan söz edemeyiz Yaşamı ve Yapıtları: İbn Rüşdçülerin on üçüncü ve insanın sonuncusu da olmayacaktır. Böyle bir yaklaşım yüzyıldaki bilinen lideri olan Sigerus de Brabant’m onun Aristotelesçi düşünce yapısından kaynaklanmaktadır. Belçika topraklarında yer alan Brabant Dükalığındaki bir köyde, 1240 dolaylarında dünyaya geldiği sanılmaktadır. Boethius Dacus

İlk eğitimini Liege kentinde aldıktan sonra Aziz Paulus Yaşamı ve Yapıtları: Boethius Dacus, on üçüncü yüzyılın, kilisesinde rahip oldu. Daha sonra gittiği Paris Sigerus de Brabant ile birlikte radikal Aristotelesçiliğinin Üniversitesi’nde Picard topluluğuna katıldı ve 1266 en önemli isimlerinden birisidir. Hayatı hakkında yılından itibaren Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde özellikle 1215 yılından itibaren yasaklanmış durumda olan bildiklerimiz çok azdır. Kesin doğum ve ölüm yılları da

Aristoteles felsefesiyle ilgili dersler verdi. bilinmemektedir. 1262’den sonra Paris’te bulunduğu ve

Edebiyat Fakültesinde 1270 ile 1280 yılları arasında 10 Aralık 1270 yılında Kardinal E. Tempier, temelde dört dersler verdiğini biliyoruz. Mantık yapıtlarını 1270 yanlışı içeren toplam on üç felsefi önerme hakkında civarında, doğa felsefesi ile ilgili olanlarını da 1272 ve suçlama yayınladı. Edebiyat Fakültesi buna tepki verdi ve sonrasında kaleme aldığı tahmin edilmektedir. imana aykırı düşüncelerin okutulmasından yana bir tavır Boethius Dacus’un yapıtları arasında birkaç Aristoteles aldı. Bu gelişmelerden sonra, başta Sigerus olmak üzere yorumu bulunmaktadır. Bunlar “Oluş ve Bozuşul üç öğretim üyesi, Paris Üniversitesinden uzaklaştırıldı. Hakkında Sorular”, “Fizik Kitapları Üstüne Sorular”, 1277’de bazı felsefi yargıları, tekrar suçlanan Sigerus, “Topikler Kitabı Üstüne Sorular”dır. Kaleme aldığı diğer Papalık makamı önünde hesap vermek için Orvieto’ya yapıtlarından başlıcaları “Dünyanın Ezeli-ebediliği gitti. 22 Şubat 1282’de aklını kaçırmış olan sekreteri Hakkında”, “En yüksek İyi Hakkında” başlıklı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. çalışmalarıdır.

Sigerus de Brabant’ın mantık yapıtları arasında “Mantık Boethius Dacus’ta Dünyanın Ezeliliği-Ebediliği Sorunu: ile İlgili Sorular”, “Sophismata”, Aristoteles’in yapıtları Boethius Dacus, bazılarına göre, çağını aşan tarzda adcı


(nominalist) bir anlayışa sahiptir. Ona göre varolmayan Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Scotus’u tarikat şeyler hakkında doğru önermeler kurmak olanaksızdır. Bu Paris’teki Üniversiteye göndermiş ve eğitimine orada yaklaşım, dünyanın ezeli-ebediliği sorununu ele alan devam etmesini sağlamıştır. Dolayısıyla Duns Scotus’un Boethius Dacus’un hareket sahasını bütünüyle felsefesinde ve yazılarında iki evre bulunmaktadır: Oxford belirlemektedir. Dünyaya ilişkin olarak ortaya konulacak ve Paris dönemleri. bilimsel önerme ve yasalar, kesin bir zorunluluk Paris Üniversitesi’nde Petrus Lombardus’un Sententiae içermezler. Bunun nedeni de dünyadaki “şey adlı yapıtı üzerine yorumlardan oluşan dersler verdi. 1307 durumları”nın zorunlu bir şekilde ortaya çıkmamalarıdır. yılında Magister (Hoca) unvanını aldı.1307 yılına kadar Bu, dönemini aşan bir yaklaşımdır. faal öğretim üyesi olarak Paris Üniversitesi’ndeki Fransis- Dacus’un en temel bilgikuramsal anlayışı, bilimi akılsal ken kürsüsünde bulundu. Almanya’nın Köln kentindeki ilkeler bağlamında biçimlendirmiş olmasıdır. Felsefenin Fransisken evine, eğitim çalışmaları amacıyla gönderildi özerkliği hakkında ciddi bir sınav veren Dacus için aklın ve burada henüz 42 yaşında öldü. Scotusçuluk akımının ilkeleri vahyin hakikatlerinden daha önemlidir. başlatıcısı bir filozof olan Duns Scotus, özellikle metafizik alanındaki düşünceleriyle kendisinden sonra gelen Farklı türden bilimlerin kendi alanları içinde bağımsız bir düşünce insanlarını etkilemiştir. Duns Scotus özellikle şekilde uğraş vermeleri gerektiğini savunan Boethius varlık alanındaki felsefi düşünceleriyle Thomas Dacus’a göre birkaç bilim söz konusudur. Bunlardan bir Aquinas’tan derin biçimde ayrılmaktadır. Bu yüzden tanesi fizik ve doğa bilimidir. Fizik bilimi yaratılış Scotusçuluğun, Thomasçılıktan farklı bir alanda hakkında herhangi bir önerme ortaya koyamaz. varolduğunu belirtmek gerekir. Bununla birlikte, Boethius’un bir de metafizikçi yönü Duns Scotus’un Oxford Üniversitesi’nde iken Sententiae bulunmaktadır. Boethius Dacus yaratılışçı çizgiye üzerine derslerinden derlediği çalışmalar doğrultusunda yakındır. Ona göre bir metafizikçi, akılsal araçlar “Düzen” adlı bir yapıt kaleme almıştır. Sententiae üzerine yardımıyla dünyadaki her şeyin olumsallığını ve Paris Üniversitesi’nde verdiği derslere ilişkin yorumlarını dolayısıyla bir ilk Nedenin varlığını ortaya koyabilir. ise “Paris Yapıtı” adlı başka bir yapıtta bir araya Metafizikçinin, yani filozofun gene de yapamayacağı şey getirmiştir. dünyanın ezeli-ebedi olduğunu ‘kanıtlamak’tır. Zaten 1277 suçlamasında Boethius Dacus’un maruz kaldığı Duns Scotus’un diğer yapıtları arasında önemli olanlar ithamlardan en önemlisi onun şu ünlü önermesiyle ilgili “Aristoteles’in De Anima Kitapları Üstüne Sorular”, “İlk olmuştur: “Yaratılış olanaksızdır; ne var ki, iman İlkeler Hakkında”, “Karşılaştırmalı Okumalar”, tarafından ortaya konulan karşıt görüş de “Aristoteles’in Metafizik Üstüne Çok İnce Sorular” adlı sahiplenilmelidir.” Benzer bir yaklaşımı dile getiren bir yapıtlarıdır. başka önermesi de dikkate değer olmakla birlikte yaşadığı Iohannes Duns Scotus’un Bilgi Anlayışı: Bütün Ortaçağ dönemdeki derin ve ağır baskıları işaret etmek bakımından filozoflarının kabul ettiği Aristotelesçi bilgi anlayışını, benzersizdir: “Doğa Filozofu, Hıristiyan imanına aykırı genel anlamda Duns Scotus da kabul etmektedir. Bu genel olsa da, dünyanın zaman içinde bir başlangıcı olduğunu anlayışa göre bütün bilgimiz duyulardan inkâr etmelidir.” kaynaklanmaktadır. Duns Scotus’un kabul etmiş olduğu Dacus’un yaklaşımları ortaya iki boyutlu bir görüntü bir başka özellik de insan aklının doğuştan boş olmasıdır. çıkarmıştır. Bir tanesi akıl iman arasındaki ilişkidir. İman Bununla birlikte o, aklın sezgisel ve soyutlayıcı yönü ise Tanrı’nın mucizeleri ile doğaüstü bir açınlamanın üs- üzerinde daha ağırlıklı olarak durmaktadır. tüne kurulmuştur. Bu bakımdan bunların kendilerine ait Duns Scotus’a göre, fizik dünyadaki bireysel varoluşların belirgin birer alanları bulunmaktadır. İkinci boyut da buna tümü doğrudan doğruya duyular tarafından algılanır ve bağlı ve paralel olarak belirginlik kazanmaktadır. Bu daha sonra da akıl tarafından kavranır. Duns Scotus’un boyuta göre, doğa felsefesi ile uğraşanlar kendi bireysel varoluşlar deyişiyle ifade ettiği şey, doğru alanlarında kaldıkları sürece ortaya koydukları önermeler olumsal önermeler, tümevarım ve sezgidir. doğru olacaktır. İmanın alanına giren önermeler de, fizik önermeleriyle aykırı düştükleri durumlarda bile, yine aynı Duns Scotus’a göre insanın en yüksek güçleri onun aklı ve şekilde doğrudurlar. Bu öğretiye felsefe tarihinde “çifte iradesidir. Duns Scotus, akılda etkin ve edilgin olarak iki hakikat öğretisi “ denir. kısım olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte bu kısımların, bilgi elde etmek konusundaki işlevleri tama- Iohannes Duns Scotus men Duns Scotus’a özgü bir içerik taşımaktadır. Yaşamı ve Yapıtları: Bir Fransisken ilahiyatçı ve filozof olan Duns Scotus, Ortaçağın, özellikle Skolastik Duns Scotus’a göre sezgisel bilgi, adına gerçeklik döneminin önde gelen isimlerinden birisidir. Hayatı dediğimiz aktüel varoluşların dünyasında yer alan şeylerin hakkında bildiklerimiz pek azdır. 1265 dolaylarında İskoç- bilgisidir. Söz gelimi, bir masanın, masanın üzerindeki bir ya’daki Duns’ta doğmuştur. 1278’den itibaren Fransisken kalemin, bahçedeki bir ağacın bilgisi sezgisel bilgidir. eğitimi almaya başlamış ve 1291 yılında rahip olarak Soyutlayıcı bilgi ise gerçeklik denen aktüel varoluşlar Fransisken tarikatına katılmıştır. 1288 yılında Oxford dünyasında bulunmayan bir şeyle ilgili de olabilir.


Bunların aralarındaki biricik fark, sezgisel bilginin varolan Her bir varolanın üreticilik anlamında bir başka nedeni bir şey hakkında olması; soyutlayıcı bilginin ise varoluştan bulunmaktadır ve bu neden de üretilmiş bir varolandır. Bu soyutlanmasıdır. durum, tıpkı Aristoteles’in “ilk hareket ettirici”si gibi bir ilk nedene kadar geri gitmektedir. Meseleyi başka türlü Duns Scotus’un da ilgilendiği bu önemli soru şudur: ifade edecek olursak, varolanlar ya kendi kendilerine, ya Acaba, nesnesi varolmadığı halde sezgisel bilgi mümkün hiç bir şeyden veya herhangi bir şey tarafından üretilmiş müdür? Duns Scotus’a göre, bu soruya olumlu cevap olmalıdırlar. Duns Scotus’a göre herhangi bir varolanın verenler bir şekilde şüpheciliği desteklemektedirler. kendisini üretmesi düşünülebilecek bir şey değildir. Aynı Henricus de Gandavo isimli bir düşünür, aklın kesinliğinin şey yokluk tarafından üretilme konusunda da geçerlidir. değişmez hakikatler (doğrular) ile ilgisi olduğu için her an Dolayısıyla varolan, bizzat kendisi üretici olan bir başka değişmekte olduğunu ve bundan dolayı duyuların nesnesi şey tarafından üretilebilir olmalıdır. olan duyulanabilir şeylerden hareketle kesinliğin asla elde Duns Scotus için Tanrı’nın varlığının kanıtlanması a edilemeyeceğini ileri sürmüştür. posteriori (deney sonrası, deneyden çıkarılmış) bir tarzda Scotus Ganvado’nun bu düşüncelerine hemen karşı gerçekleşmektedir. “Ona göre, Tanrı vardır yargısı analitik çıkmıştır. Henricus de Gandavo ile olan tartışmasında değil, sentetik bir yargıdır. Yani insanda, Tanrı’nın va- Duns Scotus’un belirlemiş olduğu üç alan şöyledir: rolduğuna ilişkin doğuştan bir düşünce bulunmaz. İnsan, Tanrı’nın varlığına ancak Tanrı’nın yeryüzündeki a. İlk ilkeler ve onlardan çıkartılan her şey. İlk etkilerini inceleyerek, bu etkilerden nedenlere doğru iler- ilkelere örnek olarak “varlık vardır” veya “parça leyerek ulaşabilir. bütünden küçüktür” gibi doğruluğundan kesin olarak emin olduğumuz ifadeleri verebiliriz. Zihnin asıl konusu olan bu ilk varlığın, yani Tanrı’nın Bilimsel nitelikteki önermeler, aslında aklın kendisi nedensiz bir varlıktır. Yani yeryüzündeki tüm kavrayabildiği ve duyulanabilir evrende etkilerin nedeni olduğu halde, kendisinin bir nedeni izlenebilir bir düzeni içinde barındıran yoktur. O kendi kendisinin nedenidir. Bu özelliklere sahip doğrulardan oluşmaktadır veya bu doğrulara bir varlık aynı zamanda sonsuzdur, maddesizdir ya da salt dayanmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken biçimsel bir nedendir. Tanrı, etkindir, salt akıldır, salt önemli nokta, akıl ile fizik evren arasındaki istençtir. Tanrı her şeyi özgür istenciyle gerçekleştirir; ilişkiyi uygun şekilde kurabilmemizi sağlayan dünya O’nun özgür ediminin kendiliğinden bir “düzen” kavrayışıdır. sonucudur.” b. Duns Scotus’a göre, sadece ilk ilke olarak Iohannes Duns Scotus’un Ahlak Anlayışı: Duns Scotus’un andığımız tümel önermeler, fizik evrenle ilgili ahlak anlayışı, onun irade hakkmdaki düşüncesi etrafında olan bilimsel ilişkimizi biçimlendirmez. Biz, aynı biçimlenmiştir. Duns Scotus, Bonaventura’nın da zamanda duyu tecrübelerimiz aracılığıyla da etkisiyle, iradenin akıldan biçimsel olarak ayrı olduğunu şeyler arasındaki düzenli ilgiyi bulup ortaya ve aynı zamanda akıldan daha asil olduğunu ileri sürer. çıkartabiliriz. Gözlemlediğimiz şeylerdeki Ona göre irade özgür bir güçtür (potentiel libéra). Bu düzenlilik, bizim o şeye ilişkin belli bir kural yapısı itibarıyla da, doğal eğilimi olan akıldan daha ortaya koymamıza neden olabilir. üstündür; zira özü gereği özgürdür. c. Duns Scotus, kesin bilgi elde edebileceğimiz üçüncü alanın kendimize ait eylemlerimizle ilgili Akıl, doğrudan bir şekilde ve sorgusuzca hakikate olduğunu söyler. Bu eylemler; duyulama, yükselmektedir ve bundan dolayı da akıldışıdır imgeleme, anlama gibi eylemlerdir. Bunlar, (irrasyonel). Buna karşılık irade, akıl tarafından bilinen Scotus’a göre, her ne kadar olumsal türden nesnesini özgür bir şekilde seçtiği sürece akılsaldır. Duns eylemler olsalar da, gene de içlerinde doğrudan Scotus iradenin eylemine akılsal demektedir ki; ona göre doğruya kavranabilecek bir kesinlik söz ko- akılsallık, akılla birlikte hareket etmek, eylemde bu- nusudur. lunmaktır. Tam da bu nedenden dolayı, ona göre irade, doğası bakımından radikal bir biçimde akılsaldır. Iohannes Duns Scotus’un Tanrı Kanıtlaması: Duns Scotus’tan önce Ortaçağ Felsefesi tarihinde gördüğümüz Scotus ahlak anlayışını iradenin ve iyinin üzerine en önemli Tanrı kanıtlamaları, Anselmus (ontolojik) ile oturtmaktadır. İrade’nin doğanın genel işleyişine zıt bir Thomas Aquinas’m (kozmolojik) Tanrı kanıtlamalarıdır. yapısı bulunmaktadır. Başka bir deyişle, iradenin davranış Duns Scotus, Thomas Aquinas’m, etkilerin görünür biçimi ile doğanınki arasında bir farklılık bulunmaktadır. olduğu alan olan duyulanabilir alanı ve duyu tecrübesine İrade, öyleyse, amacını bizzat kendisi üzerinden ve özgür konu olan olguları tercih etmesini eleştirir. Duns Scotus, bir şekilde belirlemekte, istemektedir. İrade, aynı etkisini fizik dünya üzerinde gösteren bir Etkin Varlık zamanda, özgür bir şekilde belirlemiş olduğu hedefine olan Tanrı’nın ispatı için başka bir yola başvurmuş ve ulaşmaya çalışırken, kendisini bu amaca taşıyacak şeyler etkin nedenin varlığının ispatı için metafizik bir hakikati üzerinde de özgürce eylemde bulunmaktadır. Bu amaç, her tercih etmiştir. Opus Oxoniense isimli yapıtında şöyle bir şekilde kendinde iyi olanın kendisidir. ifade kullanmaktadır: “Bazı varolanlar üretilebilirdir.”.


Duns Scotus’a göre iki tür iyilikten söz etmek mümkündür. Bunlardan birincil olanı, şeylerin doğal düzenine göre değil; fakat doğru aklın buyruklarına göre biçimlendirilmiş, belirlenmiş olan nesneye yönelmiş olan iradeye bağlı eylemin kendisine ait olan bir iyilik türüdür. İkincil tarzda iyilik ise, davranışın biçimlendirilmesi esnasında yer ve zaman gibi çevresel koşulların dikkate alınması sonucunda ortaya çıkan hedefteki iyiliktir. Bu tarz iyilik, dolayısıyla, öncelikli olarak amacı ön planda tutmaktadır.

Duns Scotus, doğru aklın ortaya çıktığı yerin Tanrı’nın iradesinde biçimlenen doğal yasa olduğunu düşünmektedir. Ona göre, “İlahi irade iyinin nedenidir; bu durumun böyle olmasının nedeni, Tanrı’nın bir şeyin iyi olmasını istemesidir.”

İlahi iradenin biçimlendirmiş olduğu doğal yasanın yanında bir de pozitif yasadan söz etmek gerekir. Bu yasa türü, Tanrı’nın doğal yasayı olumlaması neticesinde oluşmaktadır. Yukarıda iki maddesinden söz ettiğimiz On Emir pozitif yasaya en güzel örnektir.

Pozitif yasa, doğal yasanın bilişsel ve ontolojik sınırlılıklarının üstesinden gelmek için Tanrı tarafından dikte edilen yasa olarak anlaşılmalıdır. Bu yasalar aracılığıyla insan, doğal yasayı düzgün bir biçimde yorumlama ve aydınlığa kavuşturma şansına da sahip olmaktadır. Doğal yasanın bu şekilde açıklığa kavuş- turulması, insana, toplum içindeki hayatını nihai amaca en uygun biçimde düzenlemesi bakımında en etkin yardımı sunmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında