AÖF Soru Bankası

Ortaçağ Felsefesi IÜnite 3 Özeti

Ioannes Scotus Eriugena

çokluk ilişkisi, nihayetinde insanın Tanrı’dan nasıl Ioannes Scotus Eriugena’nın Yaşamı ve Yapıtları çıktığını ve O’na nasıl geri döneceğine ilişkin bir

Eriugena, “Erin halkından doğan” anlamına da yani sorgulama süreci meydana getirir. Bu sorgulama sürecinin İrlandalı “İrlanda’da doğmuş” demektir. Ortaçağ’ın belki temelinde, tıpkı diğer bütün filozofların yaptığı gibi, de tek İrlandalı filozofudur. Aslında bu isim ona çok geç hakikati arama kaygısı yatar. O halde, Eriugena’nın da bir tarihte, Dublin başpiskoposu Ussher tarafından 1632 Tanrı veya yaratılış ile ilgili olarak sorduğu soruların tümü yılında Ioannes Scotus’un, on üçüncü yüzyılda doğmuş hakikatle, hakikat sorgusu ile bağlantılıdır. Bu yüzden, her olan Duns Scotus ile karıştırılmaması için bu isim şeyden önce, Eriugena’nın doğayı nasıl anladığı ve onu verilmiştir. nasıl ayrımladığı üzerinde durmamız gerekir.

Kesin doğum tarihi bilinmeyen ancak 810 yılı civarında Eriugena’nın Periphyseon başlıklı eserinin birinci doğduğu kabul edilen Eriugena, Karolenj döneminde kitabında, şeylerin ilk ve temel ayrımının “olanlar” ve Avrupa’da dolaşmış çok sayıda bilginden birisidir. Adının “olmayanlar” şeklinde olabileceğidir, (S: 56, Okuma çok yaygın kullanılan ad olmasından dolayı, yazılı Parçası; Nutritor). Bu ayrımın zihinlerde tam olarak belgelerde yaptığı seyahatlerin takibi de güçtür. Bu belirginlik kazanabilmesi için de “doğa”nın bu ayrımı yüzden yaşamındaki bazı ayrıntılar belirsizdir ve genel kuşattığını ayrıca belirtir. Eriugena’nın “doğa”sı varlık ifadelerden oluşur. Büyük bir olasılıkla Atina’da, belki veya gerçeklikten daha farklı bir kullanıma sahiptir ve Doğu’da bir merkezde eğitim almıştır. Yaklaşık olarak onlardan daha geniş bir anlamı bulunmaktadır. Basitçe 845 yılında Carolus II’nin (Dazlak Charles olarak da tanımlarsak, varlık, akıl veya duyular aracılığıyla bilinir) himayesindeki kraliyet okulunda özgür sanatlar kavranılan herhangi bir şeydir. Bununla birlikte, akılla üzerine dersler vermiştir. Bu sürede müzik ve tıp ile de veya duyularla algılanamayacak olan türden varolanlar da ilgilenmiştir. 870’li yıllarda İngiltere’ye dönmüş ve 877 bulunmaktadır. Bu varolanların en başında da Tanrı yılına kadar dersler vermiştir. Eriugena’nın bir ders gelmektedir. Ortaçağın neredeyse tamamını etkilemiş olan esnasında öğrencileri tarafından kalem saplanarak bu anlayışa göre Tanrı, hiçbir şekilde aklın veya duyuların öldürüldüğü düşünülür. Bazı metinlerde şehit olarak nesnesi olamaz. Bu anlayışla biçimlenen doğayı Eriugena, anılmaktadır. Periphyseon’da aslında temel olarak Tanrı ve O’nun Eriugena’nın yapıtları Patrologia Latina’nın 122. cildinde yarattıkları şeklinde ikiye indirgenebilecek dört ayrım bulunmaktadır. Buradaki eserleri arasında De Divisione vardır;

Naturae (Doğanın Bölümlenmesi Hakkında), De Divina 1. Yaratan ve yaratılmayan doğa (Creat et non Praedestinatione (İlahi Kader Hakkında) bulunmaktadır. Creatur): Burada doğadan anlaşılması gereken, Onun bir diğer önemli başarısı, kendisinden önce yaşamış doğanın Tanrı olduğudur. Tanrı yaratıcı olan önemli filozof/din adamlarının eserlerini Eski olduğundan, her şey Tanrı’dan meydana Yunancadan Latinceye aktarması ve bunlar üzerine çeşitli gelmiştir. Dolayısıyla ilk ilke olarak görülen yorumlar yazmış olmasıdır. Bu bağlamda, özellikle ünlü Neden’dir. O’nun ilk bölümlemede en dikkat Atinalı filozof Dionysius Areopagita’nın (Sahte Dionysios çekici özelliği bir Yaratan olmasıdır. Felsefi bir olarak da bilinmektedir) De Mystica Theologiae (Peri terim olarak “Yaratıcı” özellik felsefeye çok Müstikes Theologias - İlahiyatın Gizemi Hakkında), De sonraları girmiştir. Özellikle Antikçağ Divinis Nominibus (Peri Theion Onomaton - İlahi İsimler felsefesinde “yoktan var etme” yani “yaratma” Hakkında) ve De Caelesti Hierarchia (Peri tes Ouranis söz konusu değildi. Bunun için, Eriugena’nın Hierarkhia - Göklerin Sıradüzeni Hakkında) eserleri önem Tanrı ve Yaratılış anlayışlarını kısaca gözden taşımaktadır. geçirmekte yarar bulunmaktadır. Periphyseon’un Bunların yanı sıra Eriugena’nın Maksimus Confessor bütününe yayılmış olan temel anlayış, Tanrı’nın (580-662) ile Gregorius Nyssenus (335-394)’un bazı özünün, insanın en üstün özellikleri ile bile eserlerini Latinceye çevirdiğini biliyoruz. Maksimus kavranamayacak bir yapı olduğudur. Bu Confessor’un Gregorius Nyssenus’un kaleme aldığı bakımdan bir Yaratıcı olarak Tanrı’nın “ötekilik” insanın doğası hakkında bir inceleme olan De Imagine adlı özelliği bulunmaktadır. Bu özellik dolayısıyla eserinin üzerine yazdığı yorum da Eriugena tarafından Tanrı nüfuzuyla tarif edilemez bir varlıktır. Latinceye çevrildi. Bu eserin çevirisi, özellikle o dönemde Eriugena’ya göre, Tanrı’nın bu yapısının pek çok filozofun ilgi duyduğu önemli bir başvuru kaynağı, “anarkhos” ve “anaitios” özelliklerinden kaynağı olmuştur. kaynaklanmaktadır. Başka bir değişle Tanrı, “zamanda başlangıcı olmayan” ve kendi varoluşu Eriugena’nın Tanrı ve Yaratılış Anlayışı için “nedensiz” bir yapıdadır. Tanrı’nın, Ioannes Scotus Eriugena, genel olarak tüm Ortaçağ kendisinden önce ilişki içinde olduğu herhangi filozoflarının ilgilendiği konu olan, Tanrı ile dünya bir varlık söz konusu değildir. Böyle bir varlık arasındaki bağlantıyı açıklamayı çalışmıştır. Bu olmuş olsaydı, o zaman o varlık Tanrı’nın bağlantının en belirgin tarzı, Tanrı gibi birlik sergileyen başlangıcı veya nedeni olurdu; oysa bunun tam bir varlık ile dünya gibi çokluk barındıran bir durum tersi geçerlidir. Tanrı, her şeyin doğasının bizzat arasındaki ilginin nasıl kurulabileceğidir. Bu birlik ve yaratıcısıdır ve bu şekliyle de her şeyin Nedeni


ve Başlangıcıdır. Bundan dolayı da doğanın ilk etmektedir? Her şeyden önce bu ayımın ilahi ayrımındaki “yaratan ve yaratılmayan” ile ideaları işaret ettiğini söyleyerek işe Tanrı’nın kastedildiği açıktır. başlayabiliriz. Zira, ayrımın ilahi ideaları işaret 2. Yaratılan ve aynı zamanda yaratan doğa (Creatur ettiğini dile getirmek, soruya açık bir cevap et creat): Tanrı, Eriugena’ya göre sınırları belli vermekten çok uzaktır. Bilindiği gibi, soruya olmayan bir varlıktır. Tam da bundan dolayı verilecek cevabın her şeyden önce “anlaşılabilir” Tanrı, kendi kendisini kavramak veya olması gerekmektedir. İmdi, buradaki görevimiz, tanımlamak bakımından yetersizdir. Bu durum, Eriugena açısından ilahi ideaların ne anlama hiçbir şekilde Tanrı’ya bir yetersizlik, bir eksiklik geldiğini ortaya koymak olacaktır. Felsefe tarihi durumu yüklemez. Eriugena’ya göre Tanrı boyunca, özellikle Platon’dan sonra pek çok kendisinin ne olduğunu bilemez; zira kendisi bir filozof, fizik dünyayı oluşturan nesneler ve “ne” değildir. Herhangi bir varolan belli onların nitelikleri ile bu fizik yapıyı önceleyen, terimlerle tanımlanan sınırlı bir şeydir. Bilgi bir bakıma paradigma görevi gören değişmez, dediğimiz şey de bu tarz bir varolanın tanımı ilahi yapılar olduğunu düşündü. Bu ilahi yapıların veya kavranışıdır. Tanrı, sonsuzluğu, sınırsızlığı bulunduğu yer ile fizik dünya arasındaki nedeniyle bütün bu tarz varolanların ve bilginin bağıntı/ilişki sorunu pek çok filozofun merkezi üstünde yer aldığından O’nun kendisini bilmesi düşüncelerini biçimlendiren oluşumlar üretti. imkansızdır. Bunların içinde, özellikle Yeniplatonculuğun 3. Yaratılan ve yaratmayan doğa (Creatur et non ortaya çıkmasına neden olan Porphyrios’un creat): Aynı yapının bütün şeyler için bir amaç sorduğu bir soru önemlidir: “Güzel olan şeylerle olduğunu, bir nihai hedef olduğunu düşünebiliriz. Güzellik arasındaki benzerlik nasıl bir şeydir?” Bundan dolayı, bu tarz bir yapıya da “ne Burada Plotinos’un gerçekten bilmek istediği şey, yaratılmış ne de yaratan doğa” adını veririz. gelip geçici bir nesnenin taşıdığı nitelik ile o Yaratılmamıştır; zira hiçbir şey tarafından bir niteliği biçimlendiren kalıcı olanın arasındaki etkiye maruz bırakılmamıştır. Yaratmayandır; ilişkinin ne olduğuydu? Buraya kadar ele çünkü her şeyin nihai hedef olarak kendisine aldıklarımızdan kolaylıkla anlaşılacağı gibi, döndüğü bir noktada artık herhangi bir yaratma Eriugena’nın ikinci ayrımında işaret edilen ilahi eylemi içinde olması mümkün değildir.Her şey ideaların mahiyeti konusu, bir bakma “yaratan” artık bizzat kendi ezeli ve ebedi akılları olan ile “yaratılan” arasındaki ilişkinin de mahiyetini Tanrı’ya dönmüştür ve bu özelliklerinden dolayı belirlemesi bakımından önemlidir. İlahi idealar, da artık kendilerine yaratılmış (veya yaratık) bir yaratıcı olarak Tanrı’nın, yaratmış olduğu denmekten vazgeçilmiştir. Eriugena’ya göre fizik dünyaya “elini değdirmemesi” için bütün varolanlar, kendilerini yaratan Tanrı’dan gereklidir. Bir çömlekçinin eserini uzaklaştıkları ölçüde yaratılmışlıklarını daha açık biçimlendirirken kullanmak zorunda olduğu bir şekilde sergilemektedir. elleri, eserine doğrudan etki eder ve adeta 4. Ne yaratan ne de yaratılan doğa. (Nec creat nec çömlekçinin parmak izleri eserinin üzerinde kalır. creatur): Bütün yaratılanlar Tanrı’da bir araya Eriugena’nın Yaratan Tanrı’sı ise, bunun tersine, geleceklerinden onların yaratılmışlık özellikleri düşünme aracılığıyla şeylerin formlarını veya de ortadan kalkmış olacaktır. Eriugena’ya göre, özlerini varoluşa taşır ve bunlar bireysel bu durum, güneşin ortaya çıkmasıyla gözden şeyleri/nesnelerin varolmalarını sağlar. kaybolan yıldızlarınki ile benzerlik taşımaktadır. Eriugena, doğanın ikinci ayrımı meselesini tartışırken, Sonuç olarak, bu dörtlü doğa ayrımının ilkindeki ilginç bir İncil yorumuna da imza atar. Hıristiyanların Tanrı, yaratılanlar açısından bir Başlangıç; Kutsal Kitabı olan İncil ’in başında “Başlangıçta söz dördüncüsü de gene yaratılanlar açısından bir vardı” ifadesi yer almaktadır. Eriugena, Periphyseon’un Son olarak düşünülebilir. Her iki durum da, yani üçüncü kitabında bu konuya değinir. Ona göre Grekçedeki Başlangıç ve Son, Tanrı’nın varoluşu bakımından “logos” kelimesini “söz” olarak çevirmek seçeneklerden dışarıda bırakıp yarattıklarına yüklediği özellikler sadece bir tanesidir. Logos kelimesi aynı zamanda “akıl” olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü, Tanrı veya “neden” anlamlarına da gelmektedir. Dolayısıyla Başlangıçsız ve Nedensiz’dir. Eriugena’nın ikinci “Başlangıçta akıl vardı” veya “başlangıçta neden vardı” doğa ayrımı olan “yaratılan ve yaratan” doğa, demek de, ilki kadar geçerli olabilecek bir tercih anlaşılması bakımından diğerlerinden biraz daha kullanımıdır. Dolayısıyla, Eriugena’daki doğanın ikinci güç bir ayrımdır. İlk bakışta burada anlatılmak ayrımı olan ilahi idealar, Yaratıcı tarafından yaratıldıktan istenilenin, yaratılmışlığından dolayı insan türü sonra, fizik dünyaya düzen verecek bir şekilde, kendi olduğunu düşünebiliriz. Bununla birlikte, Ortaçağ varoluşlarının altındaki bireysel nesneleri yaratmışlardır. ilahiyatı açısından insanın yaratma yeteneği Ioannes Duns Scotus’un yaratan ile yaratılan arasında bu olmadığını bildiğimiz için bu seçenek tarz sıkı bir ilişki kurması, bazı ilahiyatçılar tarafından kendiliğinden elenmektedir. O halde bu, sıkıntı verici bulunmuştur. Zira Eriugena, Tanrı’yı “yaratılan ve yaratan” doğa neyi veya kimi işaret


yaratılanların varlığı ile özdeşleştirdiği için panteist sergileyenler arasında hem ruh hem de bedene sahip olmakla suçlanmıştır. Periphyseon’da Tanrı’nın - olmaları bakımından insan gelir. Eriugena’ya göre insan yaratılmış olan- şeylerinin tümünün kendisi olduğunu hayvandır önermesini kurmamıza yetecek kadar söylemiştir. Aslına bakılacak olursa, Eriugena hiçbir bedenseldir. Duyuları, duyu hafızası, akılsal olmayan zaman böyle özdeşleştirme içinde bulunmamıştır. Hatta o, iştahı, türlü yönelimleri ile insan bütün öteki hayvanlarla Tanrı ile ilahi idealar arasında bir benzerlik olduğunu bile ortak özellikler sergilemektedir. Bununla birlikte insanın, dile getirmemiştir. Tanrı’nın her şeyin varlığı olduğunu öteki hayvanlarda olmayan bazı özellikleri de ileri süren anlayışında amaçlanan, Tanrı’nın her şeye bulunmaktadır. Eriugena bunların akıl, zihin, iç duyu, varlığını verme kudretidir. Bununla birlikte Tanrı hiç bir erdem olarak adlandırılabilecek akılsal hareketler ile ilahi şekilde O’nun yaratılışıyla özdeş değildir. Ona göre “Tanrı ve ezeli ebedi olan şeylere ait hafızası olduğunu ileri sürer. ne yaratmasının bütünüdür ne de yaratması O’nun bir Bunların hepsi de ilahi varlıkların sahip olduklarına benzer parçasıdır; bunun tersi bir şekilde ne yaratılış Tanrı’nın özelliklerdir. bütünüdür ne de Tanrı yaratılışın bir parçasıdır.” Eriugena’ya göre insan tek ve aynı akılsal ruh ile birleşmiş Periphyseon’daki dördüncü ayrıma genel olarak “analiz” olan bedenden meydana gelir. Bu birleşmenin nasıl olduğu adı verilmektedir. Bu süreci en iyi tarif edecek ifade açık değildir. Bu birleşmiş yapı harika ve anlaşılabilir bir şudur: “Her şeyin nihai hedefi olarak Tanrı” vardır. Analiz şekilde ikiye ayrılır. Bunlardan bir tanesinin içinde insan, sürecini anlatırken Eriugena’nın başvurduğu kavramlardan Yaratıcı (Creator)’nın imgesinde (imago Dei) ve ikisi Grekçedeki “füsis” (doğa) ve “ousia” (öz) ile benzerliğinde yaratılır. Bu yaratılmışlığın bütün özellikleri Latincedeki “natura” (doğa) ve “essentia” (öz) insanı hayvani olandan mümkün olduğu kadar uzaklaştırır; kavramlarıdır. Füsis kelimesi ise Grekçedeki “füomai” hayvanlıkla ilgili hiçbir paylaşım içine sokmaz. Öte yani “doğuyorum”; “ekiliyorum” ya da “meydana yandan, diğer kısım ise hayvan doğası ile belli türden bir getiriliyorum” karşılıklarına sahiptir. Buradan hareketle iletişim kurar ve topraktan meydana gelir. Bu durum, kendi akılsallığı içinde devamlılık gösteren her varlık bir insanın şeylerin ortak doğasından meydana geldiğini ve ousiadır. İlahi Bilgelik olan Tanrı zaman ve mekandan tümel hayvan cinsinde içerildiğini göstermektedir. bağımsız bir şekilde yaşamaya devam eder. Eriugena, Eriugena’ya göre bütün bir yaratılış beş parçaya Grekçeden hareketle “telos” kavramına atıfta bulunur. ayrılmıştır: bir yaratılan ya bir bedendir; ya bir canlı Grekçede “telos” hem başlangıç hem de son/amaç varlık; ya duyulanabilir varlık; ya akılsal varlık veya anlamlarını taşımaktadır. Bu yüzden, yaratılışın analiz zihinsel varlık. Bu beş parçanın hepsi de her şekilde kısmı, bütün yaratılanların başlangıcı demek olan Tanrı’ya insanda bulunur. İnsan bedeninde hayatını devamlı kılacak geri dönüşün kesin bir ifadesi olarak karşımıza bir temele sahiptir; dahası bedeni yöneten bir seminal çıkmaktadır. Bu döngüsellik, modern dönemde ilerleme hayat vardır; bu hayatı yöneten duyu; akıldan aşağıda yer kavramına değişik açılardan yaklaşma fırsatı tanımıştır. alan doğal kısımları yöneten aklın kendisi ve son olarak, bunların hepsinden daha yüksek bir mevkide yer alan Ruh. Euigena’nın İnsan ve Evren Anlayışı Tanrı’nın imgesinde yaratılan kısım da işte bu ruhtur.

Doğanın üçüncü ayrımı olan “yaratılan ve yaratmayan”da İnsanın Tanrı’yla ilişkisini kuran, O’nu anlamak için O’na işaret edilen ise, ilahi idealar tarafından yaratılan yönelen kısım da gene aynı kısımdır. bireylerdir. Bunların hepsi birer yaratılan olarak belli bir İnsanın Tanrı’nın imgesinde yaratılmış bir yaratık nedene bağlı olarak varolmuşlardır. Bundan dolayı olduğunu söylemek, ona en başta dini birtakım nitelikler varoluşlarına ilkece yüklenen amaçları doğrultusunda bir ve tarih yüklemek anlamına gelmektedir. Aslına bakılacak hayat sürmek zorundadırlar. Bu üçüncü bölünme, olursa bu tarz bir yaklaşım, kaynağını Platon felsefesinden Eriugena’nın Bir’den çıkan ve tüm evrenin görünür hale almaktadır. Platon’a göre de logistikon ilahi ve ideaların gelmesine neden olan yaratılışın “bölünme” kısmının izlerini taşıyan, hatırlama (anamnesis) eyleminin tamamlandığının habercisidir. Buraya kadar ele alınanların gerçekleşmesine neden olan ve ruhgöçünü ışığında dile getirmek mümkündür ki, Eriugena’ya göre (metempsychosis) olanaklı hale getiren bir yapıdır. İnsan yaratılış daha tümel olandan daha az tümel olana doğru bir sadece bu kısmıyla varolmuş olsaydı, o takdirde hiçbir gidiştir. Bu durum, yaratılışın en azından bölünmenin zaman günah işlemeyecek; Eriugena’ya göre, hatta hakim olduğu kısmında geçerlidir. Bu görüntü ilahi üremek için cinsiyetlere bile ihtiyacı olmayacaktı. Zira idealarda benzer bir şekilde ortaya çıkmaktadır. En genel sadece akılsal ruha sahip olmak, insanla melek arasında idealar cinslere, cinsler alt cinslere ve onlar da türlere herhangi bir fark ortaya çıkarmayacaktı. Eriugena’ya göre ayrılmaktadır. Bireysellerin de ortaya çıktıkları yapı bu melekler hayvani özellikleri olmayan varlıklardır. Üreme, türlerdir. çoğalma ve yok olma hayvani düzlemin nitelikleri Eriugena’ya göre yaratılış adı verilen süreç, kesintisiz bir arasında yer alır. Onlar aynı zamanda duyulama yeteneği durumu işaret etmektedir. Tanrı’dan çıkan ve ilahi olmayan varlıklardır. Aslına bakılacak olursa, insan idealarla devam eden yaratılışın nihayete erdiği yer başlangıçta ilahi hakikatin seyri (temaşa) ile vakit geçiren bireysel olanların vücut bulmalarıdır. Bu bireysel ilahi bir varlıktı. Günah işledikten sonra bu seyirden varoluşlar hakkında bütün bir Ortaçağ, aşağı yukarı aynı ayrılmak ve hayvani düzeyin özelliklerini de almak saptamayı tekrar etmiştir. Bunların içinde melekler maddi zorunda kaldı. Hayvan olan özelliklere kavuştuktan sonra, olmayan varoluşu sergilemektedir. Maddi varoluşu başka kelimelerle ifade edecek olursak, bir bedene sahip


olduktan sonra da cinsiyetler ortaya çıkmıştır. Burada içermektedir. Eriugena’ya göre görülebilir cisimler ilginç olan nokta, dünyanın insan için yaratılmış olmasıdır. görülemeyen şeylerden meydana gelmektedir. Ona göre İnsan, dünya üzerinde yaşayan canlılar içinde Tanrı “görülebilir maddenin form ile birleşmesi belli türden imgesinde yaratılmış olan tek varlıktır. Bir başka deyişle ilineklerin bir araya gelmesinden başka bir şey değildir” insan, akılsal özellikleri olan tek hayvandır. Tanrı, insanın Erigena’nın Periphyseon veya Doğanın Bölümlenmesi bu özelliğinden dolayı, görünen ve görünmeyen bütün Hakkında başlıklı eserin bütün bir Ortaçağ boyunca çok yaratıkları insanın içinde yaratmıştır. İnsanın rağbet gören bir çalışma olmuştur. Papa III. Honorius yaratılmasından önce bu her iki varlık türünden ne mekan zamanında özellikle içindeki şu üç madde nedeniyle ne de zamanda söz etmek mümkün değildir. Burada sözü suçlanmış ve yargılanmıştır. Bunlar: edilen görünen ve görünmeyen bütün yaratıklardan a. Her şey Tanrı’dır; kastedilen aslında evrenin kendisidir. Dolayısıyla evrenin b. İlahi İdealar yaratılmıştır ve yaratırlar; köken itibarıyla insanda yaratıldığını söylemek gerekir. c. Dünyanın sonunda (kıyamette) cinsiyet farkı Bir şekilde insanın ve evrenin kaderi birbiriyle bağlantılı ortadan kalkacaktır. Bu ve benzeri yaklaşımları ve ayrılmaz karakterdedir. onun günümüze kadar süren etkisini güçlendiren Eriugena, Periphyseon’da insanın tanımını şöyle önemli anlayışlardır. yapmaktadır: “Öyleyse insanın tanımını şu şekilde yapabiliriz: İnsan Tanrı’nın Zihninde ezeli ebedi bir şekilde biçimlenmiş belli bir zihinsel kavramdır.” Tanrı’nın zihninde belirlenmiş olan bir kavrayış olduğu için insanın bilginin içine doğmuş olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, tıpkı Platon’da olduğu gibi Eriugena’da da bilgi insana içkin bir durum gösterir. Bununla birlikte insan, işlediği günahtan dolayı Tanrı’ya belli bir anlamda yabancılaştığından, onun bilgiye sahip olması ancak tedrici bir süreç içinde mümkündür. Zira bilgi, ilahi ve insani olmak üzere ikiye ayrılır. İlahi bilgi, Yaratıcı Bilgelik’te bulunur ve bu bilgi bütün bir yaratılışı için birincil öneme sahiptir. Buna karşılık yaratılmış olan varlıktaki bilgi ikincil öneme sahiptir ve daha yüksek bilginin etkisini sürdüren bir karakteri bulunmaktadır. Burada iki farklı türden bilginin olması, Tanrı’nın zihnindekilerle insanın zihnindekiler arasında bir kavrayış farkı bulunduğu anlamına gelmemelidir. Bu daha çok, bir ve aynı özün, zihin tarafından iki farklı bakış açısına göre temaşa edilmesi sorunudur. İnsanın dünyaya düşmesi sonucunda açığa çıkan bu iki farklı bilgi türüne karşılık, gene aynı olayın bir sonucu olarak da duyulanabilir dünya meydana gelmiştir. İşte, insanın bildiği dünya, duyularımıza karşılık gelen ve hakkında yargıda bulunabildiğimiz bu dünyadır. Eriugena’ya göre, içinde yaşadığımız dünya, duyularımıza karşılık gelen bir dünyadır ve bunlar elbette duyulanabilir olan nesnelere yönelmişlerdir. Duyulanabilir nesne, kesin olarak belli bir zaman ve belli bir mekandadır; oluş ve bozuluşa tabidir. Eriugena’da tıpkı Aristoteles’in Kategoriler’inde (Kategoriae) yaptığı gibi bu nesneye çeşitli nitelikler yüklemektedir. Örneğin, nesneler sadece zamana ve mekana ait varolanlar değildir; onlar aynı zamanda nitelik ve niceliğe de sahiptir. Gene Aristoteles’in bize öğrettiği gibi, duyulanabilir nesneler bir doğa ve onunla birlikte ortaya çıkan çeşitli ilinekler içerirler. Bu yönleriyle de onların bileşik yapılar olduklarını söylemek gerekir. Eriugena’ya göre bu nesneler bir bileşik oldukları sürece duyularımızca algılandıkları halde, onları meydana getiren kısımların her biri ayrı bir şekilde asla duyular tarafından algılanamaz. Ayrı kısımlar artık aklın bir nesnesi haline gelirler. Buradaki temel anlayış gene Platoncu bir anlam

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında