AÖF Soru Bankası

Aile Psikolojisi ve EğitimiÜnite 4 Özeti

Çocuk, Ergen ve Aile

EVİ206U-AİLE PSİKOLOJİSİ VE EĞİTİMİ

Ünite 4: Çocuk, Ergen ve Aile

Giriş

Çocuk gelişiminde en önemli rol oynayan unsur ailedir. Aile çocuk gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Aile yeni doğan bireyle yeni bir denge kurmaya çalışırken hem bebeğin/çocuğun/ergenin hem de anne-babanın gelişimi devam eder. Sadece anne babalar çocuklarını geliştirmez, çocuklarda anne babanın gelişimini sağlar. Çocuk ve ergenin gelişiminde anne-babalar kadar akranlarının da önemli katkıları vardır. Anne-babanın çocukta geliştiremediği birçok olumlu davranış akranları sayesinde kolayca öğrenilir. Burada çocukluk döneminde en önemli öğrenme yolunun gözleme dayalı/sosyal öğrenme olmasının da rolü vardır.

Ailenin çocuklarını büyütürken farkında olarak ya da olmadan uyguladıkları çocuk yetiştirme tutumları çocuğun kişiliğinin olumlu ya da olumsuz yönlerini oluşturmaktadır. Anne-babalar, akranlar ve yaşadığımız sosyal çevre kişilik gelişimimiz için önemli unsurlardır. Sağlıklı bir toplum için sağlıklı yetişen bireylerin var olması gerekir. Bu nedenle tüm anne-babaların zaman zaman çocuklarına karşı davranışlarını gözden geçirmeleri, gerekmektedir.

Akran İlişkileri

Akran ilişkileri, aynı yaşta ya da gelişim, olgunluk düzeyinde olan; benzer geçmiş, değer, yaşantı, yaşam tarzı ve sosyal bağlamı paylaşan kişiler arasında karşılıklılık ve devamlılık gösteren etkileşimlerin bütünüdür.

Çocuklukta Akran İlişkileri

Akran ilişkileri ve arkadaşlık çoğu zaman eş anlamlı kullanılsa da, aynı kavramlar değillerdir. Akran ilişkileri, çocuğun akran grubundaki farklı ilişki türlerini içerir. Arkadaşlık ise çocuğun bir ya da birkaç akranı (ya da akranı olmayan diğer çocuklarla) ile kurduğu duygusal bağı içermektedir.

Okul öncesi dönemdeki akran ilişkileri, o dönemdeki sosyal ilişkileri, deneyimleri şekillendirmekle beraber, bireyin ileriki yıllardaki sosyal-duygusal uyumunu etkileyebilmektedir. Akran gruplarının işlevleri şu şekilde sıralanabilir:

• Çocuğun ya da gencin toplumsallaşmasını sağlar. Bireye çeşitli öğrenme fırsat ve faaliyetleri hazırlar. Önemli bilgi kaynağıdır. • Akran grubunda birey rahat bir ortam bulur. Ailesinden uzakta rahat konuşur, rahat hareket eder. Evde yapamadığı uğraşları grupta yapar. • Akran grubunda cinsel roller öğrenilir. • İşbirliği ve takım ruhunu öğrenir. • Akranlar çocukların kendi kişiliklerini geliştirmelerine yardımcı olur. • Bilişsel ve empati yetenekleri gelişir, işbirliği ve rekabet içeren etkinliklere katılmayı öğrenirler.

3-6 yaş arası oyun çağında, çocuklar akranlarıyla birlikte oyun oynama becerisini göstermeye başlarlar. Oyun onların fiziksel, sosyal, psiko-sosyal ve kişisel gelişimi için vazgeçilmez bir unsurdur. Oyun ve oyuncak okul

öncesi dönemdeki çocuklar için, içinde yaşadığı dünyayı, çevresindeki insanları tanıma ve anlama aracıdır.

Çocukluk çağında oyunun çeşitli evreleri vardır. Bunlar:

Tek Başına Oyun (0-2 Yaş): Başlangıçta çocuklar için mümkün olan tek oyun türüdür. Bu dönemde nesnelerin renkleri, sesleri ve hareketleri çocuğun oyununu oluşturmaktadır. Daha sonra ise çocuk diğer kişilerle sosyal etkileşim olmaksızın, oyuncaklarıyla yalnız başına oynamaktadır. Bu dönemin en belirgin özelliği, çocuğun çevresindeki hiçbir şeyden etkilenmeden oyununa devam etmesidir.

Oyunu İzleme/Seyirci (2-3 Yaş): Bu tür oyunda çocuk sözlü herhangi bir ilişki kurmadan sadece diğer çocukların oyunlarını izler. Oyuna katılmadan onların davranışları hakkında sorular sorabilir. Bu oyun aşaması, çocuğun diğerlerinin oyunuyla ilgilenmesi ile tek başına oyun aşamasından ayırt edilebilmektedir.

Paralel Oyun (3 Yaş): Aynı oyun malzemesini kullanan çocukların yan yana oynamalarına karşın, faaliyetlerini bağımsız sürdürmeleridir. Paralel oyunda çocukların sosyal etkileşimleri çok azdır. Bir oyuncağı istemek, düşüncelerini söylemek gibi durumlarda birbirleriyle çok az da olsa etkileşime girebilirler.

Birlikte Oyun (3-5 Yaş): Çocuklar zaman zaman birbirlerinin fikirlerinden yararlandıkları gibi, oyuncak alışverişinde de bulunurlar. Bu şekilde çocuklar birbirlerinin hareketlerini izleme olanağı da bulurlar. Burada çocuklar bir arada grup şeklinde ve birbirleriyle etkileşim halindedirler.

Kooperatif (Ortak) Oyun (6 Yaş): Bu evrede çocuklar topluca hareket edebilirler. Çocuklar, yarışma amaçlı oyunlarda olduğu gibi birlikte bir sonuca varmak için aralarında örgütlenebilirler. Bu dönemde çocukların arasında gerçek bir sosyal etkileşim vardır ve oyun malzemeleri de uygun olarak paylaşılır.

Ergenlikte Arkadaş ve Akran İlişkileri

Ergen davranışlarında, akran ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri temel oluşturur. Değerlerin öğretilmesi ve kişisel güvenin kazandırılmasında akran grubunun başarısı, aileden çok daha ön plandadır.

Ergenin arkadaş ilişkileri üç kategoriye ayrılmaktadır; “Geniş kalabalıklar”, “Daha küçük yakın grup” ve “Bireysel dostluklar”dır.

Ergenler arasında gerek kendi cinsleriyle gerekse karşı cinsle geniş bir ergen grubu oluşur. Bu tür dostluklar ergene kendinin ve başkalarının duygularını öğrenmesine katkıda bulunur. Bu dönemde yaşanan arkadaşlıklar daha önceden oluşan psikolojik yaraları tedavi edici de olabilir, zararlı da olabilir, genci pişmanlık duyacağı davranışlara da itebilir.

Yapılan araştırmalar ergenin, grup ortamında güç, aidiyet ve güven kazandığını göstermektedir. Tek başına yapamayacağını düşündüğü işleri akranlarıyla birlikte karar vererek ortaklaşa yapmaya çalışır. Saygınlık kazanma,


serbestçe hareket etme vb. davranışlar gruplarda kazanılır. Bu nedenle akran grubunun etkisi ebeveynlerin öğrettikleriyle veya yasaklamalarıyla çelişip, aileyle çatışma oluşturabilir.

Ergenlik döneminde; tavsiyede bulunma, birlikte hareket etme, davranış modeli oluşturma, destek ve geri bildirim sunma, kişisel özellik ve beceri konularında bilgi kaynağı olma bakımından akranlara büyük önem verilir. Ergenler, eğitim ve meslek gibi gelecek merkezli alanlarda ebeveynleri ile birlikte karar verirken, arkadaş ve akranlar gündelik olaylarda, modada, serbest zaman etkinliklerinde daha etkili görünmektedir. Ancak ergenlerin yaşama ilişkin önemli değerleri ebeveynlerinden aldığı, sosyal ilişkilerinde yaşadığı kişisel problemleri konusunda hem ebeveynlerine hem de arkadaşlarına danıştığı, ancak ailelerinden daha çok akranlarıyla vakit geçirmeyi tercih ettikleri belirtilmektedir. Akran ilişkileri yetişkin-çocuk ilişkilerine göre daha eşitlikçi ve esnektir, daha anlayışlı ve güven vericidir. Ebeveynler ergenlik döneminde çocuklarının arkadaş seçimi ile çoğu zaman ilgilenirler. Onlara göre hayatla yeni tanışan, deneyimsiz bir gencin karşılaşacağı problemler vardır ve bu durum endişe oluşturur. Gencin arkadaş seçimi büyük önem taşımaktadır çünkü madde bağımlılığı, vücuda zarar verme gibi olumsuz davranışlar akran etkisine ve yanlış arkadaş seçimine dayanmaktadır. Akran grubunun işlevini bilmeyen ebeveynler çoğunlukla akran grubunu değişik ya da istenmedik bir oluşum olarak görebilirler. Dolayısı ile akran grubu bazı yetişkinlerin ölçütlerine uygun olmayabilir. Ergenlik dönemlerinde akranların etkisi genelde olumlu ve yapıcı olsa da, bazen yetişkinler tarafından olumsuz davranışların nedeni olarak görülür.

Genel olarak ebeveyn ve akran etkileri birbirini tamamlar ve ergenleri gelecek yaşantılarındaki olgun ilişkilere hazırlar. Çocukluktaki aile ilişkileri ergenlikteki akran ilişkileri için güçlü duygusal bir temel oluşturur. Genellikle akranlar, ebeveynlerinden öğrendikleri davranış ve değerlerde birbirlerine model olur ve bunları pekiştirir.

Akran Zorbalığı

Her kültürde, her okul türünde gözlenebilen zorbalık bir öğrencinin, bir veya birden çok öğrencinin olumsuz hareketlerine bir defadan çok maruz kalmasıdır. Zorbalığı diğer saldırganlık türlerinden ayırt eden özellikler;

• Gücün kasıtlı ve kötü kullanımı, • Zorbalığın tekrarlılığı • Zorbalığa katılan taraflar arası fiziksel ya da psikolojik güç dengesizliğinin bulunmasıdır.

Akran zorbalığı doğrudan ve dolaylı olmak üzere ikiye ayrılır. Doğrudan Zorba Davranışın, ebeveynler ve öğretmenler tarafından fark edilmesi daha kolaydır. Vurmak, itmek, engellemek, düşmanca hareket etmek, korkutmak, hakaret etmek, küçük düşürmek, bağırmak, lakap takmak gibi davranışları içerir. Dolaylı Zorba Davranışın ise, ebeveynler ve öğretmenler tarafından tespit edilmesi daha güçtür. Arkadaş ilişkilerini bozmak, gruptan dışlamak, görmezlikten gelmek, şantaj yapmak ya da dedikodu çıkarmak gibi davranışları içerir.

Bedensel veya zihinsel yönden birbirine eşit iki öğrencinin kavga etmesi saldırganlık özelliği taşır; ancak “zorbalık” olarak nitelendirilemez. Bir davranışın zorbalık olarak nitelendirilebilmesi için, içerisinde “güç dengesizliği” olmalıdır.

Güç dengesizliği; akranlar arasında fiziksel, psikolojik ya da sosyal olarak bir öğrencinin diğerinden daha güçlü olmasını ifade etmektedir. Ayrıca zorbalık tanımını yapabilmemiz için olumsuz davranışın “tekrarlanır biçimde bir süre” devam etmesi ve davranışı gösteren kişinin “kasıtlı” olarak karşıdaki kişiye zarar vermeyi hedeflemesi gerekmektedir. Çocuk/genç zorbalığa uğradığının ilk işaretlerini farklı biçimlerde verecektir. Okula gitmede isteksizlik, okuldan kaçma, akademik başarıda göze çarpan bir düşüş, hobi ve ilgi alanlarından uzaklaşma, fiziksel nedeni olmayan hastalıklar, yoğunlaşma bozukluğu, etrafındaki kişilere karşı şiddet kullanma, içe kapanma, saldırgan davranışlar sergileme, şüpheli darp izlerinin varlığı, beklenmeyen ruh halleri sergileme gibi belirtiler çocuğun zorbalık davranışına maruz kaldığının işareti olabilir.

Ebeveyn-Çocuk İlişkisi

Çocuk yaşama ilişkin bilgi ve becerileri yaşamının ilk yıllarında anne ve babasından öğrenir. Anne-babanın çocuğu algılayışı, ona takındığı tavır çocuk üzerinde onu yaşamı boyunca etkileyecek olumlu veya olumsuz izler bırakır. Bu ilişki çocuğun diğer bireylerle ve tüm yaşama ilişkin tutumlarının şekillenmesinde belirleyici bir rol oynar.

Çocuğun kişilik gelişimini olumlu yönde etkileyen davranışlar: “İlgi ve şefkat gösterme”, “Amaçlarına ulaşması için yardım etme” ve “Tutarlı disiplin uygulama”, vb.’dir.

Çocuğun kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlar ise: “Koruyuculuk”, “Fiziksel ve Duygusal Cezalandırma”, “Diğer çocuklardan daha başarılı olması için baskı yapma”, vb.’dir.

İngiliz psikiyatrist John Bowlby, insanlar üzerinde yaptığı çalışmalarda bebeğin davranışlarını annesine yakınlığını kuvvetlendirecek biçimde düzenlediğini savunmaktadır. Bowlby, anne-çocuk arasındaki normal ilgi süresini şöyle açıklar: Birinci yılın sonunda ilgi en yüksek noktaya vardığı zaman bağın kopma olasılığı (örn. annenin yerine bir yabancının gelmesi) bebeği oldukça endişeli yapar. İkinci yılda bağ kuvvetli bir şekilde devam eder, fakat üçüncü yılda çocuk kendini emniyette hissettiği zaman bağ zayıflamaya başlar ve dördüncü yılda çocuk diğer insanlarla yeni ilişkiler geliştirir. Anne-çocuk ilişkisi zedelenmiş olanlar, diğer insanlarla ilişkilerini geliştirmede güçlük çekerler, anneleriyle normal bağlarını kuran çocuklar kendilerine güven ve olgunlukta başarıya ulaşırlar.

Sevgi

Çocuğu sevmek, çocukla bütünleşmek, onunla bazı etkinliklerde beraber olmak ve bir birey olarak onun gerçeklerini anlamaya çalışmaktır. Çocuk kendisiyle birlikte geçirilen zamana eş olarak sevilip sevilmediğini


anlar. Sevi, temelde çocukla geçirilen zaman anlamına gelmektedir. Çocuk sevilmeden yaşayamaz. Çocuğun dünyasının tek dayanağı ve anlamı, ana-baba sevgisidir. O, bu sevgiyi yitirmemek için gösterdiği çaba sayesinde zamanla kendi kendini yönetmeyi öğrenir. Çocuk, anne ve babasında farklı nitelikte sevgi bekler. Bu sevginin özellikle kendi şahsına yönelik olmasını bekler. Beceri ve yetenekleri sevgi konusu olmamalıdır. Çocuk koşulsuz sevgi ister. Sevginin temel taşı kabul duygusudur. Sevildiğine emin olan çocuk, istenmedik davranışlarda bulunmaz. Anne ve babalar çocuklarına olan sevgilerini onlara zamanlarını vermekle gerçekleştirmelidirler.

Eğitim-Disiplin

Disiplin, çocuğa istendik davranış ve alışkanlıkları kazandırmak, kendi kendini denetleme (iç denetim) anlamına gelen ahlak gelişimini sağlamak anlamında düşünülmüştür. Bu da dıştan gelen bir zorlamayla olmaz. Önemli olan, içten gelen bir sorumluluk duygusunun oluşturulmasıdır. Çocukta ilk disipline edilmesi gereken konular; okul öncesi dönemde yemek yeme, tuvalet alışkanlığı ve belirli saatte uyuma gibi temel alışkanlıklardır. Disiplinin amacı düzenli, tutarlı ve sorumlu davranış alışkanlıkları kazandırmak olmalıdır. Aşırı hoşgörü ve disiplin eksikliği, çocukta bencillik ve anti-sosyal davranışların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Aşırı otoriter ve baskılı katı disiplinde de, ana-babaya karşı korku ve öfke ile nefret duygularının oluşumuna, çocuğun bağımlı veya isyankâr olmasına neden olabilir.

Ödül ve Ceza

Ödül istendik davranışların pekişmesini sağlamak amacıyla kullanılan ve çocuğun gelişimine önemli katkıları olan bir eğitim yöntemidir. Ödül çocuğa hak ettiğinde verilmeli, sadece görevini yapan çocuk gereksiz şekilde ödüllendirilmemelidir. Ceza ise istenmedik davranışların tekrarını önlemek amacıyla kullanılan bir eğitim yöntemidir. Çocuk toplumun veya ailenin kurallarını bozduğu zaman kullanılmalıdır. Bu kuralların neler olduğu daha önceden çocuğa söylenmiş olmalı ceza verilmeden önce, kurallar çocuğa hatırlatılmalıdır. Çocuğa ceza verirken, sakin ve kararlı olmak, cezayı ertelememek ve en önemlisi suç ve ceza arasında denge olması yanı cezanın kabul edilebilir ve yapılan olumsuz davranışı düşündürücü olması gerekir.

Aile Tutumlarının Çocuğun Ruhsal Gelişimi Üzerindeki Etkileri

Çocuğun gelişiminde ailenin katkıları şunlardır:

a. Aile, grup içinde dengeli bir birey olabilmesi için çocuğa güven duygusu aşılar. b. Onun sosyal kabul görebilmesi için gerekli ortamı hazırlar. c. Sosyalleşmeyi öğrenebilmesi için kabul edilmiş uygun davranış biçimlerinin içeren birer model oluşturur. d. Sosyal açıdan kabul edilmiş davranış biçimlerinin gelişimi için rehberlik eder.

e. Çocuğun yaşam ortamına uyum sağlarken rastladığı sorunlarına çözüm getirir. f. Uyum için gerekli olan davranışla ilgili, sözlü ve toplumsal alışkanlıklarının kazanılmasına yardımcı olur. g. Okul ve sosyal yaşamda başarılı olabilmesi için çocuğun yeteneklerini uyarır ve geliştirir. h. Çocuğun ilgi ve yeteneklerine uygun arzuların gelişimine yardım eder.

Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk yetiştirmeyle ilgili sorunlarını anlamak için aile tutum modeli incelenebilir (Şekil 4.1, s. 62).

Baskılı ve Otoriter Aile Tutumu

Aşırı baskılı ve otoriter tutum, çocuğu kendine güvenini yok eden, onun kişiliğini hiçe sayan bir tutumdur. Baskılı ve otoriter yaklaşımlarda anne-baba katı bir disiplin uygular. Çocuk her kurala uymak zorunda bırakılır. Otoriter bir ailede yetişen çocukların özellikleri:

• Stresli, tedirgin çocuklardır. • Kendine olan güveni hemen hemen yok gibidir. • Sessiz, çekingen, başkalarının etkisinde kolayca kalabilen çocuklardır. • Sürekli eleştirildiği için aşağılık duygusu geliştirebilir. • Dıştan denetimlidirler. Kendi başlarına karar veremezler, dışarıdan birilerinin onu yönlendirmesini beklerler. • Tam tersi çocuk isyankâr da olabilir.

Aşırı Hoşgörülü ve Gevşek Aile Tutumu

Böyle bir ortamda çocuk, ailede insiyatif sahibi tek kişidir ve onun isteğine göre diğer aile bireyleri kayıtsız şartsız uyarlar. Çocuk kısıtlama olmaksızın özgürdür. Serbest tutumla yetişen çocukların özellikleri:

• Devamlı birilerinden hizmet beklerler. • Her isteklerinin yapılmasını beklerler. • Okuldaki kurallarla karşı karşıya kaldıklarında hayal kırıklığına uğrarlar. • Diğerlerinin dikkatini çekmeye çalışırlar. • Bencil ve saygısızdırlar. • İstekleri buyruk niteliği taşımaktadır. • Toplumun vermediği hakları kendilerine tanımaya çalışırlar.

Dengesiz ve Tutarsız Aile Tutumu

Anne-babanın dengesiz ve kararsız tutumu çocuğun eğitimini ve gelişimini olumsuz açıdan etkiler. Buradaki dengesizlik ve tutarsızlık anne-babanın görüş ayrılığından olabildiği gibi anne veya babanın gösterdikleri değişken davranış biçiminde de görülebilir. Anne-babanın çocuğun yanında çocuk konusunda birbirlerini eleştirmeleri, birinin olumlu yaklaşımı diğerinin olumsuz tutumu ya da taraflardan birinin çocuğu kayırması, çok sık rastlanan yanlışlarındandır. Dengesiz ve kararsız tutumla yetişen çocukların özellikleri:


• Aşırı isyankâr ya da aşırı boyun eğici olabilirler. • Kaygılı, güvensiz bir kişilik sergileyebilirler. • Büyüdüklerinde karşısındaki insanlara zor güvenirler. • Tutarsız bir kişilik sergilerler. • Karar vermekte güçlük yaşarlar.

Aşırı Koruyucu Aile Tutumu

Anne-babanın aşırı koruması çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Daha çok anne- çocuk ilişkisinde gözlenen bu aşırı koruyuculuğun ardında annenin duygusal yalnızlığı yatmaktadır. Aşırı koruyucu anne çocuğu ile bütünleşir ve bu şekilde çocuğuna olan sevgisini dile getirdiğini, ona yardım ettiğini sanır. Korucu tutumla yetişen çocukların özellikleri:

• Aşırı bağımlı, özgüveni gelişmemiştir. • Sosyal gelişimi zedelenir. • Toplum tarafından kabulü zorlaşır. • Kendini gruba kabul ettirmek için isyankâr olabilir. • Tek başına kararlar alamaz.

İlgisiz ve Kayıtsız Aile Tutumu

Anne-babanın, çocuğu yalnız bırakma, görmezlikten gelme şeklinde dışlaması anlamına gelir. Aileden iletişim bozukluğu söz konusudur.

İlgisiz kayıtsız tutumla yetişen çocukların özellikleri:

• Çocuk dikkat çekmek için etrafına zarar verebilir. • İnsanlarla ilişki kuramaması sonucu sosyal gelişmesinde gecikme ve saldırganlık sergileyebilir. • Sözlü iletişim yetersizliğinden dolayı dil gelişiminde gecikme, konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir. • Özgüven sorunu yaşar. • Hayattan ve kendisinden beklentisi olmaz.

Demokratik Aile Tutumu

Anne-babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, onları desteklemeleri çocukların bazı kısıtlamalar dışında arzularını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. Güven verici, destekleyici ailelerde yetişen çocukların özellikleri:

• Sosyalleşmiş, işbirliğine giren çocuklardır. • Arkadaş canlısı ve duygusaldırlar. • Sosyal açıdan dengeli ve mutlu bireylerdir. • Özgüvenleri yüksektir, sorumluluk sahibidirler. • Kendine ve başkalarına güvenir. • Yaratıcı ve bağımsızdır. • Kurallara ve otoriteye saygı duyar.

Engelli Çocuğu Olan Ailelerin Sorunları

Çocuklarda süregelen hastalık, zihinsel veya bedensel engelli tanısını koymak aileler için oldukça örseleyici bir durumdur. Bu durum, ailenin işleyişinde, aile üyelerinin rol ve sorumluluklarında önemli değişiklikler meydana getirebilmektedir.

Zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip ailelerde yaşanan problemin yoğunluğu yetersizlik tipine, derecesine, ailenin durumu algılama şekline, destek sistemlerine ve hastalık konusundaki bilgi düzeyine göre değişiklik göstermektedir. Yetersizliği olan çocuğun, anne-babasının aile içi ve toplumsal yaşantılarına farklı etkileri olmaktadır. Anne temel bakım, aile içi iş ve ilişkileri sürdürmekte, baba ise genellikle ailenin maddi kaynaklarını sağlamaktadır. Bu durumda yetersizliği olan çocuğun etkileri anne üzerinde daha fazla görülmektedir. Bu durumdaki anneler ruhsal anlamda babalardan daha fazla etkilenmektedir.

Hasta olduğunu öğrenen çocuk ve anne- babasının ilk tepkileri şaşkınlıktır. Çocuğun özel durumuna anne- babanın tepkisini açıklayan iki temel yaklaşım olduğu görülür. Baskın olan görüş, anne-baba tepkisinin zaman içinde ortaya çıkan bir adaptasyon olduğunu ileri süren “zamana bağlı model”dir. Bu görüşe göre, adaptasyon çocuğun özel durumunu kabullenmek demektir. Aynı derecede kabullenmeyi ön görmeyen ikinci yaklaşım ise “süreğen hüzün” yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, anne-babanın tepkisinin, çocuğun durumuna uyumu olduğunu düşünür. Birbiri ile bütünleşmiş bir model her iki görüşü de kapsayan yönleri ortaya koymaktadır.

Zamana Bağlı Model

Zihinsel özür, fiziksel özür, süreğen hastalık gibi özel gereksinimleri olan çocukların anne babalarının tepkilerini açıklamaya yönelik geliştirilmiş modellerden birisi olan “zamana bağlı model” yaklaşımıdır. Modeldeki aşamalar; şaşkınlık, inkâr, keder, dikkati odaklama ve kapanıştır.

1. Şaşkınlık: Anne-baba için krizin başlangıcıdır. Şaşkınlık, tanı aşamasında ortaya çıkar. Bu evre çok kısa sürer ve çocuğun problemine tanı konulmasından kısa bir süre sonra ikinci evre başlar. 2. İnkâr: İnkâr bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkar. İnkâr davranışı anne-babaların gerçek tanının yanlış olduğu ümidiyle, ikinci bir yol arama ve dileklerin gerçekleşmesi hayali, avunma olarak adlandırılabilir. 3. Keder: Kızgınlık, suçluluk ve hüzün olarak dışa vurulur. Çocuğa konulan tanı nedeniyle, başkalarını suçlama da söz konusu olabilir. Başa çıkma yöntemleri yeterince kavrandığında keder evresi sona erer. 4. Dışarıya Odaklanma: Anne-babaların durumlarına uygun başa çıkma yöntemlerini keşfettikleri evredir. Dışarıdan yardım kabul edebilir ve hayatlarını gerçekçi bir şekilde duruma uyarlayabilirler. 5. Kapanış: Son evredir. Bu evrede anne-babalar çocukların tanısının normal aile yaşantısını bozduğu ve bozmaya devam edeceği gerçeğini kabul eder. Aile, çocuğun aile hayatına uyum sağlaması için yöntemler geliştirir. Şaşkınlık evresi ile başlayan kriz tehlikesi sona ermiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında