AÖF Soru Bankası

SendikacılıkÜnite 3 Özeti

Sendikacılığın Tarihsel Gelişim Süreci

ÇEK304U-SENDİKACILIK

Ünite 3: Sendikacılığın Tarihsel Gelişim Süreci

Sendikacılığın Gelişim Sürecini Dönemleştirme

Gerek bir insanın, gerek bir toplumun, gerekse bir olgunun tarihsel gelişim süreci içinde yer alan dönemler doğal olarak birbirine bağlanmış olmakla birlikte, her dönemin kendi içindeki benzerlikleri, dönemler arasındakilerden çok daha fazladır. Bu dönemlerin kendi içlerinde ayrı bir değerlendirmeye tâbi tutulması, dönemlerin ve dönemlerin birleşmelerinden oluşan bütünün daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Sendikacılık ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel birçok üst yapıdan ve bu yapılardaki değişikliklerden doğrudan etkilenmektedir. Sanayi Devrimi’nden günümüze kadar geçen sürede sendikacılık her ülkede farklı dönemlerden geçmekle birlikte, tüm ülkeleri kapsayacak bir genelleme yapılacak olursa, üst yapılarda yaşanan değişimlerin paralelinde, sendikacılığın gelişimini dört dönem altında incelemek mümkündür.

Sanayi Devrimi’nden 2. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar geçen süre içinde birçok ülkede işçi örgütlenmeleri önceleri yasaklanmış ancak yasaklara rağmen işçiler arasında dayanışma ve sınıf bilincinin güçlenerek mücadelelerinin devam etmesi sonucunda sendikalar yasal örgütler olarak tanınmıştır. 2. Dünya Savaşı’ndan 1973 petrol krizine kadar geçen sürede ise sendikalar kurumsallaşmış ve en güçlü dönemlerini yaşamıştır.

Sendikaların Var Olma Mücadelesi Verdikleri Dönem (19. YY-1945)

1776 Yılı’nda İngiltere/Birmingham’da Watt’ın ilk kez buhar gücünü dokuma endüstrisinde kullanmasıyla, bir benzetmeyle pamukla buharın evliliği sonucunda, endüstriyel üretimin egemen olduğu yepyeni bir çağa girilmiştir. Watt’ın buluşuyla birlikte buhar gücüyle çalışan iplik eğirme makineleri ve dokuma tezgâhları devreye sokularak insan gücünün başaramayacağı ölçüde üretim yapılmaya başlanmış; dokuma endüstrisindeki bu gelişmeyi buharlı lokomotifler, gemiler takip etmiş ve elektrik kullanımı endüstride hızla yaygınlaşmıştır. Üretim yapısındaki bu köklü değişim, toplum, siyaset, hukuk, kültür gibi birçok üst yapıyı önemli ölçüde değiştirdiği gibi, çalışma ilişkilerini de derinden etkilemiştir.

Sendikalar yasal örgütler olarak tanınıncaya kadar geçen dönemi, vahşi kapitalist dönem olarak adlandırmak mümkündür.

İlk işçi örgütü, İngiltere’de 1792 yılında Thomas Hardy isimli İskoç bir ayakkabıcı önderliğinde kurulan Londra Yazışma Örgütü isimli dernektir. Bu derneğe Yazışma Örgütü denilmesinin nedeni, örgütün Londra bölgesi dışında yaşayan işçilerle yazışma yoluyla iletişim kurmasıdır.

İlk sendikal örgütlenmeler meslek sahibi nitelikli işçiler arasında görülmüş, bu işçiler işverenler karşısında kendilerini güçlü konuma getiren nitelikleri sayesinde örgütlenerek işverenler karşısında pazarlık etme ve kendi

isteklerini kabul ettirme olanağı bulmuştur. Dolayısıyla ilk ortaya çıkan sendikalar meslek-zanaat sendikaları olmuştur. Meslek sahipleri arasında başlayan ilk sendikalaşma, daha sonra yarı nitelikli ve niteliksiz işçileri de kapsayacak şekilde genişlemiş ve zamanla işkolu sendikaları birçok ülkede temel örgütlenme modeli hâline gelmiştir.

Sendikaların Güç Kazandığı ve Kurumsallaştığı (Altın) Dönem (1945-1973)

2. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte 1973 Petrol Krizi’ne kadar geçen dönem, dünya genelinde sendikaların en fazla güç kazandıkları dönem olmuştur. Bu nedenle söz konusu döneme aynı zamanda sendikaların altın dönemi de denilmektedir. 1945-1973 döneminde sendikaların güç kazanmasının arkasında çeşitli nedenler bulunmaktadır.

Taylorist yönetim anlayışında yapılacak iş küçük parçalara bölünmekte, yönetim ve üretim birbirinden ayrılmakta ve yönetim en basitinden en karmaşık olanına kadar her parça işin nasıl yapılacağı konusunda tam bir kontrole ve denetime sahip bulunmaktadır.

Fordizm kitlesel üretim, seri üretim, yığın üretim, stoklu üretim, kayan bant sistemi olarak da bilinen bir üretim sistemidir.

Fordizm, Taylorist ilkelerle birlikte, ileri derecede uzmanlaşma ve iş bölümünü beraberinde getirdiği için nitelikli işgücüne bağımlığı azaltarak, niteliksiz veya yarı nitelikli işgücü ile üretimin yapılmasına imkân sağlamaktadır.

1929 Ekonomik Krizinin arkasında yatan en büyük neden arz fazlalığı ve talep yetersizliğidir. Keynesyen iktisat politikaları piyasa etkinliğini sosyal adaletle ilişkilendirmiştir.

1945-1973 dönemi F.W. Taylor, H. Ford, J.M. Keynes ve W. Beveridge isimleri ile özdeşleşmiştir.

1945-1973 yılları arasında sendikalar etkinliklerini arttırmış; toplam talebi canlandıran, gelir dağılımını dengeleyen ve sosyalizmin önünü kesen bir araç olarak görülmüş; hükümetler ve işverenler tarafından tanınarak, yalnızca toplu pazarlıklarda değil, siyasal ve ekonomik konularda da sosyal taraf olarak kabul edilmiştir.

Sendikaların İşbirlikçi/Korporatist Dönemi (1973-1980)

1960’ların ikinci yarısından itibaren artan enflasyonist baskılar ve 1973 yılındaki petrol krizi, birçok sanayileşmiş ülkede savaş sonrası uygulanan Keynesyen iktisat politikalarının sorgulanmaya başlamasına ve endüstri ilişkileri modelinin zayıflamasına neden olmuştur.

Petrol kriziyle birlikte ücret artışları ile verimlilik artışları arasındaki paralellik bozulmaya, verimlilik düşmeye, enflasyon ve işsizlik oranları eş zamanlı olarak artmaya, Taylorist yönetim ve Fordist üretim sistemleri yenilikçi karakterlerini kaybetmeye başlamıştır.


Ekonomik değişkenlerde ortaya çıkan bu tür yeni gelişmeler karşısında tam istihdamı gerçekleştirme, nisbi fiyat istikrarı içinde ekonomik istikrarı sağlama ve uygun bir ödemeler dengesine ulaşma zorunluluğu nedeniyle hükümetler geleneksel iktisat politikalarını tamamlayıcı nitelikte olan gelirler politikasını uygulamaya başlamıştır.

Gelirler Politikası: Kâr, faiz, rant gibi tüm üretim faktörlerinin gelirlerini doğrudan etkileyen politikalardır.

1970’li yıllardan itibaren önem kazanan neokorporatizm, farklı çıkar gruplarının, demokratik çoğulcu bir siyasal yapı içinde, devletle ilişkileri göz önüne alınarak, siyaset oluşumuna dâhil edilmeleridir.

Sendikaların Güç ve Etkinliklerini Kaybettikleri Dönem (1980 Sonrası)

1980’li yıllardan itibaren değişen sosyo-ekonomik ve siyasi koşulların etkisiyle birlikte sendikalar birçok ülkede güç ve etkinliklerini hızla kaybetmeye başlamış ve sendikalar açısından yeni bir döneme girilmiştir.

Stagflasyon: Ekonomik durgunluk ile enflasyonun eş zamanlı olarak yaşanmasıyla ortaya çıkan ekonomik sorundur.

Taksflasyon: Yüksek enflasyon hızı ve yüksek vergi yükünün eş zamanlı olarak yaşanmasıyla ortaya çıkan ekonomik sorundur.

Ülkeler arasında ekonomik sınırların ortadan kalkması, ulus devlet kavramının önemini kaybetmesi ve hızlı teknolojik gelişmeler sonucunda “dünya küçük bir köy” hâline gelmiştir.

Merkez ülkeler: Dünya ekonomisinin gidişini ekonomik güçlerinin büyüklüğüyle belirleyen, aynı zamanda işleyiş biçimini belirleyecek kuralları koyan, yönetim ve denetim işlevlerini gerçekleştiren ileri sanayileşmiş ülkelerdir. Merkez ülkelerin en başında günümüzde ABD yer almaktadır.

Merkeze aday ülkeler: Merkez ülkelerle çevre ülkeler arasında yer alan, ancak başarılı büyüme çizgileriyle merkez ülkelere yaklaşan ülkelerdir. Günümüzde Çin merkeze aday olan en güçlü ülke durumundadır.

Çevre ülkeler: Dünya ekonomisini etkileme gücünden yoksun, merkez ülkelerin aldığı kararlara katılmaktan uzak, genellikle merkez ülkelerin yarattığı koşulları kendilerine uyarlamak zorunda kalan gelişmekte olan ülkelerdir.

Esneklik işgücünün homojen yapısını farklılaştırmakta ve işgücü, “çekirdek” ve “çevre işgücü” şeklinde parçalanmaktadır;

• Çekirdek işgücü: Tam zamanlı çalışan, tatmin edici ücret, çalışma koşulları ile iş güvencesine sahip ve ikamesi güç nitelikleri olan işgücüdür. • Çevre işgücü: Esnek zamanlı çalışan, düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına sahip, iş güvencesi olmayan, düzensiz işlerde çalışan niteliksiz veya

yarı nitelikli ve kolaylıkla ikame edilebilen işgücüdür.

Fordist üretim sisteminin krize girmesine neden olan faktörleri şu şekilde sıralamak mümkündür: Piyasaların standart mallara doyması, kitle üretiminin teknik etkinlik sınırına ulaşması, düşük güvene dayalı çalışma ilişkileri, işgücünün işe yabancılaşması, üretimin ve rekabetin küreselleşmesidir.

Teknolojik gelişmelerden sendikaların örgütlenme yöntem ve faaliyetleri de etkilenmektedir. Sendikalar son yıllarda özellikle İnternet’i etkin şekilde kullanarak örgüt içi ve örgütler arası dayanışmayı arttırmakta, sendikaya kolayca ulaşılabilmesini sağlamakta, web sayfaları, e-posta, online üyelik ve sohbet odaları gibi araçlarla üyelerine sundukları hizmetleri geliştirip sendikalara olan talebi arttırmakta, bazı sendikal eğitimleri internet üzerinden vermekte, toplu pazarlık sürecinde üyelerin beklenti ve taleplerini elektronik oylama yoluyla öğrenmekte, sendikal şeffaflık sağlamakta, işvereni veya hükümeti farklı İnternet araçları ile protesto edebilmektedir.

Tüm bu faktörlerin sonucunda birçok ülkede güçlerini kaybeden sendikaların geleceği üzerine farklı görüşler ve alternatif senaryolar ortaya çıkmaktadır.

Sendikaların hızla güç kaybederek gelecekte varlıklarını kaybedecekleri ve sendikasız bir endüstri ilişkileri sisteminin oluşacağı en karamsar senaryo olarak karşımıza çıkmaktadır. Sendikaların değişen koşullar karşısında kendilerini yenilememeleri durumunda bu senaryo birçok ülkede görülebilecektir.

Bir başka görüşe göre ise sendikalar gelecekte çatışmacı ve ideolojik kimliklerini bir kenara bırakarak işverenle ve hükümetle daha uzlaşmacı ve işbirlikçi bir yapıya sahip olacak, örgütlendikleri işletmelerin amaçları doğrultusunda faaliyet gösterecektir.

Bir diğer görüşe göre ise sendikalar sosyo-ekonomik ve siyasi koşullarda yaşanan tüm değişimlere uyum sağlayarak üye sayılarını koruyabilmek ve arttırabilmek için geliştirdikleri yenilikçi politikaları uygulayarak varlıklarını devam ettireceklerdir.

Gelecekte bu senaryolardan hangisinin gerçekleşeceği konusunda genel ve kesin bir yargıda bulunmak ise mümkün gözükmemektedir. Sendikaların tercihleri ve uyguladıkları politikalar sonucunda her ülkede sendikalar farklı bir geleceğe sahip olacaktır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında