AÖF Soru Bankası

İstihdam ve İşsizlikÜnite 6 Özeti

Türkiye’de İstihdam ve İşsizlik

ÇEK303U-İSTİHDAM VE İŞSİZLİK

Ünite 6: Türkiye’de İstihdam ve İşsizlik

Giriş

İstihdam en geniş anlamıyla, üretim faktörlerinin etkin kullanımı ile ilgili bir kavramdır. Bir ekonomide belli bir dönemde tüm üretim faktörlerinin var olan teknolojik düzeye göre ne ölçüde kullanıldığını ifade eder. Çalışma ekonomisine konu olan istihdam “emek istihdamı”dır ve emeğin ekonomide üretim faktörü olarak kullanımını ifade eder. Emek istihdamı ile ilgili en fazla karıştırılan konu, kavramın sadece bir işte çalışan işçilerle ilgili olduğunun sanılmasıdır. Oysa işçiler yanında “memurlar” “işverenler”, “kendi hesabına çalışanlar” hatta “ücretsiz aile işçileri” de istihdam içindedir. Karıştırılan ikinci konu, iş başında olmadığı hâlde nasıl istihdam içinde olunacağıdır.

İşsizlik genel olarak piyasa ve cari ücret koşullarında iş aranmasına ve iş bulduğunda çalışmaya hazır olunmasına rağmen iş bulamama hâlidir.

Türkiye Nüfusunda ve İşgücünde Yaşanan Gelişmeler

Çalışma hayatına ilişkin hemen her tartışmanın temelinde nüfus konusunu görürüz. İstihdam, işsizlik veya toplam olarak işgücü araştırmaları da doğal olarak nüfusla bağlantılıdır. İşgücüne yönelik çalışmalarda nüfus kavramı, “kurumsal olmayan nüfus” ve “kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus” kapsamında kullanılır. Kurumsal olmayan nüfus okul, yurt, otel, çocuk yuvası, huzurevi, hastane, hapishane, kışla ya da orduevinde ikamet edenler dışında kalan nüfustur. Kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus kurumsal olmayan nüfus içerisindeki 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusu ifade eder.

2007’den beri, yerleşim yeri nüfusları, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü (NVİGM) tarafından güncellenen Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) ile hesaplanmaktadır. Böylece Türkiye genelinde kaç kişinin yaşadığı artık evlere kapanıp sayılarak değil adres beyanına göre belirlenmektedir.

2020 sonu Türkiye nüfusu 83.614.362 kişidir. Nüfus son on yılda yaklaşık 10 milyon kişi artmıştır. Nüfusun %50,1’ini erkekler (41.915.985 kişi), %49,9’unu kadınlar oluşturmaktadır (41.698.377 kişi). Yıllık nüfus artışında bir önceki yıla göre azalış vardır (2019’da binde 13,9’dan 2020’ye binde 5,5). Türkiye’de nüfusun %93’ü il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır.

Türkiye’de hem erkek hem de kadınlar için ortanca yaşın giderek yükseldiği görülmektedir. 2007’de 27 olan ortanca yaş, 2010’da 29,2’ye, 2020’de 32,7’ye yükselmiştir. Anlaşılan nüfus giderek yaşlanıyor ve Türkiye genç nüfus avantajından uzaklaşıyor. Erkek ve kadın ortanca yaş ayrımına baktığımızda 2010’da erkeklerde ortanca yaş 28,7 iken kadınlarda 29,8 idi. 2020’de erkeklerde ortanca yaşın 32,1’e kadınlarda 33,4’e yükseldiği görülmektedir. Türkiye’de 2020 sonu itibarıyla en yüksek ortanca yaşa sahip ilimiz Sinop’tur (41,4). Şanlıurfa en düşük ortanca yaşa sahip ilimizdir.

İşgücü piyasası için önemli olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfustur. 2020 geneli itibarıyla Türkiye’de 15 ve üzeri yaştaki kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus 62 milyon 579 bin civarındadır. Bu sayı toplam çalışabilir nüfusumuzu ifade etmektedir. İstihdam edilenler ve işsizlerin toplamından oluşan işgücü 30 milyon 873 bin kişidir. İşgücünün kurumsal olmayan çalışma çağı nüfusu içindeki oranına işgücüne katılma oranı denir. Görüldüğü üzere yaklaşık 62,5 milyon çalışabilir nüfusun neredeyse sadece yarısı üretici emek gücü veya üretmeye aday durumdadır. 2020 için işgücüne katılma oranı (İKO) %49,3 seviyesindedir.

Türkiye’de işgücü sayısı, nüfusa bağlı olarak artış eğiliminde olsa da işgücüne katılma açısından her zaman aynı yorum yapılamaz. Ücretlerin düşüklüğü ve toplumun çalışmaya bakışı (özellikle kadınlar için) işgücüne katılma kararında önemli etkenlerdir. Bunun yanında iş bulunamadığı için cesaretin kırılması, ücret dışı gelirin olması, çalışma koşullarının beğenilmemesi veya bireylerin çalışmak yerine boş zamanı tercih etmesi gibi birçok neden işgücüne katılma kararını etkileyebilir.

Türkiye’de İstihdamın Dinamik Analizi

İstihdam potansiyel bir kavramdır ve üretim gücünü ifade eder. Ancak istihdam denilince akla ilk olarak emek istihdamı gelir.

Türkiye’de İstihdamın Genel Görünümü ve Özellikleri

2020’de Türkiye’deki 26 milyon 812 bin kişilik istihdamın %69’unu erkekler (18 milyon 506 bin), %31’ini kadınlar oluşturmaktadır (8 milyon 306 bin). En fazla istihdam 15 milyon 60 bin kişi ile hizmetler sektöründedir (%56,2). Sanayi sektöründe 5 milyon 497 bin kişi istihdam edilmektedir (%20,5). İstihdam yoğunluğunun üçüncü sırasında yer alan tarım sektöründe 4 milyon 716 bin kişi istihdam edilmektedir (%17,6). Son sırada 1 milyon 538 bin istihdamla inşaat sektörü yer alır (%5,7).

Türkiye’de istihdam oranı yıllar içinde dalgalanma göstermektedir. Ancak 2019’dan beri azalış eğilimindedir. Mevsimlik etkilerden arındırılmış istihdam oranı 2018’den beri azalış eğilimindedir. Üstelik 2020 ilk çeyreğinden itibaren aşağı doğru hızla kırılmıştır.

Türkiye’de oluşan istihdamın 4 milyon 792 bini kamu sektöründedir. Bu grubun 2 milyon 970 bini kadrolu memur statüsündedir. Kamuda 1 milyon 162 bin işçi çalışmaktadır. Sözleşmeli personel 503 bin, geçici işçiler 50 bin civarındadır.

İstihdamın Ekonomik Faaliyet Kollarına (Sektörlere) Göre Analizi

Türkiye’de ekonomik faaliyetlere göre istihdam; tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat olmak üzere dört temel sektör sınıflandırmasında incelenmektedir. Bu ana sektör sınıflaması altında yirmi iki NACE kodlaması bulunur.

Tarım sektörü; ormancılık, avcılık ve balıkçılık alt faaliyetlerini içerirken sanayi sektörü; madencilik ve taş


ocakçılığı, imalat, elektrik, gaz, buhar, su ve kanalizasyon gibi alanlarda yürütülen alt faaliyetleri içerir. Hizmetler sektörü, en geniş alt sektör bileşenine veya faaliyetlerine sahiptir. Toptan ve perakende ticaretten kişisel hizmetlere kadar uzanır. İnşaat sektörü, her tür yapı işi ile bayındırlık işlerini kapsar. Konut, okul, fabrika, hastane, iş yeri, depo gibi her türlü bina inşaatı, yol, köprü, baraj yapımı gibi her türlü altyapı ve yapılaşma faaliyetleri, elektrik, su, sıhhi tesisat, ısıtma, havalandırma gibi tüm donanım işleri bu sektör kapsamındadır.

Gelişmişlik kriteri olarak istihdamın sektörel dağılımını önemseyen ülkeler sürekli tarım istihdamının düşürülmesine yönelik politikalar yürütebilmektedir. Çoğu zaman hatalı kararların alınmasına neden olan bu durum, kimi zaman yüksek seviyede işsizliğe, kontrolsüz göç ve yığılmalara, daha da önemlisi dışa bağımlılığa neden olabilmektedir.

