EBR202U-ENGELLİ MEVZUATI VE MESLEK ETİĞİ
Ünite 2: Engelli Haklarının Tarihsel ve Toplumsal Temelleri
Giriş
Engellilik, tarihin her döneminde farklı şekillerde algılanmıştır. Bu farklılık engelli bireylerin çeşitli şekillerde adlandırılmalarına, farklı haklar elde etmelerine veya olumsuz uygulamalara maruz kalmalarına neden olmuştur. Engelli bireylere sunulan bu uygulamaların tümü dönemin engellilik anlayışı ile ilgilidir. Engellik anlayışı belirli bir dönemin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve dini koşullarına bağlıdır. Belirli bir dönemin koşullarının şekillendirdiği engellilik anlayışı ise engellilik modeli olarak adlandırılmaktadır.
Temel Kavramlar
Engelli Bireylerin Adlandırılması
Aşağıda verilen kavramlar engelli bireylere ilişkin olumlu ya da olumsuz bir atfı içermekten ziyade tarihsel süreçteki kullanımlardır.
Sakat: Vücudunda hasta ya da eksik bir yanı olan. Sıklıkla engelli ve özürlü anlamında kullanılmaktadır. Bu kavram yirminci yüzyılın ortalarına kadar fiziksel engelli bireyleri adlandırmada kullanılmıştır.
Ucube: Özellikle İngiltere’de 1850-1914 yılları arasında yaygın biçimde kullanılmıştır. Sirklerde gösteri yapan alışılmışın dışında vücut yapısı ve anormalliğe sahip kimselerin ucube olarak adlandırıldığı ifade edilmektedir.
Özürlü: Yirminci yüzyılın başlarında günümüzdeki anlamıyla öğrenme güçlüğü olan bireyleri adlandırmada yaygın biçimde kullanılmıştır.
Bozukluk: Bu kavram fiziksel ya da zihinsel yapıda yaşanan bir kayıp ya da bozulmayı tanımlamaktadır.
Yetersizlik: Tıpkı özürlü kavramı gibi yirminci yüzyılın başında bugünkü anlamıyla öğrenme güçlüğü olan bireyleri adlandırmada sıklıkla başvurulmuştur.
Yetersizliği olan birey: Amerikan Engellilik Yasası’nda fiziksel ya da zihinsel bir bozukluk sonucunda bir veya daha fazla yaşamsal aktivitesi kısıtlanan kimse olarak tanımlanmaktadır.
Engel: DSÖ’ye (2006) göre engel; bir davranış ya da etkinliğin sosyal ya da kültürel nedenlere bağlı olarak yerine getirilememesi durumudur. Katılım sınırlılığı olarak kullanabilen bu kavram bireyin altı yaşamsal faaliyeti üzerinde sınırlılık yaratmaktadır: çevreye uyum, fiziksel bağımsızlık, hareket serbestliği, meslek edinme, sosyal bütünleşme, ekonomik özgürlük.
Engelli birey: Bu kavram sosyal veya kültürel nedenlere bağlı olarak bir davranış ya da etkinliği yerine getiremeyen bireyi ifade etmektedir.
Engelli bireyleri adlandırmada içerikleri büyük ölçüde farklılaşan pek çok kavramın kullanıldığı görülmektedir. Geçmişte engelli bireyleri tanımlamada engel ön plandayken günümüzde bireyin kendisinin ön plana geçtiği söylenebilir.
Engelli Hakları ile İlgili Kavramlar
Engelli haklarının anlaşılması bir dizi kavramın anlamının açıklığa kavuşturulması ile mümkündür. Engelli hakları insanların engeli nasıl algıladıkları ile ilgili olduğundan öncelikle engellilik modellerinin bilinmesi gerekir.
Moral model: Engellilik modelleri arasındaki en eski model olan moral model geleneksel ya da dini model olarak da bilinmektedir. Moral modelde, engelli bireye yaklaşımı toplumun dini ve kültürel değerleri belirlemektedir. Bu model engelliliği iki şekilde açıklamaktadır. İlk açıklamaya göre engel bir cezalandırmayken ikinci açıklamada ise engel, tanrının insanlara yolladığı bir sınavdır.
Medikal model: Bu modelde, engel hastalık, travma veya diğer sağlık durumları sonucunda oluşan ve yalnızca bireyi ilgilendiren bir durum olarak görülmektedir. Medikal model engeli, tedavisi olan bir durum olarak görür, uygun tedavi ile engelin ortadan kalkacağı düşüncesini hakimdir.
Sosyal model: Bu modelde engel, toplum tarafından oluşturulan ve engelli bireyin topluma katılımını engelleyen bir durumdur. Dolayısıyla sosyal model açısından bireyin topluma katılmasını sağlayacak düzenlemeler ve alınacak kararlar büyük önem taşımaktadır.
İnsan hakları modeli: İnsan hakları modeline göre bireyin önce temel insan haklarına sonra ve gereksinim duyuyor ise sağlık durumuna odaklanmaktadır.
Engelli kültürü: 1980’li yılların sonunda ortaya çıkan bu kavram ilk olarak engelli bireylerin oluşturduğu sanat eserlerini ifade etmekte kullanılmıştır. Fakat en temel anlamıyla engelin ortaya çıkardığı ya da desteklediği yaşam tarzını ifade etmektedir.
Engelli hakları aktivisti: Bu kavram engelli bireylerin yaşadığı toplumsal sorunları dile getiren ve bu sorunların çözümü için yasal veya yasal olmayan uygulamalar gerçekleştiren kimseleri tanımlamaktadır.
Engelli hakları hareketi: Engelli bireylere yönelik olumsuz etiket ve adlandırmalarla mücadele eden, engelli bireylerin yasal hak ve özgürlüklere karşı mücadele eden toplumsal hareket olarak tanımlanmaktadır.
Engelli bireyleri adlandırmada kullanılan kavramlarda olduğu gibi engelli bireylere yönelik yaklaşımın geçmişten günümüze değiştiği görülmektedir. Engelli bireylerin yaşadığı sorunların toplumsal kaynaklı olduğunun düşünülmesi engelli hakları hareketinin ortaya çıkmasını sağlayarak engellilerin yasal hak ve özgürlüklere kavuşmasına zemin hazırlamıştır.
Engelli Haklarının Tarihsel Seyri
Tarihsel süreçte engelli bireyler yaşadıkları toplumun engellilik algısının biçimlendirdiği haklar elde etmiş ya da uygulamalara maruz kalmışlardır. Bu hak ve uygulamalar zaman zaman yasal temellere zaman zaman da içinde
yaşanılan toplumun sosyal ve kültürel değerlerine göre şekillenmiştir. Bu tarihsel süreçler Tablo 2.1 ve 2.2’de özetlenmiştir.
1920’li yıllara kadar engelli hakları dini ve/veya siyasi otoritelerin uygun gördüğü şekilde oluşmuştur. Fakat 1920’li yıllardan itibaren bu yaklaşım yerini engelli hakları için mücadele eden toplumsal hareketlere bırakmıştır. Protestoların yasal hak ve özgürlüklere dönüşmesi ise ancak 1960’lı yıllarda mümkün olmuştur.
Engelli Haklarının Toplumsal Temelleri
Tarihsel süreç incelendiğinde birçok engellilik modelinin ortaya çıktığı görülecektir. Modeller, ortaya çıktıkları siyasi ve ekonomik koşulları uyarınca sınıflanmaktadır. Yaygın olarak kullanılan sınıflamalar incelendiğinde modellerin feodal, kapitalist ve modern toplum olmak üzere üç farklı toplum tipi altında incelendiği görülmektedir.
Feodal Toplum
Feodal toplum, toplumun büyük çoğunluğunun kırsal kesimde yaşadığı ve tarıma dayalı üretim biçiminin hâkim olduğu bir toplum biçimidir. Feodal toplumların sosyal ve siyasi yapısı incelendiğinde ise toplumsal yaşamı belirleyen temel unsurun dini inanç olduğu görülmektedir. Feodal toplumlarda hâkim olan engellilik anlayışı moral modeldir.
Moral modelde engellilik iki şekilde ele alınmaktadır. İlk anlayışa göre, engel birey ve çevresi için kutsal bir varlığın sınavıdır. Bu sınav uyarınca engelli birey yardım edilmesi ve gözetilmesi gereken biri olarak görülür. Moral modelin ikinci anlayışına göre engel, kutsal bir varlığın verdiği cezadır. Engelli birey ve/veya ailesi büyük bir günah işledikleri için kutsal bir varlık tarafından dünya hayatında cezalandırılmaktadır.
Moral modelin engelliliği ele aldığı bakış açıları birbirine zıt olsa da temelde engelli bireyin toplumdan dışlanmasına neden olmuştur. Dolayısıyla feodal toplumlarda engelli bireyler bir yandan etiketlenmişler bir yandan da devlet eliyle toplumdan uzaklaştırılmışlardır. Böylece bireylerin toplumla ilişki kurması, toplumsal hayata katılımları engellenmiştir.
Kapitalist Toplum
18. yy.’dan başlayarak feodal toplumlardaki üretim anlayışı değişmeye başlamıştır. Bu dönemde kırsal kesimden kentlere göç artmış, küçük ölçekli ve basit aletlerle gerçekleştirilen tarıma dayalı üretim değişmiştir. Kentlere göçün artmasıyla, büyük fabrika ve üretim alanları oluşturulmuştur. Feodal toplumların değişimiyle birlikte ortaya çıkan bu yapıya kapitalist toplum adı verilmektedir. Bu değişim beraberinde yeni bir engellilik modelinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan bu model ise medikal model olarak adlandırılmaktadır.
Medikal modele göre engellilik bir sakatlık ve hastalıktır. Bu hastalığın tedavi edilmesi ve düzeltilmesi
gerekmektedir. Engelin birey üzerindeki olumsuz etkisi ancak ve ancak tedavi ile ortadan kaldırılabilir. Devlet, engelin bakım ve rehabilitasyonundan sorumludur. Fakat engelin ortaya çıkardığı sorunlar bireyin sorumluluğundadır. Engel tüm tedavi olanaklarına rağmen iyileştirilemiyor ya da ortadan kaldırılamıyorsa birey toplumdan uzaklaştırılmalıdır.
Modern Toplum
Moral ve medikal model bakışıyla ortaya çıkan uygulamalar etkisini ikinci dünya savaşı sonrasına kadar sürdürmüştür. Fakat bu dönem sonrasında ortaya çıkan siyasal ve sosyal değişimler var olan engellilik modelinin sorgulanmasını gerektirmiştir. Bu sorgulama sonucunda ise yeni bir engellilik modeli olan sosyal model ortaya çıkmıştır.
Sosyal modelin ortaya çıkmasına neden olan faktörler kapitalist toplumlarda ortaya çıkan üç büyük olayla ilişkilendirilmektedir: Sanayi Devrimi, 1 ve 2. Dünya Savaşları. Toplumda engelli bireylerin görünürlüğünün artmasıyla yasal düzenlemeler ortaya çıkmaya başlamıştır.
Sosyal modelin asıl etkisi engelli hakları ile ilgili toplumsal hareketlerde ortaya çıkmıştır. Bu toplumsal hareketler genel olarak Engelli Hakları Hareketi adı altında anılmaktadır. Engelli Hakları Hareketi, engelli bireylerin eğitim, sağlık, ulaşım, istihdam ve sosyal güvenceleri gibi pek çok alanda mücadele vermiştir.
Sosyal model, engelli bireyin sorunlarının kaynağını toplum olarak görür. Engel bireyin yaşamında biyolojik sorunlar ortaya çıkarabilir fakat bu sorunların çözümü sosyal ve çevresel düzenlemelerden geçmektedir. Sosyal model, kapitalist toplumda etkin olan medikal modelin bakış açısı uygulamalarına eleştiri olarak ortaya çıkmıştır. Tablo 2.3’te medikal ve sosyal engellilik modelleri karşılaştırılmıştır. Modern toplumlarda dünya savaşları sonrasında başlayan değişimler, sosyal modelin benimsenmesini sağlamıştır.
Engelli Haklarının Ortaya Çıkmasında Rol Oynayan Yakın Dönem Gelişmeler
Sanayi Devrimi sonrasında değişen verimliliğe dayalı üretim anlayışı beraberinde ağır çalışma koşulları getirmiş böylece birçok birey iş kazaları sonucunda engelli hale gelmiştir. Öte yandan dünya savaşları sonucunda cepheden fiziki ve mental sorunlarla dönen milyonlarca genç, sosyal uyum ve iş gücüne katılımla ilgili sorunlar yaşamıştır. Sosyal engellilik modeli, bu sosyal ve siyasi şartlar altında ortaya çıkmıştır. Engelli Hakları Hareketi ile geniş kitlelerce benimsenen sosyal model, kapitalist toplumlarda yaşanan ekonomik krizler sonrası yeniden tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar sonucunda oluşan yeni model insan hakları engellilik modeli olarak adlandırılmaktadır.
Kapitalist toplumlarda yaşanan ve küresel çapta etkisi gösteren ekonomik kriz devletleri çözüm arayışına itmiştir. Uzun uğraşlar sonucunda ulaşılan çözüm neo-
liberal ekonomik model olmuştur. Bu modelde, devlet üretimden çekilerek, yerini serbest piyasaya bırakmıştır. Devletler küresel çaptaki ekonomik krizin etkilerinden kurtulmak isterken temel hak ve özgürlükler açısından sorunlar baş göstermiştir. Neo-liberal ekonomik modelin benimsenmesi engelli bireyleri olumsuz şekilde ve doğrudan etkilemiştir. 1900’lü yılların başından 1980’li yıllara değin toplumsal hareketlerle kazanılan birçok hak ve özgürlük işlevini yitirmiştir. Önceden toplumun tamamını etkileyen sorunlar artık grupların sorunları olarak görülmeye başlanmıştır. Engelli bireyler, serbest piyasa ekonomisinin grupları giderek ayrıştırdığı bu dönemde bir azınlık olarak görülmüştür.
İnsan hakkı kavramının yaygınlaşmasıyla engelli bireylerin yaşadıkları sorunlar da bu çerçevede değerlendirilmeye başlanmıştır. Her ne kadar sorun insan hakları sorunu olarak görülse de devletler gereksinimlere cevap vermede yetersiz kalmışlardır. Bunun üzerine devreye uluslararası örgütlerin girdiği görülmektedir. Uluslararası örgütlerin öncülüğünde atılan adımlar devletleri engelli bireylere ilişkin bir dizi önlem almaya itmiştir.
Uluslararası örgütlerin çalışmalarıyla engelli bireylerin yasal hakları elde etmesi insan haklarının gereği olarak görülmeye başlanmıştır. İnsan hakları engellilik modeline göre engelli bireyin yaşadığı sorunlar öncelikle temel insan hakları bağlamında ele alınmalıdır. Sorunları açıklamada eğer gereksinim duyuluyorsa bireyin engeline odaklanılmalıdır. Bu anlayışa göre birey kendini ilgilendiren durumlarda merkezdedir. Bireyin yaşadığı problemler ise toplum kaynaklıdır.
İnsan haklarını merkeze alan ve uluslararası etkiye sahip ilk uygulama 1993 yılında BM tarafından yayımlanan fırsat eşitliği standartlarıdır. Buna göre engelli bireyler hakları açısından bilgilendirilmeli, rehabilitasyon ve diğer hizmetlerden yararlanmaları sağlanmalıdır. Ek olarak erişilebilirlik, eğitim, istihdam, sosyal güvenlik ve kişisel hakların korunması gibi temel yaşamsal alanlarda eşit katılım sağlanması önceliklidir. BM tarafından yayımlanan bu standartlar, üye ülkelere kılavuzluk etmiş ve birçok uygulamanın ortaya çıkmasını sağlamıştır.
1999 yılında AB’ye üye ülkeler tarafından imzalanan Amsterdam Anlaşması ayrımcılıkla mücadele ve fırsat eşitliğinin sağlanmasına odaklanmaktadır. İlgili anlaşmanın bazı maddeleri ayrımcılık ve fırsat eşitliği konusundaki bakışı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre anlaşmayı imzalayan devletler, bireylerin cinsiyeti, dini, etnik kökeni, engeli, yaş ve cinsel yönelimine bağlı olarak uğradığı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gerekli önlemleri almalıdır. Amsterdam Antlaşması sonucunda, engelli bireye bakışın değiştiği görülmektedir. Öyle ki pasif ve yardım edilmesi gereken biri olarak görülen engelli birey artık toplum içindeki tüm bireyler gibi eşit hak ve özgürlüklere sahip bir toplumsal gruptur.