AÖF Soru Bankası

Aile Psikolojisi ve EğitimiÜnite 7 Özeti

Stres, Travma ve Aile

EVİ206U-AİLE PSİKOLOJİSİ VE EĞİTİMİ

Ünite 7: Stres, Travma ve Aile

Giriş

Stres, bir stresöre karşı bedensel ve ruhsal anlamda verilen tepkilere denir ve bu tepki organizmanın bedensel ve/veya ruhsal anlamda tehdit altında olduğunu gösterir. Bir stresör karşısında stres tepkisinin ortaya çıkması uyum gösterebilmenin bir parçasıdır. Stres, insanda bedensel ve ruhsal anlamda sağlıksız durumlara da yol açabilir.

Stresörleri tanımak, hazırlıklı olmak, bu stresörlerin neden olabileceği olası sonuçları öngörebilmek, bu sonuçlarla ilgili önlemler alabilmek aile yaşamı açısından önem taşımaktadır.

Stres yaratan olaylara göre kişinin veya yakınlarının bedensel ve/veya ruhsal varlığına karşı ciddi tehdit oluşturan, ani olarak gelişen ve kişide dehşet duygusu yaratan olaylar şeklinde tanımlanabilecek travmatik olaylar da gerek doğrudan gerekse de dolaylı olarak aile yaşamı üzerine olumsuz etkiler gösterirler. İşkence, deprem, sel, toprak kayması gibi doğal afetler, savaş ve toplama kampında kalmak, fiziksel saldırı, sarkıntılıktan tecavüze kadar varabilecek cinsel saldırı, yangın, kara, deniz ve hava trafiğini ilgilendirebilecek kazalar, rehin alınma, bombalı saldırıya maruz kalma gibi terörist saldırılar, ağır yanıklar, iş kazaları, ani gelişen ağır hastalıklar, ani yakın ölümleri ve göç travmatik olaylara örnek olarak gösterilebilir.

Özetle, stres ve travma, insanda kişisel olarak çeşitli bozukluklara yol açabileceği gibi toplumsal düzeyde ve gerek dar anlamıyla gerekse de geniş anlamıyla aile üzerinde olumsuz etkilere neden olabilirler.

Stres

Stres, Selye tarafından 1936‘da canlı organizmaya yönelen, genellikle zararlı, yönelen tehdidin niteliğinden bağımsız bir yanıt ya da fizyolojik olarak bedenin olağan koşullarda oluşturduğu dengede değişiklere neden olan herhangi bir durum olarak tanımlanmıştır.

Strese yanıtta birinci aşama ilk 24 saati kapsar ve alarm evresi denir. Bu evrede vücut stresle ilk kez karşı karşıya kalmakla ilgili yanıtlar verir. Eğer aynı stres etmenine maruziyet devam ederse birinci evredeki belirtiler kaybolur ve vücudun direncinin arttığı ikinci aşama olan direnme evresine geçilir. İlk iki aşama strese verilen olağan yanıtlardır ve organizmanın tehdit edici bir duruma karşı uyum sağlaması ve tehdit edici durumla baş etmesini sağlamaya yöneliktir.

Stres koşullarının devam etmesi durumunda, nihai tükeniş- tükenme evresi olarak kabul edilen üçüncü aşama ortaya çıkar. Tükenme evresi stresin patolojik sonucudur.

Stres, İletişim ve Aile

Aile yaşamı stresi besleyebilecek birçok unsur barındırıyor olmasına karşın doyumlu bir aile yaşamının stresle baş edebilme konusunda oldukça yardımcı olduğu bilinmektedir. Evlilik birbirinden farklı ortamlarda, bazen farklı kültürlerin etkisiyle ve farklı dillerde yetiştirilmiş,

birbirinden farklı eğitim düzeylerine ve farklı deneyimlere sahip kişiler tarafından yapılmaktadır. Yani ailenin kurulumunun başlangıcında kendiliğinden var olan bu faktörler sonrasını fazlası ile tehdit etme riski taşımaktadır.

Eşler arasında yaşların birbirinden makul denebilecek ölçülerden fazla olması, Birbirinden uzak sosyoekonomik düzeylere sahip olmak veya çok farklı eğitim düzeylerine sahip olmak ortak paydayı daraltabileceğinden sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Aile içinde yaşanan stresin önemlice bir kısmı aile içerisindeki iletişim biçimi ile ilişkilidir. Aile içindeki iletişime aileyi oluşturan kişilerin birbirleri üzerinde kurmaya çalıştıkları hükümranlık damgasını vuruyorsa, iletişim daha çok kişilerin birbirlerini yargıladıkları cümleler ve davranışlardan oluşuyorsa, daha çok kişinin karşısındakini dinleme ve anlama çabası ile ilgili değil de kendi bildiklerini dikte etme şeklindeyse, sınırlayıcı ve baskıcı özellikler taşıyorsa ve eşitlikçi değilse, herhangi bir konuda azınlıkta kalanın da haklarını korur nitelik taşımıyorsa gerginlik ve stresin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Aile üyelerinin duygularını kolayca açabilmelerini sağlayan demokratik ve eşitlikçi bir ortamın yaratılması, güveni zedeleyecek söz ve davranışlardan sakınılması, herhangi bir sorunun çözümünde mutlaka tek yolun bulunduğu gibi kesin yargılardan vazgeçilmesi aile üyeleri arasındaki iletişimin daha sağlıklı olmasına dolayısıyla aileden kaynaklı stresin azalmasını sağlayacaktır.

Travma

İnsanın bedensel ve ruhsal yapısını tehdit eden her türlü durum ya da olay travma olarak nitelendirilebilir. Bu durum ya da olay genellikle kişinin baş edemeyeceği kadar şiddetlidir. Çünkü travmatik olaylar insanda olay üzerinde hakimiyet kurma, olaylar arası bağlantı kurma ve olayı anlamlandırma gibi baş etme işlevlerini bozar. travmatik olayların stres yaratan olaylara göre kişinin veya yakınlarının bedensel ve/veya ruhsal varlığına karşı ciddi tehdit oluşturan, ani olarak gelişen ve kişide dehşet duygusu yaratan olaylar olduğu söylenebilir.

Travmatik olaylara maruz kalan her insanda ruhsal bozukluklar gelişmediği gibi, bu olaylara göre daha sıradan olabilecek olaylarla karşılaşan bazı kişilerde travmatik olaya bağlı ruhsal bozukluklar gelişebilir. Bu olaylara maruz kalan kişilerin cinsiyetleri, eğitim düzeyleri, kişilik özellikleri, sorunlarla baş etme kapasiteleri, sosyal ve ekonomik desteklerinin düzeyleri, daha önce ruhsal bir soruna sahip olup olmadıkları, maruz kaldıkları olayın şiddeti gibi faktörler kişide ruhsal bir bozukluk gelişip gelişmeyeceğini belirlemektedir.

Travmatik ya da stresli bir olaya maruz kalan kişilerde çeşitli ruhsal bozukluklar gelişebilir. Bu bozukluklardan en çok bilinenleri akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve uyum bozukluklarıdır.


Travmatik Olaylara Bağlı Gelişebilecek Ruhsal Bozukluklar

Akut Stres Bozukluğu

Akut (ani gelişen) stres bozukluğu, travmatik bir olaydan sonraki 1-2 gün içerisinde gelişen ve 3-4 hafta içerisinde düzelebilen belirtilerden oluşur. Travmatik olayın tekrarlayan görüntüler, düşünceler, rüyalar, yanılsamalar, olayı sanki yeniden yaşıyormuş gibi hissetme yolu ile yeniden yaşantılanması, olayı hatırlatan durumlar karşısında sıkıntı duyma, olayı hatırlatan durumlardan, düşüncelerden, konuşmalardan, insanlardan uzak durmaya çalışma, huzursuzluk, uyumakta güçlük, yoğunlaşamama, aşırı irkilme gibi travma sonrası stres bozukluğuna benzer belirtileri mevcuttur. Çoğunlukla belirtiler birkaç gün içerisinde sonlanır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travmatik bir olay sonrasında ilk bir ay içerisinde ortaya çıkan çeşitli belirtiler akut stres bozukluğu olarak tanımlanmaktadır.

İnsan eliyle oluşturulan tecavüz, işkence gibi travmatik olayların travma sonrası stres bozukluğuna neden olma ihtimali diğer travmatik olaylara göre daha yüksektir.

Belirtilerin travmatik olaydan hemen sonra ya da bir ay içerisinde ortaya çıkması genellikle beklenilen durum olmasına karşın belirtiler daha geç zamanda da ortaya çıkabilir. Örneğin belirtilerin olaydan altı aylık dönemin ardından ortaya çıkması durumuna geç başlangıçlı travma sonrası stres bozukluğu denir.

Travmatik olayın yaşanmasından onlarca yıl sonra bile yaşanılan travmatik olayla bağlantılı travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ortaya çıkabilir.

Uyum Bozuklukları

Uyum bozukluğu, psiko-sosyal anlamda stresörlere yanıt olarak, stresör etkenin belirmesinden sonraki üç ay içerisinde ortaya çıkan tepkilerle karakterizedir. Genel olarak bu tepkilerin stresörün ortadan kalkmasıyla veya stresör etkenin devam etmesi durumunda yeni bir uyum sürecinin ortaya çıkması ile sonlanması beklenir. Uyum bozuklukları daha çok gündelik yaşamda karşılaşabilecek ve birçok insan için yaşamın bir döneminde deneyimlenme olasılığı yüksek olaylar karşısında ortaya çıkar.

İnsanların yaşamlarında ortak olan okula başlama, evden ayrılma, evlenme, çeşitli amaçlar uğruna çabalama, çocuk sahibi olma, emeklilik gibi dönemler mevcuttur. Bu dönemler de uyum bozukluğu gelişmesi açısından riskler barındırmaktadır.

Uyum bozukluklarında, çökkün ve ağlamaklı hal, çaresizlik ve ümitsizlik (depresif mizaçlı uyum bozukluğu), çarpıntı, huzursuzluk, gerginlik (anksiyeteli uyum bozukluğu), kavgacılık, kuralları ihlal etme, okuldan kaçma (davranım bozukluğu ile giden uyum bozukluğu) şeklinde belirtiler görülmektedir.

Travmatik Olaylar

Afetler

Afet; insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğurma potansiyeline sahip olan, ölüm ve yaralanma düzeyinde insan yaşamını tehdit edici boyutları bulunan, olağan koşullarda sürmekte olan yaşamı ve insan aktivitelerini durdurarak, kesintiye uğratarak veya yavaşlatarak sosyallikleri etkileyen ve etkilenen sosyalliğin sahip olduğu olanak ve kaynaklarını kullanarak üstesinden gelemeyeceği, doğal, teknolojik veya insandan köken alan olaylardır. Bu şekilde tanımlanan olaylar travmatik nitelik taşımakla birlikte bu olaylara afet denmesinin asıl nedeni doğurdukları olumsuz sonuçlardır.

Afetler, kökenlerine göre doğal afetler, teknolojik afetler ve insan kökenli afetler olarak sınıflandırılmaktadır. Doğal afetler, doğa olaylarından kaynaklanan, insan eliyle önlenemeyen, geniş çaplı etki alanına sahip olaylar şekilde tanımlanabilir. Teknolojik afetler, teknolojik yapılardaki kazalar veya endüstriyel gelişmelere ikincil olarak gelişen, insan yaşamını, sosyalliklerin olağan yaşam koşullarını tehdit edici özelliği bulunan olayları kapsar. Doğrudan insan yaşamını ve/veya sosyalliklerin olağan yaşamlarını hedef alan ve insan eliyle gerçekleştirilen saldırıları kapsayan olaylar, insan kökenli afetler başlığı altında değerlendirilebilir.

Afetler aynı zamanda meydana geliş hızlarına göre de sınıflandırılabilir. Bu açıdan afetler ani gelişen ve yavaş gelişen afetler şeklinde sınıflandırılmaktadır. Afetin gelişme hızı insanların afete verdiği tepkinin hızını ve şeklini, afete karşı dayanışmanın nitelik ve niceliğini belirleyebilir.

Ülkemiz, sahip olduğu jeolojik, topoğrafik ve meteorolojik koşulları nedeniyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan doğal afet olayları ile sıkça karşılaşmakta, doğal afetlerle iç içe yaşamaktadır.

Yakın Kaybı-Yas

Ölüm, insanın kendisi ile ahlaki değerleri bakımından yüzleşmesini, incinemez ve incitilemez olduğu yönündeki düşünceleri üzerine yeniden düşünmesini sağlayan bir olgudur. Yas, ölüm yoluyla kayıp gerçeğini tanımlar. Yas tepkisi ise sevilen bir kişinin kaybı hemen sonrasında veya kaybı takip eden birkaç ay içerisinde ortaya çıkar ve tipik olarak kişinin kendisini üzgün hissetmesi, kaybedilen kişi ile ilgili sıklık ve şiddeti bakımından aşırı zihinsel uğraşıda bulunması, uykuya dalamama ve/veya uykuyu sürdürememe, yoğunlaşma güçlüğü, çabuk öfkelenme, kaygılı olma ve gündelik işlevselliğini sürdürmede zorlanma gibi belirtileri kapsar. Yas tepkisinin, kültürler arasında farklılık olmasına karşın, ortalama olarak 2-6 ay arasında sürmesi beklenir.

Yas tepkisinin başlamasına neden olabilecek kayıp ya da kayıp tehditleri, somut kayıplar ve gelişimsel kayıplar olmak üzere iki ana başlık altında sınıflandırılabilir.


Yas tepkisi, özellikle belirtilmesi gerekir ki, sevilen kişinin kaybı nedeniyle ortaya çıkan yeni duruma alışma çabasına önemli katkı sunmaktadır. Yani yas süreci bozulan dengenin, yeni bir denge ile düzlüğe çıkarılmasının yolunu açmaktadır.

Yas tepkisi her ne kadar yeni bir dengenin sağlanmasına yönelik olağan bir ruhsal yanıt olarak kabul edilse de kayıp ya da kayıp tehdidi sonrası dönemde görülebilecek bazı belirtiler yas sürecinin sağlıklı yürümediğini gösterebilir.

İnsanlar, kayıp ya da kayıp tehdidine karşı beş aşamalı bir yanıt verirler. Bu aşamalar sırasıyla inkar ve yalnızlaşma, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmeden oluşur. İnkâr dönemi genellikle kısa sürer ve kısmi bir kabullenme ile sona erer. Öfke döneminde kişinin sorduğu temel soru ‘neden başkasının değil de benim başıma geldi’ sorusudur.

Pazarlık döneminde olanlar inkar ve öfke dönemlerine göre kaybın yaşandığının daha çok farkındadırlar. Ancak halen içinde bir kabullenmemeyi barındırmaktadır. Bu aşama kişinin yaşadığı suçluluk duygularının geçici olarak hafifletilmesi gibi bir işleve de sahiptir. Depresyon aşaması kabullenme aşamasının bir öncesidir. Genellikle de kabullenme aşaması ile iç içe yaşanır.

Çocuklar da kayıp ya da kayıp tehdidi karşısında benzer tepkiler verirler. Ancak çocukların verdikleri tepkilerin yetişkinlerinkinden oldukça farklı olabileceği unutulmamalıdır. Tepki vermemekten, öfkesini oynadığı oyunlarda göstermeye kadar çeşitli reaksiyonlar gösterebilirler.

Göç

Göç, insanların yaşamlarının bir sonraki bölümünün bir kısmını veya tamamını geçirmek üzere halen ikamet ettikleri yerleşim yerini değiştirmeleridir. Bu tanımıyla göç bir nüfus hareketidir. Sebebi ne olursa olsun göç, yaşam koşullarının bozulduğu bir yerden veya yaşamın tehdit altında olduğu bir yerden bu açılardan daha avantajlı bir yere doğru yapılır. Yani göç bir çeşit yaşamda kalma çabasıdır.

Coğrafi bir hareket olarak değerlendirilen ve birçok sınıflandırmaya tabi tutulabilen göç sıklıkla ülke sınırları baz alınarak iç göç ve dış göç olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. Yani iç göç, aynı ülke içerisinde genellikle daha az yoğun nüfusa sahip yerleşim yerlerinden daha yoğun nüfusa sahip yerleşim yerlerine yapılan göçe denirken, ülke sınırlarının aşılması suretiyle yapılan göçe ise dış göç denmektedir.

Göç sadece coğrafi olarak değil aynı zamanda istemli yapılıp yapılmadığı, göçe neden olan faktörler açısından da sınıflandırılabilir. İstemli yapılıp yapılmadığına göre göçler zorunlu ve gönüllü göçler olarak ayrılır. Zorunlu göç (yerinden edilme), savaş ve çatışmalı ortam nedeniyle olabileceği gibi doğal afetler, doğrudan ölümle karşı karşıya kalınmasa da can güvenliğinin olmamasından endişe duyma, baraj ve yol yapımı gibi nedenlerden

kaynaklanabilir. Gönüllü göçler genellikle insanların yaşadıkları coğrafi bölgede veya ülkede çeşitli olanaklardan mahrum olmaları nedeniyle gerçekleşmektedir Ekonomik nedenli gönüllü göçler bu türün en sık görülenidir.

Göç olayı tek başına stresör veya travmatik nitelik taşıdığı halde öncesi, sırası ve sonrasıyla ek travmatik deneyimler oluşturmaya adaydır. Yerinden edilme, ruhsal olarak travmatik bir süreçtir.

Ülkemiz yukarıda kısaca çeşitli yönleri ile tanımlanmaya ve sınıflandırılmaya çalışılan göçlerin yaşandığı ve bu göçlerin aile yaşamı üzerine etkilerinin derinden hissedildiği bir ülkedir. Hangi nedenle olursa olsun göçler aile yapısının farklılaşmasına neden olmaktadırlar.

Türkiye halen çeşitli nedenlerle göç ve göçün yarattığı olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalma açısından risk altında olan bir ülkedir.

Göç, ailelerin çocuklar üzerindeki denetimlerinin azalmasına neden olmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında