EDB401U-XVIII. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI
Ünite 5: Şeyh Galip’in Şiirlerinden Örnekler
Şeyh Galip’in Şiirlerinden Örnekler
Şeyh Galip, divan şiiri geleneği içinde sık kullanılan biçim ve kalıpların yanı sıra çok fazla tercih edilmeyenlerle de güzel ürünler veren bir şairdir. Gazellerinde olduğu kadar musammat biçimlerde yazdığı şiirlerde de başarılıdır. Nitekim tardiyye ve bahr-ı tavil gibi ender rastlanan biçimlerde yazılmış en güzel şiirler onundur.
Bahr-ı tavil: Aruzun fe‘ilâtün, mefâ‘îlün, müstef‘ilün cüzlerinden her birinin istenildiği kadar tekrarıyla yazılan şiirdir. Şeyh Galip’in bahr-ı tavili, aruzun fe‘ilatün (fâ‘ilâtün) kalıbına uygun biçimde yazılmıştır.
Şeyh Galip Divanı’ndan Örnekler
Şeyh Galip Divanı’ndan bazı örnekler ve anlamları şunlardır:
Örnek 1 (Gazel)
Gül âteş gül-bün âteş gülşen âteş cûybâr âteş Semender-tıynetân-ı aşka besdir lâlezâr âteş
Gül ateş, gülfidanı ateş, gül bahçesi ateştir. Akarsu ateştir. Aşkın semender yaratılışlıları için ateş olarak lale bahçesi yeterlidir.
Hemân ey sâkî bir sâgar tutuşdur dest-i dildâra Gazabla bezme geldi şem‘-i meclis-veş yanar âteş
Ey saki, sevgilinin eline hemen bir kadeh tutuşturuver. Çünkü o, meclisin mumu gibi gazap ateşiyle tutuşmuş bir hâlde toplantıya geldi.
Nesîm âteş çıkardı gonca-i çeşm-i ümidimden Bırakdı gülşen-i âmâlime berk-i bahâr âteş
Sabah esintisi, umut gözümün goncasından ateş çıkardı. Baharın şimşeği emellerimin gül bahçesine ateş bıraktı.
Hayâl-i hasret-i hâlinle âh etdikçe uşşâkın Şeb-i fürkatda her dem ahterân eyler nisâr âteş
Senin âşıkların, “ben”inin özleminin hayaliyle ah ettikçe ayrılık gecesinde yıldızlar durmadan ateş saçar.
Bana dûzahdan ey meh dem urur gülzârlar sensiz Diraht âteş nihâl-i dil-keş âteş berg ü bâr âteş
Ey ay yüzlü! Sensiz olunca gül bahçeleri bana cehennemi anlatırlar; ağaçlar ateş, gönül çeken fidanlar ateş, yapraklar ve meyveler ateştir.
Mürekkebdir vücûdu tâ ezel yek-pâre sûzişden Anâsırdan meğer uşşâka olmuşdur dûçâr âteş
Âşıkların vücutları ta ezelden beri yanmaktan tek parça haline gelmiştir. Sanki dört unsurdan âşıklara sadece ateş düşmüştür.
Çerâğ-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakışdırmış Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr âteş
Sevgili, ayrılık meclisinin lambası olmamı uygun görmüş. Oysaki gönül pervanesi için kavuşmak da beklemek de ateştir.
Beyân-ı sûziş eyler herkes isti‘dâd-ı fıtratdan Eder berceste âşık mısra‘-ı rengîn çenâr âteş
Herkes yaratılıştan sahip olduğu yeteneğine göre kendi yanışını anlatır. Âşık renkli mısra söyler, çınar ağacı da ateş çıkarır.
Meğer kilk-i sebük-cevlânın olmuş germ-rev Gâlib Zemîn âteş zamân âteş bütün nakş u nigâr âteş
Galip! Meğer senin hızlı hareket eden kalemin de koşucu olmuş; zemin ateş, zaman ateş, bütün görünümler ateş olmuş.
Örnek 2 (Gazel)
Aşk bir şem‘-i ilâhîdir benim pervânesi Şevk bir zencîrdir gönlüm anun dîvânesi
Aşk, bir ilahî mumdur; bense onun etrafında dönen bir pervaneyim. Şevk ve arzu bir zincirdir; gönlümse o zincire vurulmuş bir delidir.
Mahrem-i râz olalı gamzenle oldu hâtırım Âşinânın âşinâ bîgânenin bigânesi
Hatırım senin yan bakışınla sırdaş olduğundan beri seni tanıyanla tanış, sana yabancı olana da yabancıdır.
Zühd-i huşku bezm-i nûş-â-nûşdan fark eylemez Böyledir erbâb-ı hâlin meşreb-i rindânesi
Hâl ehlinin rindane tarzı böyledir: Ham sofuluk ile daima içilen meclisi birbirinden ayırt etmez, ikisini bir görür.
Âlem-i âbın sevâd-ı hâki hep pür-feyz olur Çeşme-i hûrşîd-i hikmetdir hum-ı mey-hânesi
İçki meclisinin toprağının karası feyizle dopdoludur. Meyhanesinin küpü de, hikmetin yani bilgece bakışın güneş çeşmesidir.
Ol nigâh-ı çeşm-i zehr-âlûddan mey-nûş-ı nâz Ben humâr-ı nergis-i şehlâsının mestânesi
O, zehirli gözün bakışından sarhoştur. Bense onun nergise benzeyen şehla gözündeki sarhoşluğun sarhoşuyum.
El-hazer gâfil bulunma hançer-i hâbîdeden Güft-gûy-ı katldir dâ’im anun efsânesi
Kınında uyuyan hançerden gafil olma, sakın! Çünkü onun anlattığı hikâyeler daima öldürmek üzerinedir.
Mahrem-i halvet-sarây-ı zevkı ol Gâlibde gör Başkadır rez duhterinin meşreb-i ferzânesi
İlahî nurların ilk tecellisi olan zevkle içli dışlı olmayı Galip’te gör. Asmanın kızı olan şarabın körpe tarzı bir başkadır!
Örnek 3 (Gazel)
Efendimsin cihânda i‘tibârım varsa sendendir Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir
(Ey Hazret-i Mevlana!) Sen efendimsin. Dünyada bir itibarım varsa sendendir. Âşıklar arasında bir şöhretim varsa o da senin sayendedir.
Benim feyz-i hayâtım hâsılı rûh-ı revânımsın Eğer ser-mâye-i ömrümde kârım varsa sendendir
Hayatımın feyiz kaynağısın, kısacası sen benim canımsın. Eğer ömür sermayemde bir kârım varsa sendendir.
Veren bu sûret-i mevhûma revnâk reng-i hüsnündür Gülistân-ı hayâlim nev-bahârım varsa sendendir
Bu belirsiz görüntüye parlaklık veren senin güzelliğinin rengidir. Hayal gülistanım, ilkbaharım varsa sendendir.
Felekden zerre mikdâr olmadım devrinde rencide Ger ey mihr-i münevver âh u zârım varsa sendendir
Ey parlak güneş, zamanında felekten biraz olsun incinmedim. Ağlayıp sızlanmam varsa o da sendendir.
Senin pervâne-i hicrânınım sen şem‘-i vuslatsın Be-her şeb hâhiş-i bûs u kenârım varsa sendendir
Sen kavuşma mumusun, bense ayrılığın pervanesiyim. Her gece kavuşma isteğim varsa sendendir.
Şehîd-i aşkın oldum lâlezâr-ı dâğdır sînem Çerâğ-ı türbetim şem‘-i mezârım varsa sendendir
Aşkının şehidi oldum. Göğsüm yaralarla dolu, lale bahçesini andırıyor. Türbemin lambası, mezarımın mumu varsa sendendir.
Gören ser-geştelikde gird-bâd-ı deşt zann eyler Fenâ-ender-fenâyım her ne varım varsa sendendir
Beni başı dönmüş bir hâlde görenler, çöldeki bir hortum olduğumu zannederler. Tam bir yokluk içindeyim; herhangi bir şeyim varsa sendendir.
Niçün âvâre kıldın gevher-i galtânın olmuşken Gönül âyînesinde bir gubârım varsa sendendir
Ben senin yerde yuvarlanan bir cevherin olduğum hâlde beni neden kendi başıma bıraktın? Gönül aynasında bir tozum varsa o da sendendir (senin yolunun tozudur).
Şafak-tâb eyledin peymânemi hûn-âb ile sâkî Sabâh-ı sohbet-i meyden humârım varsa sendendir
Ey saki, kadehimi kanlı su ile şafak gibi kıpkızıl ettin. Şarap sohbetinin sabahından kalma sarhoşluğum varsa sendendir.
Sanadır ilticâsı Gâlibin yâ Hazret-i Monlâ Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir
Ey Hazret-i Mevlana! Galip’in ilticası (sığınması) sanadır. Başımda bir övünç külahım varsa sendendir.
Örnek 4 (Gazel)
Dökdü omuzdan poşu saçağını Açdı gönüller deli bayrağını
Ay yenisi gökde ne ülker satar Değmeyecek kesdiği tırnağını
Gözceğizim boyamak ister benim Al boyayıp kan ile dudağını
Saldı gönül illerine akını Kurdu göz ırmağına otağını
Nice tabur dağıtır ol yosmanın Saç dağıtıp eğmesi kalpağını
İçip içip kendi elinden anun Duramayıp öpmüşüm ayağını
Çok sürünüp gözlemişim özleyip Ayağının izini toprağını
Vermedi bir kimseye Gâlib geçit Kanda çevirdiyse söz ırmağını
Hazret-i Monlâyı bilenler bilir Bilmeyenin kim çeke kulağını
Örnek 5 (Terci-bent)
Terci-bent: Bentlerle kurulan uzun nazım biçimidir. Her bendin son iki dizesi, bendiye veya vasıta beyti olarak adlandırılır. Vasıta beyti her bendin sonunda değişiyorsa “terkib-bent”, değişmeden tekrarlanıyorsa “terci-bent” adını alır.
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür-gamsın sen Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen Secde-fermâ-yı melek zât-ı mükerremsin sen Bildiğin gibi değil cümleden akdemsin sen Rûhsun nefha-i Cibrîl ile tev’emsin sen Sırr-ı Haksın mesel-i Îsî-i Meryemsin sen
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Ey gönül, ey gönül! Sen niye bu kadar gamlısın? Harabeysen de tılsımlı bir definesin. Meleklerin secde etmekle emrolunduğu saygın bir zatsın. Bildiğin gibi değil, sen hepsinden öndesin. Ruhsun, Cebrail’in nefesiyle ikizsin. Tanrı’nın sırrısın, sen Meryem’in oğlu İsa gibisin.
Kendine iyi bir biçimde bak. Çünkü sen, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.
Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma Merci’in hâlık-ı eşyâdadır eşyâ sanma Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma Başkasın kendini sûretle heyûlâ sanma Keşf ile sâbit olan ma‘nî yi da‘vâ sanma Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Mertebeni isimlerde zannetme; merteben isimlendirilmişlerin gözündedir. Dönüş yerinin eşya olduğunu zannetme; döneceğin yer eşyayı yaratandadır. Gördüğün gerçek işleri rüya zannetme. Sen başkasın; kendini şekil ve heyula zannetme. Doğruluğu keşif yoluyla ispat edilmiş düşünceyi (doğruluğu ispatlanmamış) iddia zannetme. Hakkında söylenen özellikleri yaranma amaçlı sözler zannetme.
Kendine iyi bir biçimde bak. Çünkü sen, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.
İnleyip sırrını fâş eyleme ağyâra sakın Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın Değmesin ellerin kâkül-i dildâra sakın Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın Arz-ı acz itmeyesin yâreden ol yâra sakın Bulduğun gevher-i âlîleri bî-çâre sakın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
İnleyerek sırrını ağyara (seni sevgiliden ayrı düşürmek isteyenlere) açıklamaktan sakın. Bilmeden inkâr çukuruna düşmekten sakın. Ettiğin âhların sevgilinin kâkülüne değmesinden sakın. Sonra Mansur gibi darağacına çekilirsin, bundan sakın. Yara nedeniyle o yâre aczini açıklamaktan sakın. Ey çaresiz, bulduğun değerli mücevheri koru.
Kendine iyi bir biçimde bak. Çünkü sen, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.
Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende Sendedir ma‘den-i envâr-ı fütüvvet sende Gizli gizli dahı vardır niçe hâlet sende Ma‘rifet sende hüner sende hakîkat sende Nazar etsen yer ü gök dûzah u cennet sende Arş u kürsiyy ü melek sendedir elbet sende
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Muhabbet sırlarının saklı olduğu yer sendedir, sende. Fütüvvet nurlarının kaynağı sendedir, sende. Sende daha nice gizli hâller vardır: Marifet sende, hüner sende, hakikat sende. Baksan görürsün ki, yeryüzüyle gökyüzü, cennetle cehennem sendedir. Arş, kürsü, melek sendedir, elbet sende.
Kendine iyi bir biçimde bak. Çünkü sen, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.
Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın Keder-âlûde-i ümmîd ü recâ olmayasın Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın Yanılıp reh-rev-i sahrâ-yı hevâ olmayasın Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın Secdeler eyle ki merdûd-ı Hudâ olmayasın
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Yazık olur; âlemde padişah iken yoksul olmayasın, umut ve beklenti nedeniyle üzülmeyesin, umutsuzluk vadisine düşüp heba olmayasın, yanılıp nefis çölüne giden yolcu olmayasın, Âdem’e sımsıkı yapış ki ayrı düşmeyesin. Secdeler et ki Tanrı’nın reddettiklerinden olmayasın.
Kendine iyi bir biçimde bak. Çünkü sen, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.
Berk-ı hâtif gibi bu kayd-ı sivâdan güzer et Erişen hâr u hâsa âteş-i aşkı siper et
Dâmenin tutmaya âsâr-ı alâyık hazer et Şems-veş hâhiş-i Monlâyile azm-i sefer et Sâf kıl âyîneni kâbil-i aks-i suver et Hele bir cem’-i havâs eyle de Gâlib nazar et
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Seni Tanrı’dan uzaklaştıran şeylerin kaydını çekmekten gaybın şimşeği gibi uzaklaş. Üzerine gelen dikenlere ve çerçöpe karşı aşk ateşini kendine siper et. İlgilerin etkileri eteğini tutmasın, kendini koru. Tıpkı Şems-i Tebrizî gibi, Mevlana arzusuyla yola çık. Aynanı temizle ki, görüntüleri yansıtmaya elverişli hâle gelsin. Duyularını şöyle bir toparla da bir bak.
Kendine iyi bir biçimde bak. Çünkü sen, âlemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın.
Örnek 6 (Murabba)
Şeyh Galip’in bestelenmiş şiirlerinden biri olan aşağıdaki murabba Saadettin Kaynak tarafından Isfahan-Düyek, Cemal Calan tarafından ise Tahirbuselik-Ağıraksak tarzında bestelenmiştir:
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
Seni sevdim; yüz bin cefada bulunsan da bundan vazgeçmem. Seni sevdim; kaza ve kader kalemi alnıma böyle yazmış. Sevdim seni; yeryüzü ve gökyüzü aşkıma şahit olsun. Dokuz felek dönmeye devam ettikçe ben verdiğim bu sözden dönmem.
Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddarındadır Rişte-i cem‘iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni
Gönül bağımın ipi senin gaddar kaşındadır. Bir aradalığımın ipi senin karanlığı meslek edinmiş saçındadır. Ben hastayım; iyileşme ümidim senin hasta gözündedir. Sevdim seni; tedavisi bulunmayan bir derde düştüm ben.
Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu Sûy-ı mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu Yâ savâb olmuş veyâ olmuş hatâ sevdim seni
Ey hilâl kaşlı! Doğrusu gönlümün meyli sanadır. Bakışım mihraptan yana eğri duruşludur. Senin (ر (ra harfj gjbj olan kaşından uzaklaşsam doğrusu bu rjyadır. Doğru da olsa yanlış da olsa sevdjm senj.
Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine Sıhhatim rûh-ı lebindendir helâk olsam yine Tîğ-ı gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine Hâsılı bî-hûde cevr etme bana sevdim seni
Ayva tüylerinin hasretiyle toprağa bulansam yine de (gönlüme) bir toz bulaşmaz. Helâk olsam yine de sağlığım
senin dudağının ruhundadır. Gamzenin kılıcından yara bere içinde kalsam yine de (senden) kesilmem/ayrılmam. Sonuçta sen bana boşuna eziyet etme, sevdim seni.
Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûna salâ Yüz çevirmem olsa dünyâ bir yana ben bir yana Şem‘ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni
Ben âşık Galip’im. Ferhat ve Mecnun’un öldüğü ilan edilsin. Dünya bir yanda ben bir yanda olsam yine de senden yüz çevirmem. Mumuna pervane olmuşum, çekinmeme gerek yok. Yabancı olan anlasın, tanıdık olan bilsin ki seni sevdim.
Hüsn ü Aşk’tan Örnekler
Örnek 1
Âvîhten-i Câdû Aşk-râ (Cadının Aşk’ı Asması)
Câdû anı gördi bu belâda Ye’s eyledi hışmını ziyâde
Cadı onu sıkıntı içinde görünce üzüntüsü kızgınlığını artırdı.
Bir sihr ile çekdi çârmîha Hem kıldı nişâne tîğ ü sîha
Bir büyüyle onu çarmıha astı; kılıçlara ve şişlere hedef yaptı.
Ol âteşe karşu Aşk u Gayret Salb oldı ki ala bundan ibret
İbret alsınlar diye Aşk ve Gayret’i bir ateşin karşısında astı.
Nemrûdluk eyleyip kemâhî Salb eyledi sihr ile o şâhı
Nemrutluk edip tıpkı onun gibi o güzeli büyüyle astı.
Çün görmüş idi çeh-i amîkı Seyr etdi bu yolda mancınıkı
Aşk, daha önce derin kuyuyu görmüştü; böylece mancınığı da görmüş oldu.
Kandîl gibi o gonca-i ter Asılma fürûğın etdi ber-ter
Kandil gibi, asılma o körpe goncanın parlaklığını artırdı.
Çünkim sever idi Aşk’ı Câdû Tahvîfini kasd eder fakat bu
Cadı, aslında Aşk’ı seviyordu. Fakat bu yolla onu korkutmak istiyordu.
Aldı boğazını vehm-nâkî İncinmedi hiç cân-ı pâki
Kaygılanma ve endişelenme, (Aşk’ın) boğazını sardı; fakat onun tertemiz canı bu işten hiç incinmedi.
Ol dârda çün hatîb-i minber Kaldı niçe hafta ol semen-ber
O yasemin bedenli güzel minberdeki hatip gibi asıldığı yerde haftalarca kaldı.
Eylerdi hezâr-gûne efgân Sanırdı gören hezâr-ı nâlân
Bülbül gibi ağlayıp inliyordu. Görenler onu ağlayıp inleyen bülbül sanırdı.
Gâh etdi sipihre arz-ı bî-dâd Gâh eyledi Hüsn’e âh u feryâd
Kimi zaman felekten şikâyetçi oldu, kimi zaman Hüsn için ağlayıp sızlandı…
Gâh eyledi bahtına hitâbı Tîz eyledi nâvek-i itâbı
Kimi zaman da azar okunu bileyip bahtına seslendi.
Ey baht nedir bu bî-vefâlık Hiç yok mı seninle âşnâlık
Ey baht! Bu vefasızlık neyin nesidir? Seninle hiç mi tanışıklığımız yok?
Cânân dutalım ki bî-vefâdır Hem âdetidir ve hem sezadır
Bir an sevgilinin vefasız biri olduğunu kabul edelim: Bu onun âdetidir; kendisine yakışan da budur.
Âşıkda gam u belâ gerekdir Dildâr ise bî-vefâ gerekdir
Âşıkta gam ve bela, sevgilide vefasızlık olmalıdır.
Sen bâri o şîve-kâra uyma Gel şîve-i rûzgâra uyma
Bari sen o işveliye uyma. Gel, feleğin tarzına tâbi olma.
Ne anda ne bunda buldı te’sîr Fehm etdi ki cümle kâr-ı takdir
Onda da bunda da bir etkisi olmadığını gördü. Anladı ki, her şey takdir işi.
Geldi yine başına şuûrı Yâd eyledi rahmet-i Gafûr’ı
Yine aklı başına geldi ve günahları bağışlayan Tanrı’nın rahmetini düşündü.
Ey hâlik-i ins ü cân rahm et Yok bende tüvân amân rahm et
Ey insanların ve cinlerin yaratıcısı olan Tanrı! Merhamette bulun. Bende güç kalmadı; ne olursun, merhamette bulun.
Takdîr yok ise vasl-ı yâre Al cânımı ver o şîve-kâre
Kaderimde sevgiliye kavuşma yoksa canımı al ve o işveliye ver.
Bin fikr ile söylenip perîşân Ma‘bûdına kıldı âh u efgân
Binbir düşünce içinde perişan bir hâlde söylenip durdu; kendisine kul olduğu Tanrı’ya ağlayıp sızlandı.
Örnek 2 (Tardiye)
Hoş geldin eyâ berîd-i cânân Bahş et bana bir nüvîd-i cânân Cân ola fedâ-yı îd-i cânân Bî-sûd ola mı ümîd-i cânân Yârin bize bir selâmı yok mu
cânân: sevgili / berîd: haberci, posta. / nüvîd: müjde, güzel haber / bî-sûd: faydasız, yararsız
Ey Hızr-ı fütâdegân söyle Bu sırrı edip ıyân söyle Ol sen bana tercemân söyle Ketm etme yegân yegân söyle Gam defterinin tamamı yok mu
fütâdegân: düşkün, çaresiz, âşık olanlar / ıyân: ayan beyan, açık seçik / tercemân: tercüman / ketm et: gizlemek, saklamak / yegân yegân: bir bir, teker teker
Yâ Rabbi ne intizârdır bu Geçmez niçe rûzgârdır bu Hep gussa vü hârhârdır bu Duysam ki ne şîve-kârdır bu Vuslat gibi bir merâmı yok mu
intizâr: bekleme, bekleyiş / rûzgâr: zaman, felek / gussa: üzüntü, keder / hârhâr: bitmeyen arzu / şîvekâr: işveli, nazlı / vuslat: kavuşma
Çıkdım ser-i dâra hemçü Mansûr Âvâzım ez-ân nefha-i Sûr Gam kıldı gülûmı şâh mansûr Oldum sipeh-i belâya mahsur Ol pâdşehin peyâmı yok mu
ser-i dâr: darağacının başı, ağacın üstü / Mansûr: “ene’l- hak” sözüyle tanınan allac-ı Mansûr / hemçü: gibi / ez-ân nefha-i sûr: israfil’in üfleyeceği sur’un sesinden / gülû: boğaz / mansûr: bir ney çeşidi ve âhengi / sipeh: ordu, asker / mahsûr: kuşatılmış, tutsak / peyâm: haber, mesaj
Kâm aldı bu çarhdan gedâlar Ferdâlara kaldı âşnâlar Durmaz mı o ahdler vefâlar Geçmez mi bu etdiğim du‘âlar Hâl-i dilin intizâmı yok mu
kâm: arzu, zevk / gedâ: yoksul, dilenci / çarh: felek / âşnâ: âşinâ, tanıdık / ahd: söz, ahit / dil: gönül / intizâm: düzen, tertip
Dil hayret-i gamla lâl kaldı Gâlib gibi bî-mecâl kaldı Gönderdiğim arz-ı hâl kaldı El’ân bir ihtimâl kaldı İnsâfın o yerde nâmı yok mu
dil: gönül veya dil / lâl: konuşamayan, dilsiz / bî-mecâl: mecalsiz, takatsiz / arz-ı hâl: arzuhal, dilekçe / el’ân: şimdi / nâm: ad, isim.