AÖF Soru Bankası

SendikacılıkÜnite 4 Özeti

Modern İdeolojiler Açısından Sendikacılık

ÇEK304U-SENDİKACILIK

Ünite 4: Modern İdeolojiler Açısından Sendikacılık

İdeoloji Kavramı ve Modern İdeolojiler

İdeoloji dünya görüşü olarak tanımlanabilir. İdeoloji inançlar, değerler ve normlar bütünüdür.

İdeoloji de bilim gibi, toplumsal gerçekliğin karmaşıklığını açıklamayı hedefler. Bilim gözlem, deney, bilginin toplanması ve tasnif edilmesi gibi yolları kullanırken, ideolojiler tercih yolunu kullanır.

Kuşkusuz birçok ideoloji gözleme ve sistemleştirilmiş bilgiye dayanır ve kendi içinde bir tutarlığa sahiptir. Ancak ideolojiler normatif düşünce sistemleri olup ideal bir düzen projeleri vardır. Özellikle sosyal bilimleri ideolojilerden arındırmak zordur. Ancak olanın incelenmesi ile olması gerekenin ve tercihin arasında bir fark gözetmek önemlidir.

İdeoloji, kuram veya doktrin ile toplumsal yaşam arasında güçlü ilişkiler vardır. Toplumsal yaşamda var olan sorunlar, bu sorunların niteliği, nedenleri, bunların nasıl ele alınacağı ve çözüme kavuşturulacağı türünden sorulara verilen değişik yanıtlar farklı kuramların, ideolojilerin temel özelliklerini oluşturur. Farklı düşünsel sistemler ve ideolojiler değişik sınıfsal ve sosyal bakış açılarını temsil ederler.

Özellikle modern ideolojilerde bu durum daha belirgindir. Çünkü sınıf farklılaşmaları, çelişkileri ve çatışmaları sanayileşme ve kapitalizmin ortaya çıktığı modern zamanlarda daha belirgindir. Bu nedenle modern sınıflar olan sermayedar sınıf (burjuvazi) ile işçi sınıfı arasındaki ilişkilerin çok önemli bir boyutunu oluşturan sendikacılık da modern ideolojilerin önemli boyutlarından birini oluşturmaktadır.

Liberalizm ve Sendikacılık

Liberalizm kendi içinde farklılıklar ve hatta çelişkiler taşıması nedeniyle tanımlanması ve tek bir pozisyona indirgenmesi zor bir ideolojidir. Liberalizmin temel sloganı “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” olarak bilinir.

Klasik iktisadi yaklaşımın, ekonomik liberalizmin özünde kendi çıkarı için en akılcı seçimleri yapan birey (homo economicus) varsayımı yatar. Aslında bu akıllı birey böyle davranarak sadece kendisi için değil toplum için de en iyisini yapar. O nedenle birey, ekonomik tercih ve hareketlerinde tamamen özgür olmalı ve özgürlüğünü güvence altına alacak bir hukuk düzeninin oluşturulması dışında, bireyin bu özgürlük alanına müdahale edilmemelidir. Devlet, kapitalist piyasanın düzgün işlemesini sağlayacak bir hukuk düzeni kurmalı ve güvenliği sağlamalıdır.

Klasik iktisatçılara göre piyasa bireylerin rasyonel tercihleri sonucunda görünmeyen bir el sayesinde dengeye kavuşacaktır.

Klasik iktisatçılar ücret artışlarının doğal bir mekanizma sonucunda, işgücü arzının artışına ve azalışına bağlı olarak ya da bir ücret fonu çerçevesinde oluştuğunu savunurlar.

Mill diğer klasiklerin aksine sendikalara olumlu bakmakla birlikte etkin bir rol tanımamıştır.

Spencer, “en güçlü olanın varlığını sürdürmesi” tezi ile Darwin’in “doğal ayıklanma” fikrini toplumsal yaşam için önerir.

Liberalizmin sendikalara ilişkin olumsuz görüşlerinin de etkisiyle 19. yüzyıl başlarında çeşitli ülkelerde sendika yasakları gündeme gelmiştir.

Sosyalizm ve Sendikacılık

Liberalizm sendikacılığı yararsız, gereksiz ve hatta zararlı görürken sosyalizm açısından ise sendikacılık merkezi bir role ve öneme sahiptir.

Liberalizmi Sanayi Devrimi ve kapitalizm ile birlikte yükselen burjuvazinin, sosyalizmi ise kapitalist sistemin yarattığı işçi sınıfının ideolojisi olarak tanımlamak mümkündür.

Marx Öncesi Sosyalizm ve Sendikacılık

Ütopik sosyalistlerin görüşleri işçi sınıfının henüz gelişmemiş olduğu bir zamanda geleceğin toplumuna ilişkin ütopik özlemleri yansıtmaktadır.

Saint-Simon sanayileşmeyi dinamik bir güç olarak tanımlamış, parazit sınıfların ortadan kaldırılmasını ve planlı bir üretime geçilmesini savunmuştur.

Fourier, işçilerin yönetime ve kâra katılacağı “phalanstere” (falanj) adı altında, bir tür eşitlikçi komünal (ortaklaşmacı) yapılar, bir üretim ve tüketim topluluğu tasarlamıştır.

Owen Üretici Sınıfların Büyük Ulusal Manevi Birliği adıyla bütün işçileri çatısı altına alacak bir birlik/sendika kurulmasını önermiştir.

1789 insan Hakları Bildirgesi’ni yeterli bulmayan Babeuf Eşitler Bildirgesi’nde şekli eşitlik (yasalar önünde eşitlik) ile gerçek eşitlik (üretimden eşit pay almak) ayrımı yaptı. Babeuf ve Blanqui işçi sınıfının sorunlarının çözümü için onun adına örgütlenen bir grubun iktidarı ele geçirmesini ve yeni bir düzen kurması fikrini benimsemiştir.

Blanc Toplumsal Atölyeler yoluyla mülkiyetin giderek toplumsallaşmasını, işçilerin yönetim ve denetimini öngörmüştür.

Marksizm ve Sendikacılık

Karl Marx tüm çağdaş toplumların yaşantılarında en fazla etki yapmış bir filozof, tarihçi, iktisatçı ve sosyolog olarak kabul edilmektedir.

Marx, tarihin motorunun sınıf mücadeleleri olduğu ve kapitalizmde esas çatışmanın üretim araçlarına sahip olanlarla (kapitalistler) bunlara sahip olmayanlar (proleterler) arasında yaşandığı görüşündedir.

Marx’a göre işçi kapitalistin ona ücret olarak ödediği bedelden daha fazla değer üretir ve bu fazlaya kapitalist


tarafından el konur. Bu yaklaşım artık değer teorisi olarak bilinir.

Marx’a göre sendikalar dayanışma ve sosyalizm okullarıdır.

Marx, sendikaların sadece ekonomik mücadele örgütleri oldukları fikrine karşı çıkar. İşçilerin sendikal mücadelesinden politik sonuçlar çıkabileceğini savunur.

Reformcu Sosyalizm, Sosyal Demokrasi ve Reformcu Sendikacılık

Sosyal bir devrime gerek olmadan, piyasa ve özel mülkiyet ortadan kaldırılmadan da reformlar yoluyla kapitalizmin yarattığı olumsuzlukların üstesinden gelinebileceği fikri reformcu sosyalizmin veya sosyal demokrasinin en önemli hareket noktası olmuştur.

İsmini ihtiyatlı taktikleri ile ün yapmış olan Romalı komutan Fabius (M.Ö. 275- 203)’tan alan Fabiancılık ılımlılığa ve tavize dayanan bir temel felsefeye sahiptir.

Marx’ın aksine sosyal demokratlar veya reformcu sosyalistler reformcu ve pragmatik bir sendikacılık anlayışını benimserler.

Anarşizm ve Anarko-Sendikalizm

Anarko-sendikalizm için sendika hem toplumsal devrimin hem de gelecek toplumun temel taşıdır.

Proudhon, kapitalist toplumda işçilerin ücret mücadelesinin kendilerine fayda değil zarar getireceği düşüncesini savunmuştur.

George Sorel “genel grevi” sınıf mücadelesinin en önemli aracı ve kitleleri sürükleyecek bir toplumsal mit olarak savunmuştur.

Faşizm ve Sendikacılık

Faşizmin başlıca dayanakları, işçi devrimi korkusu ve liberal demokrasinin sorunlara çözüm getirememesidir.

Faşist korporasyonlar meslek kuruluşlarıdır ancak diğer meslek kuruluşlarından farklı olarak çokluk değil teklik, gönüllülük değil zorunluluk ilkesine dayalıdır.

Neoliberalizm ve Sendikacılık

Neoliberalizme göre devlet müdahalesi, hem bireysel özgürlüğe karşı gayrimeşru bir müdahaledir hem de yaratıcılığın gelişmesini önler.

Hayek, piyasaya dayalı ekonomik düzen içinde sosyal adalete yer olmadığını ve sosyal adaletin boş bir kavram olduğunu ileri sürer.

Hayek’e göre sendikalar serbest piyasa tarafından oluşturulan ortalama gerçek ücretleri artıramazlar.

Liberalizmin ve Neoliberalizmin Sendika Karşıtlığı

Neoliberalizm 1970’li yıllarda yaygınlık kazandı ve 1980’lerin başlarında İngiltere’de Margaret Thatcher ve ABD’de Ronald Reagan yönetimlerinin ekonomik ve sosyal politikalarını derinden etkiledi.

Liberalizmin soyut eşitlik anlayışı bireyler, piyasa mekanizmasına dâhil oldukları andan itibaren anlamsız hale gelir ve eşit olma şanslarını yitirirler.

Çünkü bu andan itibaren bireyler artık soyut kimseler değil somut iktisadi toplumsal ilişkilerin öznesi ya da nesnesi durumundadırlar.

Liberalizmin bu soyut eşitlik anlayışı, çalışma ilişkileri ve sendikacılık alanında da kendini gösterir.

Liberalizm, emek-sermaye ilişkilerini borçlar hukuku içinde ele alır. İşçi ve işvereni eşit ve özgür bireyler olarak ele alır, aralarındaki iş ilişkisini genel sözleşme özgürlüğü etrafında herhangi bir borç-alacak ilişkisi olarak kabul eder ve tarafların özgür iradeleriyle sözleşme bağıtlamaları ve sona erdirmeleri ilkesini savunur.

Oysa emek-sermaye ilişkilerinin temel özelliği işçinin işverene olan ekonomik bağımlılığıdır.

Sermayeyi elinde tutan işveren karşısında, işgücünün karşılığı olarak alacağı ücret dışında hiçbir olanağı bulunmayan işçinin korunması, taraflar arasındaki dengesizliği gidermek için zorunludur.

Sendikaların doğuşu ve gelişmesinin temel nedeni, çalışma ilişkilerinde daha güçsüz durumda olan işçinin korunması ihtiyacı ve liberal anlayışın, borçlar hukukunda ifadesini bulan sözleşme özgürlüğü yaklaşımı ve piyasa mekanizması ile bunun mümkün olmamasıdır.

Bu nedenle sendikacılık ile liberalizm ve neoliberalizm arasında temel bir karşıtlık söz konusudur.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında