Aile, kendisini oluşturan bireylerin özelliklerinden daha fazlasını ifade eden ve içerisindeki tüm bireylerin birbirini etkilediği karmaşık bir sistemdir. Aile üyeleri kendi özellikleriyle sadece aileye katkıda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda diğer aile üyeleriyle olan ilişkileri ile de aile yapısını şekillendirirler. Bu bakış açısı, hem olumlu hem de olumsuz tüm etkileşimler için geçerlidir. Aile içerisindeki iletişim ve etkileşimin niteliği, aile sağlığı, aile uyumu, aile huzuru, işlevsel aile, aile birliği gibi farklı kavramlarla ele alınmakta ve incelenmektedir.
Aile Psikolojisi ve Eğitimi — Ünite 7 Soru-Cevap
Aile Psikolojisi ve Eğitimi (EVI206U) soru-cevapları.
Aile içerisindeki iletişim ve etkileşimin niteliği hangi kavramlarla ele alınmakta ve incelenmektedir?
Aile sistemini etkileyebilecek olumsuz olay/durumlar ve problem alanları alanyazında nasıl nitelendirilebilmektedir?
Aile üyelerinin fiziksel ve ruhsal sağlığı aileyi oluşturan bireylerin yaşamlarından etkilenen bir olgudur. Yine bireyin kontrolü dışında kalan ama bir yönü ile bireyi etkileyen tüm olay ya da durumlar da aile üyelerinin sağlığını etkileyecektir. Aile sistemini etkileyebilecek olumsuz olay/durumlar ve problem alanları zorlayıcı yaşantılar olarak nitelendirilebilmektedir.
Bireysel olarak etki edebilecek ya da tüm aileyi etkileyebilecek zorlayıcı yaşantılara hangi örnekler verilebilir?
Aile sistemini tehdit eden zorlayıcı yaşantılar bireysel olabileceği gibi tüm aileyi etkileyen durumları da içerebilir. Örneğin; fiziksel veya ruhsal rahatsızlıklar, engellilik, kronik
hastalıklar öncelikle bireyin yaşantısını zorlaştırırken; göç, ölüm, işsizlik gibi durumlar tüm aileyi birden etkileyen olaylardır.
Kronik hastalıklar nedir ve hangi hastalıkları içebilir?
Kronik hastalıklar, uzun süreli seyreden ve genellikle tam iyileşme olanağı bulunmayan sağlık sorunlarını ifade eder. Bu hastalıklar, genellikle yavaş ilerler ve uzun vadeli bakım ve tedavi gerektirirler. Diyabet, hipertansiyon, astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), kalp hastalıkları ve
kanser gibi bir dizi sağlık sorunu, kronik hastalıklar arasında yer alır.
Kronik hastalıkların aile sistemi ve aile bireyleri üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?
Kronik hastalıklar aile sistemi ve aile bireyleri üzerinde birçok farklı alanda olumsuz etkilere sebep olur. Bu etkiler özetle aşağıdaki gibi gruplandırılabilir:
Duygusal Yük: Kronik bir rahatsızlığa sahip bir aile üyesi, diğer aile bireylerinde endişe, üzüntü ve stres gibi duygusal yüklerin artmasına neden olabilir.
Günlük Aktivitelerde Zorlanma: Hastanın bakımı ve tedavisiyle ilgili düzenlemeler, aile içindeki diğer bireylerin günlük yaşamını etkileyebilir.
Özellikle bakım gerektiren durumlarda, aile üyeleri normal günlük rutinlerinden ve işlerinden feragat etmek zorunda kalabilirler.
Mali Yük: Kronik bir hastalık, aileye mali olarak da yük getirebilir. Tedavi, ilaçlar, tıbbi cihazlar ve doktor ziyaretleri gibi masraflar, ailenin bütçesini olumsuz etkileyebilir.
Sosyal İzolasyon: Kronik hastalıkla mücadele eden aileler, zamanlarının ve enerjilerinin büyük kısmını hastaya adadıkları için sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınabilirler. Bu durum, ailenin diğer üyelerinin sosyal izolasyon yaşamalarına neden olabilir.
Duygusal Mesafe: Hastanın sürekli bakımına odaklanan aile üyeleri, zamanla diğer aile üyeleriyle duygusal olarak bağlarını kaybetme eğiliminde olabilirler. Bu durum, aile içindeki ilişkilerde duygusal mesafenin artmasına neden olabilir.
Bireysel Stres ve Zorluklar: Kronik bir hastalıkla yaşayan birey, kendi stresi ve zorluklarıyla başa çıkmakla meşgul olurken, diğer aile üyeleri de kendi duygusal zorluklarını ve streslerini yönetmek zorunda kalabilirler.
Roller ve Sorumluluklar: Kronik bir hastalık, aile içindeki rollerin ve sorumlulukların yeniden düzenlenmesine neden olabilir. Örneğin; diğer aile üyeleri, hasta bireyin bakımı ve desteklenmesi için daha fazla sorumluluk almak zorunda kalabilirler. Kronik hastalıkları olan bireylerin hastalığın türüne göre yaşadığı fiziksel sorunların yanında,
çoğunlukla depresif duygudurum, kaygı gibi psikolojik problemleri de söz konusudur. Sadece fiziksel rahatsızlıkların tedavisine odaklanmak ve bu durumları gözden kaçırmak oldukça yaygındır. Ailelerle çalışan uzmanların kronik hastalıklar söz konusu olduğunda beraberinde ortaya çıkabilecek ruhsal problemler konusunda da bilgi sahibi olmaları önemlidir. Diğer yandan kronik hastalığa sahip bireylerin olduğu ailelerle çalışan profesyoneller, çoğu zaman hastalığı olan bireye odaklanmakta ve ailedeki diğer
bireyleri gözden kaçırabilmektedir. Bu nedenle aile ile çalışan uzmanlar, aile bireylerinin yaşayabileceği muhtemel sorunların farkında olmalı ve aileye gerekli yardım ve yönlendirmeyi yapabilmek için bilgi ve becerilerini artırmalıdır.
Kronik hastalığa sahip üyelerin olduğu ailelerin bu durumla başa çıkabilmelerini kolaylaştırmak için yapılabilecek müdahale ve yönlendirmeler nelerdir?
Kronik hastalığa sahip üyelerin olduğu ailelerin bu durumla başa çıkabilmelerini kolaylaştırmak için müdahalelerin ve yönlendirmenin sağlanması önemlidir. Bunlardan en önemlisi empati ve anlayış olarak ifade edilebilir. Diğer aile üyelerinin kronik rahatsızlığa sahip olan bireyin durumunu anlamalarını sağlamak önemlidir. Empati kurarak, onların duygularını ve zorluklarını anlamak, aile içi iletişimi güçlendirebilir. Hastalık hakkında bilgi sahibi olmak da başa çıkmayı kolaylaştırır. Kronik rahatsızlık hakkında bilgi edinmek, aile üyelerinin durumu daha iyi anlamasına ve etkili bir şekilde destek olmasına yardımcı olabilir. Bu kapsamda sağlık alanında çalışan uzmanlardan veya güvenilir bilgi kaynaklarından bilgi edinmek faydalı olabilir. Bazı hastalıklar için bazı destek grupları ve dernekler vardır. Kronik bir rahatsızlığa sahip bireyin ve aile üyelerinin, benzer deneyimlere sahip diğer insanlarla iletişim kurabileceği destek gruplarına katılmaları da destekleyici olabilir. Bu gruplar, duygusal desteğin yanısıra bilgi alışverişi imkânı da sunabilir. Sorumlulukları paylaşmak kronik hastalığa sahip bireyin olduğu aileler için önemli bir konudur. Bakımın tek bir kişi üzerine bırakılması uygun değildir. Kronik bir rahatsızlığa sahip olan bireyin bakımı diğer aile üyeleri tarafından paylaşılmalıdır. Sorumlulukların adil bir şekilde dağıtılması ve herkesin katkıda bulunması, aile içinde dengeyi sağlayabilir. Tüm bu olumsuz etkilerin yanında bazı aileler bu durumlardan güçlenerek de çıkabilir. Kronik bir hastalıkla başa çıkmak, aile üyeleri arasında dayanıklılığı artırabilir ve birbirlerine destek olma fırsatı sunabilir. Bu zorlu süreçte birlikte hareket etmek, aile bağlarını güçlendirebilir ve birbirlerine olan bağlılıklarını artırabilir.
Hem bireyi hem de aileyi etkileyen engel türleri nelerdir?
Genel olarak engellilik; fiziksel, görme, işitme ve zihinsel engellilik olarak sınıflandırılmaktadır. Fiziksel engellilik, bedensel fonksiyonlarda kısıtlamalara neden olan durumları ifade eder. Bu engeller, doğuştan gelen veya sonradan kazanılan durumlar olabilir. Örneğin; uzuv eksikliği, felç, kas zayıflığı veya omurilik yaralanmaları gibi durumlar fiziksel engellere örnektir. Fiziksel engellilik, bireyin hareket etme, günlük aktivitelerini yerine getirme ve fiziksel çevresiyle etkileşimde bulunma yeteneklerini kısıtlayabilir. Zihinsel engellilik, bireyin bilişsel işlevlerinde kısıtlamalara neden olan durumları ifade eder. Bu tür engeller, öğrenme güçlükleri, bilişsel gelişim geriliği veya zihinsel sağlık bozuklukları gibi durumları içerir. Zihinsel engellilik; bireyin öğrenme, iletişim, sosyal etkileşim ve günlük yaşam becerilerini etkileyebilir. Destek hizmetleri, eğitim ve rehabilitasyon programları, zihinsel engelli bireylerin yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabilir. Görme engelliliği, bir bireyin görme yeteneğinde kısıtlamalar yaşadığı durumu ifade eder. Doğuştan gelen genetik faktörler, doğum sırasında oluşan komplikasyonlar, çeşitli hastalıklar veya travma gibi durumlar, görme kaybına neden olabilir. Bu durum bireyin çevresiyle etkileşimini, günlük aktivitelerini ve bağımsızlığını etkileyebilir ve eğitim, istihdam ve sosyal etkileşim gibi alanlarda sorunlar yaşamasına yol açabilir. İşitme engelliliği, bir bireyin işitme yeteneğinde kısıtlamalar yaşadığı durumu ifade eder. İşitme engelliliğinin nedenleri arasında genetik faktörler, doğum sırasında oluşan komplikasyonlar, enfeksiyonlar, gürültüye maruz kalma, yaşlanma veya bazı ilaçların yan etkileri bulunabilir. İşitme engelliliği, bireyin iletişim yeteneklerini, dil gelişimini ve sosyal etkileşimlerini etkileyebilir. Bazı işitme engelliler işitme cihazları veya işitme implantları gibi teknolojik desteklerden yararlanabilirken, bazıları ise işaret dili veya dudak okuma gibi alternatif iletişim yöntemlerini tercih edebilirler. İşitme engelliliğin etkileri, bireyin yaşam tarzı, toplumsal kabulleri ve erişilebilirlik gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Engelli bireyin olduğu ailelerin yaşayabileceği sorunlar nelerdir?
Engellilik söz konusu olduğunda en büyük zorlanmalardan biri bu durumun aile bireyleri tarafından kabullenilmesidir. Engelli birey ve ailelerinin özellikle ek maddi ihtiyaçlarının da olabileceğinin akıldan çıkarılmaması gerekir. Engel türüne göre değişmekle birlikte farklı tedavi seçenekleri, uzman desteği, sağlık teknolojileri ailelere ek maliyetler getirir. Özel donanımlar ya da özel eğitim/öğretim süreçleri de aileleri maddi olarak zorlayabilir. Ailede çalışan tek kişinin sonradan bir engel durumuna sahip olması işsizlik gibi bir sorunun da ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu konuda sunulacak sosyal yardım hizmetleri hakkında bilgi sahibi olmak ve aileleri yönlendirmek önemlidir. Araştırmalar engelli bireyin bakımına yardımcı olacak biri olması ve maddi destek alınmasının ailelerin yaşam kalitesini artırdığını vurgulamaktadır.
Engelli bireyin olduğu aileler, bir dizi toplumsal soruna da sahiptir. Bu sorunlardan ilki erişilebilirliktir. Engelli bireyler için tasarlanmamış kamu alanları, konutlar ve ulaşım araçları, ailelerin günlük yaşamlarını zorlaştırabilir. Yine eğitim ve istihdam fırsatlarına erişimdeki kısıtlamalar engelli bireylerin ailelerini olumsuz etkileyebilir. Eğitim kurumlarındaki yetersiz destek ve istihdam olanaklarının sınırlılığı, engelli bireylerin akademik yaşamlarını olumsuz etkileyecektir. Toplumun engellilere karşı olumsuz tutumları ve ayrımcılık da engelli ailelerin yaşadığı toplumsal sorunlar arasında sayılabilir. Engelli bireylerin toplumla bütünleşmesini sağlayacak düzenlemeler yerine toplumdan ayırmaya çalışan düzenlemeler aileler için baş edilmesi gereken diğer bir zorluk olarak karşımıza çıkar. Engelli ailelerin bir diğer karşılaştığı zorluk, sağlık hizmetlerine ulaşımdır. Engelli bireylerin özel sağlık ihtiyaçları olabilir. Sağlık ihtiyaçlarının karşılanması kimi zaman bürokratik engeller kimi zaman mali zorluklar yüzünden sekteye uğrayabilmektedir. Ayrıca, engelli bireylerin bakımı görece yüksek maliyetler gerektirebilir. Bu durumda bakımı üstlenen aileler, fiziksel ve duygusal açıdan yoğun bir bakım süreciyle karşılaşabilirler.
Ailelerin engelliliği kabul aşamaları nelerdir?
Engellilik söz konusu olduğunda en büyük zorlanmalardan biri bu durumun aile bireyleri tarafından kabullenilmesidir. Engelli bireyin varlığının, sınırlarının kabul edilmesi sonraki aşamalar için temel bir adımdır. Engelliliğin kabul süreci ise her ailede farklı özellikler göstermektedir. Tüm ailelerin aynı kabul sürecini deneyimlediklerini söylemek mümkün değildir. Hatta bazı aileler hiçbir zaman kabul sürecine ulaşamazlar. Kabul söz konusu olduğunda bazı aşamalardan söz edilebilir. Engelli bireye sahip ailelerin kabul aşamalarını tanımlamak için yas sürecini betimleyen Kübler Ross modeli kullanılmaktadır. Bu aşamaların uzunluğu, her aile sistemi hatta her birey için farklı olabilir.
İlk aşama şok ve inkâr aşamasıdır. Bu aşamada aile bireyleri engellilik ile ilgili haberi yeni almış olabilir. Örneğin doğacak bir çocuğun engelli olacağının öğrenilmesi bu aşamada bir tepkiye neden olabilir. Kişi/kişiler şok yaşar ve durumun gerçekliğini tam olarak idrak edemez. Bireyler yaşadığı durumu kabullenmekte zorlanır ve bu durumu reddedebilir. ‘Bu benim başıma gelmiş olamaz’ ya da ‘Bu gerçek değil’ gibi düşünceler yaygındır.
Bir sonraki aşama ise öfke aşamasıdır. Kişi, yaşadığı durumun haksızlık olduğunu düşünebilir ve bu duruma öfke duyabilir. Bu öfke kendisine, çevresine, hatta bazen sağlık profesyonellerine yöneltilebilir. Bir önceki örnekten devam edecek olursak çocuğun doğuştan bir engel ile doğacağını öğrenen aile bireyleri kendilerini ya da birbirini suçlamaya başlayabilirler.
Üçüncü aşama olan pazarlık aşamasında bireyler, durumu düzeltmek veya eski hâline dönmek için umut taşırlar. ‘Eğer…….. yaparsam, ……… olursa’ gibi koşullu cümlelere sahip olabilirler. Aslında bu bir anlamda durumun geri döndürülebileceği inancını taşımaktadır. Örneğimizde pazarlık aşaması farklı doktorlara gitmek, farklı tedavi seçeneklerini araştırmak gibi eylemleri içerebilir. Acı ve depresyon aşamasında kişi/kişiler durumunun kalıcı olduğunu anladığında, derin bir üzüntü ve çaresizlik hissine kapılabilir. Bu aşamada, geleceğe dair umutsuzluk, motivasyon kaybı ve sosyal geri çekilme yaygındır. En uzun süren aşama olması muhtemel bu aşamada farklı ruhsal
problemlerde eşlik edebilir.
Son aşama olan kabul ve uyum aşamasında bireyler durumunu kabullenmeye başlar ve yeni yaşam koşullarına uyum sağlama yollarını arar. Bu aşamada birey, engelli olmanın yaşamının bir parçası olduğunu benimser ve bu duruma göre hayatını yeniden düzenler. Örnek üzerinden devam edecek olursak engelli bir çocuğa sahip olacağını kabullenen aile, engelli bireyin eğitimi ve yaşam kalitesini artırmak için araştırmalar yapmaya başlar, yaşam ortamlarını düzenlemeye ve engel hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışır. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi tüm aile bireylerinin son aşama olan kabul ve uyum aşamasına ulaşması mümkün olmayabilir. Ailenin engel durumunu kabul etmesi bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmasına hem engelli bireyin hem de kendi yaşam kalitelerinin artmasına katkıda bulunacaktır.
Ruh sağlığı nedir?
Ruh sağlığı; bireyin duygusal, psikolojik ve sosyal iyilik hâlini ifade eder. Bu kavram, bireyin stresle başa çıkma yeteneği, duygusal denge, öz saygı, ilişkilerdeki memnuniyet ve yaşamla ilgili amaçlarını gerçekleştirme yeteneği gibi faktörleri içerir. Ruh sağlığı, sadece ruhsal hastalıkların olmaması durumu değil, aynı zamanda pozitif duyguların, sağlıklı ilişkilerin ve kişisel gelişimin varlığına işaret eder. Ruh sağlığı, bireyin yaşam kalitesini etkileyen önemli bir unsurdur ve sağlıklı bir ruh hâline sahip olmak, genel sağlık ve refahı destekler. Ruh sağlığını etkileyen faktörler arasında genetik yatkınlık, çevresel stres, travmalar, sosyal des tek, yaşam tarzı faktörleri ve bilişsel düşünme tarzı gibi çeşitli etmenler bulunur. Ruh sağlığının korunması ve iyileştirilmesi, sağlıklı bir yaşam sürdürmenin önemli bir parçasıdır ve uygun destek ve tedavi hizmetlerinin yanı sıra kişisel bakım ve öz farkındalık da bu süreçte önemlidir.
Ruhsal durumlar ya da sorunlar piramit modele göre aşamalı olarak nasıl sınıflandırılır?
Piramitin alt kısmında yer alan rahatsızlık, stres ya da problem yok basamağı aslında insanların gününün neredeyse yüzde seksenini kapsar. Bu durumda bireyler, herhangi bir rahatsızlık hissetmez ve günlük yaşantısına devam ederler. İkinci aşama da yer alan ruhsal stres gün içerisindeki olumsuz duygulanımları ifade eder. Olumsuz duygulanım sizi iyi hissettirmeyen ruh hâlleridir. Üzüntü, kaygı, korku, öfke gibi duygular olumsuz duygulanıma örnek olarak verilebilir. Ancak bu durum çoğu zaman normal ve geçicidir. Örneğin; sabah uyandınız ve biraz hüzünlü hissediyorsunuz. Bu duruma ruhsal/mental stres denebilir. Belki bir şeyler yemek, belki biraz sevdiğiniz müzikleri dinlemek ya da sadece yataktan çıkmak sizi bu stresten kurtarabilir. Bu durumda bir uzman yardımı almanıza gerek yoktur. Bir üst basamakta yer alan ruhsal /mental problem günlük yaşam stresinden daha yoğun olumsuz duygulanımları ifade eder. Bir yakının kaybı, maddi zorluklar gibi olumsuz yaşam olayları sonucunda ortaya çıkan duygusal durumlar ruhsal problem olarak değerlendirilebilir. Ancak yine de bunların bir ruhsal bozukluk olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Bir psikolojik danışman, psikolog yardımı faydalı olabileceği gibi bireyin sosyal çevresi ile daha fazla vakit geçirmesi, güvenilir bulduğu kişilerle problemleri üzerine konuşması bu durumu atlatmasına yardımcı olabilir. Ruhsal hastalık ya da bozukluk ise klinik düzeyde olan, tanı konan durumları ifade eder.
Yaygın olarak görülen kaygı bozuklukları nelerdir?
Kaygı bozuklukları geniş bir problem alanını kapsar. Bunlardan yaygın olarak görülenleri ayrılma kaygısı bozukluğu, sosyal kaygı bozukluğu, özgül fobi, panik bozukluk ve yaygın kaygı (anksiyete) bozukluğudur. Ayrılma kaygısı bozukluğu bir bağlanma figüründen gerçek ya da beklenen ayrılığa ilişkin aşırı endişe, kaygı ve hatta korku ile kendini gösteren, gelişimsel olarak normal olan kaygının durumla orantısız görünümünü içerir. Daha çok bir çocukluk çağı problemi olarak görülen ayrılık kaygısının (örneğin okula başlama yaşındaki çocuklar), yetişkinlik döneminde başlayan türleri de söz konusudur. Sosyal kaygı bozukluğu ise kişinin diğer insanlarla bir arada olduğu ortamlarda yaşadığı yüksek düzey endişe ile tanımlanır. Birey, korku veya kaygının aşırı ve mantıksız olduğunun farkındadır ve bazı bireyler bunun sonucunda başkaları tarafından eleştirilmekten veya reddedilmekten korkar. Sunum yapmak, yeni insanlarla tanışmak, iletişim başlatmak ve sürdürmek konusunda yoğun bir kaygı duyarlar. Bu nedenle bireyler sosyal ortamlardan kaçınır ya da gerçek performanslarını gösteremezler.
Ailede anksiyete/kaygı bozukluğu yaşayan bireylerin desteklenmesine yönelik olarak yapılabilecekler neler olabilir?
Anksiyete/kaygı bozukluğu yaşayan bireylerde aile desteği oldukça önemlidir. Aile bireyleri kaçınmaların azaltılmasında, kontrollü olarak kaygı veren olay/durumla yüzleşmede bireye destek olabilirler. Özellikle sosyal kaygıdan mustarip olan bireyler yardım aramada gönülsüz olabilirler. Aile üyeleri yardım alma konusunda kişiyi cesaretlendirebilirler. Daha küçük yaş gruplarında ilaçların düzenli kullanımı için bireye yardım edebilirler.
Anksiyete/kaygı problemlerinin aile sistemi ve aile bireyleri üzerindeki etkisi neler olabilir?
Anksiyete/kaygı problemlerinin aile sistemi ve aile bireyleri üzerindeki etkisi aşağıdaki başlıklarda ele alınabilir:
• Duygular üzerindeki etkiler: Anksiyete/kaygı bozuklukları, aile içinde korku, endişe ve gerilim atmosferi oluşturabilir. Aile üyeleri, sevdiklerinin kaygılı davranışlarına karşı aşırı uyarılmış, hayal kırıklığına uğramış veya çaresiz hissedebilirler. Anksiyete/ kaygı bozukluğuna sahip bir bireyle yaşamak, aile üyeleri için stresli olabilir. Sürekli olarak sevdiklerinin iyi olup olmadığıyla ilgili endişe etme, günlük rutinlerde aksamalar yaşama gibi anksiyeteye bağlı davranışlara maruz kalmak aile üyelerine baskı/stres yaşatabilmektedir.
• Roller üzerindeki etkiler: Anksiyete/kaygı bozukluğunun varlığı, aile içinde rol değişikliklerine yol açabilir. Örneğin; bir aile üyesi, anksiyetesi olan bireyin bakıcılık veya koruyucu rolünü üstlenebilir bu da aile dinamiklerinde değişikliklere yol açabilir. Anksiyete/kaygı bozukluğuna sahip ebeveynler, kendi kaygıları ile ilgili zorlanmaları nedeniyle çocuklarını etkili bir şekilde yetiştirmekte zorlanabilirler. Bu durum, sınırların belirlenmesinde, duygusal destek sağlamada zorluklar yaşanmasına neden olabilir.
• İletişim üzerindeki etkiler: Anksiyete/kaygı bozukluğu olan birey düşüncelerini ve duygularını ifade etmekte zorlanabilirken diğer aile üyeleri onları nasıl destekleyecekleri konusunda belirsizlik yaşayabilir veya anksiyeteyi tetiklememek için hassas konuları tartışmaktan kaçınabilirler. Ek olarak anksiyete/kaygı bozukluklarından etkilenen aileler, diğerlerinin anksiyetesini tetikleyen durumlardan kaçındıkları için sosyal olarak izole olabilirler. Bu durum, bozukluğu olan bireyin yanı sıra diğer aile üyeleri için de yalnızlık ve uzaklaşma hislerine neden olabilir.
• Ekonomik durum üzerindeki etkiler: Anksiyete/kaygı bozuklukları, bireyin çalışamaması veya terapi gibi maliyetli tedavilere ihtiyaç duyması durumunda mali sıkıntıya neden olabilir. Bu durum, aile içinde ekstra stres yaratabilir ve genel mali durumu etkileyebilir.
• Fiziksel sağlık üzerindeki etkiler: Anksiyete/ kaygı bozukluğu olan biriyle yaşamak veya ona bakmakla ilişkili kronik stres, aile üyelerinin fiziksel sağlığına zarar verebilir. Sürekli stres nedeniyle baş ağrısı, yorgunluk veya sindirim sorunları gibi belirtiler gösterebilirler.
Depresif duygudurumu doğal bir üzüntü hâlinden ayırt edici göstergeler nelerdir?
Depresif duygudurumu doğal bir üzüntü hâlinden ayırt edici göstergeler şu şekilde sıralanabilir:
• Depresif ruh hâli: Çoğunlukla üzgün, hüzünlü, boş veya umutsuz hissetmek.
• İlgisizlik veya keyif alamama: Eskiden keyif alınan aktivitelerden zevk alamama veya ilgi göstermeme.
• Enerji kaybı veya hâlsizlik: Sürekli yorgun hissetme, enerji eksikliği.
• Değersizlik hissi veya suçluluk duyguları: Kendinin suçlu veya değersiz olduğuna dair düşünce ve duygular.
• Düşünme veya odaklanma sorunları: Karar vermede zorluk, düşünce ve odaklanma güçlüğü.
• İntihar düşünceleri veya intihar girişimleri: İntihar düşünceleri, planları veya intihar girişimleri.
Depresif duygudurumuna sahip bir aile üyesinin olmasının aile sistemi ve aile bireyleri üzerindeki etkileri neler olabilir?
Depresif duygudurumuna sahip bir aile üyesinin olmasının aile sistemi ve aile bireyleri üzerindeki etkileri birçok yaşam alanını kapsar. Bu etkiler aşağıdaki şekilde ifade edilebilir:
• Duygular üzerindeki etkiler: Aile içinde bir üyenin depresif duygu durumu yaşaması yaygın bir hüzün, gerginlik ve stres atmosferi yaratabilir. Aile üyeleri çaresizlik, hayal kırıklığı gibi duyguları deneyimleyebilir. Aynı zamanda depresif birey için başarısızlık, yetersizlik düşünceleri de söz konusu olabilir.
• Roller üzerindeki etkiler: Bir aile üyesi depresif duygudurum yaşadığında çoğu zaman kendisinden beklenen rol ve sorumlulukları yerine getirmekte zorluk yaşar. Bu durum söz konusu olduğunda diğer aile bireyleri farklı sorumluluklar almaya başlayabilir. Örneğin; bir çocuk, bir ebeveynin normal rolünü yerine getirememesi durumunda daha fazla sorumluluk alabilir. Ailedeki rol değişiklikleri ve rolleri yerine getirememe söz konusu olduğunda, özellikle çocuklar duygusal sıkıntılar, davranış sorunları ve akademik zorluklar yaşayabilirler. Ayrıca, bu çocukların da farklı psikolojik problemler geliştirme olasılıklarının olduğunu akılda tutmak gerekir.
• İletişim üzerindeki etkiler: Depresyondaki birey geri çekilebilir veya saldırgan olabilirken, diğer aile üyeleri durumu kötüleştireceğinden endişe duydukları için kendi duygularını veya endişelerini tartışmaktan çekinebilirler. Bu durum aile içerisinde etkili iletişimi engelleyebilir.
• Ekonomik durum üzerindeki etkiler: Depresif bireyler çoğunlukla işe gitmekte ya da var olan işlerini sürdürmekte zorlanırlar. Buna ek olarak tedavi masrafları da maddi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durumlar aile ekonomisini tehdit eder.
• Fiziksel sağlık üzerindeki etkiler: Depresyonla başa çıkmak için verilen sürekli mücadele, diğer aile üyelerinin fiziksel sağlığını etkileyebilir. Sürekli endişe ve stres nedeniyle baş ağrısı, yorgunluk veya uykusuzluk gibi belirtiler yaşayabilirler.
Yeme bozuklukları içerisinde en sık görülen bozukluklar nelerdir?
Yeme bozuklukları yemek yeme alışkanlıklarının büyük oranda bozulduğu bir ruhsal bozukluk grubudur. Yeme bozuklukları içerisinde en sık görülen bozukluklar anoreksiya nevroza, blumia nevroza ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Anoreksiya ya da anoreksiya nevroza kilo almaktan aşırı düzeyde korkuyu ve bu nedenle yemek yemeyi ciddi ölçüde azaltma ile karakterizedir. Anoreksiya hastaları bozulmuş bir beden algısına sahiptir. Gözle görülür şekilde aşırı derecede zayıf olmalarına karşın kendilerinin kilolu olduklarını düşünürler. Bazı vakalarda hiç yemek yememe görülür. Yemek yemeyen birey gerekli besinleri almadığı için aşırı derecede zayıflar ve fiziksel rahatsızlık yaşamaya başlar. Anoreksiya hastalarının çoğu zaman hastanede yatılı tedavi görmesi gerekir. Bazı vakalarda burundan besleme gibi önlemlere de ihtiyaç duyulabilir.
Yaygın bir diğer yeme bozukluğu olan bulimia da ise genel olarak dış görünüş normaldir. Ancak bulimia hastaları kilo problemi yaşadıklarını düşünürler. Bulimiadan mustarip bireyler çoğu zaman normal yemek yeme rutinine uyarlar ancak yediklerini ilaçlar ya da parmakları ile kendilerini kusturarak çıkarırlar. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda
ise bireyler benzer koşullarda, benzer sürede, çoğu kişinin yiyebileceğinden açıkça daha fazla yiyeceği ayrı bir zaman diliminde (örneğin, herhangi bir iki saatlik sürede) yiyebilmektedirler. Bu dönem sırasında, yemek yemeyle ilgili denetimin kalktığı hissi söz konusudur. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda kişi yoğun duygusal durumlar yaşadığında (öfke, üzüntü, kaygı) normalden çok daha fazla yemek yer. Bu yeme atağından sonra ise ciddi bir suçluluk duygusu yaşar. Bir diğer yeme bozukluğu olan pika besin niteliği taşımayan (toprak gibi) maddeleri yemeyi içerir. Yeme bozuklukları olumsuz fizyolojik sonuçlara da yol açan ruhsal bozukluklardır. Bu yüzden
kesinlikle bir hekimden yardım almaları ve tıbbi olarak izlenmeleri gereklidir. Bazı ağır anoreksiya vakaları ölümle de sonuçlanabilir. Yeme bozuklukları ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı, psikolog, diyetisyen gibi çok disiplinli bir ekip tarafından tedavi edilmeli, tedavi sürecinde aile desteği kesinlikle dâhil edilmelidir.
Yeme bozukluğu olan bireyin ailesinin yaşayabileceği zorluklar neler olabilir?
Yeme bozuklukları aile sistemi ve aile bireylerini etkileyen önemli bir problem alanıdır. Yeme bozukluğu olan bir bireyin ailesi, bir dizi duygusal, ilişkisel ve ekonomik zorlukla karşılaşabilir. Bu durumla başa çıkma sürecinde ailelerin karşılaşabileceği muhtemel sorunlar ve etkileri aşağıdaki başlıklarda ifade edilebilir:
• Duygular üzerindeki etkiler: Yeme bozukluğu, aile üyeleri arasında endişe ve stres yaratabilir. Bireyin sağlığı, günlük davranışları ve geleceği hakkında kaygılanabilirler. Kişilerin nasıl yardım edeceği konusundaki bilgi eksiklikleri ya da hastalığa sahip olan kişiye yönelik yaklaşımları stresi artırabilir.
• İletişim üzerindeki etkiler: Yeme bozukluğu olan bireyler genellikle yiyecek ve vücutla ilgili konularda hassastır. Bu durum, aile içi iletişimi olumsuz etkileyebilir. Kilo almak, yemek, diyet gibi konular hakkında konuşmak ciddi anlamda iletişim ve ilişki problemlerine neden olabilir.
• Ekonomik durum üzerindeki etkiler: Yeme bozukluğu olan bir bireyin tedavisi, maddi ve zaman açısından yük getirebilir. Tedaviye bağlı terapiler, doktor ziyaretleri ve diğer
maliyetler aileyi etkileyebilir. Beslenme ile ilgili düzenlemeler yine mali yükler getirebilecektir.
• Fiziksel sağlık üzerindeki etkiler: Yeme bozuklukları sadece bir ruhsal bozukluk değil fiziksel sağlığı da tehdit eden önemli bir sorundur. Mide bağırsak problemleri başta olmak üzere bedensel birçok rahatsızlık yeme bozuklukları ile birlikte görülebilmektedir.
Obsesif Kompolsif Bozukluğun temel göstergeleri nelerdir?
OKB’nin temel göstergeleri şu şekilde sıralanabilir:
• Obsesyonlar: Zorlayıcı, tekrarlayan düşünceler, dürtüler veya düşünce kalıpları, kişiye nahoş veya rahatsız edici gelir. Bu düşünceler kişinin normal düşünce sürecinin bir parçası değildir ve kişi bu düşüncelerden kaçınmaya çalışır.
• Kompulsiyonlar: Zorlayıcı düşünceleri veya dürtüleri azaltmak veya önlemek amacıyla kişi tarafından gerçekleştirilen tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Bu kompulsiyonlar, kişiye geçici bir rahatlama veya düşünceyi engelleme hissi verir.
• Obsesyonlar ve kompulsiyonlar, kişinin günlük yaşamını ciddi bir şekilde etkiler ve işlevselliğini bozar.
• Obsesyonlar ve kompulsiyonlar, başka bir nörolojik veya psikiyatrik bozukluğun bir sonucu değildir.
Obsesif kompulsif bozukluğun aile sistemine etkileri neler olabilir?
Obsesif kompulsif bozukluğun aile sistemine etkileri aşağıdaki başlıklar altında özetlenebilir:
• Duygular üzerindeki etkiler: Obsesif kompulsif bozukluğu olan bireyler depresif duygudurum ve anksiyete/kaygı problemleri de yaşayabilirler. Bu durum diğer aile üyelerini
de duygusal olarak etkileyebilir. Bu bağlamda aile bireyleri de kaygı, depresif duygudurum yaşayabilirler. Kimi zamanlarda kompulsiyonlar nedeni ile aile bireylerinin öfke yaşaması da söz konusu olabilir. OKB’li bireysel ev içindeki davranışlara ya da değişikliklere karşı daha hassas olabilirler. Bunun sonucunda diğer aile üyelerine karşı öfke tepkileri göstermeleri de olasıdır.
• İletişim üzerindeki etkiler: Özellikle kimi obsesyonlar ve kompulsif davranışlar aile bireyleri arasında çatışmalara yol açabilir. Örneğin sürekli temizlik yapmak isteyen bir birey diğer aile üyeleri ile çatışmalı bir ilişki biçimi geliştirebilir.
• Ekonomik durum üzerindeki etkiler: Tedavi süreçleri aile için oldukça uzun ve maddi açıdan yıpratıcı olabilir. Ayrıca bazı takıntıların yarattığı gerilimle başa çıkmak için bireyler ihtiyaçları olmadığı hâlde harcamalar yapabilirler.
Travma sonrası değişimlerin aile ilişkileri üzerindeki etkileri neler olabilir?
Travma sonrası değişimler, aile ilişkileri üzerinde önemli etkilere sahip olabilir. Bu etkiler aşağıdaki başlıklarda ele alınabilir:
• Duygular üzerindeki etkiler: Travma deneyimi olan bireylerin duygusal sonuçlar yaşaması çoğu zaman kaçınılmazdır. Duygulardaki ani değişimler, daha hassas ve kırılgan olma
aile içi süreçleri etkileyecektir. Aile travmatik yaşantı ile ilgili suçluluk duygularına sahip olabilir. Bu bağlamda ağlama krizleri, kendini ya da diğerlerini suçlama gibi durumlar ortaya çıkabilir. Sonuç olarak diğer aile bireyleri duygusal açıdan zorlanabilirler.
• Roller üzerindeki etkiler: Travma sonrası aile ilişkilerinde görülebilecek bir diğer etki de rol değişiklikleridir. Örneğin; travma yaşayan bir ebeveynin, çocuklarına karşı rolünde değişiklikler göstermesi veya aile içi sorumlulukların yeniden dağıtılması gerekebilir. Bu durum, aile dinamiklerinde dengesizliklere neden olabilir ve uyum sağlama süreci zorlayıcı olabilir.
• İletişim üzerindeki etkiler: Travma sonrası stres bozukluğu veya diğer ruhsal sağlık sorunları, travma yaşayan bireyin duygusal ve davranışsal tepkilerinde değişikliklere neden olabilir. Bu tepkiler, aile içi etkileşimi etkileyebilir ve özellikle duygusal bir mesafe yaratabilir. Aynı zamanda, travma sonrası yaşanan güvensizlik ve korku duyguları, aile üyeleri arasındaki iletişimi olumsuz yönde etkileyebilir. Travma yaşayan bireyin, güven duygusunu yeniden kazanması ve diğer aile fertleriyle sağlıklı bir şekilde bağ kurması zaman alabilir. Bu süreçte, aile üyelerinin sabırlı ve anlayışlı olması önemlidir. Ancak, travma sonrası aile ilişkileri sadece olumsuz etkilerle sınırlı değildir. Aile, travma sonrası iyileşme sürecinde önemli bir destek kaynağı olabilir. Sağlıklı iletişim, empati ve destek, travma sonrası aile ilişkilerinin güçlenmesine ve iyileşme sürecinin hızlanmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle, travma sonrası aile ilişkilerini anlamak ve desteklemek, travma yaşayan bireyin ve ailenin genel iyilik hâli açısından kritik öneme sahiptir.
Bağımlılık probleminin aile sistemine etkileri neler olabilir?
Bağımlılık problemi ve aile sistemine etkileri söz konusu olduğunda bu etkiler aşağıdaki başlıklar altında gruplandırılabilirler:
• Duygular üzerinde etkiler: Madde kullanımına birçok farklı psikolojik problem eşlik eder. Bunlardan en yaygını depresif duygudurumdur. Yine aile üyeleri bu durumdan olumsuz etkilenerek çeşitli psikolojik problemler yaşamaya açık hâle gelirler. Yine alkol ya da madde bağımlılığı söz konusu olduğunda duygusal değişimler yoğun olarak gözlenir. Kişiler daha öfkeli ya da kırılgan hâle gelebilirler. Üzüntü, öfke, kaygı gibi duygular normalden daha yüksek düzeyde deneyimlenir.
• İletişim üzerindeki etkiler: Kişilerin maddeye erişememesi sonucunda aile bireyleri arasında iletişim çatışmaları ortaya çıkabilir. Madde etkisi bireylerin iletişim örüntülerini bozabilir.
• Roller üzerindeki etkiler: Özellikle madde bağımlılığı ile ilgili sorun yaşayan ebeveynler, kendilerinden beklenen rolleri yerine getirmekte sorunlar yaşayabilirler. Bunun sonucunda çocuklar bu rolleri üstlenmek zorunda kalabilirler.
• Ekonomik durum üzerindeki etkiler: Alkol ya da diğer maddelere erişim bir mali yük getirir. Kişi çoğu zaman temel ihtiyaçlarından dahi kısarak bütçesini maddeye erişebilmek için harcar. Bunun sonucunda aile ekonomik zorlanmalar yaşayabilir. Madde bağımlılığı tedavisi yatılı tedavi süreçlerini içerdiğinden maddi olarak aileleri yük altına sokabilir.
• Fiziksel sağlık üzerindeki etkiler: Tüm maddelerin fiziksel sağlığa etkileri vardır. Özellikle karaciğer problemleri, mide problemleri sıklıkla görülmektedir. Uzun süreli madde kullanımında ağız diş sağlığında bozulmalar meydana gelebilir.
Zorlayıcı yaşantılardan olan göçün aile üzerindeki olumsuz etkileri neler olabilir?
Göç ve aile yapısı bir arada değerlendirildiğinde farklı problem alanlarından söz etmek mümkündür. Bunlardan biri göç eden ailenin uyum sürecidir. Bir bölgeden diğerine göç eden aile bireyleri yeni bir çevre ve kültüre adapte olma sorunu ile karşı karşıya kalırlar. Bu adaptasyon süreci aile içi ilişkilerden günlük yaşantılara kadar uzanabilmektedir. Göç olgusunun aile bireyleri ve aile sistemi üzerindeki etkilerinden bir diğeri ise aile içi ilişkilerin değişmesidir. Göç edilen yeni ortama uyum sağlama sürecinde, aile ilişkileri çok daha sıkı olabileceği gibi aile bireylerinin birbirinden kopuk bir hâle gelmesi de söz konusu olabilir. Yeni bir sosyal çevre ile olan etkileşimler aile içi etkileşimleri de etkileyecektir. Kültürel kimliğin değişimi göçün aile üzerindeki bir diğer etkisidir. Göç, aile bireylerinin kültürel kimliğini değiştirebilir veya yeniden şekillendirebilir. Yeni bir kültürle karşılaşmak, aile üyelerinin değerlerini, inançlarını ve geleneklerini şekillendirmede etkilidir. Yıllardır sürdürülen gelenekler, adetler giderek kaybolabilir ve bunun yarattığı gerilim aile içi ilişkileri de etkileyebilir. Göç genel olarak ekonomik sebeplerle gerçekleştiği için ailedeki önemli etki alanlarından biri de ailenin maddi durumudur. Bu durum her zaman pozitif olarak etkilenmeyebilir. Göç etmek, çoğu zaman ilk aşamada ailelerin istedikleri sonuçları doğurmaz. Yeni bir ülkede iş bulmak, yaşam maliyetlerini karşılamak birçok aile için zorluklar barındırır. Bunun sonucunda göç eden aile ekonomik olarak zorlanabilir. Göç edilen yerdeki iş imkânları, gelir seviyeleri ve yaşam maliyetleri, ailenin ekonomik refahını belirleyebilir. Bu durum, aile içinde maddi stres ve belirsizliklere neden olabilir. Maddi stres diğer alanlarda olumsuz durumların ortaya çıkmasına ya da artmasına neden olabilir.
Sosyal destek tüm aileler için önemli bir değişkendir. Göç, ailelerin sosyal destek ağlarını değiştirebilir. Göç edilen yerde tanıdık, akraba gibi kaynakların olup olmaması aile için önemli bir değişkendir. Yine bölge de daha önce gelmiş diğer göçmenlerin yarattığı yaşam ortamı, kişilerarası ilişkilerde destek kaynaklarının önemli bir belirleyicisi olacaktır. Aile bireyleri önceki sosyal destek kaynaklarının kaybolması ile problem yaşayabilir yeni ilişkiler kurmakta zorlanabilirler. Göçün bir diğer etkisi de ruhsal ve psikolojik etkiler olarak ifade edilebilir. Özellikle bilinmeyen, yeni bir ortamda olmak kaygı tepkileri yaratabilir. Alışılan ortamlardan uzaklaşmak ve sosyal desteğin azalması depresif duygudurumun tetikleyicisi olabilir.
Göç ve göçün yarattığı bu olumsuz etkilerin giderilmesi için alınabilecek önlemler ve yapılabilecekler nelerdir?
Göç ve göçün yarattığı bu olumsuz etkilerin giderilmesi için politikaların geliştirilmesi önemlidir. Bu kapsamda göç ve yarattığı problemlerle başa çıkmak için ilk olarak sorunları belirleme üzerine çalışılmalı ve geniş çaplı araştırmalar yapılmalıdır. Ortaya konan sorun alanlarına yönelik uzun vadeli planlar geliştirilmelidir. Çünkü göç akut bir durum değil, bir sürekliliği ifade etmektedir. Göç edenler ve göç edilen bölgedeki yerel nüfus için uyum artırıcı programlar geliştirilmelidir. Bu programların kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları birlikteliğinde sunulması etkililiğini artıracaktır. Göç bireyleri de etkileyen önemli bir olgu olduğu için topluma yönelik müdahaleler kurgulanırken bireyler göz ardı edilmemeli, ihtiyacı olan ailelere maddi/psikolojik destekler sunulmalı ve bu desteklerin erişilebilir olması sağlanmalıdır.
Aile içerisinde işsizlik ve yarattığı duygusal gerilimlerle baş etme yolları neler olabilir?
İşsizlik ve yarattığı duygusal gerilimlerle başa çıkmak, sadece bireyler için değil, aynı zamanda aileler için de zorlayıcı bir süreç olabilir. İşsizlik nedeniyle ortaya çıkan psikolojik sonuçlarla başa çıkmak için ilk aşamada aile içi iletişimi güçlendirmek yararlı olabilir. Bu bağlamda aile üyeleri arasında açık ve samimi iletişim kurmak önemlidir. Duyguları paylaşmak, birbirine destek olmak ve sorunları birlikte çözmek, aile bağlarını güçlendirebilir. İşsiz kalan birey genel olarak suçluluk duygusuna sahip olabileceği için aile üyeleri arasındaki samimi iletişim bu duygusal yükün azaltılmasını sağlayabilir. İşsizlik söz konusu olduğunda maddi süreçlerin dengelenmesi için bütçe planlaması yapmak işsizliğin yarattığı gerilimle başa çıkma konusunda yardımcı olabilir. Şüphesiz ki işsizlik ailenin maddi durumunu etkileyecektir. Kimi zaman ailedeki tek gelir getiren bireyin işsiz kalması da söz konusu olabilir. Bu tip durumlarda bir aile olarak maddi durumu gözden geçirip bütçe planlaması yapmak, kaynakları etkin bir şekilde yönetmeyi sağlar. Acil durumlar için birikim yapmak ve gereksiz harcamalardan kaçınmak, maddi stresi azaltabilir. İşsizlik sürecinde kişinin günlük rutini bozulur. Sabah işe gitmemek başlı başına kişi üzerinde stres yaratan bir durum hâline gelebilir. Bu nedenle işsizlik döneminde, aile bireyleri için günlük rutinler oluşturmak önemlidir. Belirli saatlerde iş aramak, ev işleri yapmak, hobilerle uğraşmak veya egzersiz yapmak gibi aktiviteler, zamanın daha verimli kullanılmasını sağlar ve motivasyonu artırabilir. İşsiz bireylerin sürekli olarak evde oturmak ve iş aramak arasında bir yaşamı olması iyi oluşu tehdit eder.
Doğal afetlerin aile sistemine etkileri neler olabilir?
Doğal afetlerin aile sistemine etkilerinden ilki aile bireyleri arasındaki ilişkilerde kendisini gösterir. Bu etkiler eşler ya da ebeveyn çocuk arasındaki ilişkilerde gözlenebilir. Kısıtlı imkânlar, afetin devam eden etkileri ve değişen yaşam koşulları çiftlerin tahammül seviyelerini azaltabilir, iletişim çatışmalarını tetikleyebilir. Afet sonrası aileler çoğu zaman tek bir konteynır ya da tek bir çadırda birlikte yaşamak durumunda kalabilmektedir. Bu durumda kişilerarası iletişimi olumsuz şekilde etkileyecektir. Çocuklar, afet sonrasında rutinlerindeki değişikliklere uyum sağlamada ve davranış problemleriyle başa çıkma konusunda zorlanabilirler. Bu süreçte, anne babaların aile içinde denge kurma ve ebeveyn stresini yönetme konularında daha fazla zorlandıkları gözlemlenebilir. Benzer şekilde, COVID 19 sürecinin aileye yansımasını değerlendiren bir çalışmada, bireylerin özellikle evde ve kapalı mekânda kalmalarından ötürü psikolojik sorunlar yaşadıkları ve bunun aile içi ilişkilere olumsuz bir şekilde yansıdığı, pandemi sürecinin zemin hazırladığı stres, kaygı, endişe gibi psikolojik durumların gündelik ilişkileri olumsuz yönde etkilediği vurgulanmaktadır. Pandemi döneminde ergen çocuğu olan aileleri değerlendiren bir başka çalışmada ise anne-çocuk çatışması, baba-çocuk çatışması ve kardeş çatışmasındaki artışların söz konusu olduğu vurgulanmaktadır. Bu problemlerin özellikle tek ebeveyn, daha düşük gelir düzeyine sahip ailelerde daha yaygın olduğu ve problemlerin pandemi sonrasında da süreklilik gösterdiği ifade edilmektedir. Afetlerin aile sistemi üzerindeki bir diğer etkisi ise mali etkilerdir. Doğal afetler çoğu zaman mali zararları birlikte getirir. Deprem, sel gibi felaketler sonrası bireyler tüm mal varlıklarını hatta işlerini kaybedebilirler. Afet sonrası kayıplar çoğu zaman maddi kayıplar ile sınırlı kalmaz. Yakınların kaybı, sonradan oluşan engel durumu aileyi doğrudan etkileyecektir.
Bir doğal afetten etkilenen aileler için yapılabilecek düzenlemeler ve müdahaleler nelerdir?
Bir doğal afetten etkilenen aileler için bazı düzenlemeler yararlı olabilir. Bunlardan ilki aile için güvenli bir ortam sağlamadır. Afetzedelerin güvenliğini sağlamak, barınma, gıda, su gibi temel ihtiyaçların karşılanması ve güvenli bir ortamın oluşturulması, ailenin huzurunu sağlayacaktır. Sonraki aşamada ele alınması gereken bir diğer durum aile içi iletişimi güçlendirmektir. Eşler, çocuklar arasında açık ve dürüst iletişim kurulması önemlidir. Duyguların paylaşılması, endişelerin dile getirilmesi ve birbirini destekleme, aile bağlarını güçlendirecektir. Birlikte hareket etmek aileler için önemli destek eylemlerinden biridir. Afet sonrası aile üyeleri arasında dayanışma ve yardımlaşma önemlidir. Birlikte hareket etmek, zor zamanların üstesinden gelmek için güçlü bir destek sağlayabilir. Her bireyin afetten aynı düzeyde etkilenmesini beklemek mümkün değildir. Bazı bireyler olumsuz yaşam olaylarından daha az etkilenirken bazıları daha kırılgandır. Ailenin bu üyelerine karşı hassasiyet göstermek önemlidir. Empati kurmak, duygusal olarak destek olmak ve ihtiyaçlarına duyarlı davranmak, aile içindeki ilişkileri güçlendirebilir.
Günlük rutin oluşturmak ailenin normale dönmesine yardımcı olan bir diğer müdahaledir. Afet sonrası normal yaşamın yeniden kurulması için günlük rutinlerin oluşturulması önemlidir. Belli bir düzen ve işleyiş, ailenin güven duygusunu artırabilir ve iyileşme sürecini hızlandırabilir. Yine aile üyelerinin birlikte gelecek planları yapması, umut ve motivasyonu artırabilir. İleriye dönük hedefler belirlemek, ailenin birlikte güçlü bir şekilde ilerlemesine yardımcı olabilir.
Çoğu zaman aile tek başına bu durumların üstesinden gelemeyebilir. Aile bireyleri uzman yardımı almak için cesaretlendirilmelidir. Afet sonrası aile içinde ortaya çıkan stres, kaygı veya travma gibi duygusal sorunlarla başa çıkmak için uzman yardımı almak önemlidir. Psikolojik danışmanlık, terapi veya destek grupları, aile üyelerine duygusal destek sağlayabilir. Bu destek T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı gibi kamu kurumları ile birlikte, AKUT Arama Kurtarma Derneği, Travma ve Afet Ruh Sağlığı Çalışmaları Derneği, Yeryüzü Doktorları gibi farklı sivil toplum kuruluşları tarafından sunulabilir.
Ölüm ve yas ile ilgili çalışmaları ile tanınan psikolog Kübler-Ross'un yas süreci evreleri nelerdir?
Ölüm ve yas ile ilgili çalışmaları ile tanınan psikolog Kübler-Ross yas sürecini beş evre ile açıklar. Bu evreler sırasıyla şok ve inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme-uyumdur.
Çocuklarla ölüm ve yas sürecini çalışırken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Çocuklara ölüm haberini vermek ve ölüm kavramını açıklamak kadar yas sürecinde yapılacaklarda süreci uygun bir biçimde yaşamalarına katkıda bulunacaktır. Bu kapsamda çocuklarla çalışırken aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi önerilmektedir:
• Kayıp haberini verme geciktirilmemelidir.
• Kayıp haberinin, çocuğun sevdiği, güvendiği bir yetişkinden alması sağlanmalıdır.
• Önce çocuğun duyguları, düşünceleri ve bilgileri kontrol edilmeli, daha sonra ihtiyacı kadar açıklama yapılmalıdır.
• Açık ve yalın bir dil kullanılmalıdır.
• Farklı tepkilerin ortaya çıkabileceği ve her çocuğun aynı olmadığı gerçeği akılda tutulmalıdır.
• Tekrar tekrar aynı soruları sorabilecekleri unutulmamalı ve bu sorular sabırla yanıtlanmaya çalışılmalıdır.
• Konu değiştirilmemeli ya da tam aksi bir biçimde sürekli ölümü konuşmaya çalışılmamalıdır.
• Çocuğun günlük alışkanlıklarına ve rutin yaşama (okula gitmek, yemek saatleri, haftalık etkinlikler gibi) olabildiğince hızlı dönmesine yardımcı olunmalıdır