FEL202U-BİLİM FELSEFESİ
Ünite 2: Gözlem, Deney ve Ölçme
Giriş
Bu ünitede bilimsel yöntemin fiziksel işlemlerini oluşturan gözlem, deney ve ölçme incelenecektir. Özette gözlem ve deneye dair soru biçimleri verilecektir.
Gözlem
Gözlem, bir gözlem önermesinin ifade ettiği bilgiye erişmeyi sağlayabilen bir fiziksel yöntem biçimidir. Gözlemle sınanan gözlem önermesi gözlem sonucu doğrulanırsa bu, önermenin karşılığı olan ve bilgisine erişilen olgu olur. Eğer gözlem önermesi gözlemle sınama sonucunda yanlışlanırsa, bu önermenin değillemesi doğrulanmış olur ve gözlem önermesi sayılır. Gözlem önermeleri doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir.
Her gözlemin doğaya sorduğu beş farklı soru tipi vardır. Bu soru ve gözlem çeşitleri ile ilgili örnekler ve soru biçimleri aşağıda sıralanmıştır:
Örnek 1: 23 Eylül 1846 tarihinde (t) ve Le Verrier’ in hesapladığı koordinatların belirttiği uzay (u) bölgesinde Güneş’in bir gezegeni (F) bulunuyor mu? Örneğe bağlı olarak sorumuz;
Soru 1: “t anında ve u yerinde F nesne-dizgesi türünden bir nesne dizgesi var mı?” şeklindedir.
Yanıt: Vardır ya da yoktur şeklinde iki ihtimalli gözlem önermesi bulunmaktadır. Ayrıca bir nesne dizgesinin t zamanında u yerinde bulunması, bu nesne dizgesinin tümünün (tümel niceleyici) veya en azından bir parçasının (tikel niceleyici) kapladığı yerin u’nun içinde bulunması demektir. Bu önermeler gözlem yoluyla hem doğrulanabilir hem de yanlışlanabilir. Doğrulama ve yanlışlama sorunun ön dayanaklarıdır.
Örnek 2: İlk örnekteki gezegenin Neptün (a) olduğunu ve bir gözlemevinden gözlendiğini varsayalım. Buradan hareket edersek sorumuz;
Soru 2: “a nesne dizgesi t zamanında u bölgesinde bulunuyor mu?” şeklindedir.
Yanıt: Söz konusu sorunun olanakları yanıtları; “bulunuyor” önermesi ile bunun değillemesi olan “bulunmuyor” önermeleridir. Bulunuyor ise a nesne dizgesi t zamanında u uzay bölgesinin içinde ya da onunla kesişiyor olabilir. Bu doğrultuda 3. sorumuz şu şekilde sorulabilir:
Soru 3: t zaman anında u yerinde bulunan a nesne dizgesi, F özelliğini taşıyor mu?
Yanıt: “Taşıyor” ya da “Taşımıyor” önermeleri ancak gözlemle doğrulanabilir. Gözlemci belirtilen zamanda belirtilen yerde bulunan nesnenin F özelliği taşıyıp taşımadığını gözlemleyebilir.
Soru 4: t zaman anında u yerindeki a nesne dizgesi, F belirlenebilir özelliğinin değeri olan hangi belirlenmiş özelliği taşır?
Yanıt: t zaman anında u yerinde bulunan a nesne dizgesi F* (F belirlenebilirinin altındaki bir belirlenmiş özellik)
belirlenmiş özelliğini taşır. Bu yanıt gözlemle saptanabilmiş olup bu biçimdeki yanıtlardan birinin ve yalnız birinin doğru olup tüm ötekilerin yanlış olduğu bir metafizik ilkedir.
Soru 5: Bu soruda a gibi bir nesne dizgesinin, F gibi bir nesne-durumu değişkeninin (yani değişken belirlenebilirinin) u yerinde [t1, t2] gibi bir zaman aralığında F* değerinden F* değerine geçişten oluşan 1 2 kısmen belirlenmiş olayın bir F olayı olduğunu söyleyeceğiz. Buna göre F’nin F* değerinden F* değerine 1 2 geçişini (F*, F*) biçiminde gösteriyoruz. Bu geçişin bir 1 2 F-olay-tipi olduğunu söyleriz. F*= F* olabilir. Öyle 1 2 olunca “geçiş” yerine “kalış” diyeceğiz. Dolayısıyla “F- olayı” ile “F-olay-tipi” kavramları gözleme yol açan şu soru şeklinde görülür: a nesne dizgesinde u yerinde ve [t1, t2] zaman aralığında hangi F-olayı meydana geliyor?
Yanıt 5: Nesne dizgesinde u yerinde ve [t1, t2] zaman aralığında (F*, F*)-olay-tipindeki F-olayı meydana 1 2 geliyor.
Gözlem ve buna yol açan beş farklı sorunun ardından gözlemin yapısının ve işlevlerinin bilinmesi gerekir. Gözlemin yapısını oluşturan öğeler;
• Gözlemleyenler (gözlemci, gözlemci aygıtı) ve • Gözlemlenenler (gözlemlenen a nesne dizgesi, gözlemlemenin yapıldığı t zaman anı veya aralığı, gözlemlenen u yeri, dolaysız olarak gözlemlenen gözlem verileri, dolaylı olarak gözlemlenen gözlem sonucu) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Burada belirtmek gerekir ki her gözlemde, gözlemci yalnız duyu organlarıyla ya da bir gözlem aygıtı aracılığıyla, gözlemlenen nesne dizgesini algılar. Gözlemci, gözleminin bir olanaklı yanıtını doğrulamasıyla, bu yanıtı doğru kılan olgunun bilgisine ulaşır ve gözlemin doğruladığı olanaklı yanıtı doğru kılan olguya gözlem sonucu denir.
Bir gözlemci dolaysız olarak gözlemlediği gözlem verisi aracılığıyla gözlem sonucunu dolaylı olarak gözlemler. Başka bir ifade ile gözlem sonucu, gözlemcinin gözlem verisini dolaylı olarak gözlemlemesi sonucu oluşur. Gözlem sonucunun doğru kıldığı olanaklı yanıt, gözlemin doğruladığı gözlem önermesidir. Doğru gözlemler, sağlam olarak ifade edilir. Bunun yanı sıra aldatıcı gözlemlerin bulunduğu belirtilir. Aldatıcı gözlemler gözlemcinin gözlem sonucu sandığı durumlar için geçerlidir. Dolayısıyla gözlemlenen durumun olgu olabilmesi için gözlemcinin algılama yetisi ve kullandığı gözlem aygıtının işlemesi normal olmalıdır. Gözlemin başarısı nesnel olmasına ve gözlem verilerinin paylaşılabilirliğine de bağlıdır. Gözlemin ürettiği bilgi, önermenin bilim insanlarınca kabul edilebilir, gerekçelendirilmiş ve doğru olmasına bağlıdır.
Gözlem kavramına ilişkin sorunlar ise metodolojik, ontolojik ve epistemolojik sorunlar olarak karşımıza çıkar. Bu sorunlar bilimsel gerçekçilik görüşünü savunanlar ile bu görüşe karşı çıkan pozitivist ve deneyci (gerçekçilik- karşıtlığı) görüşleri savunanlar arasında tartışılmıştır. Bahsi geçen sorunlar şunlardır:
1. Metodolojik sorunlar: Hangi türden bilimsel işlemler gözlem sayılabilir? Hangi olaylar gözlemlenebilir? 2. Ontolojik sorunlar: Gözlemlenebilir şeyler (nesne dizgeleri, olay ve olgular) varlık sayılabilir mi? 3. Epistemolojik sorunlar: Gözlemsel bilgi, yani gözlemle doğrulanmış gözlem önermelerinin ifade ettiği bilgi ile gözlemsel-olmayan önermelerin ifade ettiği bilgi arasında kesin fark bulunur mu? Gözlem önermelerinin doğrulanması ile gözlemsel-olmayan önermelerin pekiştirilmesi arasında fark kesin mi? Gözlem önermelerinin ifade ettiği bilgi, gözlemsel- olmayan önermelerin, özellikle teori öğesi kapsayan önermelerin, ifade ettiği bilgiden bağımsız olabilir mi?
Deney
Deney, koşulları deneycinin müdahalesi sonucunda belirlenmiş olan bir gözlemdir. Deneyci, deneyi yapan bilim insanı veya bilim insanı ekibidir. Deneye yol açan soru ise koşulludur. Deneyci koşulun yerine gelmesi için müdahale eder, ardından gözlem yapılır. Deneye yol açan, aynı zamanda sınanabilecek birer hipotezden kaynaklanan sorular ve bu soruların yol açtığı deneyler beş çeşide ayrılır.
Soru 1: a nesne dizgesi t1 zamanında D1 nesne-durumunda a nesne dizgesi ise, t2 zamanında D2 nesne-durumunda olur mu?
Yanıt 1: Sorunun “olur” ya da “olmaz” şeklinde iki olanaklı yanıtı bulunmaktadır.
Soru 2: a cismi, t1 zamanında u1 yerinde bulunup serbest düşmeye başlar ise, a cismi, t2 zamanında u2 yerinde bulunur mu?
Yanıt 2: “u1 yerinde bulunup serbest düşmeye başlar” ifadesini “D1 nesne-durumundadır”, “u2 yerinde bulunur” ifadesini de “D2 nesne-durumundadır” biçiminde gösterebiliriz.
Soru 3: a nesne dizgesi t zamanında D1 nesne-durumunda ise, a nesne dizgesi t zamanında D2 nesne-durumunda olur mu?
Yanıt 3: Sorunun “olur” ya da “olmaz” şeklinde iki olanaklı yanıtı bulunmaktadır.
Soru 4: t1 zaman anında u yerindeki a nesne dizgesi, t2 anında F belirlenebilirinin bir değeri olan F* belirlenmiş
özelliğini taşır mı?
Yanıt 4: Sorunun “taşır” ya da “taşımaz” şeklinde iki olanaklı yanıtı bulunmaktadır.
Soru 5: a nesne dizgesinde [t1, t2] zaman aralığında F*’dan F*’a geçiş tipinden bir F-olayı (bağımsız 1 2 değişken) meydana gelirse, a nesne dizgesinde [t1, t2] zaman aralığında hangi G -olayı (bağımlı değişken) meydana gelir?
Yanıt 5: a nesne dizgesinde [t1, t2] zaman aralığında F*’dan F*’a geçiş tipinden bir F-olayı meydana gelirse, a 1 2 nesne dizgesinde [t, t] zaman aralığında G*’dan G*’a 1 2 1 2 geçiş tipindeki G-olayı meydana gelir.
Deneycinin koşullara müdahalesinin amacı, deney-koşulu önermesinin doğru olmasını sağlamaktır. Dolayısıyla bir deney-koşulu önermesi; “a nesne dizgesi t1 zamanında D1 nesne-durumundadır.” şeklinde olabilir. Bu önermenin yanlış olması durumunda, deneycinin müdahalesinin amacının gerçekleşmemesi (başarısız) sonucu doğar. Doğru olması durumunda ise deneyin başarısız-olmayan bir deney olduğu söylenir. Deneye yol açan koşullu gözlem önermesinin olanaklı art bileşenleri ise; “nesne- durumundadır (yalın gözlem önermesi)” ve “nesne- durumunda değildir (yalın gözlem önermesi değillemesi)” önermeleridir. Bu gözlem önermelerine olanaklı deney- sonucu önermeleri denir.
Bir koşullu durumun var olması (ister gerçek olsun ister olmasın) için, deney-koşulu önermesinin doğru olması gerekir. Koşullu olgu bir düzenliliğin belli bir yer ve zamana sınırlandırılmış biçimi veya başka bir deyişle bir yerel düzenlilik sayılabilir.
Ölçme
Gözleme ya da deneye konu olan nesne-dizgelerinin niceliklerine sayısal değer verme işlemidir.
Nesne dizgelerinin belirlenebilir değerleri arasında bir sıralama bağıntısı bulunur. Bu sıralama benzerlik ya da büyüklük derecesine dayanır. Örneğin; renk benzerliği sıralaması daire biçimindedir. Bundan dolayı bu gibi sıralamalara dairesel sıralama denir. Dairesel sıralama bağıntısı yansımalı (refleksif) ve bakışımlı (simetrik) olup, geçişli (transitif) değildir. Bağıntı bakışımlıdır, çünkü bir renk tonu ikincisine benzerse, ikincisi de birincisine benzer. Bağıntı geçişli değildir, çünkü bir renk tonu ikincisine, ikincisi üçüncüsüne benzerse, birincisi üçüncüsüne benzemeyebilir; fakat ardı ardına gelen renk tonları birbirine benzediğinden bir sıralama bağıntısı oluştururlar. Bu sıralama bağıntısı bir benzerlik ise, bu belirlenebilirin yani rengin kendisinin bir nitelik olduğu söylenir.
Değerler arasındaki sıralamanın büyüklük derecesine dayanan belirlenebilirleri niceliksel özellik, kısaca nicelik olarak ifade edilir. Sertlik, sıcaklık, zaman, kütle vb. nicelikler buna örnek olarak gösterilir ve küçüklük bağıntısı büyük-olma bağıntısına (şekil olarak “>”) dayanarak tanımlanır.
Gerek büyük-olma bağıntısı gerekse evriği olan küçük- olma bağıntısı yansımasız (irrefleksif), bakışımsız (asimetrik) ve geçişli (transitif) dir. Her iki bağıntı yansımasızdır, çünkü hiçbir nicelik değeri kendinden büyük olamaz ve kendinden küçük olamaz.
Buna göre “bir belirlenebilir özelliğin nicelik olmasının gerekli ve yeterli koşulu, bu belirlenebilirin değerlerinin arasında bir doğrusal sıralama bağıntısının bulunmasıdır” diyebiliriz. Bu da söz konusu belirlenebilirlerin birer nicelik oldukları savını doğurur. Herhangi bir niceliğin değerlerinin sözü geçen koşulları yerine getirmeleri, bu değerlerle reel sayılar kümesi veya bu kümenin bir alt kümesi arasında bire-bir fonksiyonlar bulunmasına yol açar.
Günlük yaşamımızda ve bilimde kullanılan tüm niceliklerin değerleri reel sayılarla ifade edilir. Dolayısıyla nicelik değeri bir sayısal değer ile bir birimden oluşur. Burada belirtmek gerekir ki nicelik değerleri reel sayılarla özdeş de değildir. Bu özdeşsizlik, reel sayının nitelenmiş olmasından kaynaklanır. Örneğin; çubuğun uzunluğu 2’ ye eşittir, denilemez. Bunun yerine, “Çubuğun uzunluğu 2 metredir” denir. Buradaki reel sayı 2’dir.
Aynı bir niceliğe ilişkin birden çok sayıda sayısal değer fonksiyonu vardır. Örneğin; uzunluk niceliği olarak F niceliğini ele alalım. Bilindiği gibi belirlenmiş uzunluklar farklı uzunluk birimlerine göre farklı reel sayılarla ifade edilir. Örneğin;10.52 cm ile 0.1052 m, aynı Uzunluk niceliğinin aynı bir değerinin farklı ifadeleridir. Bu değeri F* olarak gösterelim. Yani F* = 10.52 cm ve F* = 0.1052 m. F* = 10.52 cm olduğunda, F* nicelik değerinin (yani
uzunluğunun) sayısal değerinin 10.52 reel sayısına eşit olduğunu söyleriz. Gene F* = 0.1052 m olduğunda, F*’ın
sayısal değerinin 0.1052 reel sayısına eşit olduğunu söyleriz.
Nicelik ve nicelik değerlerini, nesne dizgeleriyle bağlantılı olarak ele aldığımızda ise öncelikle uzunluk niceliğinin irdelenmesi gerekir. Örneğin; a somut nesnesi böyle bir çubuk olsun. F*, F uzunluk niceliğinin belli bir değeri olduğunda, a çubuğunun t zamanında ve u yerinde F*
belirlenmiş özelliğini taşıdığını düşünelim. Bu durumda a’nın uzunluğu hem t’ye hem de u’ya bağlı olur.
F gibi bir niceliğin değerleri arasındaki büyük-olma bağıntısına dayanarak bu değerleri belirlenmiş özellik olarak taşıyan nesne dizgeleri arasında da bulunan bir büyük-olma bağıntısı şöyle tanımlanır:
Tanım 1: t2 zamanında u2 yerinde bulunan a2 nesne dizgesi, t1 zamanında u1 yerinde bulunan a1 nesne dizgesinden F niceliği açısından (daha) büyüktür ancak ve ancak F-lik (a2, t2, u2) nicelik değeri F-lik (a1, t1, u1) nicelik değerinden büyük ise.
Örneğin; “5 cm, 2 cm’den büyüktür” sonucu yukarıdaki tanımda şu şekilde özetlenir: t2 zamanında u2 yerinde bulunan a2 çubuğu, t1 zamanında u1 yerinde bulunan a1 çubuğundan uzundur (büyüktür).
Buraya kadar nicelikler ve nicelik değerleri gerçekçi ontoloji çerçevesinde incelenmekle birlikte gerçekçi ontolojide belirlenmiş özellikli nicelik değerler, onları taşıyan somut nesneler ya da nesne dizgelerinden bağımsız olarak var olan soyut varlıklardır. Buna göre a bir somut nesne (tam-somut veya nesne dizgesi), F* ise F niceliğinin
bir değeri olduğunda “a, t zamanında ve u yerinde vardır” önermesi doğru veya yanlış anlamlı bir önerme olmasına karşılık, “F*, t zamanında ve u yerinde vardır” önermesi
anlamsız olup doğruluk değerinden yoksundur. Gene de doğruluk değeri olsaydı hep yanlış olurdu.
Bilim felsefesinde, gerçekçi ontolojik görüşün (gerçekçiliğin) yanı sıra adcı adıyla anılan ve mantıkçı deneyciler arasında egemen olan gerçekçilik karşıtı ontolojik görüş de vardır.
Gerçekçilik-karşıtlığı görüşünde örneğin bir çubuğun diğerinden uzun olması, başka bir deyişle uzunluğunun büyük olması, gözlem ya da deneyle işlemsel biçimde saptanabilir. Çubuklar arasındaki uzun-olma bağıntısı, başka bir deyişle Uzunluk niceliğine özgü olarak daha- büyük-olma bağıntısı, yansımasız, bakışımsız ve geçişlidir. Deneysel olarak iki çubuktan hiçbirinin öbüründen daha uzun olduğu saptanmazsa, bu iki çubuğun Uzunluk niceliğine özgü olarak farksız olduğu söylenir. Bu farksız-olma bağıntısı, kısaca farksızlık bağıntısı, yansımalı, bakışımlı ve geçişlidir.
Yukarıdaki kavramlara dayanarak ortaya koyacağımız ölçek fonksiyonları ise gerçekçilik-karşıtı görüşte nesne dizgeleri arasındaki büyük-olma bağıntısı ile farksızlık bağıntısına dayanarak, örneğin; “a çubuğu 20 cm uzunluğundadır” şeklindeki bir önermenin anlamını açıklar. F, Uzunluk, Ağırlık, Sıcaklık gibi herhangi bir nicelik olduğunda, gerçekçilik-karşıtı görüşte F niceliğine özgü ölçek fonksiyonları aşağıdaki koşulları yerine getiren ƒ!, ƒ !, ... , ƒ ! , ... gibi fonksiyonlardır: ! ! !
1. a, ƒ! fonksiyonunun tanım kümesine ait bir nesne dizgesi ise, ƒ ! (a) bir reel sayıya eşittir. ! 2. a ile a , ƒ !’nin tanım kümesine ait nesne- 1 2 ! dizgeleri ise, ƒ ! (a) > (a) ancak ve ancak a, a ! 1 2 1 2 ’den F ’ye özgü olarak büyük ise. 3. a ile a, ƒ !’nin tanım kümesine ait nesne- 1 2 ! dizgeleri ise, ƒ ! (a) = ƒ ! (a) ancak ve ancak a ! 1 ! 2 1 ile a2, F ’ye özgü olarak farksız ise.
Gerçekçi görüşte ƒ ! ölçek fonksiyonları, ∅ ! sayısal değer ! ! fonksiyonları ile F-lik fonksiyonu yardımıyla şöyle tanımlanırlar:
Tanım 2: a, F özelliğinin bir değerini taşıyan herhangi bir nesne dizgesi olduğunda, ƒ !(a) = ∅ ! [F-lik (a)]. ! !
Dikkat edilirse F-lik (a), a’nın taşıdığı F niceliğinin bir değeri, yani belli bir belirlenmiş özelliktir. Tanım 2’ye göre tanımlanmış ƒ ! fonksiyonu yukarıda ortaya konulan !
gerçekçilik-karşıtı görüşe ilişkin ölçek fonksiyonlarının 1, 2 ve 3 koşullarının tümünü yerine getirir.
F gibi herhangi bir niceliğe ilişkin ƒ !, ƒ !, ... ölçek ! ! fonksiyonları birbirinden bağımsız değildir. Bunlardan biri, söz gelişi ƒ ! verildiğinde, öbürleri ƒ ! ölçek ! ! fonksiyonundan F niceliğine özgü dönüştürme fonksiyonları denilen fonksiyonlar yardımıyla türetilir. Dönüştürme fonksiyonları türlerine göre;
• Oran ölçeği (ratio scale), • Aralık ölçeği (interval scale), • Sırasal ölçek (ordinal scale) ve • Adlandırıcı ölçek (nominal scale)
olmak üzere dört çeşittir.
Genel olarak her dönüştürme fonksiyonu, hem argümanları hem de fonksiyon değerleri reel sayı olan bir fonksiyondur. Gerek Uzunluk, gerekse Zaman süresi, Kütle, Hız, Kuvvet, Enerji, Elektrik Yükü, vb. nicelikler oran ölçeğinde nicelikledir.
Uzunlukların sayısal değerlerinin oranı, farklı ölçek fonksiyonlarından, dolayısıyla farklı uzunluk birimlerinden bağımsızdır. Uzunluk ve benzeri niceliklere özgü dönüştürme fonksiyonları, k herhangi bir pozitif reel sayı olmak üzere, ƒ ! (a) = kƒ ! (a) biçimindedir. ! ! Dönüştürme fonksiyonları bu biçimde olan niceliklere oran ölçeğinde nicelikler denir ve bu niceliklerin değerleri toplanabilir. Başka bir deyişle niceliğin toplanabilir olması, onun oran ölçeğinde olmasını sağlar.
Ayrıca nesne dizgelerinin bitiştirici toplamı, yalnız uzunluğa özgü değil, F gibi herhangi bir oran ölçeğinde niceliğe özgü olarak vardır. a1 ile a2’nin F niceliğine ilişkin bitiştirici toplamı olarak gösterilir.
Oran ölçeğinde olmayan sıcaklık gibi nicelikler ise aralık ölçeğinde nicelikler olarak tanımlanır. Aralık ölçeği, k herhangi bir pozitif reel sayı, “l” ise herhangi bir reel sayı olmak üzere, ƒ !(a) = kƒ!(a) + l biçimindeki dönüştürme ! ! fonksiyonları ile belirlenir.
Oran ölçeğinin aralık ölçeğinden farkı, ölçülen niceliğin aralık ölçeğinin bütün özelliklerini yerine getirmesi dışında, bu niceliğin gerçek sıfır değerini alabilmesidir. Bir niceliğin “gerçek sıfır” değerini alması, niceliği ölçülen nesne dizgesinin o nicelikten tümüyle yoksun olduğu anlamına gelir.
Bazen öyle özellikler (sertlik, parlaklık vb.) vardır ki bu özellikler ne oran ne de aralık ölçeğinde niceliklerdir. Bu nicelikler, sırasal ölçekte niceliklerdir. Örnek olarak F olarak göstereceğimiz Sertlik özelliğini ele alalım. Bu belirlenebilir özelliğin değerleri, (katı halde bulunan) minerallerin “daha sert olma” ile “aynı sertlikte olma” gibi sertlik derecelerini oluşturur.
Aynı numaranın farklı nesnelere ya da aynı nesneye farklı numaraların tanımlanmadığı geniş anlamda niceliklerde (okul numarası veya kimlik numarası gibi) bire-bir reel sayı fonksiyonları, niceliklere özgü dönüştürme fonksiyonları olur. Bu türlü nicelikler, adlandırıcı (nominal) ölçek sınıfındandır.
Niceliklerin ölçülmesine geri dönecek olursak, a bir nesne dizgesi, F ise a’nın (t zamanında ve u yerinde) taşıdığı bir nicelik, yani bir belirlenebilir niceliksel özellik olsun. F’nin değerleri, bu belirlenebilirin altındaki belirlenmiş niceliksel özelliklerdir. Ölçme, a nesne dizgesinin t zamanında ve u yerinde F niceliğinin hangi değerini taşıdığını gözlem ve/veya deneyle saptanması demektir. Burada şu iki koşul yerine gelmelidir:
1. t zamanı ve u yeri, taşınılan değerin tek olmasını sağlamalı. 2. Ölçmeyi yapan bilim insanı (gözlemci veya deneyci) gözlem ve/veya deney sonucunu bir birim kullanarak belirtmelidir.
Gerçekçilik-karşıtlığı görüşünde “uzunluk” kavramı yerine “metre-olarak-uzunluk”, “desimetre olarak uzunluk”, “santimetre olarak uzunluk” gibi farklı kavramlar vardır. Bu görüşte, söz gelişi “5 m” ile “500 cm” özdeş değildir; ancak biri öbüründen uzunluğa özgü bir dönüştürme fonksiyonu yardımıyla türetilebilir.
Gözlem önermeleri, gözlem ve/veya deneyle sınanan, yani doğrulama veya yanlışlama olan bir ölçme işlemi olduğundan, “a çubuğunun uzunluğu 5 metreye eşittir.” gibi önermelere ölçme önermesi denir. Ölçme önermesini sınamak için farlı sayıda ve aynı uzunlukta çubuğun, uzunluğunu ölçtüğümüz a çubuğuyla aynı uzunlukta olup olmadığını ölçme deneyi sonucu saptarız.