AÖF Soru Bankası
EDB401U · Ünite 3

Mahallî-Folklorik Üslup ve Temsilcileri II

Xvııı. Yüzyıl Türk Edebiyatı dersi, ünite 3 özeti

EDB401U-XVIII. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI

Ünite 3: Mahallî-Folklorik Üslup ve Temsilcileri II

Mahallî-Folklorik Üslubun Diğer Temsilcileri

XVIII. yüzyılda gündelik hayatın bütün ayrıntıları manzum eserlerde yer alır. Daha önceki yüzyıllarda genellikle yüceltilen aşk, sıradanlaşır. Eserlere edebî değer katmak üzere ara sıra başvurulan hüner gösterileri ve söz sanatları bazı eserlerin temel niteliği hâline gelir.

Nedîm, mahallî unsurları şiirlerinde estetik bir anlayışla kullanır. Mahallîleşmenin Nedim’den sonra daha da yaygınlaştığı ve sıradanlaştığı bilinmektedir. Pek çok şairde yansımaları görülen bu eğilimin en karakteristik temsilcilerinden biri Enderunlu Fazıl, diğeri ise Müverrih Sürurî’dir. Nedîm’in şiirlerinde görülen uçarılık ve rahat söyleyiş, Enderunlu Fazıl tarafından bir adım ötesine taşınarak cinselliğin farklı biçimlerde anlatımına dönüşür.

Enderunlu Fazıl

Asıl adı Hüseyin olan Enderunlu Fazıl, Filistin’in Akka kalesine bağlı Safed kasabasında dünyaya gelir. Asi ve maktul Akka muhafızı Tahir Ömer Bey’in torunudur. Babası da dedesi ile aynı akıbete uğrayınca Kaptanıderya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından kardeşi Hasan Kâmil’le birlikte İstanbul’a getirilir ve Enderun’a verilerek eğitim görmesi sağlanır. Fakat ele avuca sığmayan Fazıl, Enderun’daki uygunsuz davranışları ve çapkınlıkları sebebiyle buradan uzaklaştırılır. Yaklaşık on iki yıl İstanbul sokaklarında perişan bir şekilde dolaşan Fazıl, devrin ileri gelenlerine yazdığı kasideleriyle çektiği sıkıntıları dile getirir. III. Selim döneminde affedilerek Rodos vakıflarıyla ilgili bir göreve getirilir. Halep defterdarlığında memuriyet, Maden-i Hümayun emaneti, Erzurum ve yöresini teftiş gibi görevlerden sonra bir şikâyet üzerine Rodos’a sürülür. Kendisiyle birlikte Rodos’ta sürgün hayatı süren Ebubekir Ratip Efendi’nin idam edilmesinden veya III. Selim’in öldürülmesinden duyduğu üzüntüden ötürü uzun süre ağladığı için gözlerini kaybeder. Bunun üzerine İstanbul’a dönmesine izin verilir. 1225/1810 yılında İstanbul’da vefat eden Fazıl, Eyüp’te Eyüp Sultan’ın kabristanına yakın Kızılmescit Mezarlığı’na defnedilir.

Şairliği

Fazıl Divanı’nda, özellikle kasideler bölümünde izleri sürülebilen belirgin gerçekçi bir yaklaşım hâkimdir. Şair, hayatının büyük bölümünü sürgün ve affedilme arasında geçirdiği için divanında döneminin yöneticilerine yazılmış doksan kadar kaside vardır.

Klasik şiirin temel zemininden ayrılmamaya özen gösteren şair, ondan çok daha ileri boyutta bir ferdiyet hissi ile şiirini hayata açar. Coşkusunu Nedim’den, umarsızlığını Sabit’ten gelen çizgide dillendirmeye çalışan şair, geçmişe dönük muhasebe ve pişmanlık anlarında ise Nabî’den ödünçlediği bir üslup söylemeye gayret eder. Bütün hayat hikâyesinin de özeti sayılabilecek dağınıklık ve lakayıtlık çoğu zaman onu basitliğe sevk ederek, hem kafiye ve redif seçiminde hem de benzetme ve ifadelerde şiirine nitelik kaybettirir.

İstanbul manzaralarını, sosyal olayları ve gerçek sevgili tipine ait güzellik unsurlarını kendine has bir yaklaşımla

anlatan Fazıl bu yönüyle Nedim’i çağrıştıran bir edası vardır. Divanında başta tarih ve coğrafya olmak üzere çeşitli ilimlerden devşirdiği kavramlarla örülmüş şiirler vardır. Fazıl, Coğrafyaya bağlı maddi kültür unsurlarını şaşırtıcı bir beceriyle şiire sokar. Özellikle Hubanname ve Zenanname’de kelimelerle resim çizercesine güçlü bir tasvir yeteneği ortaya koyar. Diğer taraftan geleneğin aksine feleği övdüğü bir kasidesi, Yahudilik ve Hristiyanlıkla ilgili kavramların sıklıkla geçtiği bazı şiirleri ve doğrudan bir sevgili adına söylenmiş şarkıları, onu Nedim çizgisinden ayırır.

Eserleri

Fazıl’ın mürettep divanından başka Defter-i Aşk, Zenanname ve Hubanname adlı mesnevileri, Çenginame adlı dörtlüklerden oluşan bir eseri vardır. Divan: Enderunlu Fazıl, oldukça hacimli bir divan sahibidir. Fazıl Divanı’nın farklı kütüphanelerde yazma nüshaları vardır. Bu nüshalardan, şairin sağlığında kendisi gibi enderunlu olan şairlerden Vasıf’ın istinsah ettiği, Topkapı Sarayı Hazine Kitaplığı 906 numarada kayıtlı nüsha en eski tarihlidir. Fazıl Divanı, 1870-71’de Bulak’ta basılmıştır. Fazıl Divanı’nda kasideler önemli bir yekûn tutar. Hemen tüm ömrünü himaye ve lütuf arayışında geçiren rint şairin, tahmin edileceği gibi çok sayıda kasidesi vardır. Fazıl’ın “Felek Methiyesi”, geleneğin sesine yaklaşma ve temadaki dönüşümler açısından iyi örnektir. Gazellerinde ise Nabî ve Nedim tarzının izleri hemen sezilir. Bazı şiirleri Sünbülzade Vehbî, Keçecizade İzzet Molla gibi usta şairler tarafından tanzir edilmiştir.

Çenginame: Rakkasname olarak da bilinir. Farklı milletlerden kırk iki erkek köçeğin tasvir edildiği eser, murabba biçimiyle yazılmıştır.

Mesnevileri

Fazıl, divan sahibi bir şair olmasına karşın asıl şöhretini mesnevilerine borçludur. Birkaç kez Sünbülzade Vehbî’nin Şevkengizi ile birlikte basılan ve çoğu zaman onunla beraber anılan Defter-i Aşk’ı, Hubanname ve Zenanname adlı mesnevileri müstehcen ama cesur betimlemeleriyle oldukça ilgi görmüşlerdir. Bu külliyatın 1837-1838’deki beşinci baskısı müstehcen bulunarak Mustafa Reşit Paşa’nın emriyle toplatılmıştır.

Defter-i Aşk: Aruzun “fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün” kalıbıyla yazılan bu eser, şairin aşk maceralarını anlattığı 438 beyitten oluşan bir mesnevidir. Eserine güzellik (hüsn) ile aşk arasındaki ilişkinin öznesi konumundaki âşığın tanımıyla başlayan Fazıl, Allah’ın sıfatlarına ve Hz. Muhammed’e göndermelerde bulunarak güzellikle aşk ilişkisini temellendirir. Geleneğe uygun bir giriş yapar. Yine geleneğe uyarak III. Selim’i över. Ardından “dinle ey…” nidasıyla seslendiği muhayyel ve muhtemel muhatabına başından geçen dört aşk hikâyesi anlatır (Kuru 2005: 476-506).

Hubanname: Şehrengiz geleneğine eklemlenebilecek bu eser, aruzun “fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün” kalıbıyla yazılmış 796 beyitten oluşan bir mesnevidir. Bu mesnevi, sevgilinin


“Hangi memlekette güzel çoktur?” sorusuna cevap olmak üzere yazılmış ve Reisülküttab Ebubekir Ratip Efendi’ye ithaf edilmiştir. Eserin giriş kısmında güzellik konusu ele alınmış, ardından dönemine göre yeni sayılabilecek çeşitli coğrafi bilgiler verilmiştir. Hindistan’dan Yeni Dünya (=Amerika)’ya kadar birçok ülkenin erkek güzelleri tasvir edilmiştir. Bir şehrin güzellerini anlatan şehrengizlerden farklı olarak birçok ülkenin güzellerini konu edinmiştir. Batı kültürüyle ilişkisi de dikkate alınarak Fransızcaya çevrilmiş, Fransızca çevirisi de Reşit İmrahor tarafından Türkçeye kazandırılmıştır (2009).

Zenanname: Fazıl bu eserini Hubanname için teşekkür eden sevgilisinin isteği üzerine yazdığını söyler. Aruzun fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün kalıbıyla yazılan eser, 1101 beyitlik bir mesnevidir (Öztürk 2002: Bingölçe 2006). Şair, eserin giriş kısmında klâsik şiir adabına göre kadın güzelliğinden söz etmenin abes olduğunu kaydettikten sonra, çeşitli milletlere ait kadınlardan bahsetmiştir. XVI. yüzyıl şairlerinden Azizî, Nigarname adlı mesnevisinde yirmi üç güzeli üçer beyitle betimleyerek kendisinden önce kimsenin cesaret edemediği bir konuyu işlemiştir. Enderunlu Fazıl ise, eserinde Anadolulu kadın güzellerin dışında çeşitli milletlere mensup kadın güzelleri de betimlemiştir. Eser bu yönüyle orijinal ve dikkat çekicidir. Fazıl hem coğrafyaya bağlı maddi kültür unsurlarını şaşırtıcı bir biçimde işlemesiyle hem de Hubanname ve Zenanname’de resme yaklaşan tasvirleriyle yeteneğini sergilemiştir.

Müverrih Sürurî

Tarih düşürme sanatındaki ustalığından ötürü “müverrih” sıfatıyla anılan Sürurî’nin asıl adı Osman’dır. Adanalıdır. Şairliğinin ilk beş yılında Hüznî mahlasını kullandıktan sonra hamisi Şeyhülislam Yahya Tevfik Efendi’nin tavsiyesiyle Sürurî’yi tercih eden şair, hiciv ve hezel türündeki şiirlerinde Hevayî mahlasını kullanır.

Önce mülazım sonra da kadı olarak Anadolu’nun farklı yerlerinde çalışan Sürurî, bir ara şair Sünbülzade Vehbî’nin kethüdalığını alarak onunla birlikte Eski Zağra’da bulunmuş, burada yaşanan hadiseler her ikisinin de şiirlerine yansımıştır. İstanbul’a döndükten sonra III. Selim’e bir kaside sunan şair, bu kaside sayesinde atandığı görevle memuriyet hayatını noktalar.

Şairliği

Tarih düşürme sanatına düşkünlüğü, şiirin hüner tarafına ilgisi çağdaşları arasında bir konum edinmesine imkân sağlamıştır. Osmanlı tarih düşürme geleneğinin en ünlü ismi olan Sürurî, bu özelliğiyle hem asrında hem de sonraki yüzyıllarda bir hayli şöhret kazanmıştır. Kuburizade Hevayi’yi örnek alarak Hevayi mahlasıyla yazdığı hezelleri bayağı ve müstehcen söyleyişler taşısa da divanındaki manzumeleri ve tarihleri zekice nükteler üzerine kurulmuştur. Bunlardaki ifade gücünü, halk dilinin sadeliğinden ve akıcılığından alan şairin yazdığı iki bin yüze yakın tarih manzumesi, Osmanlı toplumunun gerçekçi, muzip, kıvrak zekâlı ve hazır cevap bir şair

tarafından çıkarılmış panoraması gibidir. Sürurî, hayatın en acı gerçekleriyle alaycı bakış açısını ustalıkla birleştirebilmiş nadir kalemlerdendir. Önemli, önemsiz, hatta şahit olduğu ya da olmadığı her türlü olayı tarihleştiren Sürürî, tüm sanat kudretini bu tarih manzumelerine vakfetmiştir. Noktalı ya da noktasız harflerin hesaplanmasıyla düşürülen tarihlerden aynı tarihi sekiz kere veren beyitlere kadar tarih sanatının her türünde maharet gösterir. Doğumlar, ölümler, tayinler, sünnetler, düğünler, imar faaliyetleri gibi tarih manzumelerini hak eden hadiselerle beraber en sıradan olaylar da Sürurî’nin diliyle tarihleşir. Fakat Sürurî’nin duyan/okuyan herkese ister istemez tebessüm ettiren mısraları, tarihleşen mevzudan çok Sürurî’nin kendisini tarihe mal eder.

Eserleri

Sürurî’nin Neşatengiz adını verdiği divanı dışında Hezliyat’ı ve çeşitli şairlerden derlediği tarih manzumelerini ihtiva eden bir Mecmua’sı vardır. Divanına özel bir isim veren şair, Enderunlu Vasıf ve Keçecizade İzzet Molla gibi kendisinden sonraki bazı şairlere örnek olmuştur.

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç