AÖF Soru Bankası

Çağdaş Türk RomanıÜnite 3 Özeti

1950 Sonrası Türk Romanında Bireysel Eğilimler

Maurice Barres’ten gelen, biraz da yaşadığı zamanın 1950 Sonrası Türk Romanına Genel Bir Bakış getirdikleriyle uzlaşamamaktan kaynaklanan geçmişe

Cumhuriyetin ilk devresinde görülen roman için gerekli kaçış düşüncesini işler.

derinlikten yoksun piyasa romancılığı, bu dönemde de Romanlarının yapısını geçmiş-şimdi çatışması üzerine varlığını sürdürür. Yaşamın gerçeklerinden ve toplumdan kuran romancılardan biri de Samiha Ayverdi (1906- uzakta, yaşananı değil düşsel olanı anlatan ya da tek 1993)dir. Ayverdi de Abdülhak Şinasi gibi, batılılaşma ile sorunları aşk ve bu yolda entrika kurmaktan ibaret olan birlikte meydana gelen uygarlık değişimini ve bu kişilerin yaşam serüvenlerini ele alan popülist romancılar, değişimin toplumda ve özellikle aile içinde sebep olduğu eserlerinin sayısı azalmakla birlikte yine benzer konular sorunları, çözülmeleri roman kişilerinin iç dünyalarından işlemektedirler. Bu yazınsal ürünlerin bir sanat eseri takip ederek romanlaştırır. Ayverdi’nin romanlarındaki kimliğini taşıması için pek çok emeğe ve en fazla sanatçı gelişme çizgisi dıştan içe, yani eşya ve olaylardan kişilerin sorumluluğuna ihtiyacı vardır. iç dünyasına yönelmek şeklinde meydana gelir. Hareket

1950’li yılların romanında “aydın bakışının egemen” noktası insandır. Her zaman karşımıza çıkan bu insanın olduğu “aydınlanma” ve “aydınlatma” ön plandayken, kendine özgü serüveni vardır. Bu serüven içinde öteki 60’lı yıllardan sonraki romanlarda aydınlatmanın yanında insanlarla ilişki kurması kaçınılmazdır. Ancak insanı tanıma ve iç dünyasına nüfuz etme ön plana geçer. Ayverdi’nin kişilerinin bir de misyonu vardır: Kişi Romancı; artık topluma tepeden bakan ve onu yücelecek, nefsin isteklerine karşı koyacak ve insan-ı yönlendiren, kendisini ilahi güçlerle donanmış bir varlık kâmil mertebesine ulaşacaktır.

gibi görmez; insana yaklaşır, onu tanımaya, onun güvenini Sanat hayatına öykü yazmakla başlayan ve öykücülükle kazanmaya ve onunla dost olmaya çalışır. romancılığı birlikte yürüten Oktay Akbal (d. 1923),

70’li yıllar, aydının/romancının politize olduğu, sınıf Garipler Sokağı (1950), Suçumuz İnsan Olmak (1957), çatışmasını körükleyen üçüncü sınıf çeviri romanların, ya İnsan Bir Ormandır (1975), Düş Ekmeği (1983), Batık Bir da kaba ulusçu söylemlerin ilgi gördüğü, kutuplaşmanın Gemi (1997) gibi eserlerinde mutlu çocukluk ve ilk uç ̧sınırlara vardığı bir dönemdir. gençlik yıllarının aşklarını, serüvenlerini anı tadında romanlaştırır. 1990’lı yıllar, post modern romanın zafer yılları olur. Avrupa’da başlayan mimaride ve müzikte genel üslubun Yeni ve modern anlatım tekniği, zaman ve terkip reddine dayanan bu akım, aklın ve bilimin verilerine bakımından getirdiği teklifleri, bir uygarlığa özgü dayanan moderniteye, her şeyi bilen hâkim anlatıcıya ve değerleri vermesi ve nihayet şiirsel üslûbu ile Türk modern devlete duyulan güvensizlikten doğmuştu. romanında çığır açan Ahmet Hamdi Tanpınar (1901- 1962), dönemin dikkatleri üzerinde toplayan Türk romancıları tarafından benimsenen bu akım, 2000’li sanatçılarındandır. Uzun yıllar şiirin kapalı ikliminde yıllardan itibaren yerini gizemli, düşsel, fantastik ve kaldıktan sonra sanatını düzyazıya açan yazarın deneme otobiyografik karakterli; yarı belgesel, bilim-kurgusal ve ve öykü türünde kaleme aldığı ürünlerini romanları takip tarihsel romanlara bıraktı. eder.

1950 Öncesi Kuşağından Romancılıklarını Konularını ve Kişilerini Anadolu Kent ve Sürdürenler Kasabalarından Alan Romancılar

Romanlarının büyük bir bölümünü Cumhuriyetin birinci Konularını Anadolu kent ve kasabalarından aldıkları ve ikinci devrelerinde yayımladıkları halde 1950 halde, kişilerinin bireysel sorunlarını ön plana çıkaranlar sonrasında da romancılıklarını sürdürenler vardır. da vardır. Toplumsal değişimin bir fon olarak kullanıldığı

İlk grupta; Reşat Nuri, Hüseyin Rahmi, Halide Edip, romanlarda kendilerine bir yer edinmeye çalışan küçük Kerime Nadir Azrak, Suat Derviş, Mükerrem Kamil Su, memur, kasaba bürokratı gibi farklı kimliklere mensup Peride Celal Yönsel gibi romancılar vardır. kişilerin; ya da ekmeğini bedeniyle çalışarak kazanan işçilerin iç dünyalarına ayna tutulur. Cevat Şakir, Tarık Cumhuriyet ikinci dönem romancılarından Reşat Enis ve Buğra, Mehmet Seyda, Tarık Dursun K. bu kategoride Refik Halit romancılıklarını 1950 sonrasında da inceleyeceğimiz romancılardır. sürdürürler. Sanatını Bodrum civarındaki balıkçıların, süngercilerin İçedönük Bireysel Eğilimler ya da Geçmiş Özlemi yaşam serüvenlerini anlatmaya adamış olan Halikarnas

Ürünlerini 1950’den sonra veren yazarlar arasında Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) (1886-1973), Uluç romanlarının yapısını geçmişle şimdi kutupluluğu üzerine Reis (1962), Turgut Reis (1966) gibi köklerini aradığı kuranlar da oldukça fazladır. tarihsel romanları dışında yazdığı yapmacıklıktan uzak, gözleme dayanan eserleriyle konu kısırlığı çeken Türk Konularını çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yakın romanına yeni soluklar kazandırmıştır. Cevat Şakir, biraz çevresinde tanık olduğu olaylardan ve bu çevredeki Osmanlı yanlısıdır ama daha çok Anadolucudur. Onun insanların yaşam öykülerinden alan Abdülhak Şinasi romanlarında Anadolu, farklı din ve kültürlere bağlı Hisar (1888-1963), romanlarında Marcel Proust ve


milletleri bir araya getirmiş ve aralarında kan bağına yakın değerlerini, sağlam idarî ve sosyal kurumları vererek altı bir kaynaşma olmuştur. asır öncesinden günümüz Türkiye’sine aydınlık mesajlar taşır. Cevat Şakir’in, denizi ve deniz insanlarını konu alan romanlarında asıl üzerinde durulan denizdir. Öyle ki deniz Olumlu olumsuz pek çok eleştiriye hedef olan Küçük Ağa onun romanlarında zaman zaman kişilerini gölgede (1963) ve onun devamı niteliğindeki Küçük Ağa bırakacak ölçüde ön plana geçer. Kişilerin tanıtılmasında Ankara’da (1966) romanlarında Kurtuluş Savaşı yıllarına, zorlanan yazar, denizle ilgili betimlemelerde romanın resmî tarih görüşünün dışında, çağdaş pek çok romancıdan kurgusunu bozacak ölçülere ulaşır. Bitmez tükenmez (Samim Kocagöz, İlhan Tarus, Kemal Tahir) farklı bir deniz betimlemeleri romanı âdeta bir mensur şiir havasına tezle ve üslupla yönelir. Anadolu direniş hareketlerinin ve sokar. Bu tavrın arka planında, biraz da, bilinçaltında bir savaşın zaferle sonuçlanmasına, sadece aydın üst takıntı olarak kalmış olan İstanbul’dan sürgün edilmesinin kadroların değil, halkın gönlünde yaşayan Türk-İslam sebeplerini yoklayan olumsuz anıların ve ihanetlerle dolu sentezinin bilincine ulaşımında halk önderlerinin de payı dünyanın insanlarına karşı bilinç dışı bir tepki vardır. olduğu temel düşüncesiyle yaklaşır.

Cumhuriyet Dönemi romanının önemli isimlerinden Tarık Yazı hayatına şiir yazmakla başlayan Mehmet Şeyda Buğra (1918-1994), ele aldığı konu ve konuları işleyiş (Çeliker) (1919-1986), realist bir yol tuttuğu romanlarında tarzı bakımından kendisinden en çok söz ettiren bireyin ruh çözümlemelerine yer verir. Romanları genel romancılardandır. olarak 1923-1946 arası Türkiye’deki toplumsal değişimlerin geleneksel Türk ailesine yaptığı yıkımları, İlk romanı Siyah Kehribar’da (1955) Mussolini büyük bir ailenin parçalanışı ve çözümü etrafında ele alır. İtalya’sında yönetimin baskılarına direnen aydınların (ama “Büyük ailenin çöküşü” genel başlığıyla gerçekte kişilikleri, yaşama tarzları ve düşünceleri adlandırılabilecek bir dizi romanından ilki olan Yaş itibariyle dönemin Türk aydınının soylu direnişini); Ağaç’ta (1958), devlet kasasından beslenen Cumhuriyet Tiyatro çevresi içinde, oyuncu Naşid’in hayatından öncesi büyük bir ailenin Cumhuriyet sonrasında düştüğü̈

ilhamla yazdığı İbişin Rüyası’nda geçmiş-şimdi çatışması geçim sıkıntılarını, yeni şartlara hazırlıklı olamayan aile içinde roman kahramanı Nahit ile Hatice’nin kirlenmemiş büyüklerinin bocalamalarını, zamanla büyüyen ailenin aşklarını; parçalanarak dört küçük aileye bölünmesini bir dizi romanın ortak kahramanı Osman’ın bakış açısından Gençliğim Eyvah ’ta (1979), aydın problemi çevresinde vermektedir. Merkezde Zonguldak’ta maden işçiliğinden 1970 sonrası gençlik hareketlerini, toplumdaki sosyal kamyon şoförlüğüne, çatı aktarıcılığına kadar pek çok işle dalgalanmaları, çelişkileri, yanlış yapılanmaları, ahlakî girip çıkmış asli kişi Osman vardır. kirlenmeyi, sosyal yapıda yerleşmiş birtakım kavramların yıkılışını; 1959 yılında yayımlanan Ne Ekersen’de aynı ailenin bir başka bireyi Ali Muhsin’in, zaman zaman Osman’ın Küçük Ağa’nın devamı niteliğindeki Firavun İmanı’nda hayatına katılarak, aileden ve toplumdan gelen zorlukları İstiklal Savaşı sonrası Ankara’daki dış kaynaklar ve çetin yaşam koşullarını; Bir Gün Büyüyeceksin (1966), entrikaları, yeni yönetimden pay kapmak isteyenlerin İhtiyar Gençlik (1971), İçe Dönük ve Atak (1973), Cinsel siyasal çatışmalarını; Oyun (1966), Süeda Hanım’ın Ortanca Kızı (1970),

Dönemeçte romanında (1980) bir Anadolu kent doktoru Gerçek Dışı (1976) gibi romanlarında Osman’ın tutku ile dul bir kadın arasındaki aşk ilişkisi çevresinde çok halini alan ilk gençlik aşklarını, serüvenlerini, beden ile partili sisteme geçişin sancılarını; ruhunun istekleri arasında bocalayışlarını Türk aile yapısındaki derin sarsıntılara inerek vermeye çalışır. Akümlatörlü Radyo adlı oyununun romanlaştırılmış şekli olan Yalnızlar’da (1981) kent aydınının yaşadığı yasak aşk Yazarın en tanınmış romanlarından Yanartaş’ta ise (1970) çevresinde asli kişinin fert bilincine ulaşma surecindeki iç maden işçilerinin sorunlarını realist gözlemlere dayanarak çatışmasını; ele alır. Seyda’nın Köroğlu (1969), Sultan Döşeği (1969) ve Nemrut Mustafa (1970) gibi tarihsel romanları ile Dünyanın En Pis Sokağı’nda (1989) 70’li yılların siyasal Büyük Beyin (1966), 6 Numaralı Rostov Planı (1966), mücadeleleri içinde kan davası için yetiştirilen asli kişinin, Gezici Ölum Hücresi (1966) adlarında polisiye romanları aldığı eğitim sonucunda, intikam duygusundan, da vardır. olgunlaşarak, yazarlığa yönelmesini işlerken; Bu grup içinde incelenebilecek bir ad daha var: Tarık Yağmur Beklerken’de (1981) Cumhuriyet tarihinin ilk Dursun K(akınç) ilk romanı Hasangiller ile bir çıkış demokrasi denemesi ya da çok partili hayata geçişin ilk yapan Tarık Dursun, daha sonra yazacağı Rıza Bey Aile basamağı olan Serbest Fırka çevresinde oluşan olayları ve Evi, İnsan Kurdu, Sabah Olmadan, Bağışla Onları gibi bu olaylar içinde yeni bir insan tipi olan kökü̈ toprağa romanlarında yoksul mekânlarda yaşayan çeşitli bağlı aydın tipinin ilk örneğini verir. mesleklere mensup kasaba insanlarının, daha çok Marksist

Son romanı Osmancık’ta (1983) ise, aşiretten koca bir bir söylemle, sığ çatışmalar içinde aşk ve dostluğa dayalı devlet çıkaran iradenin temelinde yatan töreleri, ahlak sıcak ilişkilerini yansıtır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında