EDB103U-ESKİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ: BİÇİM VE ÖLÇÜ
Ünite 5: Eski Türk Edebiyatında Ölçü (II) ve Kafiye
Eski Türk Edebiyatında Ölçü (II)
Türk edebiyatında sık kullanılan aruz vezinleri, rübâ’î vezinleri de dahil olmak üzere hezec, recez, remel, münserih, muzâri, müctes, serî’, hafîf, mütekârib ve kâmil adı verilen bahirlerde yer alır.
Rubâ’î vezinleri olan ahreb ve ahrem kalıpları recez bahrinden çıkarılmıştır.
Recez bahrindeki müstef’ilün/fe’ûlün/müstef’ilün/fe’ûlün vezninin muzari bahrine göre taktî’i mef’ûlü/fâ’ilâtün/ mef’ûlü/fâ’ilâtün’dür.
Remel bahrindeki fe’ilâtü/fâ’ilâtün/fe’ilâtü/fâ’ilâtün vezninin kâmil bahrindeki taktî’i mütefâ’ilün/fe’ûlün/ mütefâ’ilün/fe’ûlün’dür.
Divan Şiirinde Kafiye
Kafiye aruz vezniyle birlikte Divan şiirinin iki aslî âhenk unsurundan biridir. Kısaca en az iki mısra sonundaki ses tekrarı olarak tanımlanabilecek olan kafiye, redifsiz manzumelerde mısra ya da beyit sonlarındaki, redifli manzumelerde de rediften hemen önceki ses ya da seslerin tekrarından doğan âhenktir. Kafiyenin kullanım sıklığını ya da düzenini nazım biçimleri belirler.
Klâsik dönem Türk şiirinde kullanılan kafiye sistemi aruz vezni gibi Arap şiirinden Fars şiirine oradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Bu âhenk sisteminde kafiye tek bir ünsüz ya da uzun ünlü (=revî)nün tekrarından ya da birden fazla ses benzeşmesinden meydana gelmiş olması mümkündür. Tek bir sesin tekrarıyla meydana gelen kafiyelere mücerred kafiye, birden fazla sesin tekrarıyla elde edilen kafiyelere de mürekkeb kafiye denir. Mürekkeb kafiyenin mürdef, mukayyed ve mü’esses olmak üzere üç türü vardır. Bu adlandırmada ridf, kayd, te’sîs ve dahîl adları verilen kafiye harfleri esas alınmıştır.
Divan şiirinde dokuz kafiye harfi vardır. Bu harfler içinde asıl kafiye harfi revîdir. Geri kalan sekiz harfin dördü revîden önce, dördü de revîden sonra kullanılmış olabilir. Revîden önce gelebilecek kafiye harflerine ridf, kayd, te’sîs ve dahîl; revîden sonra gelebilecek kafiye harflerine de başkaca adlar verilmiştir. Ridf, revîden hemen önce gelen bir uzun ünlü (=â, û, î), kayd da revîden önceki harekesiz bir ünsüzdür. Te’sîs ise, revî ile aralarında bir harekeli ünsüz bulunan eliftir. Ridf ve revî ile yapılmış kafiyeye mürdef; kayd ve revî ile yapılmış kafiyeye mukayyed; te’sîs, dahîl ve revî ile yapılmış kafiyeye de mü’esses kafiye denir.
Mürdef “ridfli”, mukayyed “kaydlı”, mü’esses de “te’sîsli” demektir.
Divan şiirinde kafiyenin birbirinden tamamen farklı kelimelerin aslî ya da aslî değerindeki son ses ya da seslerinden elde edilmiş olması şarttır. Bu kafiye anlayışında aynı ses ya da seslerin kafiye olarak kullanılması önemli bir âhenk kusuru olarak kabul edilmiştir. “Mahrec (=çıkış noktası)i” yakın ünsüzlerle,
farklı kısa ya da uzun ünlülerin birbirine kafiye yapılması da bu kafiye sistemindeki önemli âhenk kusurlarındandır.
Özellikle kaside gibi uzun manzumelerde kafiye bulmayı oldukça güçleştiren bu kurallar şairlerin şiirde anlam bütünlüğü içerisinde kullanabilecekleri kafiyeleri bulmakta büyük güçlükler çekmelerine sebep olmuş, bu güçlükler de onların aruzda olduğu gibi kafiye bulmak için birtakım kural dışı yöntemlere başvurmalarına, bunun sonucunda da şiirde kusurlu kafiyeler kullanmalarına yol açmıştır. Edebiyat eleştirmenlerince pek hoş karşılanmamakla birlikte, zorunluluk hâlinde izin de verilebilen bu yöntemlerin hepsine birden Divan şiiri kafiye anlayışında “kafiye kusurları (=uyûb-ı kafiye)” adı verilmiştir. “Kafiyenin adlandırılmış kusurları (=uyûb-ı mülakkaba-i kâfiye)” ve “kafiyenin adlandırılmamış kusurları (=uyûb-ı gayr-i mülakkaba-i kâfiye)” olarak ikiye ayrılan bu kafiye kusurlarının bir şiirde mevcut olup olmaması, Divan şiirinde o şiirin kafiye bakımından değerini belirleyen en önemli ölçütlerdendir.
Kafiye ile İlgili Bazı Terimler ve Temel Kurallar
Kafiyenin temel anlamı başın arkası ya da ensedir. Bu temel anlamdan “bir şeyin sonu, arkası” anlamı türemiş, kelime daha sonra terimleşerek beytin sonu anlamını kazanmıştır. Kafiyeyi “kafv” ve “kufüv” mastarından türetenler ise bu sözcük kökünün “bir nesnenin diğer bir nesne ardınca gelmesi, o nesnenin sonunda bulunması, ona tabi olması” temel anlamından hareket etmişler ve kafiyenin de şiirde birbirini izlediği için bu adı aldığını söylemişlerdir. Bir şiir terimi olarak kafiye, mısraların sonu ya da sonu kabul edilen yerlerde, kendisi ya da anlamı farklı kelimelerdeki belli bir sesin (bu sesi gösteren hareke ve sükûn bakımından aynı harfin) tekrarından doğan âhenk demektir.
Divan şiirinde kafiyeyi revî harfinin tekrarı meydana getirir. Dolayısıyla kafiye, hem revî harfinin bulunduğu kelime hem de revî anlamlarına gelen bir terimdir. Revînin asıl anlamı “devenin yükünün bağlandığı ip”tir. İp ile devenin yükü bağlandığı gibi beyit de revî ile bağlanır, bir bütünlük kazanır. Revî redifsiz kafiyelerde mısra ve beyit sonunda, redifli kafiyelerde de mısra ortasında, hatta mısraın ilk kelimesinde olabilir. Bu durum kafiye tanımındaki “...veya sonu kabul edilen yerlerde” ifadesinin gerekçesidir. Kafiyeden sonra tekrarlanan her bakımdan birbirinin aynı ek ve sözcüklerin bütününe redîf denir.
Redîf revîden sonra gelen anlam ve işlev bakımından aynı ek, sözcük ya da sözcük grubudur. Sözcük ya da sözcük grubu hâlindeki redifler şiiri belli bir düşünce etrafında toplar, ortak bir zemine oturtur ve ona bütünlük kazandırır. Redifler bazen tek kelimeden, bazen de bir kelime grubundan meydana gelmiş olabilir. Redîfin bazen mısraın büyük bir bölümüne yayıldığı da görülür. Böyle durumlarda redîf âhenk bakımından metne kafiyeden daha fazla katkı sağlar. Redif ilk bakışta şair için bir kolaylık olarak görülebilirse de aslında başarılı şiir ile başarısız şiiri belirleyen ölçütlerden biri olarak kabul edilmektedir. Redîfli manzumelere müreddef denir. Redif, Divan şiiri ve
halk şiirindeki önemini yeni şiir anlayışıyla birlikte tamamen kaybetmiştir.
Kafiye Sözcüklerinde Farklılık
Kafiye tanımlarında revînin farklı sözcüklerin son sesi olması gerektiği özellikle vurgulanır. Bu farklılık üç şekilde olur:
1. Anlamları ayrı farklı kelimeler olması 2. Aynı anlamda farklı kelimeler olması 3. Kelimelerin eş sesli olması
Kafiye Harfleri
Kafiye Harfleri Divan şiirinde ridf, kayd, te’sîs, dahîl, revî, vasl, hurûc, mezîd ve nâ’ire adları verilen dokuz kafiye harfi kullanılmıştır. Kafiyede bu harflerden dördü asıl kafiye harfi olan revîden önce, dördü de sonra bulunur. Ridf, kayd, te’sîs ve dahîl, revîden önceki kafiye harfleridir. Revîden sonra gelen harflere ise sırasıyla vasl, hurûc, mezîd ve nâ’ire denir.
1. Revî: Kafiyeyi meydana getiren asıl harftir. Divan şiirinde bir manzumenin kafiyeli (=mukaffâ) kabul edilebilmesi için revînin manzumenin nazım şeklinin belirlediği sıklıkta mısra sonlarında tekrarlanmış olması gerekir: “...şöhret” ve “...sûret” ile “...istiğnâ” ve “...bâlâ”da olduğu gibi. Bu sözcükler kafiye olarak kullanıldıklarında “t”ler ile “â”lar revî olur. 2. Te’sîs: Revî ile arasında harekeli bir ünsüz (=dahîl) olan eliftir: “...zâhir” ve “...mâhir”deki elifler gibi. Kafiyede te’sîsin tekrarı şart olmamakla birlikte kafiyeden beklenen ahengi tam olarak elde edebilmek için tekrarında yarar görülmüştür. Türk ve İran şairlerinin aksine, Arap şairlerinin te’sîsin tekrarına önem verdikleri görülmektedir. Te’sîsli kafiyelere k¯afiye-i müe’ssese denir. 3. Dahîl: Te’sîs ile revî arasındaki harftir: “...musâdif ” ve “...ârif ”teki “dal” ve “re” harfleri gibi. Örnekte de olduğu gibi dahîl farklı harfler olabilirse de bu harflerin harekelerinin aynen tekrarı gerekir. Ancak “...kâtibe” ve “... mükâtebe”de olduğu gibi revî harekeli ise dahîlin harekesinin farklı olmasına izin verilmiştir. Dahîl bağımsız bir kafiye harfi değildir; ancak mü’esses bir kafiyede te’sîs ile birlikte bulunabilir. 4. Ridf: Revîden önceki “elif (=â)”, “vâv (=û)”, “ye (=î)” harfleridir. “... mu’tâd” ve “âbâd”daki “elif ”ler, “...bî-çûn” ve “...memnûn”daki “vâv”lar ve “...zarîf ” ve “...latîf ”teki “ye”ler gibi. Kafiyede ridf “elif”se bu elife “ridf-i elifî”, “vav”sa “ridf-i vâvî”, “ye” ise “ridf-i yâyî” denir. Ridfin kafiyede aynen tekrarı gerekir. Tekrarlanmaması kafiye kusurlarındandır. Ridfli kafiyelere k¯afiye-i mürdefe denir. 5. Kayd: Revîden önce gelen ve kendisinden sonra kısa ünlü (=hareke) bulunmayan sakin sessizdir: “...derd” ve “...merd”deki “r”ler ile “...ayb” ve “...
gayb”daki “ye (=y)”ler gibi. Kafiyede kaydın tekrarlanmaması bir kusur olarak kabul edilmemiş; ancak elde edilmek istenen ahengin tam olarak gerçekleşebilmesi için bu sesin tekrarında yarar görülmüştür. Bir kafiyedeki kayd farklı olacaksa bunların mahreçleri yakın sesler olması gerekir: “...bahr” ve “... şehr”deki “h”ler gibi. Kaydlı kafiyelere k¯afiye-i mukayyede denir. Açıklama: “Bahr”deki “h” eski yazıda “ha”, “şehr”deki ise “güzel he”dir.
Kafiye Türleri
Harflerine göre;
A) Kafiye-i mücerrede: Sadece revînin tekrarından meydana gelen kafiyelerdir: “...ser” ve “...seher” ile “...gül” ve “...bülbül”de olduğu gibi. Bu tür kafiyelerde revî harekesizse, bu iki örnekte olduğu gibi tevcîhin tekrarı gerekir. B) Kafiye-i mürekkebe: Birden fazla ses benzeşmesinden meydana gelen kafiyelerdir. Mürekkeb kafiyede revî dışında ridf, kayd ve te’sîs adı verilen kafiye harflerinden biri de tekrarlanır. Kâfiye-i mürekkebe bu tür kafiyelerde kullanılan harflerin türüne göre kendi içinde k¯afiye-i mürdefe, k¯afiye-i mukayyede ve k¯afiye-i mü’essese olmak üzere üçe ayrılmıştır.
Kafiyenin birden fazla olması durumunda; Bazı şiirlerde mısra sonundaki kafiye dışında, birbirine paralel olarak yapılmış iç kafiyeler de bulunur. İki kafiyeli şiirlere zû- k¯afiyeteyn (=iki kafiyeli) denir. Bu iki kafiye hemen arka arkaya olabileceği gibi aralarında başka kelimeler de bulunabilir.
Bu beyitte koyu harflerle dizilmiş olan iki kafiye arasına başka kelimeler de girmiştir. İkiden fazla kafiyesi olan şiire zü’l-kavâfî (=çok kafiyeli) adı verilmiştir. Birden fazla kafiyesi olan şiirlerin mısra sonundaki kafiyesine k¯afiye-i asliyye (=asıl kafiye), diğer kafiyelerine ise k¯afiye-i mülhaka (=ek kafiye) denir
Kafiye Kusurları
Kafiyede aynı sözcük ya da eklerin tekrârının ve mahreci yakın ünsüzlerle, farklı kısa ve uzun ünlülerin birbirine kafiye yapılmasının Divan şiirinde önemli âhenk kusurlarından kabul edildiğini daha önce belirtmiştik. Kafiye ile ilgili kaynaklarda bu kusurlar “uyûb-ı k¯afiye (=kafiye kusurları)” adı altında toplanmıştır.
Kafiye kusurları şunlardır:
a) Kafiyede ridfin (reviden önceki uzun ünlülerin farklı olması: “...mâr” ve “...mûr”da olduğu gibi. b) Kafiyede kısa ünlülerin farklı olmasıdır: “...derd” ve “...dürd” ile “...gül” ve “...gil”de olduğu gibi. c) Revînin farklı olmasıdır. Bir kafiye kusuru olmakla birlikte bu farklılıkta kafiyeyi oluşturan seslerin çıkış yerlerinin yakın olması şartı vardır.
Kafiye ile İlgili Bazı Uyarılar
1. Kafiye harfi ya harekeli ya da harekesizdir. Harekeliyse bu harekenin tekrarı gerekir. 2. Revînin kafiye yapılan kelimenin son aslî ya da aslî hükmündeki harfi olması, yani ek olmaması gerekir. Bu kurala uymayan kafiyeler kusurlu kabul edilir. 3. Revîden önce harekeli bir ünsüz (=dahîl), bu ünsüzden önce de bir elif (=te’sîs) varsa, bu elifin şiir boyunca tekrarı şart değilse de kafiyeden beklenen ahengi tam olarak elde edebilmek için bu elifin tekrarında yarar görülmüştür. 4. Kafiyede harekesiz (=mukayyed) revîden önce bir ünsüz (=dahîl) ve ondan önce de elif (=te’sîs) varsa, bu ünsüzün harekesinin aynen tekrarı gerekir. 5. Harekeli (=mutlak) revîden önce bir ünsüz (=dahîl) ve ondan önce de elif (=te’sîs) varsa, bu ünsüzün harekesi farklı olabilir. 6. Revîden önce bir uzun ünlü (=ridf) varsa bunun kafiyede aynen tekrarı gerekir. 7. Revîden önce harekesiz bir ünsüz (=kayd) varsa bu ünsüzün tekrarlanması tercih edilir. Eğer tekrarlanamazsa tekrarlanan harflerin birbirine yakın sesleri gösteren harfler olması gerekir: Revî sakin (=mukayyed) olduğunda bir kusur olarak kabul edilen bu harf farklılığını, harekeli (=mutlak) olduğunda kusur olarak görmeyenler de vardır. 8. Revîden sonra gelen bütün harfler ve harekeleri (=redîf) aynen tekrarlanmış olmalıdır. 9. Farsça çoğul ve sıfat-fiil (=sıfat-ı müşebbehe) eki olan “-ân”la yapılmış kafiyeleri gazelde birden fazla, kasidede de yedi beyitten az ara ile tekrarlamak kurallara göre kusurdur. 10. Gazelde kafiyenin aynen tekrarı büyük kusurdur. Kasidede ise tekrarlanan kafiyeler arasında en az yedi beyitlik bir ara bulunmalıdır. 11. Kurallara göre Farsça olsun Türkçe olsun gazelde aynı ek ile birden fazla kafiye yapılması kusurdur. Kasidede bu yolla yapılmış kafiyeler birden fazlaysa aralarında en az yedi beyit bulunmalıdır. 12. Kafiyeyi meydana getiren sözcüklerden biri Farsça terkip hâlinde, diğeri de terkipsizse, bu tür kafiyeler de kusurlu kafiyelerdir.