kimselerin hayatlarının anlatıldığı eserler yaygınlaşmıştır. “Biyografi”, otobiyografi ve monografiyi de Ortaçağ sonlarında ise Kralların ve Şövalyelerin içinde barındıran bir üst kavram olarak; sanat, edebiyat, biyografileri ağırlık kazanmaktadır. tarih, politika vs. alanlarda tanınmış, sevilmiş; ülkesine ve Rönesansla birlikte artık sanatçılar, yazarlar ve bütün insanlığa veya belli bir sanat bilim alanına önemli Şairlerin hayatları biyografi konusu olmaya başlar. Giorgio katkılarda bulunmuş kişilerin yaşam öykülerinin Vassari ,William Roper, James Boswell bu dönemde önemli yazılmasıyla ortaya çıkan edebiyat türüdür. Kelimenin biyografiler kaleme almışlardır. kökü Latinceye dayanmaktadır. Biyo-Graphe (yaşam- Ahbâr Kitapları Din ulularının hayatlarını, şekil) yaşamı anlatan yazı da denilebilir. söylediklerini anlatan “ahbar” kitapları, birer biyografi Kişiselliğin ön planda olduğu, buna bağlı olarak kişinin sayılırlar. mutluluklarını, hüzünlerini, başından geçenleri kendi Tabakât Kitapları Daha çok belli bir dönemdeki yorumuyla anlatıldığı yazarın yaşam öyküsüne hadisçilerin hayatlarını anlatan kitaplar olmakla birlikte, otobiyografi denilmektedir. bir bilim dalında belli zamanda yaşamış bilim adamlarının Biyografinin bir diğer alt kavramı olan monografi de ise hayatlarını anlatan kitaplara da bu ad verilmektedir. ünlü bir kişinin bütün yaşamını, ortaya koyduğu eserleri Vefeyatnameler Din büyüklerinin ve bazı meslek ayrıntılı bir şekilde ele alan yazılardan oluşur. mensuplarının ölümleri üzerine yazılan ve onların hayatları Belirli bir kişiye ait verilen bilgiler kendi içerisinde bir mantığa dayanan (kronolojik, sayısal diğer veriler gibi) hakkında bilgi veren kitaplardır. maddeler halinde veriliyor bunlarda bilgi ve belgelerle İslam dünyasında devlet büyüklerinin biyografilerine destekleniyorsa bu tip biyografilere Bilimsel Biyografi adı tarih kitaplarında rastlamaktayız. Bunun yanı sıra verilir. peygamberlerin, din alimlerinin. Halifelerin hayatlarını Bilimsel biyografilerle Edebi biyografileri birbirinden anlatan siyerler de biyografik eser olarak karşımıza ayıran nokta bakış açısıdır. Bilimsel biyografiler nesnel bir çıkmaktadır. Hz. Peygamber’in gazalarını anlatan Gazavât biçimde ele alınırken, Edebi biyografiler böyle bir kaygı kitapları, onun çevresinde bulunanların hâl tercümesi güdülmeksizin yazarın gözünden bakan öznel bir bakış sayılabilecek ahbâr kitapları, hadis rivayetçilerinin, açısıyla yazıya dökülür. tefsircilerin, fakîhlerin, imamların, âlimlerin, şairlerin, Bu iki biyografiden başka bunlardan farklı olarak tabiplerin hâl tercümesi sayabileceğimiz tabakât kitapları, Biyografik romandan söz edilebilir. Biyografi ve roman tezkire kitapları, menakıpnameler, şecere kitapları, türünün arasında kurmacadan ibaret bir şahsiyet vefeyatnameler, kısasü’l-enbiyalar biyografi edebiyatı kahramanlaştırılıyorsa bu türün içerisine girer. bakımından zengin bir kaynak oluştururlar.
Kültür, edebiyat ve sanat dünyamızda çokça bulunan Türk Edebiyatında Biyografi yazılardan olan “nekroloji” ise ünlü bir şahsiyetin ölümünden sonra onu tanıyanların gazete ve dergilerde İslam kültüründen etkilenen Klasik Türk Edebiyatı’nda onu tasvir eden ve her yönüyle anlatan yazılardır. tezkire geleneği biyografi alanında zengin bir malzeme Bir yazarın kendince değerli saydığı kişiyi; karakterini, oluşturmaktadır. Bu gelenek Arap Edebiyatına özelliklerini, fiziksel özelliklerini veya onda sevdiği dayanmaktadır. Arap edebiyatında Muhammed b. Sallam özelliklerini onu tanımasa da yazdığı biyografi türüne el-Cumâhi (ö.865) tarafından Tabakâtu’ş-Şu’arâ adıyla verilmiş ve XII. yüzyıldan sonra Fars edebiyatına “portre” denir. Fiziki ve Ruhsal portre olarak ikiye ayrılır. geçmiştir. Edebiyatımızda tezkire ilk olarak XV. yüzyılda Çağatay sahasında Ali Şir Nevayî tarafından yazılmıştır. Dünya Edebiyatında Biyografi Anadolu sahasında ise ilk örneği Sehi Bey (Heşt-Behişt) Yazıdan önce de biyografik eserlere rastlamak tarafından verilmiştir. mümkündür. Bu, insanlarda duvarlara resim çizmek, veya Tanzimat Dönemi’yle beraber Batılı ürünler ortaya heykel yapmak şeklinde hayat bulmuştur. Hem yazı olsun çıkmaya başlar. Bu eserler genellikle belirli bir olgunluk hem de resim veya heykel olsun hepsinin temelinde yatan kazanamamış geçiş dönemi eserleridir. biyografik eser oluşturma fikri insanın ölümlü olmanın Cumhuriyet sonrası Türk Edebiyatında ise çeşitlilik ve karşısında var olma, anma, anlamlı kılma, kalıcı olma gibi zenginlik görülmektedir. Bunlardan bazı dikkat çekici insani bir duruş söz konusudur. olanları ise şunlardır.: Yazısız örnekleri bir kenara bırakıp edebiyatın bir türü • Mithat Cemal Kuntay, Mehmed Âkif- olarak biyografiyi ele aldığımızda, bağımsız bir tür olarak • Hayatı, Seciyesi, Sanatı (1939) biyografinin öncüsü MS 46-120 yılları arasında yaşamış • Abdülhak Şinasi Hisar, İstanbul ve Pierre olan Yunanlı deneme, tarih ve biyografi yazarı Plutarkhos • Loti (1958) gösterilmektedir. İlk biyografi örneği ise “Paralel • Mithat Cemal Kuntay, Sarıklı İhtilâlci Ali Yaşamlar” adında çoğu tanınmış 23 Yunanlı ve 23 • Suavi (1946) Romalının karakter özelliklerinin üzerinde durulduğu • Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk (1946) eseridir. • İbrahim Alaettin Gövsa, Türk Meşhurları • Ansiklopedisi(1945)
• Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler • Sözlüğü(1960) • Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam (İsmet • İnönü’nün yaşam öyküsü, 3 cilt, 1966- 1968)
Sadettin Nüzhet Ergun’unda biyografi alanında pek çok çalışması vardır. Bunlardan birkaçı; Gevheri (1928), Pir Sultan Abdal (1929), Mevlânâ (1932), Namık Kemal (1933), Aka Gündüz (1937), Ali Cânib (1937) gibi eserleridir.
Biyografi alanında Asım Bezirci’de pek çok yazı bırakmıştır. Nurullah Ataç (1968); Orhan Veli Kanık (1967); Sabahattin Ali (1974) bunlardan bazılarıdır. Daha önceden de bahsettiğimiz Biyografik romanlara Cumhuriyet Dönemi’nde ilk defa 1932 yılında eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’ in kaleminden çıkan “Goethe Bir Dehanın Romanı” nda rastlarız. Oğuz Atay’ın “Bir Bilim Adamının Romanı” adlı eseri gerçek bir biyografik roman olma özelliğini taşır. 1980 sonrası biyografik roman tarzındaki eserlerde bir değişme görülür. Bu değişimi bazen Ayşe Kulin’in Adı:Aylin adlı romanındaki gibi bir akraba biyografisinde bazen de Hıfzı Topuz’un Mediha Sultanı anlattığı “Paris’te Son Osmanlılar” adlı romanında görmek mümkündür.
Cumhuriyet Dönemi’nde yazılan bazı pörtler ise şunlardır: • Yusuf Ziya Ortaç, Portreler (1960) • Haldun Taner, Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979) • Hakkı Süha Gezgin, Edebî Portreler (1939) • Orhan Okay, Silik Fotoğraflar (2001) Bunların dışında edebiyatımızda nekroloji alanında da oldukça fazla yazıya rastlamak mümkündür. Mesela Yahya Kemal’in, Ahmet Haşim’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Necip Fazıl’ın, Atilla İlhan’ın ölümleri üzerine yazılan nekrolojiler sayıca bir hayli fazladır.