Necatigil’in ‘Okutmadılar ortadan sonra/ Giriş Tahsilimde kaldı yarım’ dizesinde ‘orta’ kelimesi
Biçim ve Ölçü kitabınızın 1. ünitesinde “belâgatin ‘ortaokul’ ibaresinin kısaltılmışıdır. Burada me’âni”, “beyân” ve “bedî” olmak üzere üç ana olduğunu geleneksel üsluptan anlayabiliriz. bölümden oluştuğundan bahsetmiştik. Divan şiirinde • İcâz-ı kısar: az ve öz söz söylenerek yapılan ‘anlam sanatları’ ve ‘söz sanatları’ başlıkları altında ikiye icâzdır. Cümlede eksiltme yapmadan kısa bir ayrılan sanatlar bu üç bölümdeki bedî’nin alanına girer. söze çok anlam sığdırmak; yaygın tanıma göre Beyânın konusu ‘sözle anlam arasındaki ilişki ve bu ‘sözün az anlamın çok’ olmasıdır. Buna Namık ilişkiden doğan ifade şekilleri’ olarak özetlenebilir. Bu Kemal’in ‘Barika-i hakikat musamede-i ünitede ele alınacak konular teşbih, mecâz ve kinâye adları efkârdan’ sözünü örnek gösterebiliriz. Burada verilen ifade şekilleriyle ilgili konulardır. Bu ifade bulutların çarpışması sonucu ortaya çıkan şekillerinin anlaşılabilmesi için Me’aninin konusu olan şimşeğin etrafı aydınlatması, Teşbih ve mecâzlı ‘icâz ve itnâb’ konularının bilinmesinde yarar vardır. anlatımla soyut bir alana taşınmış, fikirlerin çarpışması sonucunda gerçeğin ortaya çıkması İcâz ve İtnâb zihinde canlandırılarak gerçeğin karanlığı aydınlatan bir şimşeğe benzediği ve insanların İcâz zihinlerini aydınlattığı söylenmiştir. Emri’nin Belagatte cümlenin uzun veya kısalığını, azlık veya ‘güli yok gülistanda n’eylersin’ mısrasında da bu çokluğunu belirlemek için üç ölçüt vardır. İcâz, itnâb ve tür bir icâz vardır. Şartlarına uygun olarak müsavat. İcâz’ın anlamı sözü kısaltmak, İtnâb’ınki ise yapılan icâzın her türünde belagat vardır. sözü uzatmaktır. Sözü maksadına uygun ve güzel ifade Bunların içinde en değerlisi icâz-ı kısardır.
edebilen birisi, sözü muhatabına göre anlaşılabilir şekilde İcâz belagatta söz ve anlam ilişkisinin konu edildiği i’tilaf söylemesine ‘müsavat’ denir. Belagatte icâza çok önem ve haşvin yanı sıra sanatlı ifadede yolları olan mecâz ve verilmiştir. İcâz bazen bir kusur olabildiği gibi itnâb bir kinâye ile de ilgilidir. meziyet olabilir. Nef’i bir beytinde ‘söz inci gibi değerli olursa ‘icâz’ın ‘itnâb’dan daha iyi olduğunu’ söylemiştir. İtnâb Bir ibarenin uygunluğunu veya kısalığını belirlemenin İcâz her zaman olumlu bir durumu nitelendirmediği gibi ölçütü, ortalama kültür düzeyine sahip insanların dilde itnâbda her zaman olumsuz bir durumu ve kullanımı ifade hazır malzeme olarak bulunan sanatlı ve mecâzlı ibareler etmez. Alışılagelen ibareden fazla kelime kullanılmaz ve de dâhil olmak üzere hakikat düzleminde iletişim bunların katkısı var ise ya da kullanımı gerekiyorsa bu kurdukları günlük dildir. Sözün gereğine göre (mukteza-yı itnâb kusur sayılmaz. İtnâbın başlıca türleri şunlardır: hal) ifade edilmiş olup olmaması da başka bir ölçüttür. Bundan dolayı icâz az sözle çok anlam ifade etmenin yanı a) Geneli ifade eden sözden sonra özeli ifade eden sıra ifadesi amaçlanan anlamın gerektirdiği kadar sözle bir söz söylemek, ifade etmek diye tanımlanabilir. Şiir dilinin en önemli b) özeli ifade eden sözden sonra geneli ifade eden özelliklerinden biri kısa ve eksiltili anlatımdır. Bu, bir söz söylemek, gereksiz kelimeleri kullanmadan, ifadede anlamları ve c) kapalı ifadeden sonra söylenene açıklık getirmek, çağrışımları zengin sözcükleri seçmek ve cümlenin d) tekrar-tekrar, unsurlarını eksiltmeyle sağlanır. Kısa şiir ile icâzı birbirine e) cümle-i mu’terize kullanmak, karıştırmamak gerekir çünki icâz biçimde değil ifadede f) ekleme. olabilir. Bir düşünceyi ifade etmek için kullanılan az İtnâbda muhatabın durumu ve vurgulanmak istenen husus sayıda kelime söylemek istenen ifadeye yeterli olmuyorsa rol oynar. Bu ihtiyacı karşılayan itnâb, üsluba güzellik icâz-ı muhill olur ve bir kusur olarak sayılır. İcâz, söze katan bir özelliktir. Bir söze itnâb niteliği veren söz ya da değer katan bir özellik olsa da bunu belirleyen ölçü, yerine sözlere haşiv denir. Haşiv, cümlenin temel öğelerinden ve durumuna göre yapılıp yapılmadığıdır. İcâz, icâz-ı olmayan ifade edilmek istenen asıl anlama katkısı hazif ve icâz-ı kısar olarak ikiye ayrılır. bulunmayan kelimelere denir.
• İcâz-ı hazif: sözden kelime ya da cümle çıkarma Örnekler: ile yapılan icâzdır. Bu yolla yapılan icâza bilinen veya tahmin edilebilen kolay hususları Behçet Necatigil’den örnek: ‘ölümlerden ölüm beğen, söyleyerek ibareyi uzatmamak, dikkati önemli beğendim/Yük olmadan, bıktırmadan kimseyi’. İkinci olan noktaya çekmek ya da ipucuyla anlaşılabilen mısrada eksiltilmeye gidilmiştir. Şeyh Galip’ten bir örnek: şeyleri dile getirmeden muhatabın yorumuna ‘Var mı hele söylenmedik bir söz/kalmış mı meğer bırakarak anlam zenginliği kazandırmak için denilmedik söz’. Beyitte tatvil türünden bir itnâb vardır. başvurulur. Atasözleri, icâzın bu türünün en iyi Fuzuli’den bir örnek: ‘Düştüm bela-yı aşka hired-mend-i örnekleridir. Bir sözde hazif yapıldığının asr iken/ El şimdi benden aldığı peni bana virür’. Beyitte anlaşılmasını sağlayan üç şey vardır: Akıl, anlamla ilgisiz hiçbir sözcük kullanılmadığı bu ifade cümlenin kendisi ve geleneksel üslup. Behçet ‘musavat’ olarak değerlendirilir.
Beyân c) İltizâm: Bir lafzın, o lafzın mutâbakat yoluyla gösterdiği nesne veya anlamı değil, zihnin o Beyânın asıl anlamı ortaya çıkmak, görünmek, zahir nesne ile ilgili olduğunu varsaydığı bir başka olmak maksadı ortaya koymaktır. Belagatin ikinci bölümü anlamı göstermesidir. olarak bir maksadı değişik yollarla ifade etmenin yöntem ve kurallarından bahseden bilim dalıdır. Beyân söz ile Beyân bu üç delâlet yolundan hangisinin edebiyat dili anlam arasındaki ilginin niteliklerini ele alır ve araştırır. açısından daha değerli olduğunu da inceler. Genellikle Söz ve anlam arasındaki bu ilgiye delâlet denir. Kullanılan iltizam ve tazammum mutâbakattan daha değerli kabul sözlerin anlaşılabilir olması gerektiği beyânın tanımında edilir. vurgulanır. Lafız-Mana İlişkisinde Hakîkat ve Mecâz
Delâlet Hakîkat
Herhangi bir söz, durum ve hareketin belli bir anlam ve Mantıkta sözün kullanıldığı anlamı ifade edip etmemesi hükümle bağlantısını ifade eden bir kavramdır. Klasik konusunda “hakikat”, “mecâz”, “kinâye” ve “galat” olmak eserlerdeki durumu şöyledir: bir şeyin anlaşılmasının üzere dört durumdan söz edilmektedir. Sözün gerçek başka bir şeyin daha anlaşılmasını gerektirmesi anlamında kullanılması ‘hakîkat’tir. Hakikat bir lafzın durumudur. Bu iki unsurdan ilkine Dall, ikincisine Medlül kendisi için yüklenmiş olan anlamda kullanılmasıdır. Bu denir. anlam onun ‘lügavî anlamı’dır.
Delâletin türleri: Dall anlamlı bir söz olabileceği gibi, İkinci anlam-yan anlam: Sözlerin sonradan kazandığı söz dışı bir şey de olabilir. Bu nedenle delâleti bir lafzi anlamlardır. Bunlar beyânında ilgi alanına girer. Belagatte delâlet ve diğeri gayr-i lafzi delâlet olmak üzere ikiye sözlerin sonradan kazandığı bu anlamlara me’anî-i sevânî ayırırız. adı verilmiştir. Yan anlamların kullanıldığı metinlerde
1. Lafzi delâlet: kendi içinde üçe ayrılır: okur üreticidir, Metni zenginleştirme imkânına sahiptir. a) Aklî delâlet, Bundan dolayı edebi metinler genellikle yan anlamların b) Tabî’i delâlet, zengin olduğu metinlerdir. Sözde asıl olan gerçek c) Vaz’î delâlet. anlamdır: Hakîkat ile mecâz arasındaki fark, hakîkatin 2. Gayr-i lafzi delâlet: buda kendi içinde üçe ayrılır: gösterdiği bir anlam için bir karine (ipucu)’ye ihtiyaç a) Aklî delâlet, göstermemesi, mecâzın ise karineye ihtiyaç duymasıyla b) Tabî’i delâlet, ortaya çıkar. c) Vaz’î delâlet. Örnekler:
Delâlet konusunun iyi anlaşılması için konu ile ilgili Güzel kokulu bir ‘çiçek’, içecek kabı olan ‘bardak’ mevcut yaklaşıma da kısaca değinmekte yarar vardır. kendileri için konulmuş olan anlamlarında kullanılmaları: Gösterge bilimini yapmış olduğu sınıflandırmalar bulunur. ‘Çiçek’ ve ‘bardak’ kendi anlamlarında kullanıldıklarında Bunlardan yaygın olanları şu üçlü tasniftir: sözle anlam arasındaki delâletin türü olurlar. Bir güzel kız
1. Belirti: dış gerçekle ilgili olan ve bir şeyi aktarma için kullanılmış ‘çiçek’ Divan’daki ‘serv’ lafız delâletinin ya da iletişim amacı taşımayan, türü: Önceki örneklerde gerçek anlamlarında kullanılan bu 2. Görüntüye dayalı gösterge-ikon: Gösterge ile sözcükler bu şekilde kullanılırlarsa durum değişir. Bu gösterilen arasındaki gerçek bir benzerliğe lafızların mecâzi anlamları söz konusudur. Bu tür delâlet dayanır, ilişkisi tazammum adını alır. 3. Simge-sembol: Anlamı sebep-sonuç ilişkisine Mecâz değil anlaşmaya, uzlaşmaya dayalı iletişim ve bilgi aktarımı değerine sahip bir işaret biçimidir. Mecâz, bir kelimenin gerçek anlamı dışında başka bir anlamda kullanılmasıdır. Mecâzda anlamın gerçek anlam ‘Dail’ kendi dışında bir şeyden haber veren, onun olmadığını gösteren ve sözü gerçek anlamın dışına çıkaran varlığına işaret eden, onu gösteren bir unsurdur. Belagat bir ilgi vardır. Mecâzın hükmü kastedilenin anlaşılmasıdır. bu unsurun söz olanıyla ilgilenir. ‘Medlul’ bu sözün Hukuk dilinde mecâz kullanılmaz. Edebi dilde gerçek gösterdiği şey, yani gösterilendir. Bu ikisi arasındaki anlam yerini büyük ölçüde mecâza bırakmıştır. Mecâz, ilişkiye ‘delâlet’ denir. Beyân lafz-i vaz’i delâlet: mecâz-i aklî ve mecâz-i lügavî olarak ikiye ayrılır. mütabakat, tazammun ve iltizam olmak üzere üç kısma ayırarak inceler. 1. Aklî mecâz (akla dayalı mecâz): Bir fiili asıl failinden, aralarındaki bir ilişki nedeniyle bir a) Mutâbakat: bir nesneyi veya kavramı ifade etmek başka faile isnat etmektir. Aklî mecâzda üzere kullanılan lafzın o nesnenin bütününü sözcükler temel anlamında kullanılırlar. Örneğin: göstermesine denir. ‘size duyduğum sevgi beni buraya kadar getirtti’ b) Tazammum: Bir sözün gösterdiği nesnenin cümlesinde o şahsı oraya götüren şeyin sevgi unsurlarından bir kısmına işaret etmesine denir. olamayacağı belli olduğu halde sevginin bundaki
payından dolayı hareket sevgiye isnat edilmiştir.
2. Lügavî mecâz (dile dayalı mecâz): Bir kelimenin dile getirmenin birden fazla yolu olduğunu göstermekte: asıl anlamı dışında kullanılmasıdır. Bu tür şair yakaladığı bir imgeyle bu duyguyu orijinal bir yolla mecâzın mecâz-ı Mürsel ve istiâre türleri vardır. ifade etmektedir. Teşbihte birden fazla unsur tek tek bir Mecâz-ı mürselde gerçek anlamdan mecâzi unsura benzetilebileceği gibi, bunun tersi de olabilir. Tevfik anlama geçişi sağlayan alakaların başlıcaları Fikret’ten örnek: ‘Mazi, o bir muallim, o bir pir, o bir şunlardır: peder’ mısrasında mazi; muallim, pir ve peder’e yani birden a) Parça bütün, fazla unsura benzetilmiştir. Bir teşbihin başarılı olması için b) Mahal ilgisi, kendisine benzetilenin benzeyenden daha fazla biline ya da c) Sebep-sonuç ilişkisi, tanınan bir şey olması da gerekir. Teşbihin birbirine d) Genel-özel, benzetildikleri yön gerçek olabileceği gibi, hayalide olabilir. e) Mazhariyet ilişkisi, Necip Fazıl’dan örnek: ‘Kaldırımlar içimde yaşamış bir f) Alet olma ilgisi, insandır’ mısrasında ‘kaldırımlar’ın ‘içte yaşamış bir g) Öncelik sonralık ilişkisi. insan’a benzetilmesindeki benzetme yönünü kavramakta olduğu gibi burada ‘vech-i şebeh’in tespitini güçleştiren Mecâz-i mürselde dikkat edilmesi gereken nokta, lügat hayali durum, müşebbehün bih olan ‘insanın içinde yaşamış anlamı dışında kullanılan kelimenin lügat anlamı ile bu yeni bir insan’ için de geçerlidir. Böyle benzetmeler şairlerin mecâzi anlamı arasında benzerlik dışında bir ilişkisi olması karmaşık duygularını ifade etmek için sıklıkla başvurdukları gerektiğidir. Örneğin, ‘el’in lügat anlamı ile mecâzi anlamı anlatım yoludur. Teşbih edatları güya, sanki tıpkı gibi olan ‘kuvvet’ arasındaki ilgi, ‘mazhariyet ilişkisine benzerlik ifade eden edatlar; dönmek, sanmak, gibi bağlanabileceği gibi ‘sebep-sonuç’ ilişkisiyle de benzerlik ifade eden fiil mastarlarının farklı çekimleri ve açıklanabilir. Mecâzlar günlük hayatta farkına varmadan benzetme işlevindeki -casına, -cesine gibi eklerdir. Teşbihte kullandığımız dilde hazır malzemelerdir. Bir mecâzın sanat benzeyen ve kendisine benzetilen olmak üzere iki unsur olarak kabul edilebilmesi için dildeki hazır malzemelerden vardır. Bu iki unsurdan biri kaldırılırsa teşbih mecâza olmaması gerekir. Mecâzlı ifadeleri kullanmakta usta dönüşür ve istiâre adını alır. Bir teşbihte vech-i şebeh olmak, kişinin edebiyatta dehası olduğunu gösterir. söylenirse, o teşbih mufassal: söylenmezse mücmel: teşbih Örnekler: edatı söylenirse Mürsel: söylenmezse mü-ekked olarak adlandırılır. ‘Yağmur bitkilere hayat verdi’. ‘hayat’ sözcüğünde mecâz-i lügavî vardır. ‘Hayat’la bitkilerin büyümesi 1. Mufassal ve Mürsel teşbih: Ali cesarette arslan kastedilmiştir. Bu fiilin yağmura isnat edilmesi ise gibidir, ‘mecâz-i aklî’dir. 2. Mücmel ve Mürsel teşbih: Ali arslan gibidir, 3. Mufassal ve mü’ekked teşbih: Ali cesarette Teşbîh arslandır. Aralarında birden fazla benzerlik bulunan iki şeyin birini Teşbihin türleri şunlardır: diğerine benzetmektir. Teşbihte 1. Belîğ teşbih: yalnızca müşebbeh ve müşebbehün 1. Müşebbeh (benzeyen), bih ile yapılan, 2. Müşebbehün Bih (kendisine benzetilen), 2. Temsilî teşbîh: birden fazla unsurdan meydan bir 3. Vech-i şebeh (benzetme yönü), tasavvur ise böyle teşbîhlere temsilî teşbîh denir, 4. Edat-ı teşbih (benzetme edatı) 3. Teşâbüh: Teşbîhin taraflarından biri diğerine, olmak üzere dört unsur bulunur. ‘İnsanlar eşitlik açısından müşterek oldukları özellik veya nitelikte tarağın dişleri gibidir.’ cümlesinde ‘insanlar’, müşebbeh, birleştirmek ise bu tür benzetmelere Teşâbüh adı ‘tarağın dişleri’ Müşebbehün bih, ‘eşitlik’ vech-i şebeh, verilir, ‘gibi’ de teşbih edatıdır. Aslında burada birbirine 4. Teşbîh-i tehekkümî: buna teşbîh-i temlîhî de denir. benzetilen unsurlarda bir karşılaştırma yapılmış ve hüküm Aralarında bir vech-i şebeh olmadığı halde müşebbehün bunun sonuna göre verilmiştir. Mecâzların en önemlisi mizah, yergi ya da latife amacıyla müşebbehün bihe olan istiâre teşbihe dayandığı için teşbihi anlamadan benzemesidir. istiâreyi kavramak mümkün değildir. Benzetmelere konuşma dilinde de sıkça rastlarız. Teşbihin temel amacı Örnekler: anlatımı somutlaştırmak ve güçlendirmektir. Atilla İlhan’dan örnek: ‘Ölümdür bekleriz hükmü/ Dünya Örnekler: bir duruşmadır sürer/Ellerimizde yüreklerimiz/Vurulmuş kumrular gibi’ şairin yaşadığı sıkıntılı günlerin dile İlhan Berk’ten örnek: ‘ben ki yaralıyım, ben ki haytayım/ getirildiği ‘Bulut günleri’ isimli şiirin bu son dizelerinde bakkallara düşmüş okul defterleri gibiyim’ dizelerinin ‘dünya bir duruşma’ya bekleyenler ise ‘vurulmuş ikincisi bir teşbih aracılığıyla okuyucunun zihnine birçok kumrular’a benzetilmektedir. Faruk N. Çamlıbel’den örnek: hayal ve düşünce getirmektedir. Bedri R. Eyüboğlu’ndan ‘Aynı sahilde durup daldığımız aynı gurup/ sana bir saksı örnek: ‘Yar yar/Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar’ çiçektir bana bir kan çanağı’ Gurup iki unsura dizelerinde de aynı durum söz konusudur. Bu, bir sevgiyi benzetilmektedir. Biri ‘saksı çiçek’, diğeri ‘bir kan çanağı’.
Bu benzetmede benzeyen tek, kendisine benzetilen birden yönlerden onu andıran bir surete benzetme ve fazladır. Necip Fazıl Kısakürek’ten örnek: ‘Uyku katillerin bunlardan ilkinin yerine ikincisini kullanma ile bile çeşmesi/ Yorgan allahsıza kadar sığınak’ iki mısrada da meydana gelir. Bir adamın kararsızlığını ifade eden birer teşbih yapılmıştır. Uyku katillerin çeşmesine, yorgan ‘bir ileri bir geri gidiyor’ cümlesi bu türden bir da ‘allahsıza kadar sığınak’a benzetilmiştir; yani ortak istiâredir. İstiârenin güzelliği ve değeri teşbihi noktaları hayalidir. Yahya Kemal’den örnek: ‘ Didar-ı hemen hatırlatmaması, ayrıca vech-i şebihin ne kibriyayı kemaliyle gösteren/ Şeyda gönülden özge bir bilmece gibi kapalı, ne de hemen anlaşılacak kadar ayine bilmedik’. ‘Şeyda gönül’, ‘özge bir ayna’ya basit ve sıradan olmamasına bağlıdır. İstiâre belagat benzetilmektedir. Benzeyiş yönü ‘gösterme’ açısından teşbihten daha üstün ve değerli sayılır. zikredildiğinden bu teşbih mufassal bir teşbih, benzetme Teşhis ve İntâk edatı olmadığından da mü’ekked teşbihtir. Teşhis ‘kişileştirme’, intâkta ‘konuşturma’ demektir. İstiâre Aralarındaki umum-husus ilişkisinden dolayı her intâkta Asıl anlamı birinden bir şeyi ödünç isteyip almak olan teşhis olması gerekir. Buna karşılık her teşhis intâk istiâre, bir kelimeye aralarındaki benzerlik sebebiyle temel değildir. Tevfik Fikret’ten örnek: ‘Uyuyor mai deniz’ Bu anlamının dışında yeni bir anlam vermektedir. Teşbihin mısrada mavi denizin uyuduğu ifade edilmektedir. temel unsurundan müşebbeh ve müşebbehün bihten Uyumak canlı varlıklara özgü bir durumdur. Deniz şairin birinin doğrudan ye da dolaylı olarak söylenerek kaldırılan hayal dünyasında uyuyan bir canlı imajı uyandırmıştır. kısmının kastedilmesiyle istiâre meydana gelir. Diğer bir Burada kapalı istiâre yoluyla yapılan bir kişileştirme deyişle istiâre teşbihin kısaltılmışıdır. İstiâre, kelimelerin vardır. temel anlamlarının sınırlarını aşma çabası olup kişinin iç Örnekler: âleminin derinliğini, sezgisinin sınırlarını, hayal gücünün genişliğini yansıtır. İstiâre ile soyut şeyler, duygu ve A. Nihat Asya’dan örnek: ‘Gökten bir inci/ Seçemeyen düşünceler somutlaştırılır. Cansız varlıklar kişileştirilir ve gemici/Yol bulamadı gemisine’ Burada bir açım istiâre konuşturulur. Lafızların anlamları zenginleşir, konuşana vardır. Şair ‘yıldız’ı bir ‘inci’ye benzetmiş, fakat az sözle çok anlam ifade etme imkânı sağlanır ve söze icâz benzeyeni söylememiştir. F. Nafız Çamlıbel’den örnek: özelliği kazandırılır. İstiârenin hazır malzeme olarak ‘Bu gece çılgınlığı üstünde denizin de/Kayalar dalgalarla günlük dilde birçok örneğine rastlarız. Bunların bir gençleşiyor sandık’ ikinci mısrada iki kapalı istiâre vardır. kısmında insan vücudundaki organların adları dış dünyada Burada kayalar ve dalgalar pençeleri olan iki varlığa benzetildikleri, işlev açısından yakın oldukları nesnelere benzetilmiş; fakat bu varlıkların yerine onların ikisinde de verilir, ‘Masa ayağı’, ‘dağ eteği’ gibi. İstiâre ikiye ayrılır: ortak olarak bulunan bir unsur söylenmiştir. tek bir sözcükte meydana gelmişse müfred, birden fazla Kinâye sözcükten oluşmuşsa mürekkeb istiâre adını alır. Lügat anlamı ‘gizlenmek’ olan kinâye, bir sözü temel 1. Müfred isti’âre: tek bir kelimede meydana gelen anlamının kastedilmiş olmasa da mümkün olmakla birlikte istiârelerdir ve ikiye ayrılırlar; temel anlamı dışında kullanmaktır. Kinâye hakikat ve • İstiâre-i musarraha (benzeyeni düşürülen mecâz arasında bir köprü gibidir. Cümlenin dış anlamını teşbihtir.): bu istiâreye açık denmesi değil iç anlamın kastetmektedir. Kendisinde kinâyenin kendisine benzetilenin açıkça ifade meydana geldiği lafza mekni bih: kastedilen anlama da edilmesidir. Muallim Naci’den örnek: mekni anh denir. Kinâye de işaret ettiği anlamlar üçe ayrılır: ‘Akıyor nur gördüğüm dereden’ cümlesinde su ‘nur’a benzetilmiş fakat kendisi 1. Mevsûf ( nitelenen varlık olabilir), söylenmeyerek onun yerine benzetildiği 2. bir sıfat olabilir, unsura yer verilmiştir, 3. nispet olabilir. • İstiâre-i mekniyye: kendisine benzetilenin Türkçedeki ‘eli açık’, ‘gözü açık’, ‘kulağı delik’ gibi açıkça söylenmediği, sadece onu hatırlatan, deyimler kinâyeye örnek verilebilir. onunla ilgili bir unsurun bulunduğu istiâredir. Muallim Naci’den örnek: ‘uçtukça Ta’rîz hayal-i yar gözden’ cümlesinde sevgilinin Kinâyeyle ilgili bir anlatım tekniği de ta’rîz dir. Ta’rîz hayali bir ‘kuş’a benzetilmiş, ama tenkit, alay, doğruyu gösterme maksadıyla söylenmiş müşebbehün bih, yani kendisine benzetilen sözlerdir. Behçet Necatigil’den örnek: ‘Değirmeni söylenmeden onun uçma özelliğinin döndürmek zor/Tek başına’ Bu dizelerdeki ‘tek başına belirtilmesiyle yetinilmiştir. İsim ve isim değirmeni döndürmenin zor olduğu ifadesi’ gerçek hükmündeki kelimelerle yapılan istiârelere anlamında da anlaşılabilecek bir ifadedir. Ancak burada istiâre-i asliyye, fiillerle yapılan istiârelere anlaşılması gereken, yani mekni anh olan ‘tek başına istiâre-i tebe’iyye denir. geçinmenin zorluğu’dur. Burada kinâyeli bir anlatım 2. Mürekkeb istiâre: birden fazla kelime ile ifade vardır. edilen bir durumu, onun benzeri ya da bazı