XIX. yüzyılın ikinci yarısına girildiğinde Başkurt halkı Başkurt Edebiyatı yaklaşık üç yüz yıldır Rus egemenliği altında kalmış
XIX. yüzyılda Başkurt edebiyatı oluyordu. Bu dönem Başkurt halkının ekonomisinde,
XIX. yüzyıl öncesinde Başkurt edebiyatı, münferit bir kültüründe ve sosyal düşüncesinin gelişmesinde derin izler yazılı edebiyat olarak tam anlamıyla kendisini bırakmıştır. Yeni usul (usul-i cedid) uyarınca eğitim göstermemiştir; Başkurt edebiyatının XIX. yüzyıl vermeye başlayan medreselerin sayısı da bu dönemde öncesine ait edebî eserleri, dönemin genel Kıpçak gittikçe artmaktadır. Başkurtlar arasında da eskiden beri edebiyatı ve dönemin ortak Türk edebiyatı geleneğine süre gelen didaktik şiirlerin temelini yaşam ve tabiat bağlıdır ve onun içindedir. XIX. yüzyıldaki Başkurt üzerine düşünceler, felsefî veya dinî düşünceler edebiyatını ilk ve ikinci yarı olmak üzere iki kısımda ele oluşturuyordu. XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki eğitim ve almak gerekir. XIX. yüzyılın ilk yarısında ortak dönem kültür değişmeleri neticesinde de Başkurt edebiyatı farklı Türk edebiyatının izleri daha canlıdır. Özellikle dini- konular ve farklı üsluplar doğurur. Miftahettin Akmulla ve tasavvufi konular başta olmak üzere, aşk, sevgi, tabiat gibi Möhemmetselim Ömötbayev gibi Başkurt edebiyat tarihi değişmez temalar, bu dönemin de vazgeçilmezleri olarak ve Başkurt modernleşmesindeki bu iki isim, dönemin en görülmektedir. Bu dönem, Başkurt yazılı edebiyatının dikkate değer isimleri olarak zikredilebilir. Akmulla’nın gelişmesinde bir çığır olarak kabul edilemez. Fakat, ilk eserlerindeki okuyucuya etki gücü, büyük bir yeteneğin tohumların ekilmeye başlandığı bir dönem diye doğrudan doğruya hayattan ruh bulmasına ve dünyevî adlandırmak da yanlış olmaz. XIX. yüzyılda Başkurt yazılı temalarla kendisini göstermesinden kaynaklıdır. Akmulla, edebiyatının temel kaynağını sözlü edebî gelenekteki konu dinî yönleri ağır basan şairlerden farklı olarak, yaşamda ve duygular oluşturmaktadır. şahsen gördüklerini, kişisel tecrübelerini ya da bizzat kendi hislerini yazmıştır. Bu dönemin bir diğer önemli XIX. yüzyılın ilk yarısında Başkurt edebiyatı ismi Möhemmetselim Ömötbayev’dir. Ömötbayev, Başkurt edebiyat tarihinde olduğu kadar Başkurt tarihine Bu dönem içerisinde özellikle dört isim öne çıkmaktadır. özgü vesikaları tercüme etmesiyle ya da derlemesiyle de Bunlardan ilki, Ebilmelih Kargalı’dır. 1782-1833 önemli bir yere sahiptir. Şiirlerinin ve eserlerinin niceliği yıllarında yaşayan Kargalı’nın en önemli eseri, “Tercüme- ile değil, çok yönlü olmasıyla dikkat çeken bir isimdir. i Hacı Ebilmelih El-Biste-i Es-Segidi”dir. Dönemin bir Başkurt halkında eğitimin, sanat ve edebiyatın gelişmesine başka şairi ise, Hüsniyar’dır. Münacat, mersiye ve nasihat engel olan sebepleri belirlemeye çalışmıştır. türlerindeki eserlerinin dışında, Başkurt edebiyatında Ömötbayev’in en önemli eseri “Yadkar” (Hatıra) adlı manzum seyahatnamesi ile tanınmaktadır. XIX. yüzyılın eseridir. ilk yarısında Şemsettin Zeki, Geli Sokoroy gibi Başkurt aydınları, geleneksel eğitim içerisinde yer almış olsalar da, XX. yüzyılda Başkurt edebiyatı fikirleri ve bakışları itibarıyla dönemlerinin diğer şair ve düşünürlerinden farklı yerlere sahiptirler. XX. yüzyılda İdil-Ural coğrafyasında başlayan yenileşme hareketleri, eğitim ile sürerek, siyaset meydanına da Şemsettin Zeki, gazel başta olmak üzere, Arap ve Fars sıçramaya başladı. Bu yüzyıl içerisinde Başkurt edebî türlerinin pek çoğunu büyük bir ustalıkla edebiyatının milli yüzü daha da belirgin hale geldi. kullanmıştır. Kimi gazellerinde hayatın geçiciliği, Akmulla, Ömötbayev’in yanı sıra Kayyum Nasırî, üretkenlik gibi konuları da ele alarak, yeni temalarla Şihabettin Mercanî’nin fikirleri daha ileriye taşınarak dile Başkurt şiirini zenginleştirmiştir. getirilmeye başlandı. Yayın hayatına başlayan pek çok dergi ve gazete, bölgedeki halkın millî fikirler ile Dönemin önemli isimlerinden birisi de Geli [Ali] tanışmasında büyük bir etken oldu. En önemlisi de bu Sokoroy’dur (Tatarcada adı Gali Çokrıy şeklinde yazılır). yayın organları, edebi hareketin güçlenmesine ve Sokoroy, oldukça üretken bir yazardır. Fosul-i Erbeğa edebiyatın gelişmesine yardım ettiler. (Dört Mevsim), Medħ-i Kazan (Kazan’ın Methi), Şemğ Ez-Ziya (Mum Işığı) gibi eserleri, yenilikçi, çağdaş 1902 yılında Mecit Gafuri’nin ilk eserleri yayımlandı. fikirleri ön plana çıkaran ve cahilliği, dar görüşlülüğü Gafuri bu şiirleri ile halkı bilime ve eğitime davet etmeyi eleştiren eserlerdir. Eğitim, okumak, çalışmak gibi konular amaçladı. Birkaç yıl sonra da Tatar edebiyatının güçlü sesi şiirlerinin ana temasını oluşturmaktadır. Fakat şiirin asıl Abdulla Tukay, şiirlerinde benzer temaları işledi. XX. içeriği Başkurt edebiyatında ve kültür hayatında artık yüzyılda Başkurt edebiyatını devrim öncesi ve devrim kendini göstermeye başlayan ve usul-i cedid adıyla bilinen sonrası olmak üzere iki kısımda ele almak gerekir. Devrim yeni usul eğitim anlayışıdır. Sokoroy, eğitimin ehil öncesinin önemli isimleri arasında Mecit Gafuri, Şeyhzade kişilerce verilmesi ve ailenin çocuğun eğitiminde Babiç, Seyfi Kudaş gösterilebilir. sorumsuzca davranmaması gerektiğini ve de dayakla eğitimin bağdaşmadığını söylemektedir. Sokoroy, yalnızca 1917 Devrimi öncesinde Başkurt edebiyatı
tenkit şiirleri ile bilinmemektedir. Onun bazı mensur Bu döneme adını ilk yazdıran Mecit Gafuri’dir. O, bu eserleri de Başkurt edebiyat tarihinde oldukça önemlidir. dönemdeki eserlerinde öncelikle yoksulları savunmayı,
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Başkurt edebiyatı onların dili olmayı amaçlar. Bu yıllardan sonra onun eserleri eleştirel bir yön taşımaya başlar. Onun şiirlerinin
en önemli özelliği, toplumcu yönünün ağır basmasıdır. O, Malkarlılar yüzyıllar boyunca ağızdan ağza, nesilden nesle toplumcu bir edebiyat için mücadele verdi. Yoksullar, aktardıkları sözlü edebiyat ürünlerini ancak 19. yüzyıl ezilenler, muhtaçlar onun eserlerinin temel kahramanları sonlarında yazıya geçirme imkânına kavuşmuşlardır. Arap olarak ortaya çıktı. harflerine dayalı bir alfabe kullanan Karaçay-Malkarlılar yerel bir lehçe özelliği taşıyan dillerini yavaş yavaş Şeyhzade Babiç de genç Başkurt edebiyatının genç dili işlemeye başlamışlar, edebî eserler verebilecekleri edebî olmuştur. Şiirlerinde genel olarak halk sevgisi, vatan bir dilin temelini atmışlardır. temasını işler. 1916 ve 1917 yıllarında yazdığı şiirlerde genel olarak siyasi konular işlenir. O, kimi eserlerinde Karaçay-Malkar yazılı edebiyatı (XIX. yy. sonu) ince hisler, estetik duygular uyandırırken, kimilerinde de Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının temelini aslında bir ağır hicivlerde bulunmuştur. Başkurt halkının ezgilerini halk şairi olan Kâzım Meçi atmıştır. Kâzım’ın Arap şiirinde birleştirmeyi amaçlamıştır. Böylelikle de şiirinde harfleri ile kaleme aldığı Karaçay-Malkar Türkçesindeki daha millî bir tavır sergilemiştir. ilk şiirleri XIX. yüzyılın ikinci yarısında Karaçay-Malkar Babiç’in çağdaşı olan Seyfi Kudaş da eserleri ile Başkurt edebiyatının doğuşuna vesile olmuştur. Karaçay-Malkar edebiyatında adını duyurmaya başlar. İlk eserlerini I. yazılı edebiyatının Sovyet öncesi dönemdeki kurucuları Dünya Savaşı yıllarında verir. Bu ilk şiirleri, genellikle arasında sayılabilecek en önemli edebî şahsiyetlerden biri satirik tarzdadır ve dönemin ünlü hiciv dergisi “Karmak” de İslam Kırımşavhal (1864-1910)’dır. İslam Kırımşavhal da yayımlanır. 1917-1918 yıllarından sonra şiirlerinde Karaçay-Malkar edebiyatında satirik şiirleri ile tanındı. hürriyet teması ağır basmaktadır. Kudaş, devrim Börü bla Kiştik (Kurt ile Kedi) adlı şiirindeki Karaçay- öncesinde yazmaya başlamış olsa da asıl verimliliğini Malkar diline ustalığı ve hiciv yeteneği ona Karaçay- devrimden sonra gösterir. Sovyet vatanseverliğini yücelten Malkar edebiyat tarihinde önemli bir itibar ve yer sağladı. eserler yazmaya yönelir. Bütün eserlerinde kendi halkı ve Karaçay-Malkar Türkçesindeki ilk roman örneği olan eseri memleketinden unsurlar kullanarak Başkurt kültürünü günümüze ulaşamadı. yansıtmayı amaçladı. Kudaş’ın şiirlerinin en güçlü yanı; İsmail Akbay da Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının yaşamı sade ve halka yakın ifade etmesidir. Seyfi Kudaş, temelini atan aydınlardan biridir. Krılov’un masallarından çocukları da unutmamıştır. Başkurt çocuk edebiyatında da Karaçay Türkçesine çevirdiği masallardan oluşan “Ana katkı yapan Kudaş, bu sahaya yönelik ona yakın eser Tili” (Ana Dili) adlı ilk kitabını Tiflis’te yayımladı. Rus vermiştir. Çarlığı’nın yıkılıp Sovyetler Birliği’nin kurulmasından Sovyet Dönemi Başkurt edebiyatı (Başkurt Sovyet sonra Sovyet hâkimiyetine giren Karaçay-Malkarlılar için edebiyatı) 1924 yılında Latin harflerine dayalı bir alfabe oluşturuldu. Umar Aliy’in “Cangı Karaçay-Malkar Elible” (Yeni Bu çağın yazarlarından birisi Nazar Nejmi’dir. Başkurt Karaçay-Malkar Harfleri) adlı kitabı aynı yıl yayımlandı. edebiyatının gelişmesinde gösterdiği hizmetlerden dolayı Bu sebepten çağdaş Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının pek çok nişan ve madalya ile mükâfatlandırılır. 1993 doğuşunu 1924 yılı olarak kabul edebiliriz. yılında da Başkurdistan’ın halk şairi ünvanı ile onurlandırılır. İlk şiirlerini 1937 yılında yazmaya başlar. Sovyet Dönemi Karaçay-Malkar edebiyatı (XX. yy.) Nazar Nejmi’nin en üretken olduğu saha tiyatrodur. 1924 yılından itibaren Karaçay Özerk Bölgesi’nde Dönemin bir diğer önemli ismi de Mostay Kerim’dir. yayımlanan “Kızıl Karaçay”, “Tavlu Carlıla” (Dağlı Onun şiirlerindeki betimlemelerde de Başkurdistan Fakirler) ve “Tavlu Caşav” (Dağlı Hayatı) adlı gazetelerle coğrafyasının zenginliği en çok başvurduğu kaynaktır. M. Kabartay-Balkar Özerk Cumhuriyeti’nde yayımlanan Kerim de özellikle tiyatro alanında oldukça mahir “Kızıl Kabartay” ve “Kara Halk” adlı gazetelerde bazı olduğunu göstermiştir. “Salavat” adlı piyesi, yalnızca bir şairlerin Karaçay-Malkar Türkçesinde yazılmış ilk şiirleri modern tiyatro eseri olarak ele alınmamalıdır. Dramatik yayımlanmaya başladı. Bu yıllarda Said Otar’ın şiir tarzı modern tiyatroyu, halk destan geleneğine yakınlaştırmayı kendine özgü yapısıyla dikkatleri üzerinde toplamaya da amaçlayan şair, eserlerinde Başkurt halkının millî başladı. 1920’lerin sonlarında kaleme aldığı “Tırpancılar” simgelerini ve değerlerini özellikle kullanmayı tercih eder. adlı şiirinde Said Otar halk şarkılarının kafiye ve mısra düzenini hatırlatırken, şiirin kuruluş tarzı ve konusu ile Karaçay-Malkar Edebiyatı Karaçay-Malkar şiirine bir yenilik ve renk getirdi.
Karaçay-Malkar Türkleri Karaçaylıların eski hayatları ile Sovyet rejimi altındaki yeni hayatlarını mukayese eden, kadının toplum Rusya Federasyonu’nun Kafkasya bölgesinde, Karaçay- hayatındaki yerine ve önemine dikkat çeken, ateizm Çerkes ve Kabardin-Balkar adlı iki farklı cumhuriyetin konusunu işleyen ilk şair olan İssa Karaköt 1928 yılında sınırları içinde yaşamakta olan Karaçay-Malkar Türkleri, yayımlanan “Kafkas” adlı şiiriyle lirik peyzaj tarzında Sovyetler Birliği döneminde tabi tutuldukları suni ayrıma yeni bir çığır açtı. 1920’li yıllar henüz Karaçay-Malkar rağmen aynı etnogeneze sahip ve tarih boyunca aynı dili yazılı edebiyatının emekleme dönemiydi. 1930’lu yıllarda ve kültürü paylaşmış olan bir Türk boyudur. Çok zengin Karaçay-Malkar edebiyatçıları arasında Sovyet rejimine bir sözlü halk edebiyatı geleneğine sahip olan Karaçay- gönülden bağlananlar, komünizmin Kafkasya’nın geri
bırakılmış dağlı halkları için bir kurtarıcı olduğunu Federasyonu içinde yerlerini aldılar. Edebiyat ve eserlerinde ifade eden yazarlar ön plana çıkmaya edebiyatçılar bu değişimden en fazla etkilenen kesimin başladılar. 1930’lu yılların ikinci yarısında Karaçay- başında geldiler. Çünkü artık edebiyatçılar eski rejimin Malkar edebiyatına yeni bir renk ve anlayış geldi. Şairler dayatma, baskı ve konu sınırlandırmalarından kurtulmuş, arasında yeni, sevinç ve mutluluk dolu, yürek ısıtan, sâde yüreklerindeki duyguları açıkça ifade etme özgürlüğüne bir dille yazılmış lirik şiirler doğmaya başladı. Karaçay- kavuşmuşlardı. Göçler, sürgünler, soykırımlar gibi zor Malkar şiirinin en büyük ustası kabul edilen Kaysın Kuliy hayat şartları altında doğup gelişen Karaçay-Malkar şiirlerindeki güçlü tasvirler, anlatım gücü ve zengin hayal edebiyatı Sovyetler Birliği’nin yıkılışının ardından dünyası ile bütün Sovyetler Birliği şairleri arasında önemli kendisine yeni bir yol çizerek ilerleyişini sürdürmektedir. bir yere sahip oldu. Çuvaş Edebiyatı 1930’lu yıllar Karaçay-Malkar edebiyatında ilk tiyatro eserlerinin yazılmaya ve sahnelenmeye başladığı yıllar Çuvaş adı
oldu. Karaçay-Malkar edebiyatında ilk tiyatro eserlerini ve “Çuvaş” adının kökeni ile ilgili olarak farklı birtakım piyesleri yazan ise Şaharbiy Ebze idi. Malkar bölgesinde düşünceler söz konusudur. N. İ. Zolotniskiy sözün “sessiz, ilk drama eseri ise 1930’lu yılların sonunda Ramazan Gela sakin” anlamına gelen yĭvaş kelimesi ile ilgili görürken A. tarafından yazıldı. Malkar nesrinde ilk hikâye tarzı eser P. Kovalevski suvaz~çuvaş ilişkisini düşünmüştür. G. V. 1930’lu yıllarda Bert Gurtu tarafından yazılan “Bekir” adlı Yusupov ise komşu kavimlerin “nehrin karşı tarafı” hikâye idi. Karaçay-Malkar edebiyatının ilk romanı da anlamındaki suvas sözü ile Çuvaşları adlandırdıklarını 1930’lu yıllarda kaleme alındı. Hasan Appa tarafından belirterek, Çuvaş adını bu söz ile ilgili görmüştür. yazılan “Kara Kübür” (Kara Sandık) adlı eser Karaçay- Malkar edebiyatında roman tarzının en güzel Çuvaşistan
örneklerinden biri olma özelliğini günümüze kadar Çuvaşistan Avrupa’nın doğusunda, Rusya topraklarının sürdürdü. 1940’lı yılların başları, İkinci Dünya Savaşı’nın ise orta kesiminde, İdil ırmağının kenarında yer alan Karaçay-Malkar edebiyatında bıraktığı derin izlere sahne Rusya federasyonuna bağlı özerk bir cumhuriyettir. oldu. Savaş yıllarında Karaçay-Malkar edebiyatının konusu büyük ölçüde savaş üzerinde yoğunlaştı. Ancak Nüfus
“Sovyetler Birliği’ne ihanet, rejim düşmanlığı ve Alman 1.251.619 nüfuslu Çuvaşistan Özerk Cumhuriyetinde ordusu ile işbirliği” suçlamalarıyla topyekûn 814.750 (%67,7) kişi ile en kalabalık unsur Çuvaşlardır. Kafkasya’dan Orta Asya ve Sibirya’ya sürüldüler. Böylece Karaçay-Malkar edebiyatının sürgün yılları başladı. Çuvaşça ve lehçe tasniflerindeki yeri
Gerçek anlamda bir soykırıma tâbi tutulan Karaçay- Türklük bilimi araştırmacılarınca Çuvaşça, İdil Bulgar Malkarlıların birbirlerinden koparılarak tarih ve Türkçesinin bir devamı ve Ana Bulgarcanın günümüzdeki kültürlerinden, dil ve edebiyatlarından da uzaklaşıp tek temsilcisi olarak kabul edilmektedir. Çuvaşçanın bir asimile olmaları amaçlanıyordu. Sürgünün ilk acılarını Türk dili olduğunu ispat ederek Türk dilinin lehçe üzerlerinden atan Karaçay-Malkar edebiyatçıları 1950’li tasnifleri arasına Çuvaşçanın da girmesini sağlayan ilk yıllarda Karaçay-Malkar edebiyatının sürgündeki temelini araştırmacı, De lingua tschuwaschorum adlı çalışmasında attılar. Bu dönemde Karaçay-Malkar edebiyatçılarının Genel Türkçedeki söz içi ve sonu /z/ ve /ş/ ünsüzlerinin Orta Asya halkları ile tarihî ve kültürel bağlarını Çuvaşçada akıcı /l/ ve /r/ ünsüzleriyle denkleştiğini keşfettikleri dikkati çekti. Karaçay-Malkarlılar 1957 keşfeden W. Schott’tur. Türk şivelerine ilişkin tasnif yılından itibaren Sovyet hükümeti tarafından affedilerek, denemelerinde bir takım konumlandırma ve süreç sürgün yerlerinden ata yurtlarına, Kafkasya’ya dönmeye kaynaklı yanlışlara sapılsa da Çuvaşçanın Ana Türkçe başladılar. 1959-1961 yılları arasında Karaçay-Malkar döneminde ayrılmış bir Türk lehçesi olduğu konusunda edebiyatçılarının birbiri ardına yeni kitapları okuyucularla genel bir kabul söz konusudur. buluşmaya başladı. 1960’lı yılların başlarında Karaçay- Malkar edebiyatı genç edebiyatçılarla tanıştı. Özellikle Çuvaş edebiyatı
şiirdeki ritm ve kafiye düzenindeki yenilikler dikkati çekti. Çuvaş Türkçesinin tarihsel geçmişi ile ilgili araştırmalarda 1970’li yıllarda Karaçay-Malkar edebiyatçıları İkinci genel olarak Çuvaşların İdil Bulgarları ile olan ilişkisi Dünya Savaşı konusuna eserlerinde ağırlık vermeye üzerinde durulmaktadır. İdil Bulgarlarından kalan mezar başladılar. 1970’li yıllar Karaçay-Malkar şiirine de pek taşları bu bakımdan Çuvaşçanın tarihî dil yadigârları çok yetenekli şair kazandırdı. 1980’li yıllarda Karaçay- olarak kabul edilmektedir. O dönemdeki yoğun Malkar edebiyatçıları Sovyetler Birliği’nin gevşemeye Hristiyanlaştırma faaliyetlerine yönelik oluşturulan dinî başlayan rejiminin de etkisiyle millî meselelerine, sürgün içerikli metinler ile Çuvaş halk edebiyatı metinlerine yıllarının tahlili ve sorgulamasına yöneldiler. ilişkin yayınlar ise Çuvaş yazılı edebiyatının ilk
Sovyet Dönemi sonrası Karaçay-Malkar edebiyatı örneklerini temsil etmektedirler. 1879-1880 yıllarında M. İ. Federov, Arşuri manzumesini, İ. N. Yurkin de 1889- Sovyetler Birliği’nin 1990’lı yılların başlarında 1890’da sosyal içerikli hikâyelerini kaleme almıştır. Adı dağılmasıyla birlikte Karaçay-Malkarlılar Rusya geçen bu eserler Çuvaş şiir ve nesrinin ilk örnekleri olarak
kabul edilmektedir. Çuvaşların dünyaca ünlü Narspi Stefan Sarıg-ool, Sergey Pürbü, Yuri Künzegeş dönemin manzumesi de Konstantin İvanov tarafından bu dönemde belli başlı şair ve yazarlarıdır. 1970-1990’lı yıllar Tuva (1908) kaleme alınmıştır. Anılan bu sürecin sonunda, bu Edebiyatının üçüncü devresidir. Bu dönemde tanınmış yüzyıl içinde Çuvaş Türkçesi artık tam bir edebî dil haline dünya klasiklerinden Tuvacaya tercümeler yapılmış, gelmiştir. İlk küçük sahne eseri olan “Iratnipe” ve büyük roman türünde eser verenler çoğalmıştır. piyes olan “Vĭhĭtsĭr Vilĩm”i (1918) kaleme alan Mihail Modern Hakas edebiyatı Filippoviç Akimov-Aruy ayrıca dikkat çekmektedir. 20 ve 30’lu yıllar edebiyatında, şiirde P. Husangay; öykü Hakas Cumhuriyeti; Güneyinde Tuva Cumhuriyeti, alanında A. Talvir ile M. Trubina; romanda V Krasnov, Kuzeyinde Krasnoyarsk Oblastı, Güneybatısında Altay İlle Tuktaş; hikâye alanında E. Elliyev, D. Detrov, S. Cumhuriyeti ile sınırlıdır. 1920’li yıllarda bir müddet Kiril Elger ve V. Rzay; uzun şiirde ise V. Mitta öne çıkan kökenli alfabe kullanan Hakas Türkleri 1929-1939 yılları sanatçılar olmuşlardır. 1950’li ve 1960’lı yıllara arasında Latin temelli alfabe kullanmış, 1939’dan sonra Çuvaşların tarihini ele alan romanlar kaleme alınmaya yeniden Kiril kökenli alfabeye geçilmiştir. Kırgızlar gibi başlamıştır. F. Uyar’ın “Tanata”, M. İlpek’in “Hura Şıkır”, Hakaslar da çok zengin sözlü bir edebiyata sahipti. S. Aslan’ın “Ahrat” adlı romanları bu dönemin önemli Günümüzde sözlü anlatma geleneği tamamıyla eserleridir. kaybolduğu gibi Hakas Türkçesi de yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çağdaş Hakas edebiyatı 1920’li yılların Kuzeydoğu Türk Lehçeleri Edebiyatı (Sibirya sonunda alfabe yapımından sonra başlamıştır. Hakasların Türk Edebiyatları) ilk çağdaş yazarı şeklini gelenekten, muhtevasını devrin
Sibirya coğrafyasında insanlar tabiatla baş başadır. Bu baş siyasal gelişmelerinden alan eserler yazan Aleksandr M. başa yaşayış sırasında insan tabiatı ve onun içinde Topanov’dur. Gelenekten faydalanan şiir en hızlı gelişen insanoğlunun macerasını sorgular. Bu sorgulama çokça tür olur. Hakas edebiyatının ilk romanı Nikolay G. sözlü edebî ürünler yaratır. Sibirya Türk topluluklarında Domojakov’un Irahhı Aaalda (Uzaktaki Köyde) adlı bu yüzden zengin bir halk edebiyatı vardır. Sözlü halk eseridir. 1990’lı yıllardan itibaren Hakas edebî ürünlerinde edebiyatı geleneği 20. asrın ikinci yarısına kadar devam öze dönüş, unutulan kültürel değerlerin diriltilmesi etmiştir. Günümüzde bu gelenek yerini modern yazılı temaları sıklıkla işlenmektedir. Fakat son yıllarda maddi edebiyatlara bırakmış, 20. asırda derlenen destan metinleri yetersizlik nedeniyle edebî eserler basılamamaktadır.
bu edebiyatın zengin malzemeleri olarak kalmıştır. 1920’li Modern Altay Edebiyatı yıllarda alfabeler yapıldıktan sonra çeşitli ders kitapları ve sözlük yazma çabaları başlamıştır. Modern yazılı Altay Türkçesinin ilk yazı dili bölgeye gelen misyonerler edebiyata geçiş tarihi 1930’lu yıllar kabul edilebilir. tarafından Teleüt ağzı esas alınarak, oluşturulmuştur. 1930’lu yılların başından 2. Dünya Savaşına kadar olan 1920’li yıllarda Kiril kökenli alfabe kullanan Altaylar dönem bölgede kurulan özerk bölgelerde modern 1930’lu yıllarda diğer Türk topluluklarında olduğu gibi edebiyatın temelleri atılmış, ilk modern şiir, hikâye, Latin kökenli alfabeye geçmiş, 1940’lı yıllarda yeniden tiyatro eserleri yayımlanmıştır. Stalin’in 1953 yılında Kiril kökenli alfabeye dönülmüştür. Altaylar da zengin bir ölümünden sonra Sovyetler Birliğinde nispi bir rahatlama sözlü edebî geleneğe sahipti. Bu sözlü edebî ürünler görülür. Edebiyatta işlenen konular zenginleşir. Eserlerde arasında; destan, masal, efsane, türkü türleri başta rejime aykırı olmayan millî değerlere yer verilir. geliyordu. 1817-1901 yıllarında yaşayan M. V. Çevalkov Yabancılardan, özellikle Rus klasiklerinden yerel yazı çağdaş Altay edebiyatının ilk yazarı sayılır.
dillerine çeviriler yapılır. Modern Saha (Yakut) edebiyatı
Modern Tuva edebiyatı Tarihî kaynaklar bugünkü Sahaların 13-14. asırlarda
Tuva Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içerisinde; güneyden bugünkü yurtlarına göçtüklerini belirtmektedir. Güneyinde Moğolistan, Kuzeybatısında Hakas Saha Türkleri çok zengin bir sözlü edebî geleneğe sahip Cumhuriyeti, Doğusunda Buryat Cumhuriyeti ve idi. Bu gelenek içinde Olonho olarak adlandırılan Batısında Altay Cumhuriyetiyle sınırlıdır. Tuva kahramanlık destanları en önemli yeri alıyordu. “Bazı Türkçesinde, uzun asırlardır komşu olmanın bir sonucu araştırıcılara göre Sahaların ilk yazılı eseri Afanasya olarak, Moğolcanın yoğun etkisi görülür. Çağdaş Tuva Yakovleviç Uvaroskay (1800-1862) tarafından 1848 alfabesi 1930 yılında Latin kökenli yapılmış, bu alfabe yılında kaleme alınan Ahtıılar (Hatıralar) isimli eserdir. 1941 yılında Kiril kökenli Tuva alfabesiyle 1970’li yıllarda Saha Edebiyatında üçüncü kuşak değiştirilmiştir. Zengin bir halk edebiyatı geleneğine sahip eserlerini verir. Bu dönemde nesir yükseliş halindedir.
Tuva Türklerinin Çağdaş yazılı edebiyatı ancak 1930’lu yıllarda başlamıştır. İlk hikâye Sambukaynın Çugaazı (Sambukay’ın Sözü) 1930-1931 yıllarında Şın (Gerçek) gazetesinde yayımlanır. 1945-1970 yılları Tuva edebiyatının ikinci devresi sayılabilir. Bu dönemde nesir türünde kısa ve uzun hikâye türlerinin geliştiği görülür.