Türkiye’de ekonomik faaliyet kollarına göre istihdam istatistikleri 1923’ten beri düzenli olarak tutulmaktadır. Ekonomik faaliyet koluna ana sektörlerde istihdam edilenlerin son on yıllık gelişimi (kitabınızın 162 sayfasında Tablo 6.2’den) izlenebilir.

İstihdam Edilenlerin İşteki Duruma Göre Analizi

İstihdam edilenlerin işteki durumlarına göre analizi, işinin başında bulunup ücretli, maaşlı ve yevmiyeli, kendi hesabına, işveren veya ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde en az bir saat iktisadi faaliyette bulunan kişiler kapsamında yapılmaktadır. Ücret ve maaş aynı anlamda gibi görünse ve temel fonksiyonları benzerlik gösterse de birbirinden farklı kavramlardır. Ücret, işçilere belirli bir çalışma karşılığında yapılan ve para ile ifade edilen ödemeler iken maaş, memurlara henüz çalışmadan peşinen yapılan ve para ile ifade edilen ödemelerdir.

Türkiye’de özellikle yaz mevsimlerinde belirli bölgelere yoğun işgücü göçü olmakta, yevmiyeli veya mevsimlik çalışmalar şeklinde önemli sayılarda istihdam oluşmaktadır. Mevsimlik çalışması nedeniyle iş aramayan ve işbaşı yapmaya da hazır olmayan mevsimlik çalışanlar genellikle yevmiye ile çalışır. 2009’dan beri işgücüne yönelik istatistiklerde kullanılan soru kâğıdında ücretli veya maaşlı ile yevmiyeli kategorileri birleştirilmiş olup bu tarihten sonra yevmiyeliler de “ücretli veya maaşlı” kategorisinde değerlendirilmektedir. (Kitabınızın 163 sayfasında işteki duruma göre istihdam edilenler tablo 6.3’ten) izlenebilir.

İstihdamın Yapısal (Tarım Dışı/Tarım) ve Bölgesel Analizi

Bir ülkede yatırımların geniş bir alana yayılması istihdamın da yayılmasına yol açacağından buna bağlı olarak gelir dağılımının aynı oranda iyileşmesi beklenir. Yatırımların belirli merkezlerde toplanması gelişmiş birçok ülkenin ilk dönem sanayileşme sürecinin parçasıdır. Elbette bu durum hızla yeni şehirlerin oluşmasına, buralara göç eden kişilerin yeni hayat tarzlarını benimsemelerine yol açmaktadır. Birçok kalkınma modeli olmasına rağmen sürçe temelde iki

yönteme dayanmaktadır. Bunlardan biri dengeli, diğeri dengesiz kalkınma modelidir. Perroux tarafından ortaya atılan ve Hirschman tarafından geliştirilen Dengeli Kalkınma Modelinde, ülke geneline ya da tüm ekonomik bileşenlere benzer oranlarda yatırım yapılması ile topyekûn ancak daha uzun süreli bir kalkınma hedeflenir. List tarafından ortaya atılıp Nurkse tarafından geliştirilen Dengesiz Kalkınma Modelinde ülkede belirli yerlere ya da seçilmiş anahtar ekonomik süreçlere yapılan yatırımların olgunlaştırılması ve belirli bir süre sonra bu merkezlerin ya da sektörlerin çevresini ve diğer sektörleri kalkındırması beklenir.

Türkiye’de istihdam, yoğun olarak tarım dışı alanda oluşmaktadır. 2011-2020 döneminde tarım dışı istihdam %70 artmıştır. Aynı dönemde tarım istihdamının %55 daraldığı görülmektedir. 2020 dağılımı incelendiğinde Türkiye’deki istihdamın %82,5’inin tarım dışında, %17,5’inin tarımda oluştuğu görülmektedir.

Türkiye genelinde bölgesel istihdam analizleri istatistiki bölge sınıflandırması kapsamında iki düzeyde yapılmaktadır. Bu bölgeler 1.Düzey ve 2.Düzey olarak ayrılır ve coğrafi olarak bildiğimiz 7 bölge sınıflandırmasından farklıdır. 1.Düzey sınıflandırmada 12 bölge bulunurken 2.Düzey sınıflandırmada 26 bölge vardır. Türkiye’deki tüm iller düzey bölge sınıflandırması içine dağıtılmıştır. Türkiye’deki istihdamın dağılımı hakkında 1. Düzey bölgesel sınıflandırma fikir verebilir. Bu kapsamda istihdamın dağılımı (kitabınızın 165 sayfasında Tablo 6.5’te) gösterilmiştir.

Kayıt Dışı İstihdam Sorunu

Türkiye’de istihdama yönelik çalışmalar incelendiğinde formel ve enformel istihdam kavramlarının fazlasıyla kullanıldığını görürüz. Formel kelime olarak kurallara uygun veya resmî anlamını taşırken enformel kurallara uygun olmayan veya gayri resmî anlamını taşımaktadır. Bu kapsamda enformel istihdam kayıt dışı istihdam olarak da adlandırılmaktadır (Ekin, 1995). Kayıt dışı istihdam ile herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanlar kastedilmektedir.

Kayıt dışı istihdamda olanların genel olarak beş grupta yoğunlaştığı söylenebilir. Bunlar; (1) Kendi hesabına çalışan işçiler ve kendi kayıt dışı sektör işletmelerinde çalışan işverenler, (2) Kayıtlı veya kayıt dışı sektör işletmelerinde çalışıp çalışmadıklarına bakılmaksızın katkıda bulunan aile işçileri, (3) Kayıt dışı işlerde çalışan kayıtlı sektör işletmeleri, kayıt dışı sektör işletmeleri tarafından veya hane halkları tarafından ücretli aile işçisi olarak istihdam edilen çalışanlar, (4) Kayıt dışı üretici kooperatiflerin üyeleri ve (5) Hane halkı tarafından münhasıran kendi nihai kullanımı için mal üretimi yapan kendi hesabına çalışanlar. Kayıt dışı istihdam sadece Türkiye’nin değil birçok gelişmekte olan ülkenin temel sorunlarından biridir. Türkiye’de kayıt dışılık sorunu yıllardır üstesinden gelinmesi gerekli bir problem olarak gündemdedir. Kayıt dışılıkla mücadelede, yerleşik bir kültüre dönüşmüş insan onuruna yakışmayan çalışma


biçimleri, denetim yetersizlikleri, firma sahiplerinin ve çalışanların algıları gibi birçok husus önem taşır. Kayıt dışılığa neden olan en önemli unsurlardan biri de eğitimdir. Eğitim seviyesi arttıkça sorun azalmaktadır. Eğitimli kişiler genellikle birincil işgücü piyasasında çalışmayı tercih eder. Eğitim seviyesi düştükçe iş bulabilmek için ikincil piyasalara doğru mecburi yönelişler olmaktadır. Türkiye’de 2020’de eğitim ve sosyal güvenlik sistemine kayıtlılık arasında (kitabınızın 168 sayfasında Tablo 6.7’de) görüldüğü üzere bir manzara oluşmuştur.

Eksik İstihdam

Eksik istihdam en genel anlamıyla bir ekonomide istihdamda olan işgücünün eğitim, yetenek ve deneyiminin gerektirdiği işe istediği hâlde ulaşamaması durumudur. Eksik istihdamdaki kişi işsiz değildir ve bir işte çalışmaktadır. Ancak mevcut işinden elde ettiği gelirin azlığı ya da niteliklerine uygun bir alanda istihdam edilmediğini ileri sürerek mevcut işini değiştirmek istediğini veya ikinci bir iş aradığını bildirmektedir. Tam gün süreli bir iş aramasına rağmen bulamadığı için kısmi süreli (part time) bir işte çalışmak zorunda olup daha fazla süreler çalışmak için arayış içinde olanlar da eksik istihdam içindedir.

Türkiye’de istihdam ve eksik istihdamın son on yıllık değişimi (kitabınızın 169 sayfasında Tablo 6.8’de) görülmektedir. Eksik istihdam her ne kadar istihdam içinde olanlar arasından hesaplansa da ister zamana bağlı ister yetersiz olsun bir şekilde âtıl hâlde duran işgücünü de içermektedir. Âtıl işgücü zamana bağlı eksik istihdam, dar tanımlı işsizlik ve potansiyel işgücünün toplamından ibarettir.

Eğitim İstihdam İlişkisi

Eğitim hem istihdam hem de daha kaliteli bir hayat için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Türkiye’de eğitim istihdam ilişkisi üzerine yapılan çalışmalarda, genellikle uyumun yetersizliği üzerinde durulmaktadır. Bu nedenle Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından “İstihdam ve Mesleki Eğitim İlişkisinin Güçlendirilmesi Eylem Planı” hazırlanmıştır (www.myk.gov.tr). Amaç, verilen teorik eğitim ile güncel uygulamalar arasında yeterli bağın kurulabilmesidir.

Türkiye genelinde oluşan istihdamdan en fazla payı alan eğitim grubu ilkokul mezunlarıdır. İstihdamda ağırlığı olan ikinci grup yüksekokul veya fakülte mezunlarıdır (%27,6). Aradaki eğitim düzeyinin istihdam edilebilirliği diğerlerine göre daha düşüktür. Türkiye’de çoğu zaman dile getirilen ara eleman ihtiyacının lise ve/veya meslek lisesi mezunlarından sağlanması beklenir. Ancak bu iki grubun toplam istihdamı ne ilkokul ne de yüksekokul mezunlarının istihdamına erişebilmektedir. İstihdamın üniversite mezunları lehine gelişmesi nitelikli elemanlara ihtiyaç duyan bir piyasa yapısının varlığını gösterir. Üniversite mezunları, gereğinden çok artarsa artık lise mezunları gibi ara eleman olarak değerlendirilmeye başlar.

İstihdamın Yaş ve Cinsiyet Açısından Analizi

Yaş, istihdam açısından önemli bir ölçüttür. Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu ülkelerde, belli yaşın üstünde insanların iş bulabilme veya işlerini koruyabilme ihtimalleri azalmaktadır. Bu nedenle son dönemlerde yükseltilen emeklilik yaşlarına ilişkin büyük tepkiler oluşmuştur. 2020 Türkiye’sinde genellikle yüksek eğitimin tamamlandığı 25 yaş ile emeklilik yaşının doldurulduğu 50- 54 yaş arasında (sigortalılık başlangıcı 1999’dan önce olanlar için) istihdamın yoğun olduğu görülmektedir. 40’lardan itibaren yaş arttıkça istihdam düşmektedir. En düşük istihdam 65 ve üstü yaştaki kişiler arasındadır.

Türkiye’de kadın istihdamı erkeklere göre düşük seviyededir. Son dönem toplam istihdamın %69’unu erkekler %31’ini kadınlar oluşturmaktadır. Son on yılda bu oran kadınlar lehine değişmiştir. Türkiye’de 2020 itibarıyla hem erkeklerin hem de kadınların en yoğun istihdamının 35-39 yaş grubunda olduğu anlaşılmaktadır.

Çocuk İstihdamı

Birleşmiş Milletlerin Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesinin l. maddesinde 18 yaşından küçük olan herkes çocuk olarak tanımlanmaktadır. ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) 15 yaşının altında ve aile bütçesine katkıda bulunmak ya da yaşamım kazanmak amacıyla çalışanları Çocuk İşçi ya da Çalışan Çocuklar olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler kriterlerine göre 2020’de 0-17 yaş arasında Türkiye’de 22 milyon 750 bin 657 çocuk vardır. Çocukların %85’i ortaöğretim seviyesinde okullaşma oranına sahiptir. 2020’de Türkiye’de çalışabilir çağda olan 15- 17 yaş grubunda 3 milyon 682 bin 420 çocuk bulunmaktadır. Çalışabilir çağda olan çocuk nüfusu, toplam çocuk nüfusunun %16,2’si kadardır. Türkiye’de 593 bin çocuk işgücü vardır. Bunun 501 bini istihdamda 92 bini işsizdir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çocuk işçiliği ile mücadele edilmektedir. Bu mücadelede başarılı olmanın yolu ailelerin gelir düzeylerini yükseltmektir.

Türkiye’de İşsizliğin Dinamik Analizi

Geçinmek için ücretli bir çalışma faaliyeti içinde bulunmak istemesine rağmen iş bulamayan birçok kişi için işsizlik önemli bir sorundur. Klasik İktisat teorisine göre işsizlik iradidir (gönüllüdür). Ancak Keynes’le birlikte işsizlik gayriiradi (gönülsüz) olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Türkiye’de İşsizliğin Genel Görünümü

Türkiye’de işsizlik genel olarak yapısal nedenlerden kaynaklanmaktadır. Yapısal nedenler öz itibarıyla emek arzı ve talebinin buluşması önündeki yapısal engelleri ifade eder. İşsizlik oranı ile açık iş oranı arasındaki negatif ilişkiyi gösteren eğriye Beveridge Eğrisi denir. Türkiye’de bu eğriyi geçerli kılacak şekilde işsizlik oranı ile açık iş oranı arasında negatif bir ilişki vardır. 2020’de 4 milyon 61 bin kayıtlı işsiz bulunmaktadır. İşsizlik oranı %13,2 seviyesinde oluşmuştur. Tarım dışı işsizlik oranı %15,3; 15-24 yaş aralığında bulunan genç işsizlik oranı %25,3 seviyesindedir. 2020 sonu itibarıyla mevsimlik etkiler dâhil Türkiye’de işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı


%24,6 olmuştur. Türkiye genelinde kayıtlı işsizler en fazla eş-dost vasıtasıyla iş aramaktadır (%88,9). Ardından doğrudan işverene başvuru gelmektedir (%60). Türkiye’de 2011-2020 on yıllık dönemine işsizlik oranlarının %9-%13,7 arasında dalgalandığı görülür. Bu dönem içinde en yoğun işsizlik %13,7 ile 2019’da olmuştur. İşsizlik oranları 2008 ekonomik kriz sonrası dönemden sonra en yüksek seviyelerindedir. Son on yılda işsizlik oranlarında dalgalanmalı bir artış vardır. Türkiye’de işsizlerin önemli bir kısmı 1 yıl ve daha fazla süredir iş aramaktadır. Türkiye’de işsizlerin önemli bir kısmı 1 yıl ve daha fazla süredir iş aramaktadır. Buna uzun süreli işsizlik denir. Türkiye giderek yükselen kalkınma çizgisi ile istihdam yoğunluğunu kent lehine artırmaya başlamıştır.

Türkiye’de İşsizliğin Bölgesel Analizi

Sanayi toplumları, kentleşme ve kent kültürünün oluştuğu toplumlardır. Gerek iş bulma kaygısı gerek eğitim gerekse daha iyi bir yaşam standardı beklentisi kırsal alandan kente göçü hızlandırmakta bu durum doğal olarak istihdamın da işsizliğin de kentlerde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Yıllar itibarıyla işsizliğin en yüksek olduğu bölge Güneydoğu Anadolu, en düşük olduğu bölge Karadeniz’dir. İşsizlik oranının en yüksek olduğu iller Mardin, Batman, Şırnak, Siirt en düşük olduğu iller Kastamonu, Çankırı ve Sinop’tur.

Eğitim İşsizlik İlişkisi

Genel olarak işsizlikle eğitim arasında belirgin bir korelasyon (ilişki/ilgileşim) olması beklenir. Birçok insan daha iyi bir iş bulabilme ümidiyle örgün ya da yaygın eğitim sürecine devam eder ve maliyetlere katlanır. Farklı düzeyde yapılan araştırmalarda kimi zaman eğitimin işsizliği azalttığı, kimi zamanda azaltmadığına ilişkin bulgulara ulaşılmıştır.

Türkiye’de en düşük işsizlik oranı okuma yazma bilmeyenler arasındadır. Bu kesimin işsizliği yıllardır en düşük seviyededir. Yüksekokul veya fakülte mezunlarının işsizlik oranı ilkokul mezunlarından daha fazladır. Yine de genel olarak bakıldığında ilköğretim mezunları ile okuma yazma bilen ancak bir okulu bitirmeyenlerin işsizlik oranları yüksektir.

İşsizliğin Yaş ve Cinsiyet Açısından Analizi

İşgücü piyasalarına yönelik istatistiki sınıflandırmalarda yaş, çalışma çağı kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle yasal çalışma çağı olan 15 yaşından itibaren kademeli olarak grupları oluşturulmuştur. Yaş sınıflandırması kimi zaman 15-64 arasında bırakılmakta kimi zaman 15+ olarak üst sınır ortadan kaldırılmaktadır.

Türkiye’de 2020 itibarıyla işsizlik oranı gençler arasında yüksektir. Genç nüfusa alt gruplar açısından incelendiğinde 20-24 yaş arasındaki işsizliğin daha yoğun olduğu görülür. Bir de genç nüfus içinde olan özellikli bir grup vardır. Bu gruptakiler ne eğitimde veya yetiştirmede ne de istihdamdadır.

Türkiye’de İşsizliği Doğuran Nedenler

Türkiye’de dikkate alınan ve mücadele edilen asıl işsizlik türü yapısal işsizliktir. Yapısal işsizlik işgücü piyasasındaki yapısal uyumsuzluklar nedeniyle ortaya çıkar ve açık işler ile iş arayanların beceri gereği yönünden farklı olması, açık işler ile iş arayanların farklı yerlerde oluşu, teknolojik gelişmelerin bazı meslekleri ortadan kaldırması gibi alt nedenlerle oluşur. Tanımdan da anlaşılabileceği üzere yapısal işsizliğin nedenleri: (1) Açık işler ile iş arayanların beceri gereği yönünden farklı olması, (2) Açık işler ile iş arayanların farklı yerlerde oluşu, (3) Teknolojik gelişmelerin bazı meslekleri ortadan kaldırması olarak sıralanabilir. İşsizlik oranı ile açık iş oranı arasındaki negatif ilişkiyi gösteren eğriye Beveridge Eğrisi denir. Ekonominin daralma dönemlerinde yetersiz talep nedeniyle karşılaşılan işsizliğe konjonktürel işsizlik denir. Mevsimlik işsizlik yılın belirli zamanlarında mevsim etkisinden kaynaklanan nedenlerle oluşan işsizliktir.

Ekonomik Büyüme ve İşsizlik İlişkisi

Ekonomik büyüme üretim kapasitesinin artması ile ilgili olduğundan işsizlikle arasında genellikle ters orantılı bir ilişkinin olması beklenir. Yatırım artarsa istihdam da artar o hâlde işsizlik azalır. Bu durum neoklasik iktisadın temel döngüsüdür. (Kitabınızın 184 sayfasında Tablo 6.18’e göre) Türkiye’de 2011-2020 döneminde büyüme oranlarında dalgalanmalı düşüş gözlemlenmektedir.

İşsizlik ve Yoksulluk İlişkisi

Ülkelere, ekonomilere hatta kültürlere göre değişebilen yoksulluk genel olarak yoksunluklar bütünüdür. Yoksulluk asgari yaşam standartlarına erişememe ya da asgari yaşam standartlarını sürdürebilecek gelirden yoksun olma durumudur. İşsizliğin yol açtığı yoksullukla mücadele eden hükümetlerin en temel tedbirlerinden biri pasif işgücü piyasası politikalarından olan işsizlik sigortası ödemeleridir. İşsizlikle yoksulluk arasındaki ilişki, çalışmamaktan kaynaklanan gelir yetersizliği üzerine kurulsa da “çalışan yoksullar” bu durumu değiştirmektedir. İşi olduğu hâlde yeterli gelir elde edemediği için yoksulluktan kurtulamayanlar çalışan yoksulları oluşturur.

İşsizlik ve Suç İlişkisi

Sosyal politikanın en önemli konularından birini suçla mücadele politikaları oluşturmaktadır. İşsizlikle suç arasında yapılan birçok akademik çalışmada doğru orantılı bir ilişkinin varlığı kabul edilmektedir. İşsizlik süresi arttıkça suç işleme olasılığı artmaktadır.

İşsizlik ve suç işleme oranı arasındaki ilişkiyi çözümleyen çalışmalarda kullanılan değişkenler farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olsa da çaresizlikten suça yönelme ihtimaline karşın hükümetlerin özellikle uzun süreli işsizlikle mücadele politikalarına ayrı bir önem vermesi gerekir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında